Nâziât Suresi 27. Ayette “Sizi Yaratmak Mı Daha Zor Yoksa Göğü Yaratmak Mı” Diye Sorulması Ne Anlama Gelir Ve Kur’an Yeniden Dirilişe Neden Evrenin Yaratılışını Delil Gösterir
“Nâziât Suresi’nin yirmi yedinci ayeti, yeniden dirilişi imkânsız gören insanı kendi bedeninden çıkarıp gökyüzüne bakmaya çağırır. İnsan çürümüş kemiklerinin yeniden yaratılmasını akla uzak bulabilir; fakat üzerinde yükselen devasa göğün varlığını her gün görür. Ayetin sorusu bu yüzden güçlüdür: Böylesine büyük bir yaratılış mümkünse insanın yeniden yaratılması neden imkânsız olsun?”
Ersan Karavelioğlu
Nâziât Suresi 27. Ayet Ne Söyler
Nâziât Suresi’nin 27. ayetinde:
“E entum eşeddu halken emi’s-semâ’, benâhâ.”
buyrulur.
Bu ifade genel olarak:
“Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah bina etti.”
şeklinde anlamlandırılır.
Ayet, yeniden dirilişi reddeden insanlara doğrudan bir karşılaştırma sunar.
İnsanın yaratılışı ile:
göğün yaratılışı
yan yana getirilir.
Ayetteki Soru Gerçekten Bir Cevap Bekliyor Mu
Buradaki soru büyük ölçüde retorik bir sorudur.
Yani okuyucunun zaten ulaşması beklenen bir cevap vardır.
İnsan kendi bedenine bakar.
Sonra gökyüzüne bakar.
Kur’an’ın mantığına göre:
göğü yaratmaya gücü yeten Allah için insanı yeniden yaratmak elbette güç değildir.
Dolayısıyla soru, dirilişi reddeden insanın kendi düşüncesindeki tutarsızlığı fark ettirmeyi amaçlar.
Neden Birden Firavun Kıssasından Göğün Yaratılışına Geçildi
Bir önceki bölümde Firavun’un kibri ve sonu anlatılmıştı.
Şimdi sure tekrar ana konusu olan:
kıyamet ve yeniden dirilişe
döner.
Bu geçiş son derece anlamlıdır.
Firavun örneği:
hesap vermeyecekmiş gibi yaşayan insanı
gösterdi.
- ayet ise:
yeniden dirilişin nasıl mümkün olabileceğini sorgulayan insana
kozmik bir delil sunar.
“Sizi Yaratmak Mı Daha Zor” İfadesinde Allah İçin Zorluk Mu Vardır
Hayır.
Ayet insanın anlayabileceği karşılaştırma dili kullanır.
İslâmî anlayışta Allah için:
kolay ve zor
ayrımı insanlardaki gibi düşünülmez.
Buradaki amaç:
“Daha büyük görünen yaratılışı kabul ediyorsanız daha küçük gördüğünüz yaratılışı neden imkânsız sayıyorsunuz?”
sorusunu ortaya koymaktır.
Yani zorluk Allah’ın açısından değil:
insanın düşünce ölçeği açısından
ifade edilir.
“Semâ” Kelimesi Burada Ne Anlama Gelir
“Semâ” kelimesi:
gök, yukarıdaki âlem, gökyüzü
anlamlarını taşır.
Kur’an’ın kozmolojik dilinde bu kelime bağlama göre geniş anlamlar taşıyabilir.
Burada asıl vurgu astronomik ayrıntı vermek değildir.
İnsanın üzerinde gördüğü muazzam kozmik yapının yaratılmış olması üzerinde durulur.
Neden Gökyüzü İnsandan Daha Büyük Bir Delil Olarak Gösteriliyor
Çünkü insan kendi bedenini büyük ve karmaşık görebilir.
Fakat göğe baktığında:
ölçek tamamen değişir.
Yıldızlar,
uzaklıklar,
kozmik hareketler
insanın fiziksel küçüklüğünü açık hâle getirir.
Kur’an bu karşılaştırmayı kullanarak:
“Kendini yaratılışın en zor meselesi sanma.”
mesajı verir.
Ayetin Yeniden Dirilişle Bağlantısı Nedir
Nâziât Suresi’nin önceki ayetlerinde inkârcılar:
“Çürümüş kemikler olduktan sonra mı yeniden dirileceğiz?”
diye soruyordu.
- ayet bu itiraza geri döner.
Cevabın mantığı şöyledir:
Göğün yaratılışı gerçekleşmiştir.
İnsan da ilk defa yaratılmıştır.
O hâlde insanın yeniden yaratılması neden mutlak biçimde imkânsız olsun?
Bu, Kur’an’ın diriliş lehine kullandığı temel akıl yürütmelerden biridir.
Kur’an Neden İnsana Sürekli Yaratılışa Bakmasını Söyler
Çünkü yaratılış Kur’an’da yalnızca doğal bir olay değildir.
Aynı zamanda:
Allah’ın kudretine işaret eden bir âyet
olarak görülür.
İnsan kendi bedenine,
göğe,
yeryüzüne,
geceye,
gündüze
bakarak yaratılışın büyüklüğü üzerinde düşünmeye çağrılır.
Bu düşüncenin amacı yalnızca hayranlık değildir.
Yaratıcı hakkında sonuç çıkarmaktır.
Evrenin Büyüklüğü Dirilişi Mantıksal Olarak Kanıtlar Mı
Tek başına bilimsel anlamda zorunlu bir kanıt oluşturmaz.
Ayetin akıl yürütmesi teolojik bir zemine dayanır.
Eğer:
gökleri Allah’ın yarattığı
kabul ediliyorsa,
aynı Allah’ın insanı yeniden yaratmaya gücünün yetmeyeceğini söylemek tutarsız hâle gelir.
Dolayısıyla delilin gücü:
Allah’ın yaratıcı olduğu ön kabulüyle
birlikte ortaya çıkar.
İnsan Neden Yeniden Dirilişi Evrenin İlk Yaratılışından Daha Garip Bulur
Çünkü insan ilk yaratılışa alışmıştır.
Gökyüzünü her gün görür.
Kendi bedeninin varlığına doğduğundan beri alışmıştır.
Fakat mezardan yeniden çıkmak günlük deneyimin parçası değildir.
Bu nedenle psikolojik olarak:
alışılmış olan normal, alışılmamış olan imkânsız
gibi algılanabilir.
Ayet bu alışkanlık yanılgısını kırar.

“Onu Bina Etti” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette gök için:
“benâhâ”
yani:
“onu bina etti, kurdu”
ifadesi kullanılır.
Bu kelime düzenli, kurulmuş ve bir yapıya sahip olma düşüncesi verir.
Burada gökyüzü rastgele bir boşluk gibi değil:
kurulmuş bir düzen
olarak tasvir edilir.
Takip eden ayetler de bu düzenin farklı yönlerini anlatacaktır.

Evrenin Düzeni İle Diriliş Arasında Nasıl Bir Bağ Kurulur
Ayetin mantığına göre evrenin kurulması:
yaratıcı kudretin büyüklüğünü
gösterir.
Diriliş ise aynı kudretin insan üzerinde tekrar tecelli etmesidir.
Yani:
ilk yaratılış ile ikinci yaratılış birbirinden tamamen kopuk değildir.
Her ikisi de aynı yaratıcı iradeye bağlanır.
Bu nedenle evrenin varlığı diriliş tartışmasında örnek olarak sunulur.

Ayet İnsanın Kendini Fazla Büyük Görmesini De Eleştiriyor Mu
Dolaylı olarak evet.
İnsan çoğu zaman kendisini evrenin merkezinde hisseder.
Kendi sorunlarını devasa görür.
Fakat göğe bakıldığında insanın fiziksel ölçeği son derece küçüktür.
Bu nedenle:
“Sizi yaratmak mı daha zor, göğü yaratmak mı?”
sorusu aynı zamanda insanın kozmik ölçekteki sınırlılığını hatırlatır.

Bu Ayet Bilim İle Çelişir Mi
Ayet modern astronomi kitabı değildir.
Evrenin:
yaşı,
galaksilerin oluşumu,
kozmik genişleme
gibi teknik süreçlerini açıklamayı amaçlamaz.
Metin teolojik bir karşılaştırma yapar:
İnsan yaratılışı ile göğün yaratılışını karşılaştırır.
Bu nedenle ayetin bilimsel değeri, modern kozmoloji ayrıntıları vermesinden değil:
insanı evrenin büyüklüğü üzerine düşünmeye çağırmasından
kaynaklanır.

Ayetin Ahlâkî Mesajı Nedir
İnsan gökyüzüne bakıp kendi küçüklüğünü fark ettiğinde kibri azalabilir.
Bu, Firavun kıssasının hemen ardından gelmesi bakımından özellikle dikkat çekicidir.
Firavun:
“Ben en yüce rabbinizim.”
demişti.
Şimdi Kur’an:
“Göğe bak.”
der gibidir.
İnsanın kendisini ne kadar büyük sanırsa sansın, içinde yaşadığı yaratılış onun ölçülerinin çok ötesindedir.

Ayetin Felsefi Mesajı Nedir
Ayet çok güçlü bir düşünce hatasına dikkat çeker:
İnsan kendi yapamadığı bir şeyi mutlak olarak yapılamaz sanabilir.
Biz:
ölüyü diriltemiyoruz.
Göğü yaratamıyoruz.
Yoktan bir insan meydana getiremiyoruz.
Fakat bundan:
“Hiçbir varlık bunları yapamaz.”
sonucuna geçmek ayrı bir iddiadır.
Ayet insanın kendi sınırları ile Tanrı tasavvurunun sınırlarını birbirine karıştırmaması gerektiğini savunur.

Firavun Kıssası İle Bu Ayet Arasında Daha Derin Bir Bağ Var Mıdır
Evet.
Firavun’un temel sorunu:
kendini büyük görmekti.
- ayet ise insanın başını göğe kaldırmasını ister.
Sanki şu karşılaştırma yapılır:
Firavun kendisini:
“en yüce”
ilan etti.
Ama başının üzerinde onun yaratmadığı:
muazzam bir gök
vardı.
Bu nedenle kozmik yaratılış, Firavunî kibri küçülten çok güçlü bir karşı görüntü oluşturur.

26. Ve 27. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
Firavun’un sonundan ibret alınması
istenir.
- ayette:
göğün yaratılışına bakılması
istenir.
Yani insan iki büyük derse çağrılır:
Tarihe bak ve kibirin sonucunu gör.
Evrene bak ve kendi küçüklüğünü gör.
Bu iki bakış bir araya geldiğinde:
tevazu ve sorumluluk
düşüncesi doğar.

Sonuç: Kur’an Yeniden Dirilişe Neden Evrenin Yaratılışını Delil Gösterir
Nâziât Suresi 27. ayette:
“Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah bina etti.”
diye sorulur.
Bu soru yeniden dirilişi imkânsız gören insanın bakış açısını genişletir.
İnsan kendi çürümüş kemiğine bakıp:
“Bu yeniden nasıl oluşacak?”
diye sorar.
Kur’an ise başını yukarı kaldırmasını ister:
“Göğe bak.”
Eğer böylesine büyük bir yaratılış Allah’ın kudretiyle mümkünse:
insanın yeniden yaratılmasını imkânsız saymanın temeli nedir?
Ayetin asıl mesajı yalnızca evrenin insandan büyük olması değildir.
Daha derin mesaj şudur:
İnsan kendi güçsüzlüğünü, Allah’ın güçsüzlüğü sanmamalıdır.
Ve Firavun kıssasının hemen ardından gelen bu soru bir başka anlam daha taşır:
İnsan kendisini ne kadar büyük görürse görsün, başını göğe kaldırdığı anda kendi sınırlarını hatırlayabilir.
Belki Nâziât 27’nin insana bıraktığı en güçlü soru da budur:
Üzerimizdeki göğü bile yaratmadığımız hâlde, neden bazen hayatın ve varlığın mutlak sahibiymişiz gibi davranıyoruz?
“İnsan çürümüş bir kemiği görüp yeniden yaratılmayı imkânsız bulabilir; ama her gün başının üzerinde kendi yapamayacağı büyüklükte bir göğün altında yaşar. Nâziât’ın sorusu bu nedenle yalnızca diriliş hakkında değildir. İnsan kendi sınırını fark ettiğinde, ‘imkânsız’ dediği şeylerin ne kadarının gerçekten imkânsız, ne kadarının sadece kendi gücünün dışında olduğunu yeniden düşünmeye başlar.”
Ersan Karavelioğlu