Mâide Suresi 86. Ayette “İnkâr Edenler ve Ayetlerimizi Yalanlayanlar ise İşte Onlar Cehennem Halkıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 86. ayet, bir önceki ayette hakikati tanıyıp ona yönelenlerin karşılığını anlattıktan sonra bunun karşı kutbunu gösterir: Hakikati yalnızca duymamak değil, kendisine ulaştığı hâlde onu bilinçli biçimde reddetmek ve yalanlamak insanın yönünü bütünüyle değiştirebilir.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 86. ayet kısa olmasına rağmen, önceki birkaç ayetin oluşturduğu büyük anlatının karşı tarafını gösterir.
Mâide 83’te bazı insanların Kur’an’ı dinlediklerinde gözlerinin yaşardığı anlatılmıştı.
Mâide 84’te:
“Allah’a ve bize gelen hakikate neden iman etmeyelim?”
demişlerdi.
Mâide 85’te ise bu samimi yönelişlerinin karşılığı olarak cennet müjdelenmişti.
Şimdi 86. ayette tam karşıt tablo ortaya çıkar:
“İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise cehennem halkıdır.”
Bu nedenle ayet yalnızca ceza anlatmaz.
İnsanın hakikat karşısındaki iki farklı tavrını karşılaştırır:
Bir tarafta dinleyen, tanıyan ve yönelen insan.
Diğer tarafta reddeden ve yalanlayan insan.
“İnkâr Edenler” Kimlerdir
Kur’an’daki inkâr kavramı her zaman yalnızca:
“Bir dini kimliğe sahip olmamak”
anlamında anlaşılmaz.
Kelimenin temelinde bir şeyi örtmek ve reddetmek anlamı vardır.
Bağlama göre inkâr;
Allah’ı,
peygamberi,
vahyi
veya açık ilahî hakikati
kabul etmemeyi ifade edebilir.
Mâide 86’da özellikle vahyin karşısında reddedici tutum öne çıkar.
İnkâr ile Bilmemek Aynı Şey midir
Hayır.
Bir şeyi hiç duymamış olmak ile onu anlayarak reddetmek aynı değildir.
İnsanın;
hangi bilgiye sahip olduğu,
mesajın kendisine nasıl ulaştığı,
neyi gerçekten anladığı
ve niyetinin ne olduğu
önemlidir.
Bu nedenle tek tek insanların ahiret hükmünü vermek yerine, ayetin ortaya koyduğu genel ilkeyi anlamak gerekir.
Nihai değerlendirme Allah’a aittir.
“Ayetlerimizi Yalanlayanlar” Ne Demektir
Buradaki “ayetler” hem vahyedilmiş ayetleri hem de daha geniş anlamda Allah’ın hakikate işaret eden delillerini düşündürebilir.
“Yalanlamak” ise sadece:
“Ben buna katılmıyorum.”
demekten daha ağır bir anlam taşıyabilir.
Kur’an bağlamında çoğu zaman hakikati reddetmek, doğruluğunu kabul etmemek ve Allah’tan geldiğini inkâr etmek anlamındadır.
İnkâr ile Yalanlama Arasında Neden İki Ayrı İfade Kullanılıyor
Çünkü insanın hakikat karşısındaki reddi farklı biçimlerde gerçekleşebilir.
İnsan içten kabul etmeyebilir.
Ya da daha ileri giderek:
“Bu doğru değildir.”
diye açıkça karşı çıkabilir.
İnkâr daha genel reddi, yalanlama ise hakikati aktif biçimde yanlış ilan etmeyi ifade edebilir.
İki kelimenin birlikte kullanılması reddin ağırlığını artırır.
Mâide 85 ile 86 Neden Yan Yana Getirilmiştir
Çünkü iki ayet birbirinin karşıt aynası gibidir.
Mâide 85:
Hakikati kabul eden ve ihsan sahibi olanların cennetini
anlatır.
Mâide 86:
İnkâr edip ayetleri yalanlayanların sonucunu
bildirir.
Böylece insanın önüne iki farklı yol konur:
Kabul veya ret.
İhsan veya inkâr.
Yöneliş veya yüz çevirme.
Kur’an Neden Cennet ile Cehennemi Sık Sık Yan Yana Anlatır
Çünkü ahlaki tercihlerin sonuçsuz olmadığını göstermek ister.
Eğer iyilikle kötülük;
adaletle zulüm,
imanla bilinçli inkâr
nihayetinde tamamen aynı sonuca çıkacak olsaydı ahlaki sorumluluğun anlamı zayıflardı.
Kur’an, insanın tercihlerini ciddi biçimde ele alır.
Seçimin sonucu vardır.
“Cehennem Halkı” İfadesi Ne Anlama Gelir
İfade, cehenneme ait olan veya orada bulunacak kimseler anlamına gelir.
Kur’an cehennemi;
hesap,
pişmanlık,
ceza
ve insanın dünyadaki tercihlerinin karşılığı
olarak anlatır.
Burada amaç sadece korkutucu bir görüntü çizmek değildir.
İnsana:
“Yaptığın seçimler önemsiz değil.”
denilmektedir.
Bu Ayet Farklı İnançtaki Her İnsanın Kesin Cehennemlik Olduğunu Söylememizi Sağlar mı
Hayır.
Ayet genel bir inanç ilkesini bildirir fakat tek tek insanların nihai durumunu insanların belirlemesine izin veren bir mahkeme yetkisi vermez.
Allah;
insanın ne bildiğini,
neyi anlamadığını,
hangi şartlarda yaşadığını,
niyetini
ve hayatının son hâlini
eksiksiz bilir.
İnsan ise bunların çoğunu bilmez.
Bu yüzden ilahî hüküm ile insanın kişisel hükmü birbirinden ayrılmalıdır.
İnsan Hakikati Neden Yalanlayabilir
Her inkâr yalnızca delil eksikliğinden kaynaklanmayabilir.
İnsan bazen;
kibrinden,
çıkarından,
alışkanlıklarından,
çevresinden
veya değişmek istememesinden
dolayı hakikate direnebilir.
Bu yüzden Kur’an birçok yerde sadece zihinsel problemi değil, ahlaki direnci de sorgular.
Kibir Hakikati Reddetmeye Nasıl Yol Açabilir
Kibirli insan şunu söylemekte zorlanır:
“Ben yanılmışım.”
Çünkü geçmişte savunduğu düşünceden vazgeçmek, kendi gözünde yenilgi gibi görünebilir.
Bu nedenle açık bir delille karşılaştığında bile önce kendi konumunu korumaya çalışabilir.
Mâide 82’de bazı Hristiyanların övülmesinin sebeplerinden biri tam da:
“Kibirlenmemeleri”
idi.
Şimdi 86. ayette bunun karşısındaki tavrın sonucu görülür.

Hakikati Kabul Etmemek Her Zaman Kötü Niyet mi Gösterir
Hayır.
İnsan gerçekten ikna olmamış olabilir.
Anlamamış olabilir.
Yanlış bilgi almış olabilir.
Hakikat ona bozulmuş biçimde aktarılmış olabilir.
Bu yüzden insanların iç dünyası hakkında kesin hüküm vermek tehlikelidir.
Kur’an’ın ağır eleştirisi özellikle bilinçli ve dirençli reddediş üzerinde yoğunlaşır.

Şüphe Etmek ile Yalanlamak Aynı Şey midir
Hayır.
Şüphe:
“Henüz emin değilim.”
diyebilir.
Yalanlama ise:
“Bu doğru değildir.”
şeklinde kesin bir reddedişe dönüşür.
Samimi şüphe araştırmaya kapı açabilir.
İnsan soru sorabilir.
Araştırabilir.
Düşünebilir.
Bu nedenle soru sormak tek başına inkâr veya düşmanlık değildir.
Samimi arayış ile kasıtlı reddediş birbirinden ayrılmalıdır.

Kur’an Soru Soran İnsandan mı, Yalanlayan İnsandan mı Söz Ediyor
Burada yalanlayan insandan söz edilmektedir.
Kur’an'ın pek çok yerinde insan düşünmeye, bakmaya ve akletmeye çağrılır.
Dolayısıyla:
“Neden?”
diye sormak başlı başına kötü değildir.
Önemli olan insanın soruyu hakikati bulmak için mi, yoksa ne olursa olsun reddetmek için mi sorduğudur.

Ayetlerin Yalanlanması Sadece Sözle mi Gerçekleşir
Her zaman değil.
İnsan diliyle bir değeri kabul edip hayatıyla tam tersini yaşayabilir.
Örneğin:
adaletin doğru olduğunu söyler ama sürekli haksızlık yapar.
Yalanın kötü olduğunu söyler ama çıkarı için yalanı normalleştirir.
Merhameti över ama güçsüze acımasız davranır.
Bu doğrudan ayeti inkâr etmekle aynı kategoriye indirgenmemelidir; fakat söz ile hayat arasındaki çelişkiyi ciddi biçimde düşündürür.

Müslüman Bu Ayeti Sadece İnançsızlara mı Okumalıdır
Hayır.
Ayetin öncelikli konusu inkâr ve yalanlamadır.
Fakat Müslüman kendi hayatı için de şu soruyu çıkarabilir:
Ben Allah’ın ayetlerini gerçekten ciddiye alıyor muyum?
Kur’an’ın adalet emrini kabul ettiğimi söyleyip çıkar için çiğniyor muyum?
Merhameti okuyup hayatımda göstermiyor muyum?
Vahye iman ettiğimi söylüyor fakat yalnızca hoşuma giden kısmını mı dinliyorum?
Bu sorular ayeti bir öz eleştiri aynasına dönüştürür.

Cehennem Uyarısı Allah’ın Merhametiyle Çelişir mi
Kur’an açısından hayır.
Rahmet ile adalet birbirini yok etmez.
Mâide 74’te çok ağır inanç yanlışlarından sonra bile:
“Hâlâ Allah’a tövbe etmeyecekler mi?”
diye sorulmuştu.
Bu, dönüş kapısının açık olduğunu gösterir.
Fakat insan bilinçli biçimde kötülük ve inkârda ısrar ederse Kur’an bunun da sonuçsuz kalmayacağını söyler.

Tövbe Eden Bir İnsan İçin Bu Uyarı Değişir mi
Kur’an’ın genel mesajına göre samimi tövbe, insanın yönünü değiştirebilir.
İnsan geçmişte inkâr etmiş olabilir.
Ayetleri yalanlamış olabilir.
Ama daha sonra hakikati görüp samimiyetle dönebilir.
Mâide 74’teki tövbe çağrısı bunun güçlü örneğidir.
Bu nedenle insanın geçmişi her zaman son hükmü olmak zorunda değildir.

Mâide 83’ten 86’ya Kadar Nasıl Bir Karşılaştırma Yapılıyor
Bu ayetler birlikte okunduğunda çok güçlü bir tablo ortaya çıkar.
Bir tarafta:
Dinleyenler.
Hakikati tanıyanlar.
Kibirlenmeyenler.
Gözleri yaşaranlar.
İman edenler.
Salihlerle birlikte olmayı isteyenler.
İhsan sahibi olanlar.
Ve sonuç:
Cennet.
Diğer tarafta:
İnkâr edenler.
Ayetleri yalanlayanlar.
Ve sonuç:
Cehennem.
Demek ki başlangıçtaki en önemli ayrımlardan biri insanın hakikat karşısındaki tavrıdır.

Mâide Suresi 86. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 86. ayet yalnızca iki kısa cümlelik bir ceza bildirimi olarak okunursa taşıdığı büyük karşılaştırma gözden kaçabilir.
Çünkü hemen önce başka insanlar anlatılmıştı.
Onlar da bir mesajla karşılaşmıştı.
Dinlediler.
Düşündüler.
Hakikati tanıdılar.
Kibirlenmediler.
Ve:
“İman ettik.”
dediler.
Şimdi ise başka bir tutum görülüyor:
İnkâr ve yalanlama.
Bu bize önemli bir gerçeği hatırlatır:
İnsan yalnızca karşısına çıkan şeylerle değil, karşısına çıkan şeye nasıl cevap verdiğiyle de şekillenir.
Aynı hakikati iki insan duyabilir.
Biri:
“Bunu anlamak istiyorum.”
der.
Diğeri:
“Ne söylenirse söylensin kabul etmeyeceğim.”
der.
Birincisi araştırır.
İkincisi kendisini kapatır.
İşte insanın manevi yolculuğunu bazen ilk başta bu küçük görünen tavır belirler.
Mâide 86 bu nedenle soru sormaktan korkmayı öğretmez.
Tam tersine, hakikat karşısında dürüst olmayı öğretir.
Şüphe ediyorsan araştır.
Bilmiyorsan öğren.
Anlamıyorsan sor.
Ama sadece eski fikrini korumak uğruna gerçeği eğip bükme.
Çünkü hakikati reddetmenin en tehlikeli biçimi bazen hakikati hiç görmemek değildir.
Görmek istememektir.
Ve ayetin cehennem uyarısı da burada anlam kazanır.
İnsan özgürce tercih eder.
Ama özgürlük, sonuçsuzluk anlamına gelmez.
Kur’an’ın anlattığı ahlaki evrende;
imanın,
inkârın,
adaletin,
zulmün,
merhametin
ve bilinçli reddedişin
bir karşılığı vardır.
Bu yüzden Mâide 86’nın bugüne bıraktığı en güçlü soru belki de şudur:
Hakikat karşıma çıktığında gerçekten onu mu arıyorum, yoksa ne pahasına olursa olsun zaten inandığım şeyi korumaya mı çalışıyorum?
“Mâide Suresi 86. ayet, insanın hakikat karşısındaki tavrının sonuçsuz olmadığını hatırlatır. Şüphe etmek araştırmanın başlangıcı olabilir; fakat hakikati bile bile örtmek ve yalanlamak, insanın kendi yönünü karanlığa çevirmesidir.”
Ersan Karavelioğlu