📖 İbrâhîm Suresi 45. Ayette “Kendilerine Zulmedenlerin Yurtlarında Oturdunuz; Onlara Ne Yaptığımız Size Açıkça Belli Olmuştu” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,461
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 45. Ayette “Kendilerine Zulmedenlerin Yurtlarında Oturdunuz; Onlara Ne Yaptığımız Size Açıkça Belli Olmuştu” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 44. ayette, hesap gününde artık gerçeği gören zalimlerin ‘Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele; Senin çağrına uyalım ve peygamberlere tâbi olalım’ diyecekleri bildirilmişti. 45. ayette ise onların dünyadayken aslında uyarısız bırakılmadıkları hatırlatılır: ‘Siz kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz; onlara ne yaptığımız size açıkça belli olmuştu ve size örnekler vermiştik.’ Ayet insanı tarihten ders almaya çağırır; fakat bu çağrı, karşılaştığımız her antik harabeyi veya çökmüş medeniyeti ‘Allah’ın azabına uğramış toplum’ diye kesin biçimde etiketlememize izin vermez. Kur’an bazı geçmiş toplulukların akıbetini vahiy yoluyla açıklar; bizim tarih ve arkeoloji üzerinden yaptığımız yorumlar ise aynı kesinlikte değildir. Ayetin asıl sorusu şudur: İnsan geçmişin uyarılarını görüp bildiği hâlde aynı kibir, zulüm ve sorumsuzluğu neden tekrar eder?”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 45. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Siz kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz; onlara ne yaptığımız size açıkça belli olmuştu ve size örnekler vermiştik.” Ayetin Arapçası ise “Ve sekentum fî mesâkinillezîne zalemû enfusehum ve tebeyyene lekum keyfe fealnâ bihim ve darabnâ lekumu’l-emsâl.” şeklindedir.

Bu ayet, bir önceki ayetteki “Bize biraz daha süre ver” talebine çok güçlü bir cevap niteliğindedir. İnsanlar dünyada yalnız peygamberlerin sözleriyle değil, kendilerinden önce yaşamış toplumların sonuçlarıyla da karşılaşmışlardır.

Dolayısıyla sorun yalnız bilginin hiç ulaşmamış olması değildir; kimi zaman insan bildiği, gördüğü ve kendisine anlatıldığı hâlde aynı yanlışı tekrar edebilir.

2️⃣ “Kendilerine Zulmedenler” Kimlerdir ❓​

Ayette “ellezîne zalemû enfusehum”, yani “kendilerine zulmedenler” ifadesi kullanılır. Kur’an’da insanın kendisine zulmetmesi, yanlış tercihleriyle kendi ahlaki ve ahiret geleceğini zararlandırması anlamında kullanılabilir.

Buradaki kişiler, kendilerine verilen uyarıları reddeden ve zulümde ısrar eden geçmiş topluluklarla ilişkilidir. Tefsirlerde önceki kavimlere, özellikle Arapların yollarında veya çevresinde kalıntılarını bildikleri toplumlara göndermeler üzerinde durulmuştur.

Ancak “kendilerine zulmettiler” sözü, dünyada acı çeken herkesin acısını kendi günahıyla hak ettiği anlamına gelmez. Hastalık, savaş mağduriyeti veya doğal afet yaşamak, kişinin kendisine zulmettiğinin kanıtı değildir.

3️⃣ İnsan Kendi Kendisine Nasıl Zulmedebilir ❓​

Zulüm çoğu zaman başkasına yapılan haksızlık olarak düşünülür; fakat insan yanlış seçimleriyle kendi vicdanına, geleceğine ve ahiret sorumluluğuna da zarar verebilir.

Örneğin bile bile bağımlılık yapan bir kötülüğe devam etmek, sürekli yalanla güven ilişkilerini yok etmek veya zulüm sayesinde geçici çıkar elde ederken kendi ahlaki karakterini bozmak bu anlamda kişinin kendisine de zarar vermesidir.

Kur’an’ın “kendilerine zulmettiler” dili, insanın kötülük yaparken yalnız başkasına değil, sonunda kendisine de zarar verdiğini gösterir.

4️⃣ Bu İfade Mağduru Suçlamak İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır. Bu ayrım son derece önemlidir. Kur’an’ın belirli bir bağlamda yanlış tercih yapan insanlar için “kendilerine zulmettiler” demesi, her mağdura “Demek ki başına gelenleri sen hak ettin” deme hakkı vermez.

Bir kişi başkasının şiddetine uğradıysa sorumluluk saldırgandadır. Bir çocuk hastalandığında veya bir aile depremde zarar gördüğünde bunu onların ahlaki kusuruna bağlamak için elimizde vahiy yoktur.

İnsan bazen kendi yanlışının sonucunu yaşar; bazen de başkasının zulmünden veya doğal süreçlerden zarar görür. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir.

5️⃣ “Onların Yurtlarında Oturdunuz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve sekentum fî mesâkini…”, yani “onların meskenlerinde/yurtlarında oturdunuz” denilir. Bu ifade, sonraki insanların daha önce yaşamış ve yok olmuş toplumların bölgelerini, yerleşimlerini veya izlerini tanımalarını hatırlatır.

Bir toplum ortadan kalkabilir fakat binaları, yolları, kalıntıları ve tarihî hafızası geride kalabilir. Sonraki nesil aynı coğrafyada yaşarken geçmişte neler olduğunu öğrenebilir.

Kur’an bu tarihsel sürekliliği ahlaki bir soruya dönüştürür: Aynı yerde yaşamak yetmez; önceki insanların hatalarından ders alınmış mı?

6️⃣ Geçmiş Toplumların Evlerinde Yaşamak Onların Günahını Miras Almak mıdır ❓​

Hayır. Bir yerde yaşamak, daha önce orada yaşayanların ahlaki suçunu insana otomatik olarak aktarmaz.

İnsan atalarının günahından biyolojik olarak suçlu doğmaz. Her nesil kendi tercih ve sorumluluğuyla karşılaşır. Tarihsel miras etkili olabilir fakat ahlaki sorumluluk kişiye otomatik suç şeklinde geçmez.

Dolayısıyla eski bir zalim toplumun yaşadığı coğrafyada bugün yaşayan insanlar yalnız o mekân sebebiyle suçlu veya lanetlenmiş sayılamaz.

7️⃣ Ayet Tarihî Kalıntılardan Ders Almamızı mı İstiyor ❓​

Evet, ayetin önemli mesajlarından biri budur. Geçmiş toplumların nasıl yaşadığı, hangi yanlışları yaptığı ve hangi sonuçlarla karşılaştığı üzerinde düşünmek insana önemli dersler verebilir.

Ancak tarihten ders almak ile tarih hakkında efsane üretmek aynı şey değildir. Arkeolojik bir kalıntı gördüğümüzde onun kesin olarak belirli bir günah sebebiyle yok edildiğini söyleyemeyiz.

Kur’an’ın açıkça bildirdiği tarihsel azap örnekleri ayrı, bizim bugün tarihsel verilere bakarak yaptığımız yorumlar ayrıdır. Vahyin kesinliği ile insan yorumunun ihtimalli oluşunu ayırmak gerekir.

8️⃣ Her Antik Harabe İlâhî Azabın Kanıtı mıdır ❓​

Hayır. Bir şehrin terk edilmesi veya yıkılması savaş, ekonomik değişim, iklim, deprem, salgın, ticaret yollarının değişmesi veya başka birçok sebebe bağlı olabilir.

Bu yüzden “Burada harabe var, demek halkı günahkârdı ve Allah onları cezalandırdı” şeklinde konuşmak bilimsel ve teolojik açıdan temelsiz olabilir.

Kur’an belirli kavimler hakkında vahiy yoluyla bilgi verdiğinde durum farklıdır. Bizim elimizde vahiy bulunmayan tarihsel olaylara aynı kesin hükmü taşımamız doğru değildir.

9️⃣ “Onlara Ne Yaptığımız Size Açıkça Belli Olmuştu” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve tebeyyene lekum keyfe fealnâ bihim”, yani “onlara nasıl davrandığımız size açıkça belli olmuştu” denilir. Buradaki muhatapların, geçmiş toplumların akıbetlerini hem anlatılar hem de yaşadıkları coğrafyada görülebilen izler aracılığıyla bildikleri anlaşılır.

Kur’an böylece bilginin sorumluluk oluşturduğunu vurgular. İnsan hiçbir uyarı almamış biri ile sonuçları bildiği hâlde aynı davranışı sürdüren biri gibi değerlendirilmez.

Fakat bunun derecesini eksiksiz biçimde Allah bilir. Bir şeyi yüzeysel olarak duymak ile onu gerçekten anlayacak şekilde bilmek de aynı değildir.

🔟 Bir İnsanın Tarihi Bilmesi Onu Otomatik Olarak Bilge Yapar mı ❓​

Hayır. Tarih bilgisi tek başına ahlaki olgunluk sağlamaz.

İnsan geçmişte savaşların, zulümlerin ve ekonomik krizlerin nasıl yaşandığını ayrıntılı biçimde öğrenebilir fakat yine de benzer hataları tekrarlayabilir. Bilgi, ancak davranış ve düşünceyi dönüştürdüğünde hikmete yaklaşır.

Bu nedenle Kur’an’ın tarih anlatısındaki amaç yalnız “Eski toplumlara ne oldu?” sorusunu cevaplamak değil, “Biz aynı yanlışları tekrar ediyor muyuz?” sorusunu uyandırmaktır.

1️⃣1️⃣ İnsanlar Geçmişin Hatalarını Neden Tekrar Eder ❓​

Çünkü insan kendisini geçmişte yaşayanlardan farklı ve daha akıllı görmeye eğilimlidir. “Onlar hata yaptı ama biz yapmayız” düşüncesi kolaydır.

Oysa güç tutkusu, kibir, çıkar çatışması, propaganda, toplumsal kutuplaşma ve haksızlığı meşrulaştırma gibi davranış biçimleri farklı çağlarda yeni şekillerde tekrar edebilir.

Teknoloji gelişebilir fakat insanın ahlaki zaafları teknolojik ilerlemeyle otomatik olarak ortadan kalkmaz.

1️⃣2️⃣ “Size Örnekler Vermiştik” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda “ve darabnâ lekumu’l-emsâl”, yani “size örnekler/misaller vermiştik” denilir. Kur’an birçok yerde hakikatleri insanın daha kolay kavrayabilmesi için örnekler, benzetmeler ve geçmiş olaylar kullanır.

Bu misallerin amacı zihinsel düşünmeyi teşvik etmektir. İnsan örneği yalnız ezberlememeli, örneğin arkasındaki ilkeyi anlamaya çalışmalıdır.

İbrâhîm Suresi’nde güzel ve kötü ağaç örneğinde gördüğümüz gibi, Kur’an’ın misalleri soyut hakikatleri somutlaştıran düşünme araçlarıdır.

1️⃣3️⃣ Kur’an’daki Misalleri Her Ayrıntısıyla Gerçek Hayata Uyarlamak Gerekir mi ❓​

Hayır. Bir benzetmenin her ayrıntısını zorlayarak bağımsız teolojik sonuçlara dönüştürmek bazen metnin amacını aşabilir.

Misal, belirli bir temel noktayı açıklamak için kullanılır. Örneğin güzel ağaç benzetmesinin amacı botanik bilimini öğretmek değil, sağlam kök ve güzel meyve üzerinden iman ve iyiliği düşündürmektir.

Burada da geçmiş toplumların örneği tarihsel merak üretmekten çok ahlaki uyarı taşır.

1️⃣4️⃣ Tarihten Ders Almak “Tarih Tekerrür Eder” Demek midir ❓​

Tarih birebir aynı olayların mekanik biçimde tekrar ettiği bir sistem değildir. Her dönemin ekonomik, siyasi, teknolojik ve kültürel şartları farklıdır.

Fakat insan davranışındaki bazı kalıplar tekrar edebilir. Güç yoğunlaşması, haksızlığın normalleşmesi, eleştirinin bastırılması veya toplumların kendilerini dokunulmaz görmesi farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkabilir.

Bu nedenle daha doğru ifade şudur: Tarih birebir kopyalanmaz ama insanın benzer zaafları benzer riskler üretebilir.

1️⃣5️⃣ Geçmiş Bir Toplumun Çöküşünü Günümüzdeki Bir Millete Uygulamak Doğru mudur ❓​

Çok dikkatli olmak gerekir. Kur’an’da belirli bir kavmin belirli davranışı ve sonucu vahiy yoluyla açıklanabilir; fakat günümüzdeki bir topluma “Siz de kesin o kavimsiniz ve aynı azaba uğrayacaksınız” demek başka bir iddiadır.

Modern toplumlar çok karmaşıktır. Aynı ülkenin içinde zalim de mağdur da, inanan da inanmayan da, suçlu da masum da bulunabilir.

Bu nedenle Kur’an’ın ahlaki ilkelerini bugüne taşımak mümkündür; fakat vahiyde ismi verilmeyen toplumlara kesin ilahî azap hükmü vermek doğru değildir.

1️⃣6️⃣ Tarih Dinî veya Siyasi Propaganda İçin Kullanılabilir mi ❓​

Tarih her zaman yorumlanır, fakat tarihi bilinçli biçimde çarpıtmak ve yalnız kendi grubunu haklı çıkarmak için kullanmak ahlaki bir sorun oluşturur.

Bir toplum geçmişte mağdur olmuş olabilir; bu onun gelecekte hiçbir zaman zulmedemeyeceği anlamına gelmez. Aynı şekilde bir toplumun ataları yanlış yapmış olabilir; bu da bugünkü bireyleri otomatik suçlu yapmaz.

Geçmiş mağduriyet ahlaki dokunulmazlık, geçmiş suç da kalıtsal suçluluk üretmez. Her kuşak kendi davranışıyla değerlendirilmelidir.

1️⃣7️⃣ Geçmiş Zalimlerin Sonunu Görmek Bize Ne Öğretmelidir ❓​

En önemli derslerden biri, dünyevî gücün kalıcı olmadığıdır. Bir zamanlar yenilmez görülen yönetimler, şehirler ve imparatorluklar tarihin konusu hâline gelebilir.

Bu gerçek insanı nihilizme değil, tevazuya götürmelidir. Güç bugün bizim elimizdeyse onu sonsuz sanmamak ve adaletle kullanmak gerekir.

Tarih, insana “Sen de geçicisin” der. Bu cümle insanın çalışmasını anlamsızlaştırmaz; tam tersine elindeki zaman ve gücü daha sorumlu kullanmasını ister.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 44 ve 45. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 44. ayette zalimler ahirette “Bize biraz daha süre ver; çağrına uyalım ve peygamberleri izleyelim” demişlerdi. 45. ayette ise dünyadayken aslında geçmiş toplumların akıbetlerini bildikleri ve kendilerine misaller verildiği hatırlatılır.

Yani sorun yalnız “Bize hiç fırsat verilmedi” değildir. Zaman verilmiş, uyarılar ulaşmış ve geçmişin örnekleri gözlerinin önünde bulunmuştur. Buna rağmen insan geçici gücünü kalıcı sanabilir.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 46. ayette, bu insanların hakikate karşı kurdukları plan ve düzenlerden söz edilecektir: “Onlar gerçekten tuzaklarını kurdular; onların tuzakları Allah’ın bilgisi dâhilindedir…” Ayetin devamındaki “dağların yerinden oynaması” ifadesinin dil ve kıraat açısından tefsirlerde farklı açıklamaları bulunmaktadır. Bu ayeti ele alırken özellikle insan planının Allah’ın bilgisinden kaçmaması, ‘mekr’ kavramının bağlama göre plan ve tuzak anlamı, Allah’a nispet edilen ifadelerin insanlardaki ahlaksız hile ile aynı şekilde anlaşılmaması, büyük siyasi veya toplumsal planların mutlak güç olmadığı ve ayetin komplo teorileri üretme aracına dönüştürülmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 45. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 45. ayet, insanın “Bilmiyordum, görmemiştim, kimse beni uyarmadı” diyerek kendisini tamamen sorumluluktan kurtarma eğilimine karşı tarihin şahitliğini hatırlatır. Önceki toplumların hikâyeleri, yaşadıkları mekânlar ve Kur’an’ın verdiği misaller insanın önündedir. Sorun bazen bilgi eksikliği değil, bilginin davranışa dönüşmemesidir.

Ayetin “kendilerine zulmedenler” ifadesi özellikle dikkatli anlaşılmalıdır. Burada bilinçli yanlış ve zulümle kendi sonlarını hazırlayan insanlardan söz edilir. Bu dili her acı yaşayan insana uygulayıp “Başına bu geldiyse kendine zulmetmişsindir” demek doğru değildir. Kur’an’ın ahlaki öz-eleştiri dili, mağdur suçlama aracına dönüştürülmemelidir.

Geçmiş toplumların yurtlarında yaşamak da ahlaki suçu miras almak anlamına gelmez. Bir şehirde bugün doğan çocuk, yüzyıllar önce orada yaşamış insanların günahlarından sorumlu değildir. Kur’an’da kişisel sorumluluk esastır. Tarih bize ders bırakır; kalıtsal suç bırakmaz.

Bu özellikle etnik ve ulusal tartışmalarda son derece önemlidir. İnsanların atalarının yüzlerce yıl önce yaptıkları üzerinden bugünkü bireylere otomatik ahlaki suç yüklemek adaletli değildir. Tarihsel haksızlıklar konuşulabilir, sonuçları bugün devam ediyorsa giderilmeye çalışılabilir; fakat soy, kendi başına suç değildir.

Ayet aynı zamanda tarihle ilişkimizi sorgular. Antik bir şehri gezerken yalnız fotoğraf çekmek veya mimariyi hayranlıkla izlemek mümkündür; Kur’an ise insanı daha derin bir soruya çağırır: Bu insanlar nasıl yaşadı, hangi değerleri korudu veya kaybetti ve onların tecrübelerinden bizim hayatımıza ne düşüyor? Tarih turistik merakın yanında ahlaki hafıza da olabilir.

Ancak bu ahlaki okumayı sahte kesinliklere dönüştürmemeliyiz. Bir medeniyet çöktüğünde nedenleri araştırılır; savaş, iklim, ekonomi, salgın veya siyasi istikrarsızlık gibi birçok faktör bulunabilir. Her çöküşe “Allah’ın özel azabı” etiketi yapıştırmak, vahyin söylemediğini Allah adına söyleme riskini taşır. Bilimsel nedenleri araştırmak imanla çelişmez.

Kur’an’ın geçmiş kavimler hakkında açık biçimde ilahî azap dediği örneklerin bilgisi ise vahye dayanır. Burada önemli bir epistemik sınır vardır: Allah’ın bildirdiği ile bizim tahmin ettiğimiz aynı kesinlikte değildir. Dinî tevazu, yalnız ahlaki değil, bilgi açısından da sınırımızı bilmeyi gerektirir.

Ayetin “size örnekler vermiştik” sözü, Kur’an’ın eğitim yöntemine de ışık tutar. İnsan bazen soyut bir ilkeyi anlamakta zorlanır; fakat bir hikâye veya benzetme aynı ilkeyi çok daha canlı hâle getirir. Bunun için Kur’an tarih, doğa ve insan hayatından misaller verir. Misalin amacı ezber değil, düşünmedir.

Fakat insanlar çoğu zaman örneği bilir ve yine de davranışını değiştirmez. Herkes büyük savaşların felaketini bilir, ama savaşlar devam eder. Herkes yolsuzluğun devletleri çürüttüğünü bilir, ama yolsuzluk tekrar eder. Herkes kibirli güçlerin bir gün sona erdiğini bilir, ama güce kavuşan insan kendisini istisna sanabilir. Bilgi ile hikmet arasındaki fark burada ortaya çıkar.

Bu yüzden tarihten ders almak yalnız geçmişi kınamak değildir. İnsan “Onlar ne kadar kötüymüş” deyip rahatladığında ayetin kendisine yönelttiği sorudan kaçabilir. Asıl mesele, geçmişte gördüğümüz davranış kalıplarının bugün bizde hangi biçimde sürdüğünü fark etmektir. Tarih başkasını yargılamak için değil, kendimizi de görmek için aynadır.

Bu ayet güç sahiplerine özellikle güçlü bir mesaj verir. Önceki toplumların sarayları, kaleleri ve şehirleri bir dönem sarsılmaz görünmüş olabilir; bugün ise bazıları yalnız kalıntıdır. Bu, “Her güçlü toplum kesin yakında çöker” şeklinde mekanik bir kehanet değildir. Fakat hiçbir insan gücünün ebedî olmadığını gösteren yeterince açık tarihsel gerçek vardır. Geçici güç, mutlaklık iddiasını haklı çıkarmaz.

Aynı ölçü mağduriyet için de geçerlidir. Geçmişte zulüm görmüş olmak bir toplumun gelecekteki bütün davranışlarını otomatik olarak haklı yapmaz. İnsan veya toplum bir dönem mağdurken başka bir dönemde güç sahibi olabilir ve yeni durumda yine adaletle sınanır. Geçmiş acı, gelecekteki haksızlığın mazereti değildir.

İbrâhîm Suresi 45. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Tarihi yalnız seyretme; ondan ders çıkar. Geçmiş toplumların yıkıntılarını gördüğünde vahiy olmadan kolayca “azap” hükmü verme. Ataların suçunu çocuklara taşıma. Geçmiş mağduriyeti bugünkü zulmün dokunulmazlık belgesine dönüştürme. Bildiğin hakikatleri yalnız bilgi olarak bırakma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan geçmişin örneklerini gördüğü hâlde aynı kibir ve zulmü tekrar ederse, sorun uyarının yokluğu değil, uyarıdan ders çıkarmamış olmasıdır.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 46. ayette, insanın yalnız geçmişten ders almamasına değil, hakikate karşı plan ve tuzaklar kurmasına da dikkat çekilecektir: “Onlar tuzaklarını kurmuşlardı; onların tuzakları Allah’ın bilgisi dâhilindeydi…” Ayetin sonundaki “dağların yerinden oynaması” ifadesi hakkında dil ve tefsir bakımından farklı açıklamalar bulunduğu için bu bölümü tek bir yoruma indirgemeden değerlendirmek gerekir. Özellikle insan planlarının ne kadar büyük görünürse görünsün Allah’ın bilgisinden çıkmadığı, ‘mekr’ kavramının her stratejiyi ahlaksızlık saymadığı, Allah’a nispet edilen karşılık verme ifadelerinin insanın kötü niyetli aldatmasıyla özdeşleştirilemeyeceği, büyük komploların Allah’tan bağımsız güç olmadığı ve ayetin modern komplo teorilerine sınırsız malzeme yapılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 45. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Geçmişi gerçekten öğreniyor muyuz, yoksa yalnız tekrar mı ediyoruz? Yıkılmış medeniyetleri gezerken yalnız taşlara mı bakıyoruz, yoksa insan kibrinin ve gücün geçiciliğinin izlerini de görüyor muyuz? Tarihi yalnız rakiplerimizi suçlamak için mi kullanıyoruz? Atalarımızın başarılarını kendimize otomatik üstünlük, hatalarını ise başkalarına kalıcı suç mu yapıyoruz? Geçmişte mağdur olmuşsak bunun bize bugün sınırsız hak verdiğini mi düşünüyoruz? Ve en önemlisi, bizden öncekilerin yaptığı hataları bu kadar iyi bildiğimiz hâlde, aynı hataları kendi hayatımızda farklı isimlerle yeniden üretmediğimizden gerçekten emin miyiz?

“İbrâhîm 45, ‘Kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz; onlara ne yaptığımız size açıkça belli olmuştu ve size örnekler vermiştik’ buyurarak insanın tarihten sorumluluk üretmesi gerektiğini hatırlatır. Geçmiş kavimlerin Kur’an’da bildirilen akıbetleri ibrettir; fakat her antik yıkıntı veya modern felaket vahiy olmadan ‘ilahî azap’ diye kesinleştirilemez. Önceki kuşakların günahı sonrakilere kalıtsal suç olarak geçmediği gibi geçmiş mağduriyet de gelecekteki zulme ahlaki dokunulmazlık sağlamaz. Ayetin büyük dersi şudur: Tarih yalnız geçmişi bilmek için değil, aynı kibir, zulüm ve sorumsuzluğu bugün yeniden üretmemek için okunmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt