Nâziât Suresi 37. Ayette “Kim Azgınlık Etmişse” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İnsan Hangi Noktada “Tuğyan” Sınırını Aşmış Olur
“Nâziât Suresi’nin otuz yedinci ayeti, insanın ahlâkî çöküşünü tek bir kelimeyle özetler: tuğyan. Tuğyan yalnızca hata yapmak değildir; sınırı bilerek aşmak, kendini ölçünün üzerinde görmek ve arzularını hakikatin önüne koymaktır. İnsan bir anda Firavun olmaz; fakat sınırları sürekli küçümseyen her tercih onu aynı zihniyetin biraz daha yakınına götürebilir.”
Ersan Karavelioğlu
Nâziât Suresi 37. Ayet Ne Söyler
Nâziât Suresi’nin 37. ayetinde:
“Fe emmâ men tağâ.”
buyrulur.
Bu ifade genel olarak:
“Artık kim azgınlık etmişse…”
veya:
“Kim sınırı aşmışsa…”
şeklinde anlamlandırılır.
Ayet burada insanları yaptıkları tercihlere göre ayırmaya başlar.
Bir önceki ayette cehennemin açıkça gösterileceği söylenmişti.
Şimdi ise:
kimlerin bu sonuçla karşılaşacağı
açıklanmaya başlanır.
“Tağâ” Kelimesi Ne Anlama Gelir
“Tağâ” kelimesi:
azmak, sınırı aşmak, taşkınlık etmek, ölçüyü geçmek
anlamlarını taşır.
Aynı kökten gelen:
“tuğyan”
kelimesi de insanın kendisine konulan ahlâkî ve ilâhî sınırları aşmasını ifade eder.
Bu nedenle tuğyan:
basit bir hata
değildir.
Daha derin ve süreklilik kazanmış bir başkaldırı hâlidir.
Tuğyan İle Günah Arasında Fark Var Mıdır
Evet.
Her günah otomatik olarak “tuğyan” değildir.
İnsan:
hata yapabilir,
zayıflık gösterebilir,
pişman olabilir,
yanlışından dönebilir.
Tuğyan ise daha çok:
yanlışı alışkanlığa dönüştürmek, sınırı önemsememek ve kendisini hesap vermez görmek
anlamını taşır.
Dolayısıyla tuğyanın merkezinde sadece davranış değil:
bir zihniyet
vardır.
İnsan Hangi Noktada “Sınırı Aşmış” Sayılır
Tek bir davranış için herkes adına kesin bir sınır çizmek doğru olmaz.
Ancak ayetin genel mesajından hareketle tuğyan şu durumlarda belirginleşebilir:
İnsan yanlış olduğunu bildiği şeyi sürekli yapıyorsa,
başkalarının hakkını önemsemiyorsa,
uyarıları kibirle reddediyorsa,
kendisini hiçbir ölçüyle bağlı görmüyorsa
ve arzularını mutlaklaştırıyorsa.
İşte burada hata, karaktere dönüşmeye başlar.
Firavun Neden Tuğyanın En Büyük Örneklerinden Biridir
Nâziât Suresi daha önce Firavun için:
“İnnehu tağâ”
yani:
“Çünkü o azmıştı.”
demişti.
Firavun:
uyarıyı reddetti,
mucizeyi yalanladı,
halkı topladı,
kendisini en yüce rab ilan etti.
Yani onun tuğyanı yalnızca bireysel bir günah değil:
iktidar, kibir ve zulümle birleşmiş sistemli bir taşkınlıktır.
Bu yüzden 37. ayetteki “tağâ” kelimesi Firavun kıssasını yeniden hatırlatır.
Tuğyanın Temelinde Kibir Var Mıdır
Çoğu zaman evet.
Çünkü insan sınırı aşarken genellikle şu düşünceye yaklaşır:
“Bana kim karışabilir?”
Bu zihniyet:
hesap vermezlik duygusunu
besler.
Kibir arttıkça insan:
eleştiriyi küçümseyebilir,
başkalarının hakkını önemsemeyebilir,
kendi kararlarını mutlaklaştırabilir.
Bu nedenle tuğyanın önemli kaynaklarından biri:
benliğin aşırı büyümesidir.
Güç İnsanı Tuğyana Sürükleyebilir Mi
Güç tek başına kötü değildir.
Fakat kontrol edilmediğinde insanın karakterini bozabilir.
Bir insan güç sahibi olduğunda:
daha az eleştiri duyabilir,
daha az engelle karşılaşabilir,
yanlışlarının sonuçlarından daha kolay kaçabilir.
Bu durum onda:
“Ben istediğimi yapabilirim.”
duygusu oluşturabilir.
İşte güç, bu noktada tuğyana dönüşme riski taşır.
Para Da Tuğyana Sebep Olabilir Mi
Evet, ama para tek başına sebep değildir.
Kur’an’ın genel yaklaşımında insan kendisini:
yeterli ve ihtiyaçsız
gördüğünde azgınlaşabilir.
Servet kişiye:
bağımsızlık, üstünlük ve dokunulmazlık
duygusu verebilir.
Eğer insan servetini:
ahlâkın üzerinde
görmeye başlarsa, tuğyan zihniyeti gelişebilir.
Sorun zengin olmak değil:
zenginliği mutlak güç sanmaktır.
Bilgi De İnsanı Tuğyana Sürükleyebilir Mi
Evet.
Bilgi insana tevazu kazandırabileceği gibi kibir de verebilir.
Bir kişi:
“Ben biliyorum, diğerleri bilmiyor.”
düşüncesini:
“O hâlde ben yanılmam.”
noktasına taşıyabilir.
İşte bu tehlikelidir.
Gerçek bilgi insanın sınırlarını da öğretmelidir.
Çünkü insan ne kadar bilirse bilsin:
bütün gerçeği bilmez.
Tuğyan İnsanın Nefsini Merkeze Koyması Mıdır
Büyük ölçüde böyle yorumlanabilir.
Tuğyan eden insanın ölçüsü zamanla:
“Doğru olan nedir?”
olmaktan çıkar.
“Ben ne istiyorum?”
olmaya başlar.
Arzu:
ahlâkın,
vicdanın,
sorumluluğun
önüne geçer.
Bu durumda insanın nefsinin isteği adeta:
kendi yasası
hâline gelir.

İnsan Tuğyana Bir Anda Mı Düşer
Genellikle hayır.
Çoğu ahlâkî bozulma gibi tuğyan da küçük adımlarla gelişebilir.
Önce:
küçük bir haksızlık yapılır.
Sonra:
mazeret bulunur.
Daha sonra:
aynı davranış tekrar edilir.
Zamanla:
vicdanın sesi zayıflar.
Sonunda insan yaptığı şeyin yanlış olduğunu bile düşünmemeye başlayabilir.
Böylece sınır aşımı normalleşir.

Tuğyanın En Tehlikeli Aşaması Nedir
Belki de insanın:
yanlışını artık yanlış görmemesi
en tehlikeli aşamalardan biridir.
Çünkü kişi hatasını fark ettiği sürece dönüş ihtimali vardır.
Ama yanlış:
doğru gibi
görülmeye başladığında tövbe ihtiyacı da hissedilmez.
İnsan:
“Ben neden değişeyim?”
demeye başlar.
İşte tuğyan burada zihinsel bir hapishaneye dönüşebilir.

Başkalarına Zulmetmek Tuğyanın Bir Belirtisi Midir
Evet.
Çünkü zulüm:
başkasının hakkını çiğnemektir.
Tuğyan eden insan kendi arzusunu başkasının hakkından üstün görür.
Bu yüzden:
iş yerinde,
ailede,
toplumda,
devlette
gücün kötüye kullanılması tuğyanın farklı biçimleri olabilir.
Firavun örneği bunun en büyük siyasi modelidir.

İnsan Kendi Evinde Bile Tuğyan Edebilir Mi
Evet.
Tuğyan yalnızca krallara veya devlet yöneticilerine özgü değildir.
Bir insan:
ailesini sürekli korkutuyorsa,
kimseyi dinlemiyorsa,
her zaman kendisini haklı görüyorsa,
başkalarının duygularını küçümsüyorsa,
kendi otoritesini mutlaklaştırıyorsa
küçük ölçekte aynı zihniyeti gösterebilir.
Yani Firavunlaşmak için saray şart değildir.

Tuğyanın Karşıtı Nedir
Tuğyanın karşısında:
tevazu, takvâ, sorumluluk ve sınır bilinci
vardır.
Tevazu insanın:
“Ben yanılabilirim.”
diyebilmesidir.
Takvâ:
“Yaptıklarımın hesabı vardır.”
bilincidir.
Sınır bilinci ise:
“Gücüm var diye her şeyi yapamam.”
diyebilmektir.
Bunlar tuğyanın panzehiridir.

Ayetin Psikolojik Mesajı Nedir
İnsan çoğu zaman kendi sınır aşımını fark etmekte zorlanır.
Başkalarının kibrini kolayca görür.
Kendi kibrine ise:
özgüven
diyebilir.
Başkalarının kontrolcülüğünü eleştirir.
Kendi kontrol arzusuna:
düzen
adı verebilir.
Bu nedenle insanın düzenli biçimde kendisini sorgulaması gerekir.
Asıl soru:
“Ben kendimi nasıl görüyorum?”
değil,
“Davranışlarım başkalarına ne yapıyor?”
olmalıdır.

Ayetin Felsefi Mesajı Nedir
Nâziât 37 şu büyük soruyu düşündürür:
Özgürlük sınırsızlık mıdır?
İnsan bazen özgürlüğü:
“İstediğimi yaparım.”
şeklinde anlayabilir.
Fakat sınırsız özgürlük başkasının özgürlüğünü yok edebilir.
Bu nedenle gerçek özgürlük:
sorumluluk ve sınırlarla birlikte
anlam kazanır.
Tuğyan ise özgürlüğü:
hesapsız güç kullanımı
hâline getirir.

36. Ve 37. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
cehennem açıkça gösterilir.
- ayette:
“Kim tuğyan etmişse…”
denilir.
Yani sonuç ile sebep yan yana getirilir.
Önce:
sonuç gösterilir.
Sonra:
bu sonuca götüren karakter
anlatılır.
Bir sonraki ayet ise tuğyan eden insanın ikinci büyük özelliğini açıklayacaktır:
dünya hayatını tercih etmek.

Sonuç: İnsan Hangi Noktada Tuğyan Sınırını Aşmış Olur
Nâziât Suresi 37. ayette:
“Fe emmâ men tağâ.”
buyrulur:
“Kim azgınlık etmişse…”
Buradaki tuğyan:
tek bir hata yapmak
değildir.
İnsan hata yapabilir ve dönebilir.
Asıl tehlike:
sınır aşımının bir hayat tarzına dönüşmesidir.
İnsan:
kendisini hesap vermez görmeye,
başkasının hakkını küçümsemeye,
uyarıyı reddetmeye,
kendi arzusunu tek ölçü hâline getirmeye
başladığında tuğyan zihniyetine yaklaşır.
Firavun bunun en uç örneğidir.
Ama ayet sadece Firavun’u anlatmaz.
Çünkü “kim azgınlık etmişse” diyerek mesajı:
her insana
açar.
Bu yüzden asıl soru:
“Firavun neden azdı?”
değildir.
Daha zor soru şudur:
“Ben hangi konuda sınırı aşmaya başladığım hâlde bunu hâlâ normal görüyorum?”
İşte insan bu soruyu dürüstçe sorabildiğinde tuğyanın karşısındaki ilk adımı atmış olabilir.
“Tuğyan bir insanın bir sabah uyanıp ‘Artık zalim olacağım’ demesiyle başlamaz. Küçük sınır aşmaları, sürekli haklı çıkma arzusu ve hesap vermeme duygusu zamanla insanın karakterini değiştirebilir. Bu yüzden en büyük korunma, başkalarının Firavunluğunu görmekten önce kendi içimizde büyüyen küçük Firavunları fark edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu