📖 İbrâhîm Suresi 47. Ayette “Sakın Allah’ı Peygamberlerine Verdiği Sözden Dönecek Sanma; Şüphesiz Allah Azîz’dir, İntikam Sahibidir” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,462
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 47. Ayette “Sakın Allah’ı Peygamberlerine Verdiği Sözden Dönecek Sanma; Şüphesiz Allah Azîz’dir, İntikam Sahibidir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 46. ayette, hakikate karşı kurulan en büyük ve en gizli tuzakların bile Allah’ın bilgisinin dışında olmadığı bildirilmişti. 47. ayette bu güvence daha güçlü bir ifadeyle devam eder: ‘Sakın Allah’ı peygamberlerine verdiği sözden dönecek sanma. Şüphesiz Allah Azîz’dir, intikam sahibidir.’ Buradaki mesaj, insan planlarının peygamberlerin getirdiği hakikati nihai olarak boşa çıkaramayacağıdır. Ancak Allah’ın peygamberlerine verdiği söz, her peygamberin dünyada hemen siyasi hâkimiyet kuracağı veya iman edenlerin hiçbir yenilgi yaşamayacağı şeklinde anlaşılmamalıdır. Aynı şekilde ayetteki ‘zü’ntikâm’ ifadesi de insanlardaki kontrolsüz öfke, kin ve şahsi intikam psikolojisiyle özdeşleştirilemez. İlâhî karşılık, eksiksiz bilgi ve adalet temelinde gerçekleşen hesap anlamında değerlendirilmelidir; bu ayet insanlara kişisel intikam veya şiddet yetkisi vermez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 47. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Sakın Allah’ı peygamberlerine verdiği sözden dönecek sanma. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, yaptıkların karşılığını verendir.” Ayetin Arapçası ise “Fe-lâ tahsebennallâhe muhlife va‘dihî rusuleh. İnnallâhe azîzun zü’ntikâm.” şeklindedir.

Bu ayet, önceki ayetlerde anlatılan zalimlerin planları, geçici güçleri ve hesap gününe ertelenmeleri bağlamında gelir. İnsanlar ne kadar büyük düzenler kurarsa kursun, Allah’ın peygamberlerine bildirdiği hakikati ve ilahî hesabı ortadan kaldıramazlar.

Ayetin merkezinde iki büyük güvence vardır: Allah sözünden dönmez ve hiçbir güç Allah’ın hükmünü engelleyemez.

2️⃣ “Sakın Allah’ı Sözünden Dönecek Sanma” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “fe-lâ tahsebennallâhe muhlife va‘dihî”, yani “Allah’ı vaadinden dönecek sanma” denilir. Buradaki ifade, Allah’ın verdiği sözün güvenilirliğini vurgular.

İnsan söz verebilir fakat unutabilir, gücü yetmeyebilir veya fikrini değiştirebilir. Allah hakkında ise böyle bir acizlik düşünülemez. Allah’ın vaadinin gerçekleşmesini engelleyecek daha üstün bir güç yoktur.

Dolayısıyla ayet, insanın dünyadaki geçici görüntülere bakıp “Demek ilahî vaat gerçekleşmeyecek” şeklinde ümitsizliğe düşmesine karşıdır.

3️⃣ Allah Peygamberlerine Ne Vaat Etmiştir ❓​

Ayet tek başına burada vaadin bütün ayrıntılarını sıralamaz. Kur’an’ın genel bağlamında peygamberlerin tebliğinin boşa çıkmaması, hakikatin sonunda ortaya çıkması, zalimlerin hesap vermesi ve peygamberlerin Allah tarafından desteklenmesi gibi farklı boyutlar bulunmaktadır.

Bu nedenle “vaat” yalnız tek bir siyasi veya askerî sonuca indirgenmemelidir. Peygamberlerin görevinin doğrulanması, ahiretteki kurtuluş ve ilahî adalet de bu geniş çerçevenin içindedir.

Ayet özellikle önceki zulüm ve hesap bağlamında okunduğunda, zalimlerin nihai olarak hesaptan kaçamayacağı güvencesi öne çıkar.

4️⃣ Bu Vaat Her Peygamberin Dünyada Siyasi Zafer Kazanacağı Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Peygamberlerin hayatları aynı şekilde ilerlememiştir. Bazıları toplumlarında büyük değişimler görmüş, bazıları ağır baskılara maruz kalmış ve bazıları getirdikleri mesajın geniş kabulünü kendi ömürleri içinde görmemiştir.

Bu gerçek, Allah’ın vaadinin bozulduğu anlamına gelmez. Çünkü ilahî vaat yalnız dünyevî siyasi hâkimiyete indirgenemez.

Hakikatin değeri seçim sonucu, devlet gücü veya kısa vadeli başarıyla ölçülmez. Bir peygamberin dünyada baskı görmesi onun başarısız, ona zulmedenlerin geçici üstünlüğü de onların haklı olduğunu göstermez.

5️⃣ Dünyada Yenilgi Yaşamak Allah’ın Desteğinin Olmadığını mı Gösterir ❓​

Hayır. İnsan hayatında başarısızlık, kayıp ve yenilgi yaşanabilir. Bunların hiçbiri otomatik olarak Allah’ın kişiden razı olmadığı anlamına gelmez.

Aynı şekilde büyük başarı elde etmek de Allah’ın ahlaki onayının kesin kanıtı değildir. Zalimler de savaş kazanabilir, servet biriktirebilir ve uzun yıllar güçlü kalabilir.

Kur’an’ın önceki ayetlerde yaptığı ayrım burada da geçerlidir: Dünyevî sonuç ile ilahî değer aynı şey değildir.

6️⃣ “Vaadinden Dönmemek” Allah’ın Her İnsan Duasını Aynen Yerine Getirmesi midir ❓​

Hayır. Allah’ın verdiği vaat ile insanın Allah’tan istediği şey aynı kategori değildir.

Bir insan “Allah’ım bana şu işi ver” diye dua edebilir; fakat Allah ona Kur’an’da “Bu işi sana kesin vereceğim” şeklinde özel bir vaat vermiş değildir. Bu nedenle kişinin istediği şey gerçekleşmeyince “Allah sözünden döndü” denilemez.

İlahî vaat, Allah’ın bizzat vaat ettiği şeydir. İnsan arzusu ilahî vaat değildir.

7️⃣ İnsanlar Bazen Kendi Beklentilerini Allah’ın Vaadi Gibi Sunabilir mi ❓​

Evet ve bu ciddi bir hatadır. İnsan kendi siyasi hedefini, ticari başarısını veya kişisel beklentisini dinî ifadelerle süsleyerek “Allah kesin bize bunu verecek” diyebilir.

Ancak vahiyde açık bir dayanak bulunmadıkça böyle bir kesinlik iddiası yapılamaz. Bir insanın güçlü ümidi veya yorumu, Allah adına verilmiş kesin söz hâline gelmez.

Dinî tevazunun önemli bir tarafı şudur: Allah’ın vaat ettiğini kesin söyleriz; kendi tahminimizi Allah’ın vaadi gibi sunmayız.

8️⃣ “Azîz” İsmi Bu Ayette Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Allah için “Azîz” ismi kullanılır. “Azîz”, bağlama göre mutlak üstünlük sahibi, yenilmez, kudreti engellenemeyen ve izzet sahibi anlamlarını taşır.

Bu isim, hemen önceki “Allah vaadinden dönmez” ifadesini güçlendirir. Allah’ın vaadini yerine getirememesi söz konusu değildir; çünkü O’nu aciz bırakabilecek bağımsız bir güç bulunmaz.

Dolayısıyla Azîz ismi yalnız güç değil, engellenemez ilahî kudret ve üstünlük vurgusudur.

9️⃣ Allah’ın “Azîz” Olması Zorbalık Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Mutlak güç ile zulüm aynı şey değildir. İnsanlarda güç çoğu zaman kötüye kullanılabilir; fakat insan deneyimindeki güç yozlaşmasını doğrudan Allah’a taşımak doğru değildir.

Kur’an Allah’ı yalnız güçlü değil, aynı zamanda adil, merhametli, hikmet sahibi ve hiçbir kula zulmetmeyen olarak tanıtır. İlâhî sıfatlar birbirinden koparılarak okunmamalıdır.

Bu nedenle Allah’ın Azîz oluşu, keyfî baskı veya zalimce güç kullanımı şeklinde değil, hiçbir şey tarafından engellenemeyen mutlak kudret olarak anlaşılmalıdır.

🔟 “Zü’ntikâm” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Allah için “zü’ntikâm” ifadesi geçer. Türkçede bu çoğu zaman “intikam sahibi” şeklinde çevrilir; fakat modern Türkçedeki “intikam” kelimesinin çağrıştırdığı kişisel kin ve öfke, ilahî anlamı eksik yansıtabilir.

Kur’an bağlamında burada esas olan, zulmün ve ağır kötülüğün hak ettiği karşılıksız bırakılmaması, yani ilahî adaletin gerçekleşmesidir.

Allah’ın cezalandırması, insanın “Beni kızdırdı, ben de acısını çıkaracağım” psikolojisiyle aynı değildir. İlahî karşılık eksiksiz bilgi, hak ve adalet temelindedir.

1️⃣1️⃣ Allah İnsanlar Gibi Öfkelenip İntikam mı Alır ❓​

İnsan psikolojisindeki intikam çoğu zaman incinmiş ego, kin, kontrol kaybı ve aşırı karşılık verme isteğiyle ilişkilidir. Bu nitelikleri Allah’a aynen taşımak doğru olmaz.

Allah’ın hiçbir yaratılmışa karşı psikolojik olarak kendisini savunma ihtiyacı yoktur. Hiç kimse Allah’ı güçsüz bırakamaz, şerefini eksiltemez veya O’na gerçek bir zarar veremez.

Bu nedenle ilahî intikâm, insanî hınç değil; adaletin gerektirdiği karşılığın verilmesi olarak anlaşılmalıdır.

1️⃣2️⃣ İlâhî Ceza Duygusal Bir Öç Alma Değilse Nedir ❓​

İlahî ceza, insanın bilinçli tercihleri ve yaptıklarıyla yüzleşmesidir. Kur’an’ın hesap öğretisinde Allah insanların niyetlerini, bilgi seviyelerini, gerçek tercih imkânlarını ve verdikleri zararları eksiksiz bilir.

İnsan mahkemelerinde bilgi eksikliği olabilir; masum biri yanlışlıkla suçlanabilir veya suçlu delil yetersizliğinden kurtulabilir. İlahî hükümde bilgi eksikliği söz konusu değildir.

Bu nedenle ilahî karşılık, öfkenin taşması değil, kusursuz bilginin eşlik ettiği adalettir.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet İnsanlara İntikam Alma Yetkisi Verir mi ❓​

Hayır. Allah’ın “zü’ntikâm” oluşu, insanın “Ben de Allah adına intikam alıyorum” diyerek kişisel şiddet uygulamasını meşrulaştırmaz.

Dünyadaki suçlar mümkün olan yerde hukuk, delil ve yetkili kurumlar çerçevesinde ele alınmalıdır. Kişisel öfkenin ilahî adalet kılığına sokulması yeni bir zulüm doğurabilir.

Allah’ın cezalandırma yetkisi ile insanın hukuki sorumluluğu aynı şey değildir. Ayet linç, kan davası veya keyfî şiddet ruhsatı değildir.

1️⃣4️⃣ Adalet İstemek ile İntikam İstemek Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Adalet, haksızlığın durması, mağdurun hakkının korunması ve suçla orantılı meşru bir karşılığın bulunmasıyla ilgilidir. Kişisel intikam ise bazen karşı tarafın mümkün olduğunca çok acı çekmesini istemeye dönüşebilir.

Bir mağdurun kendisine haksızlık yapan kişinin hesap vermesini istemesi son derece anlaşılabilir. Fakat bu haklı talebin sınırsız öç alma arzusuna dönüşmesi başka bir meseledir.

Kur’an’ın ilahî adalet öğretisi, zulme zulümle cevap vermeyi kutsallaştırmaz.

1️⃣5️⃣ Allah’ın Vaadi Gecikmiş Görünürse Ne Düşünmeliyiz ❓​

İnsan zamanı kendi ömrü üzerinden değerlendirir. Bir olayın yıllarca değişmemesi bize “Bu artık hiç değişmeyecek” hissi verebilir.

Fakat önceki ayetlerde açıkça görüldüğü gibi gecikme, Allah’ın gafleti veya acizliği anlamına gelmez. İbrâhîm 47, tam bu noktada Allah’ın peygamberlerine verdiği sözün güvenilir olduğunu hatırlatır.

Bu güven, insanın takvim belirlemesi anlamına gelmez. Vaadin doğru olduğuna inanmak ile onun hangi gün ve hangi yöntemle gerçekleşeceğini bildiğimizi iddia etmek farklıdır.

1️⃣6️⃣ Bir Dava Uzun Süre Başarısız Görünüyorsa Hak Olduğu Nasıl Anlaşılır ❓​

Başarı veya başarısızlık tek başına hakikat ölçüsü değildir. Bir düşüncenin doğru olup olmadığı delil, vahiy bağlamı, ahlaki tutarlılık ve gerçeklik üzerinden değerlendirilmelidir.

Çok kişinin desteklediği yanlış olabilir; az kişinin savunduğu görüş de yanlış olabilir. Çoğunluk veya azınlık tek başına hakikat üretmez.

Bu nedenle “Biz kaybettik, demek ki haksızız” veya “Biz kazandık, demek Allah bizden yana” şeklindeki basit denklemlerden kaçınmak gerekir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Günümüzde Siyasi Zafer Vaadi Olarak Kullanılabilir mi ❓​

Ayetin peygamberlere verilen ilahî vaat bağlamını modern siyasi hareketlere doğrudan aktarmak son derece dikkat gerektirir. Hiçbir güncel parti, lider veya hareket kendisini otomatik olarak peygamberlerin ilahî vaatlerinin zorunlu muhatabı ilan edemez.

Bir grubun dinî slogan kullanması, onun bütün kararlarını kutsal yapmaz. Siyasi programlar insan yorumudur; vahiy değildir.

Bu nedenle ayeti “Bizim siyasi grubumuz kesin kazanacak, çünkü Allah sözünden dönmez” şeklinde kullanmak, insan hedefini ilahî vaat seviyesine çıkarmak olur.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 46 ve 47. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 46. ayette hakikate karşı kurulan büyük tuzakların Allah’ın bilgisinden kaçmadığı, 47. ayette ise Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden dönmeyeceği bildirilmektedir.

İki ayet birlikte çok güçlü bir denge kurar: İnsan planı gerçektir ama mutlak değildir; ilahî vaat ise insan planları tarafından bozulamaz. Zalimlerin stratejileri geçici başarı gösterebilir fakat nihai hesap üzerinde egemen değildir.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 48. ayette, hesap gününün kozmik boyutu çok çarpıcı bir ifadeyle anlatılacaktır: “O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve Kahhâr olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.” Bu ayeti ele alırken özellikle “yerin başka bir yere dönüştürülmesi” ifadesinin ne anlama geldiği, bunun modern kozmoloji teorilerine zorla bağlanmaması, ahiret âleminin dünya fiziğinin basit devamı gibi düşünülmemesi, “Allah’ın huzuruna çıkmak” ifadesinin Allah’ın fiziksel bir mekânda bulunduğu anlamına gelmemesi ve “Vâhid-Kahhâr” isimlerinin tevhid ve mutlak hüküm bağlamında anlaşılması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 47. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 47. ayet, önceki ayetlerde anlatılan bütün zulüm, tuzak, erteleme ve hesap temasını güçlü bir güvenceyle bağlar: Allah peygamberlerine verdiği sözden dönmez. İnsanlar büyük planlar yapabilir, hakikati bastırmaya çalışabilir ve geçici olarak çok güçlü görünebilirler; fakat hiçbir insan planı Allah’ın hükmünü geçersiz kılamaz.

Bu güvenceyi doğru anlamak önemlidir. Ayet “Haklı olan kişi dünyada daima hemen kazanır” dememektedir. Kur’an’daki peygamber kıssaları bile hakikatin yolunun acı, hicret, yalnızlık ve ağır mücadele içerebildiğini gösterir. Dolayısıyla dünyevî başarısızlık, ilahî vaadin bozulduğunun kanıtı değildir.

Aynı şekilde dünyada kazanmak da kişinin Allah tarafından kesin biçimde desteklendiğini göstermez. Tarihte zalimler de büyük zaferler kazanmış, servetler toplamış ve yıllarca hüküm sürmüştür. Zafer ahlaki doğruluk belgesi değildir. Haklılık, yalnız görünür sonuçlarla ölçülemeyecek kadar derin bir meseledir.

Ayetin “Allah vaadinden dönmez” sözü, insanın kendi isteklerini de ilahî vaat sanmaması gerektiğini düşündürür. Bir insan Allah’tan bir şey ister ve onun gerçekleşeceğine büyük ümit besleyebilir; fakat kendi beklentisini Allah’ın kesin vaadi olarak ilan edemez. Dua talep, vaat ise Allah’ın verdiği sözdür. İkisini karıştırmak din adına aşırı kesinlik üretir.

Bu ayrım özellikle siyasi ve toplumsal hareketlerde önemlidir. Bir lider veya grup kendi projesini “Allah’ın vaat ettiği zafer” şeklinde sunarak eleştiriyi susturabilir. Oysa peygamberlik sona ermişken modern siyasi programlar insan üretimidir ve hata yapabilir. Dinî dil, insan kurumlarına yanılmazlık kazandırmamalıdır.

Ayetin ikinci yarısındaki “Azîz” ismi, Allah’ın vaadini yerine getirmekten aciz kalmayacağını bildirir. İnsan sözünü tutmak isteyip gücü yetmediği için başarısız olabilir; Allah hakkında böyle bir güçsüzlük düşünülemez. İlâhî vaat güvenilirdir çünkü Allah’ın kudretini engelleyecek bağımsız bir güç yoktur.

Ardından gelen “zü’ntikâm” ifadesi ise özellikle dikkatle anlaşılmalıdır. Türkçede intikam kelimesi çoğu zaman öfkeyle “Acısını çıkaracağım” anlamı taşır. Allah’a nispet edilen ilahî karşılık böyle bir psikoloji değildir. Allah incinmiş egosunu tatmin etmeye çalışan bir varlık değildir. İlâhî intikâm, kötülüğün adalet içinde karşılıksız bırakılmamasıdır.

Bu nedenle ayet kişisel intikam kültürünü desteklemez. Kan davası, linç, işkence veya keyfî cezalandırma Allah’ın “zü’ntikâm” oluşundan meşruiyet çıkaramaz. İnsan adaleti delil, hukuk ve orantılılıkla yürütülmelidir. Bir kişinin Allah’a ait hüküm yetkisini kendi öfkesine devretmesi, adalet değil yeni bir zulüm doğurabilir.

Adalet isteyen mağdurun öfkesi ise küçümsenmemelidir. Haksızlığa uğrayan insan failin hesap vermesini istemekte haklı olabilir. Burada önemli olan, hakkın teslim edilmesini istemek ile karşı tarafın sınırsız biçimde acı çekmesini istemek arasındaki farkı korumaktır. Kur’an’ın adalet öğretisi mağdurun hakkını ciddiye alır; fakat insanın öfkesini mutlaklaştırmaz.

Bu ayet aynı zamanda zalimin geçici başarısı karşısında ümitsizliğe kapılan insana güven verir. Kötülük organize olabilir, propaganda yapabilir ve insanların büyük kısmını etkileyebilir. Fakat kötülüğün iyi örgütlenmiş olması ona ilahî mutlaklık kazandırmaz. İnsan planı büyük olabilir; Allah’ın hükmünün üzerine çıkamaz.

Bununla birlikte “Allah vaadini yerine getirecek” diyerek dünyadaki sorumlulukları terk etmek de doğru değildir. Peygamberler dahi tebliğ etmiş, mücadele etmiş, hicret etmiş ve tedbir almıştır. Güven pasiflik değildir. İlâhî vaade iman, insana görevlerini terk etme değil, sonuç karşısında ümitsizliğe kapılmadan sorumluluğunu yerine getirme gücü vermelidir.

Ayetin ilahî ceza boyutu da bizi başkalarının sonunu kesinleştirmekten uzak tutmalıdır. Genel olarak zulüm ve inkâr için ilahî uyarı vardır; fakat yaşayan tek tek insanların nihai hükmü Allah’a aittir. İnsan hayattayken dönüşebilir, tövbe edebilir ve mümkünse verdiği zararları telafi edebilir. İlâhî adaletin kesinliği, bizim insanlar hakkında aceleyle ebedî hüküm dağıtmamızı gerektirmez.

İbrâhîm Suresi 47. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İnsanların güçlü planlarından dolayı Allah’ın vaadinden şüphe etme. Geçici siyasi veya askerî başarıyı ilahî haklılık belgesi sayma. Kendi arzunu Allah’ın kesin vaadi gibi sunma. Allah’ın “intikam sahibi” oluşunu insanî kin ve öç alma psikolojisiyle karıştırma. Bu ifadeden kişisel şiddet yetkisi çıkarma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah’ın sözü güvenilirdir, kudreti engellenemez ve nihai adalet hiçbir insan planı tarafından ortadan kaldırılamaz; insanın görevi ise sonucu zorla üretmek değil, hak ve adalet üzerinde sorumluluğunu yerine getirerek Allah’a güvenmektir.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 48. ayette, bu nihai hesabın gerçekleşeceği günün kozmik ölçekte ne kadar farklı olacağı anlatılacaktır: “O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve Kahhâr olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.” Bu ayeti ele alırken özellikle dünyanın ve göklerin değiştirilmesi ifadesinin anlamı, bunun modern fizik veya kozmolojiye zorla uyarlanmaması, ayetin yeni bir yaratılış ve ahiret düzenini anlatması, ‘Allah’ın huzuruna çıkmak’ sözünün fiziksel mesafe kat ederek Allah’ın bulunduğu bir koordinata gitmek anlamına gelmemesi, Allah’ın mekâna bağlı olmaması ve “el-Vâhid el-Kahhâr” isimlerinin bütün sahte güçlerin ortadan kalktığı nihai tevhid ve hüküm sahnesini göstermesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 47. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz neyi gerçekten Allah’ın vaadi, neyi yalnız kendi beklentimiz olarak görüyoruz? Dünyada kazanan herkesi Allah’ın desteklediğini mi sanıyoruz? Kendi siyasi veya kişisel hedeflerimize “Allah kesin bunu istiyor” diyerek kutsallık mı kazandırıyoruz? Haksızlığa uğradığımızda adalet mi istiyoruz, yoksa karşı tarafın acısından haz alacak kadar intikam duygusuna mı kapılıyoruz? İnsan planlarını Allah’ın hükmünü bozabilecek kadar büyük mü görüyoruz? Ve en önemlisi, sonuç hemen görünmese bile doğru olduğuna inandığımız şeyi adalet, sabır ve ahlak sınırları içinde sürdürebilecek kadar Allah’ın vaadine güveniyor muyuz?

“İbrâhîm 47, ‘Sakın Allah’ı peygamberlerine verdiği sözden dönecek sanma. Şüphesiz Allah Azîz’dir, zü’ntikâmdır’ buyurarak hiçbir insan planının ilahî vaadi geçersiz kılamayacağını öğretir. Allah’ın vaadi her peygamber için anında dünyevî siyasi zafer demek olmadığı gibi, ‘zü’ntikâm’ oluşu da insanlardaki kin ve kontrolsüz öç alma psikolojisi değildir. İlâhî karşılık kusursuz bilgi ve adalete dayanır. Ayet insanlara kişisel intikam veya şiddet yetkisi vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Geçici güç karşısında hakikatten ümit kesme, kendi beklentilerini Allah’ın sözü diye sunma ve nihai adaletin hiçbir insan tuzağı tarafından ortadan kaldırılamayacağını unutma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt