📖 İbrâhîm Suresi 48. Ayette “O Gün Yer Başka Bir Yere, Gökler de Başka Göklere Dönüştürülür ve İnsanlar Vâhid, Kahhâr Olan Allah’ın Huzuruna | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İbrâhîm Suresi 48. Ayette “O Gün Yer Başka Bir Yere, Gökler de Başka Göklere Dönüştürülür ve İnsanlar Vâhid, Kahhâr Olan Allah’ın Huzuruna

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,462
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 48. Ayette “O Gün Yer Başka Bir Yere, Gökler de Başka Göklere Dönüştürülür ve İnsanlar Vâhid, Kahhâr Olan Allah’ın Huzuruna Çıkarlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 47. ayette Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden dönmeyeceği, O’nun Azîz ve ilahî adaleti gerçekleştiren mutlak kudret sahibi olduğu bildirilmişti. 48. ayet bu vaadin ve nihai hesabın gerçekleşeceği günü kozmik ölçekte tasvir eder: ‘O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar Vâhid, Kahhâr olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.’ Ayet, bildiğimiz dünya ve gök düzeninin sonsuza kadar bugünkü biçimiyle devam etmeyeceğini; ahiret sahnesinde yaratılış düzeninin köklü biçimde değişeceğini bildirir. Ancak bunun nasıl gerçekleşeceğini modern kozmoloji teorileriyle kesin biçimde açıklamaya çalışmak doğru değildir. Aynı şekilde ‘Allah’ın huzuruna çıkmak’, Allah’ın belirli bir mekânda oturduğu ve insanların fiziksel olarak o koordinata gittiği anlamına gelmez. Allah mekânla kuşatılmış değildir. Ayetin merkezindeki mesaj, bütün geçici düzenlerin sona erdiği ve mutlak hükmün yalnız Vâhid ve Kahhâr olan Allah’a ait olduğunun açıkça ortaya çıktığı nihai hesap sahnesidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 48. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar Vâhid, Kahhâr olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.” Ayetin Arapçası ise “Yevme tubeddelu’l-ardu gayra’l-ardı ve’s-semâvâtu ve berezû lillâhi’l-vâhidi’l-kahhâr.” şeklindedir.

Bir önceki ayette Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden dönmeyeceği bildirilmişti. Şimdi ise o sözün, hesabın ve ilahî adaletin gerçekleşeceği günün yalnız insanlar üzerinde değil, bütün yaratılmış düzen üzerinde büyük bir dönüşüm getireceği anlatılmaktadır.

Bu nedenle ayet yalnız “insanlar hesaba çekilecek” demekle yetinmez; insanın içinde yaşadığı kozmik düzenin bile değişeceğini bildirerek ahiret gerçeğinin kapsamını büyütür.

2️⃣ “O Gün Yer Başka Bir Yere Dönüştürülür” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “yevme tubeddelu’l-ardu gayra’l-ard”, yani “yerin başka bir yere dönüştürüleceği gün” denilir. Buradaki “tubeddelu” kelimesi değiştirilmek, başka bir hâle getirilmek veya yerine farklı bir şey getirilmek anlam alanına sahiptir.

Tefsirlerde bu değişimin mahiyeti hakkında farklı açıklamalar vardır. Bazı yorumlarda mevcut yerin özelliklerinin tamamen değişeceği, bazı açıklamalarda ise yeni bir yaratılış düzeninin ortaya çıkacağı üzerinde durulur.

Ayetin kesin olarak bildirdiği şey mekanizmanın teknik ayrıntıları değil, bugünkü dünyanın mevcut biçiminin ebedî olmadığıdır.

3️⃣ “Başka Bir Yer” Yeni Bir Gezegen mi Demektir ❓​

Ayet böyle bir bilimsel tanımlama yapmaz. “Başka bir yer” ifadesini hemen başka bir gezegen, paralel evren veya uzayda keşfedilecek özel bir gök cismi şeklinde yorumlamak için ayette yeterli dayanak yoktur.

Burada ahiret düzenine ait niteliksel ve köklü bir değişim anlatılmaktadır. Kur’an bunun astronomik koordinatlarını, maddesel bileşimini veya fiziksel ölçülerini açıklamaz.

Bu yüzden “Kur’an aslında şu gezegeni haber veriyor” şeklindeki kesin iddialar, ayetin söylediğinden daha fazlasını söylemek olur.

4️⃣ Bu Ayet Dünyanın Yok Olacağını mı Söylüyor ❓​

Ayet mevcut yerin başka bir yere dönüştürüleceğini bildirir; fakat bu dönüşümün bütün fiziksel aşamalarını açıklamaz. Tam yok oluş, yeniden yaratılış, köklü dönüşüm veya bunların nasıl birbirine bağlandığı konusunda tefsirlerde farklı değerlendirmeler bulunur.

Kur’an’ın başka ayetlerinde de kıyamet sırasında dağların, göklerin, yıldızların ve mevcut kozmik düzenin değişiminden söz edilir. Bu ayet de aynı büyük dönüşüm tablosunun önemli parçalarından biridir.

Ancak “Tam olarak şu saniyede şu fiziksel süreç gerçekleşecek” diye ayrıntılı bir kıyamet fiziği üretmek, vahyin bize verdiği sınırı aşar.

5️⃣ Bu Ayet Big Bang, Big Crunch veya Başka Kozmoloji Teorilerini mi Anlatıyor ❓​

Hayır. Modern kozmoloji evrenin fiziksel tarihi ve geleceği hakkında bilimsel modeller geliştirir. Bu modeller gözlem, matematik ve fizik üzerinden değerlendirilir.

İbrâhîm 48 ise ahiret ve kıyamet düzeninden söz eden vahiy metnidir. Ayeti belirli bir kozmoloji teorisine bağlayıp “Bilim sonunda Kur’an’daki bu ayeti kanıtladı” demek gereksiz bir zorlamaya dönüşebilir.

Bilim evrenin mevcut fiziksel süreçlerini araştırabilir; Kur’an ise burada yaratılmış düzenin Allah’ın iradesiyle nihai olarak değişeceğini bildirmektedir. İki alanı birbirine zorla eşitlemek yerine sınırlarını korumak daha sağlıklıdır.

6️⃣ Ahiret Âlemi Bugünkü Fizik Kurallarıyla mı Çalışacak ❓​

Ayetin anlattığı köklü dönüşüm, ahiret düzenini bugünkü fiziksel şartların basit devamı gibi düşünmememiz gerektiğini gösterir.

Kur’an bize ahiretin gerçek olduğunu bildirir; fakat bütün fiziksel yasalarının mevcut dünya ile birebir aynı olup olmayacağını ayrıntılı biçimde açıklamaz. Bu nedenle dünya fiziğini kullanarak cennetin, cehennemin veya mahşerin teknik mühendislik modelini çıkarmak sağlıklı değildir.

Gayb konusunda doğru yaklaşım, vahyin bildirdiğini kabul etmek ve bildirmediği teknik ayrıntılar konusunda kesinlik iddiasından kaçınmaktır.

7️⃣ Göklerin de Değiştirilmesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet yalnız yeryüzünün değil, “ve’s-semâvât”, yani göklerin de değiştirileceğini söyler. Böylece dönüşüm yalnız dünyadaki coğrafi bir değişiklikten ibaret değildir.

Kur’an’ın diliyle gökler ve yer, bütün yaratılmış kozmik düzenin temel çerçevesini oluşturur. Her ikisinin değişmesinden söz edilmesi, kıyametin bütün mevcut yaratılış düzenini ilgilendiren büyük bir dönüşüm olduğunu gösterir.

Bu, insanın günlük dünyasının ne kadar büyük görünürse görünsün evrensel ölçekte geçici olduğunu hatırlatır.

8️⃣ Dünyanın Geçici Olması Dünyayı Değersiz mi Yapar ❓​

Hayır. Geçici olmak değersiz olmak demek değildir. Tam tersine sınırlı bir hayatın her anı, geri dönüşü olmadığı için daha kıymetli olabilir.

Kur’an insanı dünyayı terk etmeye değil, dünyada adil, sorumlu ve anlamlı yaşamaya çağırır. Aile kurmak, çalışmak, bilim üretmek, sanat yapmak ve toplumsal iyilik için uğraşmak dünya geçici diye anlamsızlaşmaz.

Sorun dünyayı sevmek değil, geçici olanı nihai ve mutlak gerçeklik sanmaktır.

9️⃣ “İnsanlar Allah’ın Huzuruna Çıkarlar” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve berezû lillâh” ifadesi vardır. “Berezû”, ortaya çıkmak, görünür hâle gelmek, gizlenmeden açıkça bulunmak anlamlarına gelir.

Buradaki ifade, insanların Allah’ın hükmü ve hesabı karşısında bütünüyle ortaya çıkmalarını anlatır. Dünyada insan kimliğini, servetini veya suçunu gizleyebilir; ahiret hesabında bu tür perdeler artık işlevini kaybeder.

Allah’ın huzuruna çıkmak, gerçeğin ve hesabın önünde tamamen açık hâle gelmektir.

🔟 Allah’ın Huzuruna Çıkmak Allah’ın Belirli Bir Yerde Bulunduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. İslam’ın Allah tasavvurunda Allah yaratılmış mekânlarla sınırlı değildir. Bu nedenle “Allah’ın huzuruna çıkmak” ifadesini bir saraya girip hükümdarın fiziksel karşısına çıkmak gibi düşünmek eksik olur.

İnsan mekân içinde hareket eder; Allah ise mekânın yaratıcısıdır ve mekâna muhtaç değildir. Dolayısıyla ahirette Allah’ın huzurunda bulunmak, Allah’ın bir koordinatta yerleşik olduğu anlamına gelmez.

Buradaki temel vurgu hesap, ilahî hüküm ve hiçbir şeyin gizlenememesi üzerinedir.

1️⃣1️⃣ “Allah’ın Önünde Durmak” Bir Mesafe veya Yön İfade Eder mi ❓​

İnsan dili, gaybî hakikatleri anlatırken dünyadaki kavramlardan yararlanır. “Önünde durmak”, “huzuruna çıkmak” veya “Allah’a dönmek” gibi ifadeler bu nedenle fiziksel mesafe ve yön kavramlarına indirgenmemelidir.

Allah’a dönüş, bir gezegenler arası yolculuk veya yaratılmış bir varlığın Allah’ın bulunduğu yere fiziksel olarak yaklaşması değildir. Dönüş ve huzur, kulluk ve hesap ilişkisini ifade eder.

Böylece ayet hem ahiret gerçeğini korur hem de Allah’ı yaratılmış varlıkların mekânsal özelliklerine benzetmememiz gerektiğini hatırlatır.

1️⃣2️⃣ “Vâhid” İsmi Bu Ayette Neden Özellikle Kullanılıyor ❓​

Ayet Allah’ı “el-Vâhid”, yani bir ve eşsiz olarak anmaktadır. Bu isim tevhidin son derece güçlü bir ifadesidir.

Dünyada insanlar para, iktidar, liderler veya başka güçleri mutlaklaştırabilir; fakat hesap gününde bütün bu sahte mutlaklık iddiaları ortadan kalkar. Nihai hüküm tek olan Allah’a aittir.

“Vâhid” yalnız sayısal olarak “bir tane tanrı” demekten daha derin bir anlam taşır; Allah’ın ilah oluşunda ortağı, eşi ve dengi bulunmadığını ifade eder.

1️⃣3️⃣ “Kahhâr” İsmi Ne Anlama Gelir ❓​

“Kahhâr”, hiçbir gücün karşısında mutlak bağımsızlık sürdüremediği, bütün yaratılmışları hükmü altında tutan ve kudreti engellenemeyen Allah anlamını taşır.

Buradaki vurgu Allah’ın yenilmez ve mutlak hâkimiyet sahibi olmasıdır. İnsan dünyada bir süre için çok güçlü görünebilir; fakat hiçbir insan veya kurum Allah’a rakip bağımsız güç değildir.

Bu yüzden ayetin “Vâhid-Kahhâr” birlikteliği son derece anlamlıdır: Tek ilah vardır ve hiçbir yaratılmış güç O’nun hükmünü aşamaz.

1️⃣4️⃣ “Kahhâr” İsmi Allah’ın Zorba Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. İnsan dilindeki “kahretmek” veya zorbalık çağrışımlarını doğrudan Allah’ın ismine taşımak doğru değildir.

İnsan zorba olduğunda kendi çıkarı için güçsüzleri ezer, haksızlık yapar ve hak sınırlarını çiğner. Kur’an ise Allah’ın hiç kimseye zulmetmediğini ve hükmünün adalete dayandığını bildirir.

Dolayısıyla Kahhâr, zalim diktatör tipi bir güç değil; yaratılmış hiçbir şeyin bağımsız biçimde karşı koyamayacağı mutlak ilahî kudreti ifade eder.

1️⃣5️⃣ Allah’ın “Kahhâr” Olması İnsan Yöneticilere Sınırsız Güç Modeli Sunar mı ❓​

Hayır. Allah’a ait mutlak sıfatları insan yönetimine taşımak ciddi bir hata olur. Bir hükümdar veya devlet başkanı “Allah Kahhâr’dır, ben de insanları zorla boyun eğdirebilirim” diyemez.

İnsan otoritesi sınırlıdır ve hukuk, hak, adalet ve hesap verebilirlikle bağlı olmalıdır. İnsan mutlak değildir.

Allah’ın mutlak hükmü, insan otoriterliğine kutsal örnek değil; tam tersine insan gücünün mutlaklaştırılmasını reddeden bir tevhid ilkesidir.

1️⃣6️⃣ Hesap Gününde Dünya Statülerinin Anlamı Kalacak mı ❓​

Ayetin genel atmosferi, dünyadaki yapay güven kaynaklarının artık insanı korumayacağını gösterir. Servet, makam, milliyet, aile şöhreti veya siyasi güç hesabın yerine geçmez.

Bu, insanların dünyadaki bütün farklılıklarının anlamsız olduğu demek değildir. İnsan toplumunda görevler, sorumluluklar ve meşru statüler olabilir. Sorun bunları ahiret hesabından muafiyet belgesi sanmaktır.

Hesap günü açısından temel gerçek şudur: İnsan kendi sorumluluğuyla Allah’ın hükmünün önündedir.

1️⃣7️⃣ Yeni Yer ve Gökler Arasında İnsan Kimliğini Koruyacak mı ❓​

Kur’an ahirette insanların kendi yaptıklarıyla karşılaşacaklarını, tanınabilir kişisel sorumluluk taşıyacaklarını ve hesap vereceklerini anlatır. Bu, kişisel kimliğin bütünüyle kaybolmadığını gösterir.

Ancak bunun biyolojik veya atomik devamlılığının tam olarak nasıl gerçekleşeceğini teknik biçimde açıklamak bizim görevimiz değildir. Allah’ın yeniden yaratması ve hesabı, insanın hangi atomlarının hangi sırayla kullanılacağı gibi spekülatif sorulara indirgenemez.

Ayetin temel mesajı şudur: Evrenin düzeni değişebilir fakat insanın ahlaki sorumluluğu kaybolmaz.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 47 ve 48. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 47. ayette Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden dönmeyeceği ve mutlak güç sahibi olduğu bildirilmişti. 48. ayet ise bu vaadin nihai gerçekleşme sahnesini gösterir: yer ve gökler değişmekte ve bütün insanlar Vâhid, Kahhâr olan Allah’ın hükmünün önünde ortaya çıkmaktadır.

Bu iki ayet birlikte düşünüldüğünde, ilahî vaadin yalnız dünyadaki kısa vadeli olaylarla ölçülemeyeceği daha iyi anlaşılır. Allah’ın adaleti, mevcut dünya düzeninin ötesine uzanan ahiret hesabını da kapsar.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 49. ayette, bu hesap gününde suçluların durumu daha sert bir tasvirle anlatılacaktır: “O gün suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.” Bu ayeti ele alırken özellikle “mücrim” kavramının her hata yapan insana gelişigüzel yapıştırılamayacağı, zincir tasvirinin ahiret hesabına ait olduğu, bunun dünyada insanlara işkence veya aşağılayıcı muamele yetkisi vermediği, suçluluk konusunda insan mahkemelerinin delile ihtiyaç duyduğu ve ayetin suç ve sorumluluk kavramını sadistçe ceza hayallerine dönüştürmemek gerektiği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 48. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 48. ayet, insanın kendisini içine yerleştirdiği bütün kalıcı dünya tasavvurunu sarsar. Üzerinde yürüdüğümüz yer, değişmez sandığımız gök ve hayatımızı kurduğumuz fiziksel düzen bile sonsuz değildir. Ayet bize “Sadece sen ölümlü değilsin; içinde yaşadığın mevcut kozmik düzen de nihai değildir” mesajını verir. Bu, insan kibrini güçlü biçimde küçülten bir hakikattir.

Fakat bu hakikat bizi dünyayı küçümsemeye götürmemelidir. Dünya geçicidir ama sorumluluk burada yaşanır. Adalet burada uygulanır, iyilik burada yapılır, tövbe burada mümkündür ve insan karakteri burada şekillenir. Geçicilik, dünyanın anlamsızlığını değil, zamanının değerini artırır.

Ayetin “yer başka bir yere dönüştürülecek” sözü, ahiret düzeninin bugünkü dünyaya basitçe eklenmiş yeni bir bölüm olmadığını gösterir. Burada köklü bir dönüşüm vardır. Fakat bu dönüşümün nasıl gerçekleşeceğine dair ayrıntıları modern fiziğin kavramlarıyla zorla tamamlamak doğru değildir. Kur’an kıyametin mühendislik çizimini değil, onun teolojik ve ahlaki anlamını verir.

Bu yüzden ayeti Big Bang, Big Crunch, paralel evren veya başka modern teorilerin kesin habercisi ilan etmek gereksizdir. Bilimsel teoriler değişebilir ve yeni verilerle yeniden değerlendirilebilir. Vahyin anlamını geçici bilimsel modellere bağımlı hâle getirmek, ayetin asıl mesajını zayıflatabilir. Kur’an’ın söylediği daha temel ve güçlüdür: Mevcut yaratılış düzeni Allah’ın mutlak iradesine bağlıdır ve ebedî değildir.

Ayetin “Allah’ın huzuruna çıkarlar” sözü de son derece önemlidir. İnsan dünyada birçok şeyin arkasına saklanabilir; makam, servet, propaganda veya kalabalık destek onun gerçek yüzünü örtmeye yardımcı olabilir. Ahirette ise perde kalmaz. İnsan hakikatinin ve yaptıklarının bütünüyle ilahî hükmün karşısındadır.

Ancak bu “huzura çıkış” Allah’a fiziksel olarak yaklaşma şeklinde düşünülmemelidir. Allah bir sarayın içindeki hükümdar gibi belirli bir mekânda oturmaz. Mekân da yaratılmıştır. İnsanların Allah’ın huzurunda bulunması, O’nun hükmü, bilgisi ve hesabıyla doğrudan karşı karşıya oluşlarını ifade eder.

Ayetin sonunda Allah’ın “Vâhid” olarak anılması, bütün sahte ilahlık ve mutlaklık iddialarını ortadan kaldırır. İnsan dünyada güce tapınabilir, serveti nihai güven kaynağı yapabilir veya bir lideri hata yapamaz seviyeye çıkarabilir. Ahiret sahnesinde bu tür mutlaklaştırmalar çöker. Gerçek mutlaklık yalnız Allah’a aittir.

“Kahhâr”
ismi ise bu gerçeği daha da güçlendirir. Allah’ın hükmünü bozabilecek, O’nu engelleyebilecek veya hesap gününden bağımsız bir alan oluşturabilecek hiçbir varlık yoktur. Fakat bunu insanlardaki zorbalıkla karıştırmamak gerekir. İlahî kudret zulüm değildir; çünkü Allah’ın hükmü kusursuz bilgi ve adaletle birlikte anlaşılır.

Tam da bu nedenle “Kahhâr” ismini otoriter insan yönetimlerine model yapmak büyük bir hata olur. İnsan hükümdar, yönetici veya dinî lider sınırlıdır; hata yapabilir ve denetlenmelidir. Allah’ın mutlaklığı, insanın mutlaklaştırılmasının gerekçesi değil, reddidir.

Ayet ayrıca insanın dünya statülerine duyduğu aşırı güveni de kırar. Bir insan bugün dünyanın en güçlü yöneticisi olabilir; başka biri milyarlarca servete sahip olabilir; bir başkası milyonlarca insan tarafından tanınabilir. Fakat yerin ve göklerin bile değiştiği bir günde bu unvanların hiçbiri mutlak güvence sunamaz. Değişmeyen şey, insanın Allah karşısındaki ahlaki sorumluluğudur.

Bu bakımdan ayet, insanın çevreyle ve dünyayla ilişkisini de daha dengeli düşünmesine yardımcı olabilir. Dünya sonsuz değildir diye onu hoyratça tüketmek doğru değildir. Aksine insan, kendisine geçici olarak emanet edilmiş hayat alanını sorumlulukla kullanmalıdır. Geçici oluş, sömürü ruhsatı değildir.

Ayetin hesap boyutu insanı nihilizme de götürmez. Eğer bütün düzen bir gün değişecekse, “O hâlde hiçbir şey önemli değil” denilemez. Tam tersine ahiret hesabı varsa, bugünkü küçük davranışların bile anlamı vardır. Bir kişiye yapılan iyilik, yenmeyen bir hak, söylenmeyen bir yalan ve yapılan dürüst bir tercih geçici dünyada ortaya çıksa bile ahlaki anlamı geçici olmak zorunda değildir.

İbrâhîm Suresi 48. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Bugünkü dünyayı ebedî sanma; fakat geçici diye değersiz de görme. Ahiret düzenini modern kozmolojiye zorla dönüştürme. “Allah’ın huzuruna çıkmak” sözünden Allah’a fiziksel mekân biçme. “Kahhâr” ismini insan zorbalığına model yapma. Dünya makamlarını nihai güvence sanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Bir gün mevcut yer ve gök düzeni değişecek, bütün geçici güç iddiaları çökecek ve insan Vâhid, Kahhâr olan Allah’ın eksiksiz hükmü karşısında kendi yaptıklarıyla yüzleşecektir.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 49. ayette, bu büyük hesap sahnesinde suçluların durumu şöyle anlatılacaktır: “O gün suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.” Bu ayeti ele alırken özellikle “mücrim” kelimesinin anlamı, her günah işleyenin otomatik olarak aynı ağır suçlu kategorisine konulamayacağı, ahiretteki zincir tasvirinin dünya hukukunda işkence veya aşağılayıcı ceza uygulamalarına ruhsat vermediği, suçluluk isnadının insanlar açısından delil gerektirdiği, tövbe eden yaşayan insanın nihai sonunun mühürlenemeyeceği ve Kur’an’ın azap tasvirlerinin sadistçe seyir zevkine dönüştürülmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 48. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Değişmez sandığımız neler var? Servetimizi, makamımızı, ülkemizi veya bugünkü hayat düzenimizi sanki sonsuza kadar devam edecekmiş gibi mi görüyoruz? Dünyanın geçici olduğunu söyleyip ona karşı sorumluluğumuzu mu azaltıyoruz, yoksa sahip olduğumuz kısa zamanı daha anlamlı mı kullanıyoruz? Ahiret hakkında Kur’an’ın söylemediği teknik ayrıntıları kesinmiş gibi mi anlatıyoruz? Allah’ın mutlak kudretini insan otoritelerine mi yansıtıyoruz? Ve en önemlisi, yerin ve göklerin bile değişeceği bir günde geriye kalacak gerçek sermayemizin hangi makamda bulunduğumuz değil, nasıl bir insan olarak yaşadığımız olduğunu gerçekten fark ediyor muyuz?

“İbrâhîm 48, ‘O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar Vâhid, Kahhâr olan Allah’ın huzuruna çıkarlar’ buyurarak bugünkü yaratılış düzeninin ebedî olmadığını ve nihai hesabın bütün geçici güçlerin ötesinde gerçekleşeceğini bildirir. Bu ayet modern kozmolojinin teknik formülü değildir; ‘Allah’ın huzuruna çıkmak’ da Allah’ın fiziksel olarak belirli bir mekânda bulunduğu anlamına gelmez. ‘Vâhid’ Allah’ın eşsizliğini, ‘Kahhâr’ ise hiçbir yaratılmış gücün O’nun hükmünden bağımsız olamayacağını ifade eder. Ayetin büyük dersi şudur: Dünya geçicidir ama sorumluluğumuz gerçek; bütün düzen değişse bile insanın Allah karşısındaki ahlaki hesabı kaybolmayacaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt