Mâide Suresi 88. Ayette “Allah’ın Size Helâl ve Temiz Olarak Verdiği Rızıklardan Yiyin ve Kendisine İman Ettiğiniz Allah’a Karşı Gelmekten Sakının” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 88. ayet, helâl nimetten yararlanmakla takvâyı birbirinin karşıtı olmaktan çıkarır. İnsan dünyadan bütünüyle kaçmak zorunda değildir; asıl mesele, nimeti Allah’ın sınırları içinde kullanmak ve nimetin sahibini unutmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 88. ayet, bir önceki ayetin devamı niteliğindedir.
Mâide 87’de müminlere:
“Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri kendinize haram kılmayın.”
denilmişti.
Şimdi 88. ayette olumlu taraf açıklanır:
“Allah’ın size verdiği helâl ve temiz rızıklardan yiyin.”
Ancak ayet burada bitmez.
Hemen ardından:
“Kendisine iman ettiğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının.”
buyrulur.
Böylece Kur’an çok güçlü bir denge kurar:
Nimetten yararlan ama sınırı unutma.
Dünyayı yaşa ama Allah’ı unutma.
Helâli kullan ama takvâyı kaybetme.
“Allah’ın Size Verdiği Rızıklardan Yiyin” Ne Demektir
Ayet, insanın Allah tarafından yaratılan meşru nimetlerden yararlanabileceğini açıkça bildirir.
Yemek,
içmek,
geçimini sağlamak
ve hayatını sürdürmek
insanın doğal ihtiyaçlarıdır.
Kur’an bu ihtiyaçları küçümsemez.
İnsanı dünyadan tamamen koparmak yerine, dünyayı doğru biçimde kullanmaya çağırır.
“Rızık” Kelimesi Sadece Yiyecek Anlamına mı Gelir
Hayır.
Rızık çok daha geniş bir kavramdır.
Yiyecek ve içecek rızıktır.
Ama;
sağlık,
bilgi,
aile,
iş,
zaman,
güvenlik
ve insanın hayatını sürdürebilmesini sağlayan pek çok nimet
de geniş anlamda rızık olarak düşünülebilir.
Bu nedenle insanın sahip olduğu her şey üzerinde bir emanet bilinci geliştirmesi beklenir.
“Helâl” Ne Anlama Gelir
Helâl, Allah tarafından yasaklanmamış olan şeydir.
Fakat yalnızca nesnenin kendisi değil, ona ulaşma yolu da önemlidir.
Bir yiyecek helâl olabilir.
Ama onu;
çalmak,
dolandırıcılıkla almak,
rüşvetle elde etmek
veya başkasının hakkını gasp ederek kazanmak
helâl değildir.
Bu nedenle helâl rızık, hem şeyin kendisini hem kazanma yolunu kapsayan ahlaki bir ölçüdür.
“Temiz” Yani Tayyib Ne Anlama Gelir
“Tayyib”;
temiz,
güzel,
yararlı,
hoş
ve insanın sağlıklı tabiatına uygun olan
anlamlarını taşır.
Kur’an'ın “helâl” ile “tayyib”i yan yana getirmesi dikkat çekicidir.
Demek ki sadece hukuken yasak olmaması değil, temiz ve uygun olması da önemlidir.
Helâl Olan Her Şey Sınırsızca Tüketilebilir mi
Hayır.
Bir şey helâl olabilir ama aşırı tüketimi zarar verebilir.
Örneğin helâl bir yiyeceği ölçüsüz tüketmek;
sağlığa zarar verebilir,
israfa yol açabilir
ve insanın kendisine karşı sorumluluğunu ihlal etmesine neden olabilir.
Bu nedenle helâllik, ölçüsüzlük izni değildir.
Helâl ile Sağlıklı Olan Her Zaman Aynı Şey midir
Tam olarak aynı kavram değildir.
Helâl, dini hüküm kategorisidir.
Sağlıklılık ise miktara, kişiye ve şartlara göre değişebilir.
Bir yiyecek helâl olabilir ama belirli bir hastalığı bulunan kişi için zararlı olabilir.
Bu yüzden insan dini hükümle birlikte akıl, sağlık bilgisi ve ölçüyü de kullanmalıdır.
Kur’an Neden “Yiyin” Diyerek Doğrudan İzin Veriyor
Çünkü önceki ayette bazı insanların helâl nimetlerden bütünüyle uzaklaşmaya çalışması eleştirilmişti.
Şimdi Kur’an yalnızca:
“Haramlaştırmayın.”
demekle yetinmez.
Daha güçlü biçimde:
“Yiyin.”
der.
Bu, meşru nimetten yararlanmanın başlı başına günah veya manevi eksiklik olmadığını gösterir.
Güzel Yemek Yemek Dindarlığa Aykırı mıdır
Hayır.
Helâl ve ölçülü olduğu sürece güzel yemek yemek dindarlığa aykırı değildir.
Sorun;
israf,
gösteriş,
kibir,
başkasının hakkını yemek
veya nimetin sahibini unutmak
olabilir.
İslam’ın hedefi nimeti yok etmek değil, nimetle insan arasındaki ilişkiyi ahlakileştirmektir.
“Allah’a Karşı Gelmekten Sakının” Neden Yemek Konusunun Ardından Geliyor
Çünkü nimet insanı sınava da dönüştürebilir.
Yemek helâldir.
Ama israf haram olabilir.
Servet helâldir.
Ama haksız kazanç değildir.
Dünya nimetleri güzeldir.
Ama insan onları hayatının merkezine koyabilir.
Bu yüzden ayet nimetin yanında hemen takvâyı hatırlatır.
Takvâ Ne Demektir
Takvâ yalnızca korku anlamına indirgenmemelidir.
Daha geniş biçimde;
Allah’a karşı sorumluluk bilinci,
O’nun sınırlarını gözetme,
yanlıştan sakınma
ve kişinin davranışlarını ilahî ölçüye göre kontrol etmesi
anlamına gelir.
Takvâ, insanın her an:
“Bu yaptığım doğru mu?”
sorusunu canlı tutmasıdır.

Nimet ile Takvâ Nasıl Birlikte Yaşanır
İnsan yemeğini yer ama şükreder.
Kazancını kullanır ama haramdan kaçınır.
Mal sahibi olur ama kibirlenmez.
Nimetin tadını çıkarır ama israf etmez.
Kendisine verileni paylaşmayı bilir.
Yani takvâ nimeti yok etmez.
Nimete ahlaki bir yön verir.

Şükür Bu Ayetin Neresindedir
Şükür kelimesi ayette doğrudan geçmez ama anlamın içinde güçlü biçimde vardır.
Çünkü insan:
“Allah’ın size verdiği rızıklardan yiyin.”
sözünü duyduğunda nimetin kaynağını hatırlar.
Rızık yalnızca:
“Ben kazandım.”
değildir.
İnsan çalışır ama;
sağlığı,
imkânı,
toprağı,
yağmuru,
aklı
ve hayatı
kendisi yaratmamıştır.
Şükür bu bütünlüğü görmektir.

Helâl Kazanç Neden Helâl Yiyecek Kadar Önemlidir
Çünkü insan yalnızca ne yediğinden değil, onu nasıl kazandığından da sorumludur.
Helâl yiyecek satın alınmış olabilir.
Ama para;
dolandırıcılıktan,
hırsızlıktan,
rüşvetten
veya başkasının hakkından
geliyorsa ahlaki problem devam eder.
Bu nedenle helâl hayat, mutfaktan önce kazanç biçiminde başlar.

İsraf Bu Ayetin Ruhuna Neden Aykırıdır
Çünkü rızık bir nimettir.
İsraf ise nimetin değerini kaybetmek anlamına gelebilir.
İnsan ihtiyacından çok alır.
Tüketmeden çöpe atar.
Gösteriş için harcar.
Başkalarının ihtiyacını hiç düşünmez.
Bu durumda helâl bir nimet, kullanım biçimi yüzünden ahlaki probleme dönüşebilir.

Çok Az Tüketmek Her Zaman Daha Faziletli midir
Hayır.
Azlık kendi başına kutsallık değildir.
İnsan bedenini sağlıklı tutacak kadar yemelidir.
Gücünü korumalıdır.
Sorumluluklarını yerine getirebilmelidir.
Kendisine zarar verecek derecede aç kalmayı otomatik olarak daha yüksek dindarlık saymak, önceki ayette eleştirilen aşırılığa yaklaşabilir.
Önemli olan az veya çok değil, ölçüdür.

Ayette “İman Ettiğiniz Allah” Denmesi Neden Önemlidir
Bu ifade çok güçlüdür.
Sanki mümine şöyle denir:
“Madem Allah’a iman ediyorsun, hayatının sınırlarını da O’nun ölçüsüne göre belirle.”
İman yalnızca teorik kabul değildir.
Ne yediğin,
nasıl kazandığın,
nasıl harcadığın
ve ne kadar tükettiğin
de bu imanın ahlaki alanına girebilir.

Mâide 87 ve 88 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Mâide 87:
Helâli haramlaştırmayın.
der.
Mâide 88:
Helâl ve temiz rızıklardan yararlanın ama Allah’a karşı sorumluluğunuzu koruyun.
der.
Böylece Kur’an iki uçtan da uzaklaştırır:
Bir uçta:
kendine gereksiz yasaklar koymak.
Diğer uçta:
nimeti sınırsız tüketmek.
Aradaki yol:
Helâl + Tayyib + Takvâ.

Ayetin Günümüz Tüketim Kültürüne Söylediği Bir Şey Var mıdır
Çok güçlü biçimde vardır.
Modern insanın problemi bazen nimete ulaşamamak değil, nimetin ölçüsünü kaybetmektir.
Daha fazla yemek.
Daha fazla almak.
Daha fazla tüketmek.
Daha fazla sahip olmak.
Ama insan sürekli daha fazlasını isterken elindekinin değerini unutabilir.
Mâide 88 şöyle bir denge sunar:
Kullan ama kölesi olma.
Tüket ama israf etme.
Sahip ol ama sahip olduğunun seni ele geçirmesine izin verme.

Mâide Suresi 88. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 88. ayetin güzelliği, dünya ile ahiret arasında gereksiz bir düşmanlık kurmamasıdır.
Allah:
“Yemeyin.”
demiyor.
“Yiyin.”
diyor.
Ama:
“Helâl ve temiz olanlardan.”
Sonra:
“Allah’a karşı gelmekten sakının.”
diyor.
Bu üçlü yapı çok güçlüdür:
Rızık.
Helâl ve tayyib.
Takvâ.
İnsan rızka ihtiyaç duyar.
Ama her rızık elde etme biçimi doğru değildir.
İnsan nimetten yararlanabilir.
Ama her tüketim biçimi ölçülü değildir.
İnsan zengin olabilir.
Ama servetin kölesi olmamalıdır.
İnsan güzel yiyebilir.
Ama aç insanı unutmamalıdır.
İnsan dünya nimetlerinden yararlanabilir.
Ama nimetin sahibini unutmamalıdır.
Bu nedenle İslam’ın önerdiği hayat ne dünyayı reddeden karanlık bir mahrumiyet ne de sınırsız tüketimdir.
Şükürlü bir ölçüdür.
Belki de Mâide 88’in bugüne bıraktığı en güçlü soru şudur:
Sahip olduğun nimetleri gerçekten kullanıyor musun, yoksa nimetler seni mi kullanıyor?
Çünkü insan bazen para kazanırken hayatını kaybedebilir.
Yemek yerken sağlığını kaybedebilir.
Tüketirken kanaatini kaybedebilir.
Sahip olurken şükrünü kaybedebilir.
Ayet insana bunların ortasında yeniden merkez verir:
Helâli kullan.
Temizi seç.
Ölçüyü koru.
Allah’ı unutma.
Çünkü nimet, Allah’tan uzaklaştırıyorsa sınava dönüşebilir.
Ama şükür ve takvâyla kullanılıyorsa kulluğun bir parçası hâline gelebilir.
“Mâide Suresi 88. ayet, nimetten kaçmayı değil nimeti doğru kullanmayı öğretir. Helâl olanı ye, temiz olanı seç, israftan kaçın ve her nimetin içinde Allah’a karşı sorumluluğunu hatırla; çünkü takvâ, hayatı terk etmek değil hayatı ölçüyle yaşamaktır.”
Ersan Karavelioğlu