📖 İbrâhîm Suresi 46. Ayette “Onlar Tuzaklarını Kurdular; Tuzakları Allah’ın Bilgisi Dâhilindedir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,462
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 46. Ayette “Onlar Tuzaklarını Kurdular; Tuzakları Allah’ın Bilgisi Dâhilindedir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 45. ayette, kendilerine zulmeden geçmiş toplumların yurtlarında yaşayan, onların başına gelenleri bilen ve kendilerine ibret verici örnekler sunulan insanların buna rağmen aynı yanlışları tekrar edebileceği hatırlatılmıştı. 46. ayette ise bu kez hakikate karşı geliştirilen bilinçli planlara dikkat çekilir: ‘Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı; onların tuzakları Allah’ın bilgisi dâhilindedir. Tuzakları dağları yerinden oynatacak olsa bile…’ Ayetteki “mekr”, sıradan planlama veya strateji anlamına indirgenmemeli; bağlamda gizli, zarar verici ve hakikati engellemeye yönelik düzenleri ifade eder. Buna karşılık her siyasi karar, devlet planı veya insanın anlamadığı olay için “Bu kesin gizli bir komplodur” demek de ayetin maksadı değildir. Ayetin ana mesajı şudur: İnsanların en gizli, en güçlü ve en örgütlü planları bile Allah’ın bilgisinin dışına çıkmaz; insan gücü hiçbir zaman mutlak değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 46. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı; onların tuzakları Allah’ın bilgisi dâhilindedir. Tuzakları dağları yerinden oynatacak olsa bile…” Ayetin Arapçası ise “Ve kad mekerû mekrahum ve indallâhi mekruhum ve in kâne mekruhum li-tezûle minhu’l-cibâl.” şeklindedir.

Bu ayet, önceki ayette söz edilen geçmiş toplumların yalnız bilgisizlik sebebiyle yanlış yapmadıklarını, bazı insanların bilinçli biçimde düzenler kurarak hakikate karşı koyduklarını da gösterir. İnsan kimi zaman yalnız gerçeği reddetmekle kalmaz; onu susturmak, etkisizleştirmek veya başkalarının ona ulaşmasını engellemek için sistemli yöntemler de geliştirebilir.

Kur’an bütün bunlara rağmen çok temel bir sınır çizer: Plan ne kadar gizli ve güçlü olursa olsun Allah’tan gizlenemez.

2️⃣ Ayette Geçen “Mekr” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Mekr” kelimesi bağlama göre gizlice plan kurmak, karşı tarafın fark etmediği bir düzen geliştirmek ve hileli yöntemlerle amaç elde etmeye çalışmak anlam alanına sahiptir. Bu ayette olumsuz bağlam belirgindir; hakikate karşı kurulan zarar verici ve sinsi planlardan söz edilmektedir.

Bu nedenle kelimeyi yalnız “plan yapmak” diye çevirmek eksik kalabilir. İnsan geleceğini planlayabilir, güvenlik tedbiri alabilir veya ticari strateji geliştirebilir; bunların hepsi mekr değildir.

Planlama ile hileli tuzak birbirinden ayrılmalıdır. Kur’an’ın eleştirisi akıl kullanmaya değil, aklı zulüm ve aldatma aracına dönüştürmeye yöneliktir.

3️⃣ “Onlar Tuzaklarını Kurdular” İfadesi Neyi Vurguluyor ❓​

Ayette “ve kad mekerû mekrahum”, yani yaklaşık olarak “Gerçekten kendi tuzaklarını kurmuşlardı” denilir. İfadedeki tekrar, onların gelişigüzel değil, bilinçli ve kararlı bir planlama içinde olduklarını düşündürür.

Hakikate karşı çıkış bazen anlık öfke değildir. Ekonomik çıkarlar, siyasi güç, toplumsal prestij veya mevcut düzenin korunması adına örgütlü bir direnç ortaya çıkabilir.

Bu nedenle ayet, insan kötülüğünün yalnız bireysel dürtülerden değil, bazen hesaplanmış sistemlerden de doğabileceğini hatırlatır.

4️⃣ “Tuzakları Allah’ın Yanındadır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve indallâhi mekruhum” ifadesi vardır. Bu ifade meallerde “Onların tuzakları Allah’ın bilgisi dâhilindedir”, “Tuzakları Allah katında bellidir” veya benzeri biçimlerde çevrilebilir.

Buradaki ana düşünce, insanların gizli planlarının Allah açısından gizli olmadığıdır. İnsan başka insanlardan planını saklayabilir, delilleri yok edebilir veya niyetini yıllarca gizleyebilir; fakat Allah’ın bilgisi açısından gizlilik diye bir alan yoktur.

Bu ifade aynı zamanda planların hesabının da Allah’ın hükmünün dışında kalmayacağını düşündürür. Gizli olmak, sorumsuz olmak değildir.

5️⃣ Allah Bir Planı Biliyorsa Neden Hemen Engellemiyor ❓​

Allah’ın bir zulmü veya planı bilmesi, onun dünya hayatında her zaman daha gerçekleşmeden fiziksel olarak engelleneceği anlamına gelmez. Önceki ayetlerde de gördüğümüz gibi bilmek ile hemen cezalandırmak aynı şey değildir.

Dünya insanın tercih, sorumluluk, mücadele ve imtihan alanıdır. İnsan kötü plan kurabilir, hatta bazen o planla geçici başarı elde edebilir. Bunun gerçekleşmesi Allah’ın o planı ahlaken onayladığını göstermez.

Ayetin verdiği güvence, “Hiçbir kötü plan dünyada başarıya ulaşamaz” değil, “Hiçbir plan Allah’ın bilgisi ve nihai hükmü dışında değildir” şeklindedir.

6️⃣ Gizli Bir Planın Başarılı Olması Allah’ın Ondan Razı Olduğunu Gösterir mi ❓​

Hayır. Bir insan hileyle servet kazanabilir, propaganda yoluyla yıllarca iktidarını koruyabilir veya başkalarını aldatarak çıkar elde edebilir. Dünyevî başarı ahlaki doğruluğun garantisi değildir.

Aynı şekilde doğru bir mücadele veren insanın geçici olarak yenilmesi de onun haksız olduğunu kanıtlamaz. Dünya sonuçları ile ilahî rıza arasında mekanik bir denklem kurulamaz.

Bu nedenle “Kazandıysa haklıdır” anlayışı Kur’an’ın ahlak perspektifiyle uyuşmaz. Bazen yanlış güçlü, hakikat ise zayıf görünebilir; fakat görünür güç nihai ölçü değildir.

7️⃣ Bu Ayet Her Siyasi veya Toplumsal Olayın Arkasında Gizli Komplo Olduğunu mu Söylüyor ❓​

Hayır. Ayet belirli insanların hakikate karşı mekr, yani tuzak kurabileceğini bildirir; fakat dünyadaki her karmaşık olayın mutlaka gizli bir merkez tarafından yönetildiğini söylemez.

Ekonomik krizler, savaşlar, siyasi değişimler ve toplumsal olaylar çoğu zaman birden fazla sebebin sonucudur. Bazen bilinçli planlar vardır, bazen kötü yönetim, çıkar çatışmaları, tesadüfî gelişmeler veya karmaşık toplumsal süreçler etkili olur.

Bir olayın açıklamasını bilmemek, onun mutlaka gizli bir komplonun sonucu olduğunu kanıtlamaz. İddia varsa delil gerekir.

8️⃣ Komplo Teorileriyle Bu Ayet Arasında Nasıl Bir Sınır Koymak Gerekir ❓​

İnsanların gizli planlar yapabileceğini kabul etmek gerçekçidir; tarih bunun birçok örneğini göstermiştir. Fakat bundan her iddianın doğru olduğu sonucu çıkmaz.

Bir komplo iddiası, somut belge, güvenilir tanıklık, tutarlı veri veya doğrulanabilir kanıtlarla desteklenmelidir. “Kur’an mekr var diyor, o hâlde benim düşündüğüm gizli plan kesin doğrudur” demek ayeti kişisel şüphelerimizin onay mührüne dönüştürmek olur.

Kur’an insanı hem saf olmamaya hem de delilsiz zanla insanları suçlamamaya çağıran daha dengeli bir ahlak öğretir.

9️⃣ “Tuzakları Dağları Yerinden Oynatacak Olsa Bile” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonundaki “ve in kâne mekruhum li-tezûle minhu’l-cibâl” ifadesi oldukça güçlüdür. Genel anlamda, insanların planlarının dağları bile yerinden oynatacak kadar büyük ve sarsıcı olabileceğini ifade eden güçlü bir anlatım olarak anlaşılmıştır.

Dağ, insan zihninde sağlamlık, büyüklük ve yerinden oynaması son derece güç olan bir varlığı temsil eder. Dolayısıyla anlatım “Planları olağanüstü derecede büyük olsa bile” mesajını taşır.

Buradaki amaç insan planlarının gerçekten jeolojik olarak dağları hareket ettirdiği şeklinde bilimsel bir iddia kurmak değildir. Kur’an planların büyüklüğünü çarpıcı bir tasvirle anlatmaktadır.

🔟 Bu Cümlenin Tefsirlerde Farklı Açıklamaları Var mıdır ❓​

Evet. Ayetin son kısmındaki dil yapısı ve kıraatlerle bağlantılı olarak klasik tefsirlerde farklı açıklamalar aktarılmıştır. Bir yaklaşım, tuzakların dağları yerinden oynatacak kadar büyük olduğunu vurgularken başka bir yorum çizgisi, bütün güçlerine rağmen onların planlarının Allah’ın hakikatini ve sağlam düzenini ortadan kaldıracak güçte olmadığını öne çıkarır.

Bu iki yaklaşımın ortak noktası aslında oldukça yakındır: İnsan planı ne kadar büyük görünürse görünsün mutlak güç değildir.

Dolayısıyla burada tek bir dil ayrıntısını kesinleştirerek diğer tefsir ihtimallerini yok saymak yerine, tefsirlerde farklı açıklamaların bulunduğunu belirtmek daha sağlıklıdır.

1️⃣1️⃣ Ayetteki “Dağlar” Gerçek Dağlar mı, Mecaz mı ❓​

Ayetin kelimesi gerçek anlamıyla dağlardır; fakat dağın burada güçlü bir benzetme ve mübalağa etkisi taşıdığı açıktır. İnsanların planlarının büyüklüğü, en sağlam görünen şeyleri bile sarsacak güçteymiş gibi anlatılır.

Bazı yorumlar buradaki dağları sağlam gerçekler, güçlü düzen veya hakikatin köklülüğü üzerinden de anlamlandırmıştır. Ancak bu tür yorumları ayetin tek zorunlu anlamı hâline getirmemek gerekir.

En güvenli temel şudur: Ayet insan planının büyüklüğünü anlatırken bile onun Allah karşısındaki sınırlılığını gösterir.

1️⃣2️⃣ Eski Tefsirlerde Bu Ayetle İlgili Olağanüstü Hikâyeler Var mıdır ❓​

Bazı klasik kaynaklarda ayetin çevresinde farklı tarihsel veya rivayet temelli anlatımlar zikredilmiştir; kimi yorumlar özellikle eski hükümdarlar ve Allah’a meydan okuma girişimleriyle ilişkilendirilmiştir.

Ancak ayetin kendisi belirli bir hükümdarın adını, belirli bir uçuş düzenini veya ayrıntılı bir olağanüstü hikâyeyi anlatmaz. Bu nedenle tefsir rivayeti ile ayetin açık lafzını birbirinden ayırmak gerekir.

Kur’an’ın söylemediği ayrıntıları kesin vahiy bilgisi gibi sunmak yerine, ayet metninin taşıdığı ana mesajı merkeze almak daha sağlamdır.

1️⃣3️⃣ İnsanların Plan Yapması Kötü Bir Şey midir ❓​

Hayır. Plan yapmak insan aklının doğal bir işlevidir. İnsan bütçe yapar, eğitim planlar, seyahat programı hazırlar, güvenlik stratejisi geliştirir veya işletmesinin geleceğini düşünür.

Ahlaki problem planın kendisinde değil, amacında ve yöntemindedir. Başkasını aldatmak, hakkını gasp etmek, gerçeği gizlemek veya insanları zarar verecek biçimde manipüle etmek için plan kuruluyorsa mesele değişir.

Bu yüzden strateji ≠ mekr şeklindeki ayrımı korumak gerekir. Her zekice plan hile değildir.

1️⃣4️⃣ Bir Mümin Hileye Karşı Tedbir Alabilir mi ❓​

Evet. “Allah onların tuzağını biliyor” demek, insanın hiçbir önlem almaması gerektiği anlamına gelmez.

Dolandırıcılığa karşı sözleşme yapmak, güvenlik sistemi kurmak, bilgiyi doğrulamak veya hukuki tedbir almak tevekküle aykırı değildir. Allah’a güvenmek, insanın kendisine verilen aklı ve imkânları terk etmesi anlamına gelmez.

Bu nedenle ayet pasiflik değil güven öğretir: Tedbirini al, fakat kötü plan sahiplerini mutlak güç sahibi sanma.

1️⃣5️⃣ Gizli Plan Şüphesiyle İnsanları Suçlamak Doğru mudur ❓​

Hayır. Bir kişi hakkında “Kesin gizli plan yapıyor” demek ciddi bir iddiadır ve delil gerektirir.

Şüphe bazen araştırma başlatabilir; fakat şüphe tek başına hüküm değildir. Özellikle sosyal medyada birkaç görüntü, anonim paylaşım veya bağlamından koparılmış söz üzerinden insanları ihanet, gizli örgüt veya ağır suçlarla itham etmek haksızlığa dönüşebilir.

Ayet bize gizli kötülüğün mümkün olduğunu öğretirken aynı zamanda Allah’ın her şeyi bildiğini hatırlatır; biz ise Allah değiliz ve bilgimiz sınırlıdır.

1️⃣6️⃣ Modern Dünyada “Mekr” Nasıl Ortaya Çıkabilir ❓​

Ayetin doğrudan tarihsel bağlamını korumakla birlikte, ahlaki ilkesinden modern örnekler üzerinde düşünülebilir. Bilginin kasıtlı biçimde çarpıtılması, insanların korkularının manipüle edilmesi, yalan propagandanın sistematik olarak yayılması veya ekonomik güç kullanılarak hakikatin bastırılması mekr benzeri davranışlara örnek olabilir.

Ancak burada da belirli kişilere veya kurumlara ayetin hükmünü otomatik olarak yapıştırmamak gerekir. Önce somut davranış, delil ve sonuç değerlendirilmelidir.

Ayetin güncel değeri, her olayın arkasında gizli düşman aramak değil; gücün ve zekânın ahlak dışı kullanımına karşı uyanık olmaktır.

1️⃣7️⃣ Kötü Planlar Mutlaka Dünyada Sahibinin Başına mı Döner ❓​

Hayır. Bunu mekanik bir karma yasası gibi anlamamak gerekir. Bazı kötü planlar dünyada planlayan kişiye zarar verebilir; bazıları ise uzun süre ona çıkar sağlayabilir.

Kur’an’ın güvencesi “Her kötülük yirmi dört saat içinde sahibine döner” değildir. Asıl vurgu, kötülüğün Allah’ın bilgisinden ve nihai adaletinden kaçamayacağıdır.

İnsan dünyadaki her sonucu özel bir ilahî ceza veya ödül olarak etiketlemek yerine somut nedenleri araştırmalı ve ahiret hesabını Allah’a bırakmalıdır.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 45 ve 46. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 45. ayette insanlara geçmiş zalim toplumların yaşadıkları ve kendilerine verilen örnekler hatırlatılmıştı. 46. ayette ise buna rağmen bazı insanların yalnız yanlışta kalmadığı, hakikate karşı plan ve tuzaklar da geliştirdiği anlatılır.

Böylece ahlaki bozulmanın iki aşaması görülür: İnsan önce geçmişten ders almayabilir, ardından yanlışını korumak için örgütlü ve bilinçli yöntemler geliştirebilir. Fakat plan büyüdükçe Allah’ın bilgisi dışında bir alan oluşmaz.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 47. ayette, bu güvence çok açık bir cümleyle tamamlanacaktır: “Sakın Allah’ı peygamberlerine verdiği sözden dönecek sanma. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, yaptıkların karşılığını verendir.” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın vaadinin güvenilirliği, peygamberlerin zafer vaadinin her zaman anlık dünyevî başarı anlamına gelmemesi, “Azîz” isminin mutlak kudret ve üstünlük anlamı, “zü’ntikâm” ifadesinin Allah’a insanlardaki kontrolsüz öfke ve kişisel intikam psikolojisinin yüklenmemesi ve ilahî cezalandırmanın adalet bağlamında anlaşılması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 46. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 46. ayet, insanın zekâsı ve örgütlenme gücüyle ne kadar büyük planlar kurabileceğini kabul eder; fakat aynı anda çok önemli bir sınır koyar: İnsan planı ne kadar büyük olursa olsun mutlak değildir. İnsan başkalarını kandırabilir, bilgiyi gizleyebilir ve yıllarca güçlü görünen sistemler kurabilir; fakat bunların hiçbiri Allah’ın bilgisinden çıkmaz.

Bu mesaj özellikle dünyada gizli güç ve kontrol fikrine aşırı anlam yükleyen insan için önemlidir. İnsan bazen güçlü bir kurumun veya kişinin her şeyi kontrol ettiğini düşünebilir. Kur’an ise en büyük planların bile yaratılmış ve sınırlı insan planları olduğunu hatırlatır. Hiçbir insan, devlet veya örgüt Allah’tan bağımsız mutlak güç değildir.

Ancak buradan “O hâlde her olayın arkasında kesin gizli bir el vardır” sonucu çıkarılmamalıdır. Bu ayeti komplo teorilerinin evrensel doğrulama belgesi hâline getirmek, metni amacı dışında kullanmak olur. Gerçek dünyada bazı komplolar olabilir; fakat her komplo iddiası ayrı ayrı kanıtlanmalıdır. Şüphe delil değildir.

Ayetin “mekr” kelimesi de her türlü planlamayı kötülemez. İnsan geleceğini düşünmek, ailesini korumak, işletmesini yönetmek veya tehlikeye karşı tedbir almak zorundadır. Kötü olan, zekâyı aldatma, zulüm ve gerçeği bastırma aracı hâline getirmektir. Kur’an aklı suçlamaz; aklın ahlaksız kullanımını eleştirir.

“Tuzakları Allah’ın bilgisi dâhilindedir” sözü mazlum açısından güçlü bir güvence taşır. Bir kişi kendisine karşı kurulmuş bütün düzeni bilmiyor olabilir. Deliller yok edilmiş veya suç çok iyi gizlenmiş olabilir. İnsan gerçeğin yalnız küçük bir bölümüne ulaşabilir. Fakat Allah açısından bilinmeyen dosya yoktur. Bu, dünyadaki araştırmanın yerine geçmez fakat nihai adaletin kaybolmadığını hatırlatır.

Aynı ifade zalim açısından ciddi bir uyarıdır. Gizlilik, insanın kendisini sorumluluktan kurtardığı anlamına gelmez. İnsan “Kimse anlamadı”, “Delil kalmadı” veya “Bunu kimse ispatlayamaz” diye rahatlayabilir; fakat ahiret hesabı insan mahkemelerinin bilgi sınırlarıyla bağlı değildir. İnsanlardan saklamak ile Allah’tan saklamak aynı şey değildir.

Ayetin dağlar üzerinden kurduğu güçlü anlatım da insan planlarının büyüklüğünü küçümsemediğini gösterir. Bazen bir plan toplumları sarsabilir, devletleri etkileyebilir ve milyonlarca insanın hayatını değiştirebilir. Kur’an böylesine büyük insan faaliyetlerini bile Allah’a rakip mutlak güç hâline getirmez. Plan ne kadar sarsıcı olursa olsun, insan hâlâ yaratılmış ve sınırlıdır.

Bu noktada ayeti “Nasıl olsa Allah biliyor, biz hiçbir şey yapmayalım” şeklinde okumak da yanlış olur. Bir dolandırıcılık ihtimali varsa araştırılır, bir suç varsa delil toplanır ve bir tehdit varsa tedbir alınır. Tevekkül tedbiri ortadan kaldırmaz. Allah’a güvenmek, insanı gerçeklikten koparan pasiflik değil; tedbir aldıktan sonra kötülüğü mutlaklaştırmayan bir bilinçtir.

Ayet aynı zamanda bilgi ahlakını da öğretir. İnsan gizli planlardan söz ederken kanıtsız suçlamalarla yeni bir zulüm üretmemelidir. Bir insanı delilsiz biçimde hain, komplocu veya suç örgütü mensubu ilan etmek onun itibarına zarar verebilir. Kötülük ihtimaline karşı uyanıklık ile paranoya arasında fark vardır. Kur’anî uyanıklık, delilsiz zan üretmek değildir.

İbrâhîm Suresi 46. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Kötü planları küçümseme ama onları mutlaklaştırma. Gizli düzenlerin var olabileceğini kabul et ama her belirsizliği komplo diye açıklama. Tedbir al fakat korkunun esiri olma. İnsanların planlarına karşı delille hareket et, zanla insanları mahkûm etme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsanların en gizli ve en sarsıcı tuzakları bile Allah’ın bilgisi dışında değildir; gerçek güven, kötülüğün gücünü inkâr etmekte değil, hiçbir yaratılmış gücün Allah karşısında mutlak olmadığını bilmektedir.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 47. ayette, bu güvence daha açık biçimde ifade edilecektir: “Sakın Allah’ı peygamberlerine verdiği sözden dönecek sanma. Şüphesiz Allah Azîz’dir, intikam sahibidir.” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın peygamberlerine verdiği sözün ne anlama geldiği, vaadin güvenilirliği, peygamberlerin dünyada her zaman hemen siyasi zafer kazanmadığı, “Azîz” isminin mutlak güç ve yenilmezlik anlamı, “zü’ntikâm” ifadesinin insanlardaki öfke, kin ve kontrolsüz intikam psikolojisiyle aynı anlama gelmediği, ilahî cezalandırmanın adalet ve hak ediş bağlamında anlaşılması ve ayetin insanlara kişisel intikam yetkisi vermediği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 46. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Güçlü insanların planlarından ne kadar korkuyoruz ve onlara ne kadar güç atfediyoruz? Gerçek tehlikeye karşı tedbir almakla her olayın arkasında gizli düşman aramayı birbirinden ayırabiliyor muyuz? İnternette gördüğümüz her komplo iddiasını kanıt aramadan paylaşıyor muyuz? Kendi çıkarımız için başkalarının bilmediği düzenler kurduğumuzda “Kimse öğrenmez” diye mi düşünüyoruz? İnsan planlarını Allah’tan bağımsız mutlak güçler gibi mi görüyoruz? Ve en önemlisi, dağları yerinden oynatacak kadar büyük görünen insan planlarının bile Allah’ın bilgisinden çıkmadığını bilmek bize hem tedbir hem de sükûnet kazandırabiliyor mu?

“İbrâhîm 46, ‘Onlar tuzaklarını kurdular; onların tuzakları Allah’ın bilgisi dâhilindedir’ buyurarak insan planlarının ne kadar gizli ve güçlü olursa olsun mutlak olmadığını öğretir. ‘Mekr’ her türlü planlama değil, bağlamda hileli ve zarar verici düzeni ifade eder; ayet de her olayın ardında gizli komplo aramaya ruhsat vermez. Dağları bile sarsacak büyüklükte planlardan söz edilse bile hiçbir insan gücü Allah’ın bilgisinin dışına çıkamaz. Ayetin büyük dersi şudur: Tedbir al, delille hareket et, kötülüğü küçümseme; fakat hiçbir insan planını Allah’a rakip olacak kadar büyütme.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt