📖 Tevbe Suresi 119. Ayette “Ey İman Edenler! Allah’a Karşı Takvâ Sahibi Olun ve Doğrularla Birlikte Olun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,024
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 119. Ayette “Ey İman Edenler! Allah’a Karşı Takvâ Sahibi Olun ve Doğrularla Birlikte Olun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Doğruluk bazen insanı kısa süreliğine yalnız bırakabilir; fakat yalanla kazanılan kalabalıktan, hakikat uğruna yaşanan yalnızlık daha güvenlidir. İnsan kimlerle yürürse zamanla onların dilinden, ölçüsünden ve ahlakından izler taşır; bu yüzden doğru olmak kadar doğrularla birlikte kalmak da önemlidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 119. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâ sahibi olun ve doğrularla beraber olun.”

Kısa bir ayettir.

Fakat üç büyük çağrı taşır:

İmanınızı ciddiye alın.

Allah’a karşı takvâ sahibi olun.

Doğruluğu yaşayan insanlarla birlikte olun.


Bu ayet, hemen önce anlatılan Ka‘b bin Mâlik ve iki arkadaşının doğruluk imtihanının ardından gelir.

Bu nedenle “doğrularla birlikte olun” emri, önceki ayetin hikâyesiyle son derece güçlü bir bağ oluşturur.

2️⃣ Tevbe 118 ile Tevbe 119 Arasındaki Bağ Nedir ❓​

Tevbe 118’de üç kişinin:

Tebük’e katılmadıkları,

mazeretleri olmadığı,

ama Hz. Muhammed döndüğünde yalan söylemedikleri

anlatılmıştı.

Özellikle Ka‘b bin Mâlik’in doğruluğu ona kısa vadede çok ağır bir bedel getirdi.

Yaklaşık elli gün süren zor bir dönem yaşadı.

Ama sonunda Allah:

onların tövbelerini kabul etti.

Hemen ardından Tevbe 119 gelir:

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğrularla birlikte olun.”

Bu sıralama tesadüf değildir.

Adeta Kur’an:

“Az önce doğruluğun neye mal olabileceğini ve sonunda nereye ulaştırabileceğini gördünüz; şimdi siz de doğruluğu hayatınızın tarafı hâline getirin.”

demektedir.

3️⃣ “Ey İman Edenler” Hitabı Neden Önemlidir ❓​

Ayet:

“Yâ eyyuhellezîne âmenû”

diye başlar.

Yani:

“Ey iman edenler!”

Bu hitap gösterir ki doğruluk sadece:

ahlak felsefesinin güzel bir tavsiyesi

değildir.

İmanın gereğidir.

İnsan:

“Allah’a inanıyorum.”

diyorsa,

bu inancın:

sözünde,

ticaretinde,

ilişkilerinde,

verdiği sözlerde,

şahitliğinde

ve kendi hatalarıyla yüzleşmesinde

bir karşılığı olmalıdır.

İman ile doğruluk birbirinden koparılamaz.

4️⃣ “Allah’a Karşı Takvâ Sahibi Olun” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“ittekullâh”

denilir.

Genellikle:

“Allah’tan korkun”

diye çevrilse de takvâ bundan daha geniştir.

Takvâ:

Allah’ın huzurunda yaşadığının bilincinde olmak,

O’nun sınırlarını gözetmek,

yanlıştan sakınmak,

sorumluluğunu ciddiye almak

ve karar verirken:

“Allah bundan razı olur mu?”

sorusunu taşımaktır.

Bu nedenle takvâ yalnızca korku değildir.

Bilinçli bir Allah sorumluluğudur.

5️⃣ Takvâ ile Doğruluk Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓​

Çünkü yalan çoğu zaman insanlardan bir şey saklamak için söylenir.

İnsan:

cezadan kaçmak,

itibarını korumak,

çıkar kazanmak,

ayıbını gizlemek

veya başkasını yönlendirmek

için yalan söyleyebilir.

Takvâ ise insana şunu hatırlatır:

İnsanlardan saklasan bile Allah’tan saklayamazsın.

Bu bilinç güçlendikçe insanın yalanla kendisini kurtarma arzusu zayıflar.

Ka‘b bin Mâlik’in yaptığı tam olarak buydu:

İnsanlara söylenebilecek bir mazeret yerine Allah’ın bildiği gerçeği seçti.

6️⃣ “Doğrularla Birlikte Olun” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“ve kûnû maa’s-sâdikîn”

denilir.

Yani:

“Doğrularla beraber olun.”

Buradaki “sâdikîn”:

doğru söyleyen,

sözü ile özü uyumlu,

imanında samimi,

verdiği söze sadık

insanları ifade eder.

Bu yalnızca:

“Doğru konuşan insanlarla aynı odada oturun.”

demek değildir.

Daha derin anlamıyla:

Doğruluğun tarafında olun.

Doğru insanlarla yürüyün.

Onların ahlakına yaklaşın.

Yalanın ve sahtekârlığın oluşturduğu çevrenin içine bilinçli biçimde yerleşmeyin.

7️⃣ Ayet Neden “Doğru Söyleyin” Değil de “Doğrularla Birlikte Olun” Diyor ❓​

Kur’an başka yerlerde doğruluğu doğrudan da emreder.

Ancak burada özellikle beraberlik vurgulanır.

Çünkü insan yalnızca kendi iradesiyle değil, içinde bulunduğu çevreyle de şekillenir.

Sürekli:

yalanın normal görüldüğü,

hileyle övünüldüğü,

insanların kandırılmasının zekâ sayıldığı

bir ortamda yaşayan kişinin zamanla bundan etkilenmesi mümkündür.

Tersi de doğrudur.

Dürüst insanların olduğu yerde:

yalan utanılacak,

emanete ihanet kötü,

sözünde durmak değerli

hâle gelir.

Çevre ahlakı besleyebilir veya aşındırabilir.

8️⃣ İnsan Gerçekten Arkadaşlarından Etkilenir mi ❓​

Çok güçlü biçimde etkilenebilir.

İnsan zamanla çevresinin:

kelimelerini,

şakalarını,

ahlak ölçülerini,

para anlayışını,

öfke biçimini

ve başarı tanımını

benimseyebilir.

Eğer bir çevrede:

“Herkes yapıyor.”

denilerek yalan normalleştiriliyorsa, insanın direnci düşebilir.

Ama çevresindeki insanlar:

“Hayır, bu doğru değil.”

diyebiliyorsa kişi kendi hatasını daha kolay fark edebilir.

Bu nedenle Tevbe 119 sadece bireysel ahlak değil, sosyal ahlak da öğretir.

9️⃣ “Doğrularla Birlikte Olmak” Sadece Dindar Görünen İnsanlarla Olmak mıdır ❓​

Hayır.

Dışarıdan dinî görünüm ile gerçek doğruluk aynı şey değildir.

Bir insan:

çok dinî konuşabilir,

çok ibadet görüntüsü verebilir,

çok güçlü sloganlar kullanabilir.

Ama:

yalan söylüyorsa,

emanete ihanet ediyorsa,

insanları kandırıyorsa,

çıkarına göre gerçeği değiştiriyorsa

“sâdık” olmanın ahlakından uzaklaşır.

Tevbe Suresi’nin önceki ayetleri zaten bize şunu öğretmişti:

Dinî görüntü, samimiyetin otomatik kanıtı değildir.

🔟 Doğru İnsan Kusursuz İnsan mıdır ❓​

Hayır.

Ka‘b bin Mâlik bunun en güzel örneklerinden biridir.

O büyük bir hata yaptı:

Tebük’e katılmadı.

Ama hatasını gizlemek için yalan söylemedi.

Dolayısıyla doğruluk:

“Hiç hata yapmamak”

değildir.

Doğruluk bazen:

“Hata yaptım.”

diyebilmektir.

İnsan yanlış yapabilir.

Ama sonra önünde iki yol vardır:

yanlışını örtmek

veya:

gerçeği kabul etmek.

Sâdık insanı ayıran özelliklerden biri, ikinci yolu seçebilmesidir.

1️⃣1️⃣ Her Gerçeği Herkese Söylemek Doğruluk mudur ❓​

Hayır.

Doğruluk ile mahremiyeti ortadan kaldırmak aynı şey değildir.

İnsan her özel bilgisini herkese anlatmak zorunda değildir.

Sır saklamak yalan değildir.

Mahremiyet yalan değildir.

Konuşmak istemediğin bir konuda:

“Bunu konuşmak istemiyorum.”

demek yalan değildir.

Sorun:

gerçeği bilerek tersine çevirmek,

aldatmak,

yanlış bilgi vermek

veya başkasının hakkını etkileyen gerçeği bilinçli biçimde gizlemektir.

Doğruluk, sınırsız ifşa değildir.

1️⃣2️⃣ Doğruyu Söylemek Her Zaman Sert Konuşmak mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan:

“Ben doğrucuyum.”

diyerek insanları gereksiz yere incitebilir.

Bu doğruluk değil, bazen kabalığı doğruluk adıyla sunmak olabilir.

Doğru söz:

doğru zamanda,

doğru üslupla,

gerektiği kadar

söylenmelidir.

Örneğin bir insanın görünüşü hakkında incitici bir yorum yapmak zorunda değilsin.

Her doğru bilgi, her ortamda söylenmesi zorunlu bir cümle değildir.

Doğruluk:

hakikati çarpıtmamak demektir.

1️⃣3️⃣ “Beyaz Yalan” Denilen Şeyler Bu Ayetle Nasıl Değerlendirilir ❓​

Genel ahlaki ilke:

doğruluktur.

İnsan kolaylık olsun diye sürekli yalan söylemeye alışmamalıdır.

Çünkü küçük görünen yalanlar zamanla kişinin:

güvenilirliğini,

vicdanını

ve gerçekle ilişkisini

zayıflatabilir.

Fıkıh ve hadis geleneğinde bazı son derece sınırlı durumlara ilişkin ayrı değerlendirmeler bulunabilir.

Fakat bunlar:

“İyi niyetim varsa istediğim zaman yalan söyleyebilirim.”

gibi geniş bir izin oluşturmaz.

Temel ilke değişmez:

Mümin doğruluğu karakter hâline getirmeye çalışır.

1️⃣4️⃣ Doğru Söylemek Bazen İnsana Zarar Verebilir mi ❓​

Evet.

Ka‘b bin Mâlik’in hikâyesi bunun açık örneğidir.

Yalan söyleseydi kısa vadede:

toplumsal baskıdan kurtulabilir,

mazereti kabul edilmiş görünebilir

ve hayatına devam edebilirdi.

Doğru söyledi.

Ve yaklaşık elli gün ağır bir süreç yaşadı.

Bu bize çok önemli bir gerçek gösterir:

Doğruluk her zaman anında ödüllendirilmez.

Bazen bedeli vardır.

Fakat yalanın sağladığı rahatlık da her zaman gerçek kurtuluş değildir.

1️⃣5️⃣ Doğruyu Söylemek Her Durumda Kendimizi Tehlikeye Atmamızı mı Gerektirir ❓​

Hayır.

İslam’da insanın canını ve ciddi zararları gözetmesi de önemlidir.

Zorla konuşturulma,

şiddet tehdidi,

baskı,

savaş

ve benzeri olağanüstü durumlarda farklı hukukî değerlendirmeler bulunabilir.

Tevbe 119’un doğruluk ilkesi:

insanın bilinçli biçimde aldatmayı hayat tarzına dönüştürmemesi

ile ilgilidir.

Dolayısıyla:

“Doğru olmak için hiçbir şartı dikkate alma ve kendini gereksiz yere yok et.”

gibi bir anlayış doğru değildir.

1️⃣6️⃣ Yalanın Topluma Verdiği En Büyük Zarar Nedir ❓​

Yalanın en büyük zararlarından biri güveni yok etmesidir.

Bir toplum düşünün:

kimsenin sözüne güvenilmiyor.

Satıcı müşteriyi kandırıyor.

Müşteri satıcıyı kandırıyor.

Yönetici halka yalan söylüyor.

Çalışan işverene yalan söylüyor.

Arkadaş arkadaşına yalan söylüyor.

Eşler birbirine yalan söylüyor.

Böyle bir toplumda herkes sürekli:

“Acaba doğru mu söylüyor?”

diye yaşar.

Bu yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda:

ekonomik,

hukuki,

sosyal

ve psikolojik

bir maliyet üretir.

Doğruluk toplumun görünmeyen sermayesidir.

1️⃣7️⃣ “Doğrularla Birlikte Olun” Emri Yalancı İnsanlarla Bütün Bağı Kesmek Demek midir ❓​

Hayır.

Bir yakınımız:

yalan söylemiş olabilir.

Bir arkadaşımız hata yapmış olabilir.

Bir insan kötü alışkanlığa sahip olabilir.

Bu, onunla hiçbir şekilde konuşamayacağımız anlamına gelmez.

Ona:

doğruyu gösterebilir,

yardım edebilir,

düzelmesi için destek olabiliriz.

Ayetin amacı insanları kusurları nedeniyle topluca dışlamak değildir.

Asıl mesaj:

Yalanı normalleştiren çevrenin ahlakını kendine ölçü edinme.

Yanlış yapan kişiye yardım edebilirsin.

Ama yanlışına ortak olmak zorunda değilsin.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Bugün doğruluk özellikle:

sosyal medya,

reklam,

ticaret,

siyaset,

haber,

ilişkiler

ve dijital kimlik

alanlarında çok büyük bir sınavdır.

İnsan gerçekte olmadığı biri gibi görünebilir.

Bir fotoğrafla hayatını olduğundan mükemmel gösterebilir.

Bir ürünü olduğundan iyi tanıtabilir.

Bir haberi bağlamından koparabilir.

Bir hatasını gizlemek için yeni hikâyeler kurabilir.

Tevbe 119 bütün bunların karşısına son derece sade bir ölçü koyar:

Takvâ sahibi ol ve doğrularla birlikte ol.

Yani hem kendin gerçeği koru, hem de gerçeğin değer gördüğü bir çevre kur.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 119. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 119. ayet yalnızca birkaç kelimeden oluşur:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâ sahibi olun ve doğrularla birlikte olun.”

Ama bu kısa cümlenin arkasında çok büyük bir hikâye vardır.

Bir önceki ayette üç insan görmüştük:

Ka‘b bin Mâlik, Hilâl bin Ümeyye ve Mürâre bin Rebî‘.

Hata yaptılar.

Tebük’e katılmadılar.

Mazeretleri yoktu.

Hz. Muhammed geri döndüğünde önlerinde iki yol vardı.

Birincisi:

kendilerini kurtaracak bir yalan üretmek.

İkincisi:

gerçeği söylemek ve sonucuna katlanmak.

Onlar ikincisini seçtiler.

Doğruluk onları hemen rahatlatmadı.

Tam tersine:

dünya onlara dar geldi.

İçleri sıkıştı.

Toplumdan mesafe gördüler.

Yaklaşık elli gün beklediler.

Ama sonunda Allah:

tövbelerini kabul etti.

Ve bu olayın hemen ardından:

“Doğrularla birlikte olun.”

emri geldi.

Bu sıralama bize çok güçlü bir mesaj verir:

Doğruluk bazen kısa vadede pahalıdır ama insanın Allah karşısında kendisini koruyabileceği en sağlam yollardan biridir.

Yalan ise tam tersine kısa vadede ucuz bir çıkış gibi görünebilir.

Bir cümle söylersin.

Mesele kapanmış gibi olur.

Ama sonra o yalanı korumak için:

başka bir yalan,

sonra başka bir açıklama,

sonra başka bir örtme

gerekebilir.

İnsan sonunda gerçeği değil, kendi oluşturduğu hikâyeyi korumaya başlar.

Ka‘b bin Mâlik bunu yapmadı.

Yanlış yaptı ama yanlışının üzerine yalan inşa etmedi.

İşte doğruluk ahlakının belki de en güzel tarafı budur:

Doğru insan kusursuz insan değildir; yanlış yaptığında gerçeği çarpıtmayan insandır.

Ayet ayrıca:

“Doğru olun.”

demekle yetinmez.

“Doğrularla birlikte olun.”

der.

Çünkü insanın ahlakı yalnızca kendi içinde oluşmaz.

Çevresi de onu eğitir.

Bir çevrede:

hile başarı sayılıyorsa,

yalan zekâ kabul ediliyorsa,

sözünde durmak saflık görülüyorsa,

insan bir süre sonra bundan etkilenebilir.

Başka bir çevrede ise:

dürüstlük saygın,

emanet önemli,

yalan utanç verici,

özür dilemek olgunluk

olarak görülür.

Bu yüzden doğru arkadaş seçimi yalnızca:

“İyi vakit geçiriyor muyuz?”

sorusu değildir.

Şu soru da önemlidir:

“Bu insanlarla birlikteyken ben nasıl bir insana dönüşüyorum?”

Daha dürüst müyüm?

Daha adil miyim?

Daha merhametli miyim?

Yoksa:

daha çok yalan mı söylüyorum?

Daha fazla dedikodu mu yapıyorum?

İnsanları küçümsemeye mi başlıyorum?

Haksız kazancı normal mi görüyorum?

Kur’an'ın:

“Doğrularla birlikte olun.”

emri tam da burada hayatımıza dokunur.

Ayetin ilk emri ise:

takvâdır.

Çünkü doğruluğun en güçlü koruyucularından biri Allah’ın seni gördüğünü bilmektir.

İnsanları kandırabilirsin.

Belgeleri değiştirebilirsin.

Bir hikâyeyi güzel anlatabilirsin.

Hatta bazen kendini bile kandırabilirsin.

Ama:

Allah gerçeği bilir.

Bunu gerçekten kavrayan insan için soru değişir.

Artık:

“İnsanları nasıl ikna ederim?”

değil,

“Allah’ın bildiği gerçekle benim anlattığım şey aynı mı?”

sorusu ortaya çıkar.

İşte takvâ ile doğruluğun birleştiği yer burasıdır.

Ve belki Tevbe 119’un bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir yanlış yaptığımızda itibarımızı korumak için gerçeği mi feda ediyoruz, yoksa kısa vadede bedel ödesek bile doğruluğu mu seçiyoruz; daha da önemlisi, hayatımıza aldığımız insanlar bizi hakikate yaklaştıran doğrular mı, yoksa zamanla yalanı ve yanlışı normal görmemize sebep olan bir çevre mi oluşturuyor?

“Doğruluk seni her zaman hemen rahatlatmayabilir; ama kendine baktığında kaçmak zorunda olmadığın bir yüz bırakır. Yanlış yaparsan kabul et, düşersen doğrul ve çevreni hakikati seven insanlardan kur; çünkü insan yalnızca söyledikleriyle değil, birlikte yürüdüğü insanların ahlakıyla da şekillenir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt