📖 Hûd Suresi 54. Ayette “Biz Ancak ‘İlâhlarımızdan Biri Seni Bir Kötülükle Çarpmış’ Diyoruz. Hûd da ‘Allah’ı Şahit Tutuyorum, Siz de Şahit Olun ki

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,194
2,736,268
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 54. Ayette “Biz Ancak ‘İlâhlarımızdan Biri Seni Bir Kötülükle Çarpmış’ Diyoruz. Hûd da ‘Allah’ı Şahit Tutuyorum, Siz de Şahit Olun ki Ben Sizin Allah’a Ortak Koştuklarınızdan Uzağım’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Âd kavmi Hz. Hûd’un sözlerine cevap vermek yerine bu kez onun başına ilâhlarının bir kötülük getirdiğini ileri sürer. Hz. Hûd ise korkuya teslim olmaz ve inancını son derece açık biçimde ortaya koyar: ‘Allah’ı şahit tutuyorum; sizin Allah’a ortak koştuklarınızdan uzağım.’ Hûd 54, delilsiz metafizik açıklamalarla insanları korkutmayı değil, tevhid konusunda bilinçli ve kararlı durmayı öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 54. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Biz ancak şunu söylüyoruz: ‘İlâhlarımızdan biri seni bir kötülükle çarpmış olmalı.’ Hûd dedi ki: ‘Ben Allah’ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun ki ben sizin Allah’a ortak koştuklarınızdan uzağım.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“İn nekûlu illâ i‘terâke ba‘du âlihatinâ bi-sû’. Kâle innî uşhidullâhe ve’şhedû ennî berîun mimmâ tuşrikûn.”

Hûd 53’te Âd kavmi Hz. Hûd’a “Bize açık bir delil getirmedin; ilâhlarımızı terk etmeyeceğiz ve sana inanmayacağız” demişti. Hûd 54’te itirazın biçimi değişir. Artık yalnız delil tartışması yapmazlar; Hz. Hûd’un durumunu kendi putperest inanç sistemleriyle açıklamaya çalışırlar ve “İlâhlarımızdan biri seni çarpmış olmalı” derler.

2️⃣ “İlâhlarımızdan Biri Seni Bir Kötülükle Çarpmış” Ne Anlama Gelir ❓​

Âd kavmi:

“i‘terâke ba‘du âlihatinâ bi-sû’”

der. Genel anlamı:

“İlâhlarımızdan biri sana bir kötülük dokundurmuş / seni bir fenalıkla çarpmış.”

şeklindedir.

Onların zihninde Hz. Hûd’un ilâhlarını eleştirmesi o kadar kabul edilemez görünmektedir ki bunu normal bir fikir ayrılığı olarak değerlendirmek yerine, putlarının Hûd’a zarar vermiş olabileceğini ileri sürerler.

Başka bir ifadeyle Hz. Hûd’un mesajına cevap vermek yerine mesajı getiren kişiye metafizik bir açıklama üretmektedirler.

Bu, tartışmanın delilden kişiye doğru kaymasıdır.

3️⃣ Âd Kavmi Hz. Hûd’un Akıl Sağlığını mı Sorguluyordu ❓​

Ayetin ifadesi, Hz. Hûd’un ilâhlarından biri tarafından bir kötülüğe uğratıldığını iddia ettiklerini gösterir. Bunun zihinsel, bedensel veya başka bir tür zarar olarak tam olarak ne şekilde düşünüldüğü konusunda ayet ayrıntılı bir tıbbi tanım vermez.

Tefsirlerde onların Hz. Hûd’un sözlerini, putların çarpmasına bağlı bir çeşit akıl karışıklığı veya zarar olarak yorumladıkları yönünde açıklamalar vardır.

Fakat ayetten modern psikiyatrik bir teşhis çıkarmak doğru değildir.

Kur’an:

“Hûd’da şu hastalık vardı.”

dememektedir.

Tam tersine bu söz Âd kavminin suçlamasıdır.

4️⃣ Bir İnsan Farklı Konuşuyor Diye “Cin Çarpmış, Nazar Değmiş veya Büyülenmiş” Denebilir mi ❓​

Delilsiz biçimde böyle konuşmak doğru değildir.

Bir insanın davranışı değişebilir. Bunun:

psikolojik, nörolojik, hormonal, metabolik, ilaçla ilişkili veya başka tıbbi sebepleri bulunabilir. Bazen yoğun stres, yas, uykusuzluk veya travma da davranışları ciddi biçimde etkileyebilir.

Bu nedenle bir insan:

aniden farklı davranıyor,

gerçeklikle ilişkisi bozuluyor,

şiddetli korkular yaşıyor

veya ciddi ruhsal belirtiler gösteriyorsa

onu hemen:

“Cin çarpmış.”

diye etiketlemek yerine uygun sağlık değerlendirmesine yönlendirmek önemlidir.

İslam’da gayba iman bulunması, her açıklayamadığımız sağlık sorununu görünmeyen varlıklara bağlamamız gerektiği anlamına gelmez.

5️⃣ Nazar, Sihir veya Cin İnancı Tıbbı Reddetmek İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Dinî gelenekte nazar, sihir veya cinler hakkında farklı açıklamalar bulunabilir. Ancak belirli bir kişinin yaşadığı somut hastalığın:

“Kesin nazar.”

“Kesin büyü.”


veya:

“Kesin cin.”

olduğunu söylemek ayrı bir iddiadır ve bunun için güçlü gerekçe gerekir.

Bir insan nöbet geçiriyorsa önce tıbbi değerlendirme gerekir. Depresyon yaşayan birine:

“İmanın zayıf, içinde cin var.”

demek hem yanlış hem zarar verici olabilir. Psikoz, epilepsi, ağır kaygı bozuklukları veya başka sağlık durumları profesyonel değerlendirme gerektirebilir.

Tıbbi sebebi araştırmak, Allah’a veya gayba imanı reddetmek değildir.

Hz. Hûd kıssasını insanların hastalıklarını metafizik etiketlerle açıklamak için kullanmak, ayetin mesajını tersine çevirebilir.

6️⃣ Âd Kavminin Bu Suçlaması Neden Önemlidir ❓​

Çünkü burada çok yaygın bir insan davranışı görülür:

Fikre cevap veremeyince kişiyi açıklamaya çalışma.

Bir insan sana güçlü bir eleştiri yöneltir. Cevap vermek yerine:

“Bunun psikolojisi bozuk.”

dersin.

Başka biri sistemdeki haksızlığı gösterir. Sen:

“Bu zaten kıskanç.”

dersin.

Bir kişi dinî bir uygulamayı sorgular. Sen:

“Şeytan bunun aklını karıştırmış.”

dersin.

Bunların bazıları bazı durumlarda doğru olabilir; fakat delil olmadan kişinin psikolojisine veya görünmeyen durumuna hükmetmek, argümana cevap değildir.

Âd kavmi de Hz. Hûd’un tevhid çağrısına karşı bu noktada benzer bir tutum sergilemektedir.

7️⃣ Birinin Psikolojik Durumunu Eleştirmek Neden Argümana Cevap Sayılmaz ❓​

Çünkü bir insanın psikolojik sorunu olması, söylediği her şeyin otomatik olarak yanlış olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde son derece sakin, itibarlı ve sağlıklı görünen bir insanın söylediği her şey de doğru değildir.

Bir iddiayı değerlendirirken:

“Bunu söyleyen kişi kim?”

sorusu bazen önemlidir; fakat:

“Söylediği şeyin delili nedir?”

sorusu da ayrıca değerlendirilmelidir.

Bir insan hata yapabilir, hasta olabilir veya kişisel sorun yaşayabilir; yine de belirli bir konuda doğru söyleyebilir.

Bu nedenle:

kişiye saldırmak ≠ fikri çürütmek.

Hûd 54 bu açıdan son derece güncel bir tartışma ahlakı dersi taşır.

8️⃣ Hz. Hûd Bu Suçlama Karşısında Neden Korkmuyor ❓​

Çünkü Hz. Hûd, kavminin ilâh olarak gördüğü varlıkların bağımsız ilahî güce sahip olmadığını biliyor.

Onlar:

“İlâhlarımızdan biri sana kötülük yaptı.”

diyor.

Hûd ise bu iddiayı kabul etmek yerine Allah’ı şahit tutuyor ve onların ortak koştuklarından uzak olduğunu ilan ediyor.

Bu son derece güçlü bir tevhid tavrıdır.

Hz. Hûd:

“Belki haklısınız, putları kızdırmış olabilirim.”

demiyor.

Korkuyla geri adım atmıyor.

Çünkü onun açısından gerçek ilâh yalnız Allah’tır.

9️⃣ “Allah’ı Şahit Tutuyorum” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Hûd:

“innî uşhidullâh”

yani:

“Ben Allah’ı şahit tutuyorum.”

der.

Bu ifade söylediği şeyin ne kadar ciddi olduğunu gösterir.

Hûd inancını gizlemiyor.

İki tarafı da memnun etmeye çalışan belirsiz bir dil kullanmıyor.

Tevhid konusunda açık bir duruş ortaya koyuyor.

Allah’ı şahit tutmak burada insan mahkemesindeki teknik bir şahitlik prosedürü değildir. Hz. Hûd’un kendi inancındaki samimiyetini, kararlılığını ve Allah huzurundaki sorumluluk bilincini ortaya koyan güçlü bir ifadedir.

🔟 “Siz de Şahit Olun” Demesinin Anlamı Nedir ❓​

Hz. Hûd ardından:

“ve’şhedû”

yani:

“Siz de şahit olun.”

der.

Bunun anlamı adeta şöyledir:

“Ben size karşı inancımı saklamıyorum. Hepiniz bilin ve şahit olun ki sizin Allah’a ortak koştuklarınızı reddediyorum.”

Bu çok açık bir tavırdır.

Hz. Hûd gizli biçimde bir şey söyleyip sonra toplum baskısı karşısında:

“Ben öyle demedim.”

dememektedir.

İnancının sorumluluğunu taşımaktadır.

Ancak bu açıklık kabalık veya saldırganlıkla aynı şey değildir.

İnsan inancında net olabilir ve yine de başkalarına adaletli davranabilir.

1️⃣1️⃣ “Ben Sizin Ortak Koştuklarınızdan Uzağım” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ennî berîun mimmâ tuşrikûn”

denilir.

Yani:

“Sizin Allah’a ortak koştuklarınızdan uzağım / onlarla hiçbir bağım yoktur.”

Buradaki “berî”, Hz. Hûd’un onların şirk anlayışını kabul etmediğini açıkça ilan etmesidir.

Bu ifade:

“Siz insan olarak benim için değersizsiniz.”

anlamına gelmez.

Zaten Hz. Hûd daha önce onlara:

“Ey kavmim.”

diye hitap etmiştir ve Kur’an onu onların:

“kardeşi”

olarak tanıtmıştır.

Dolayısıyla:

İnançtan beri olmak ≠ insanlardan nefret etmek.

Bir düşünceyi tamamen reddedebilir ve o düşünceye sahip kişiye yine de adaletle davranabilirsin.

1️⃣2️⃣ “Şirkten Uzağım” Demek Farklı İnançtaki İnsanlarla Bütün İlişkileri Kesmek midir ❓​

Hayır.

Hz. Hûd’un sözü inançsal ayrımı açıklaştırır. İnsanî, toplumsal ve hukuki ilişkilerin tamamını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Bir Müslüman:

farklı inanca sahip komşusuna iyi davranabilir,

onunla ticaret yapabilir,

hakkını savunabilir,

hasta olduğunda yardım edebilir

ve toplum içinde birlikte yaşayabilir.

Bunların hiçbiri:

“Onun bütün teolojik görüşlerini kabul ettim.”

anlamına gelmez.

İnançta farklılık ile insanî adalet birbirinden ayrılmalıdır.

Teolojik sınır ≠ toplumsal düşmanlık zorunluluğu.

1️⃣3️⃣ Her Günah “Şirk” midir ❓​

Hayır.

Bu da çok önemli bir ayrımdır.

Bir Müslüman:

yalan söyleyebilir,

öfkesine yenilebilir,

haksızlık yapabilir

ve günah işleyebilir.

Bunlar otomatik olarak kişinin Allah’a ortak koştuğu anlamına gelmez.

Şirk, teolojik olarak çok daha özel ve ciddi bir kavramdır.

Dinî dilde her hoşlanmadığımız davranışa:

“Şirk.”

demek kavramın anlamını bozar.

Aynı şekilde sıradan insanlardan yardım istemek, doktora gitmek, birini çok sevmek veya dünyevî sebeplere başvurmak da tek başına şirk değildir.

Her hata ≠ şirk.

Bu ayrım korunmalıdır.

1️⃣4️⃣ Hz. Hûd’un Kararlılığı Bize “Asla Fikrinizi Değiştirmeyin” mi Öğretiyor ❓​

Hayır.

Hz. Hûd peygamberdir ve Allah’tan vahiy almaktadır. Tevhid konusunda sahip olduğu kesinlik, sıradan insanın her kişisel kanaatiyle aynı seviyede değildir.

Bizim:

siyasi görüşümüz,

ekonomik fikrimiz,

bir ayet hakkındaki yorumumuz

veya gündelik kanaatimiz

vahiy değildir.

Dolayısıyla:

“Hûd çok kararlıydı, ben de görüşümü asla değiştirmem.”

demek yanlış bir benzetme olur.

Peygamberin vahiy karşısındaki kararlılığı ile bizim insanî yorumlarımızdaki inatçılık aynı değildir.

İnançta sebat başka, kişisel görüşte kör inat başka şeydir.

1️⃣5️⃣ İnanç Konusunda Net Olmak Hoşgörüsüzlük müdür ❓​

Hayır.

Bir insan:

“Ben İslam’ın tevhid anlayışının doğru olduğuna inanıyorum.”

diyebilir.

Bu, otomatik olarak başkalarına kötü davranacağı anlamına gelmez.

Aynı şekilde farklı bir inanca sahip kişi de kendi görüşünün doğru olduğunu düşünebilir.

Çoğul toplumlarda barış içinde yaşamanın şartı herkesin:

“Aslında hiçbir şey doğru değildir.”

demesi değildir.

Daha sağlıklı ilke şudur:

İnancında net ol, insanlara karşı adil ol.

Teolojik anlaşmazlık ile toplumsal düşmanlık arasında zorunlu bir bağ yoktur.

Hz. Hûd’un tavrında da bu ayrımı görmek mümkündür.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Korku Yoluyla Dinî Kontrol Hakkında Ne Söyler ❓​

Âd kavminin sözünde korku üreten bir unsur vardır:

“İlâhlarımız sana zarar verdi.”

Bu tür düşünceler insanları kontrol etmek için de kullanılabilir.

Birisi:

“Şu kutsal kişiyi eleştirirsen başına felaket gelir.”

veya:

“Bu gruptan ayrılırsan kesin başına kötü şeyler gelecek.”

diyebilir.

Böyle iddialar son derece dikkatli değerlendirilmelidir.

Bir eleştiriden sonra kişinin başına tesadüfen kötü bir olay gelmesi:

“Bak, kutsal güç onu cezalandırdı.”

sonucunu kanıtlamaz.

Korku, delilin yerini almamalıdır.

“Başına kötü bir şey gelir” tehdidi, hakikat kanıtı değildir.

1️⃣7️⃣ Başımıza Gelen Her Kötülüğü Nazar, Büyü veya İlahi Ceza Diye Açıklamak Neden Sakıncalıdır ❓​

Çünkü böyle bir yaklaşım gerçek nedenlerin araştırılmasını engelleyebilir.

Bir işletme batabilir çünkü kötü yönetilmiştir.

Bir evde rutubet olabilir çünkü yalıtım hatası vardır.

Bir insan sürekli yorgun olabilir çünkü kansızlığı, tiroit problemi veya uyku bozukluğu vardır.

Bir çocuk derslerinde gerileyebilir çünkü okulda zorbalık yaşıyor olabilir.

Bütün bunlara:

“Nazar.”

deyip geçmek gerçek çözümü geciktirebilir.

Dinî inanç, sebep araştırmasını ortadan kaldırmamalıdır.

Allah’ın yarattığı dünyada nedensellik vardır ve insanın bunu araştırması sorumluluğunun parçasıdır.

1️⃣8️⃣ Hûd 53 ve 54 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 53’te Âd kavmi:

“Bize delil getirmedin, sana inanmayacağız.”

demişti.

Hûd 54’te ise:

“İlâhlarımızdan biri seni kötülükle çarpmış olmalı.”

iddiasına geçerler.

Yani tartışma şu çizgide ilerler:

Önce Hz. Hûd’un delilini reddederler. Ardından onun mesajını açıklamak yerine kendisinin başına metafizik bir zarar geldiğini ileri sürerler.

Hz. Hûd ise buna:

Allah’ı şahit tutarak tevhidini ilan etmekle

cevap verir.

Bir sonraki ayette bu kararlılık daha da güçlü hâle gelecek ve Hz. Hûd:

“Allah’tan başka ortak koştuklarınızla hepiniz bana karşı düzen kurun, sonra bana hiç süre de vermeyin.”

anlamındaki çok çarpıcı meydan okumayı yapacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 54. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 54. ayet, Hz. Hûd ile Âd kavmi arasındaki tartışmanın delilden korkuya ve metafizik suçlamaya kaydığı anı gösterir.

Bir önceki ayette Âd kavmi:

“Bize açık delil getirmedin.”

demişti.

Şimdi ise:

“İlâhlarımızdan biri seni kötülükle çarpmış olmalı.”

diyor.

Bu değişim çok önemlidir.

Çünkü insan bazen karşısındaki görüşe doğrudan cevap vermek yerine, o görüşü söyleyen kişiyi anormal ilan ederek meseleyi kapatmaya çalışabilir.

Bugün de benzerini görebiliriz.

Bir insan sana katılmıyor:

“Bunun psikolojisi bozuk.”

dersin.

Bir kişi çevrendeki yanlış uygulamayı eleştiriyor:

“Bunun içinde kötü enerji var.”

dersin.

Bir genç din hakkında zor sorular soruyor:

“Kesin şeytan vesvese veriyor.”

deyip sorularına hiç cevap vermeyebilirsin.

Oysa bazen insanın gerçekten cevaba ihtiyacı vardır.

Bir soruya metafizik etiket yapıştırmak, soruyu cevaplamaz.

Bu nedenle Hûd 54’ün ilk büyük dersi şudur:

İddiaya iddiayla, delile delille cevap ver.

İnsan psikolojisiyle ilgili gerçek bir problem varsa elbette değerlendirilir. Sağlık sorunu varsa tedavi edilir. Fakat farklı düşünmek tek başına hastalık değildir.

Bu ilke özellikle ruh sağlığı konusunda önemlidir.

Bir insan depresyondaysa:

“İmanın zayıf.”

demek doğru olmayabilir.

Kaygı bozukluğu yaşıyorsa:

“Allah’a güvenmiyorsun.”

demek yanlış olabilir.

Psikoz belirtileri varsa:

“Cinle konuşuyor.”

diye tıbbi yardımı geciktirmek tehlikeli olabilir.

İslam insanın manevi yönünü kabul eder; fakat bu, tıbbi gerçekliği inkâr etmemizi gerektirmez.

Allah’a dua edilebilir.

Kur’an okunabilir.

İnsan manevi destek alabilir.

Aynı zamanda psikiyatrist, psikolog veya başka sağlık profesyonellerinden yardım da alınabilir.

Bunlar birbirinin zorunlu düşmanı değildir.

Dua ile tedavi birbirine rakip değildir.

Bu, Hûd 54’ü günümüze taşırken çok dikkat edilmesi gereken bir noktadır.

Âd kavminin:

“İlâhlarımız seni çarptı.”

sözü bize başka bir insan zaafını da gösterir:

Kendi inanç sistemimizi her olayı açıklayacak şekilde kullanmak.

İnsan bazen ne olursa olsun önceden inandığı görüşü doğrulayacak bir açıklama bulur.

Bir kişi başarılı oldu:

“Bizim inancımız sayesinde.”

Başarısız oldu:

“Yeterince inanmadı.”

Hasta oldu:

“Günahından.”

İyileşti:

“Bizim yöntemimizden.”

Böyle bir sistem, ne olursa olsun kendisini doğru çıkarabilir.

Bu durumda artık gerçekten test edilen bir iddiadan değil, her sonucu içine alan kapalı bir açıklama sisteminden söz ediyor olabiliriz.

Hûd 54 bizi bu tür düşünsel kapanmalara karşı da uyarır.

Bir iddiaya inanıyorsak şu soruyu sormak faydalıdır:

“Hangi durumda bu düşüncemin yanlış olabileceğini kabul ederim?”

Eğer cevap:

“Hiçbir durumda.”

ise görüşümüzü delille değil, kimlikle koruyor olabiliriz.

Hz. Hûd’un durumu ise farklıdır.

O kendi zihinsel tahminini savunmuyor.

Vahiy alan bir peygamber olarak tevhidi bildiriyor.

Bu ayrım sürekli korunmalıdır.

Hûd’un:

“Allah’ı şahit tutuyorum.”

demesi de çok güçlü bir karakter örneğidir.

Kavmi onu korkutmaya çalışırken o inancını gizlemiyor.

İnsan bazen toplumun baskısı karşısında kendi değerlerinden vazgeçebilir.

Herkes bir şeyi yapıyorsa:

“Ben de yapayım.”

der.

Bir iş yerinde haksızlık normalse:

“Düzeni ben mi değiştireceğim?”

der.

Bir çevrede yalan normalleşmişse:

“Herkes böyle.”

der.

Hz. Hûd’un tavrı bize şunu düşündürür:

Çoğunluğun normalleştirdiği şey, ahlaken doğru olmak zorunda değildir.

Ama yine tersinden:

“Ben tek başımayım, demek ki haklıyım.”

da diyemeyiz.

Hûd’un haklılığı yalnızlıktan değil, vahiyden gelir.

Biz ise kendi hayatımızda delile, adalete ve dürüstlüğe bakmalıyız.

Ayetin:

“Siz de şahit olun.”

ifadesi ayrıca insanın sözünün arkasında durmasıyla ilgilidir.

Hûd kavmin önünde neye inandığını açıklıyor.

Bu, kişinin her düşüncesini herkese bağırması gerektiği anlamına gelmez. Güvenlik şartları, özel hayat ve toplumsal bağlam önemlidir.

Fakat temel değerler konusunda insan sürekli çıkarına göre kimlik değiştirmemelidir.

Bir ortamda:

“Ben buna karşıyım.”

deyip başka ortamda menfaat uğruna tam tersini savunmak karakter sorununa dönüşebilir.

İnançta samimiyet, gösteriş değil tutarlılık ister.

Hz. Hûd’un şirkten beri olduğunu ilan etmesi de bugün yanlış kullanılabilecek ifadelerden biridir.

Bir insan:

“Ben bu inanca katılmıyorum.”

diyebilir.

Ama buradan:

“Bu inanca sahip insanların hiçbir hakkı yok.”

sonucuna gidilemez.

Hûd, kavminin inancını reddediyor ama aynı zamanda onlara:

“Ey kavmim.”

diye hitap ediyor.

Bu, bize olağanüstü bir denge bırakır:

İnsana yakınlık, yanlışı doğru ilan etmeyi gerektirmez.

Yanlışı reddetmek de insana zulmetme hakkı vermez.


Bu denge özellikle çok inançlı toplumlarda son derece önemlidir.

Bir Müslüman:

Hristiyan komşusuyla,

Yahudi iş arkadaşıyla,

ateist dostuyla

veya başka inançtaki insanlarla

adalet ve insanlık temelinde ilişki kurabilir.

Bu, kendi tevhid inancından vazgeçtiği anlamına gelmez.

Aynı şekilde kendi inancını açıkça ifade etmesi de başkasına hakaret etmesini gerektirmez.

Teolojik kesinlik ile medeni birlikte yaşam bağdaşabilir.

Hûd 54’ün korku boyutu da çok önemlidir.

İnsanlar bazen dinî veya manevi otoriteleri korku üzerinden koruyabilir.

“Onu eleştirirsen başına gelir.”

“Bu kişiye karşı konuşan herkes kötü son yaşadı.”

“Şu kutsal nesneye saygısızlık ettin, yakında görürsün.”


gibi cümleler kullanılabilir.

Böyle anlatılar psikolojik olarak son derece etkileyicidir.

Çünkü insan beyni tesadüfler arasında bağlantı kurmaya yatkındır.

Birini eleştirdin.

Bir hafta sonra kaza yaptın.

İnsan hemen:

“Demek eleştirdiğim için oldu.”

diye düşünebilir.

Ama zaman sıralaması tek başına nedensellik kanıtı değildir.

Önce olması ≠ sebep olması.

Bu nedenle dinî korku anlatıları da delille değerlendirilmelidir.

Allah’ın özel hükmü olduğuna dair vahiy bulunmayan bir olayda:

“Kesin Allah çarptı.”

demek çok ağır bir iddiadır.

Hûd 54’ün insanı götürdüğü en önemli sonuçlardan biri gayb adına gereksiz kesinlikten uzaklaşmaktır.

Birinin başına kötü bir olay geldi.

Nedenini bilmiyorsak:

“Bilmiyorum.”

diyebiliriz.

Bu cevap küçüklük değildir.

Hûd 46 ve 47’de Hz. Nûh kıssasından zaten öğrenmiştik:

Bilmediğin şeyi kesinleştirmemek bir bilgi ahlakıdır.

Şimdi Âd kavmi tam tersini yapıyor.

Hz. Hûd hakkında metafizik bir açıklama ortaya atıyor:

“Putlarımızdan biri seni çarptı.”

Fakat bunun delilini göstermiyor.

Bu yüzden Hûd 54, Nûh kıssasındaki bilgi sınırı dersinin başka bir biçimde devamı gibidir.

Bilmediğin gaybı uydurma.

Ayetin günümüzdeki başka bir önemli uygulaması hastalıkların damgalanmamasıyla ilgilidir.

İnsan bazen ciddi psikolojik rahatsızlığı olan bir kişiyi:

“Deli.”

diye küçümser.

Başka biri nörolojik hastalık geçirir:

“Cinli.”

denir.

Böyle etiketler kişinin zaten ağır olan durumunu daha da zorlaştırabilir.

İnsan hastalığı nedeniyle ahlaki olarak aşağılanmamalıdır.

Bir psikiyatrik rahatsızlık iman eksikliğinin kanıtı değildir.

Bir nörolojik bozukluk günah cezası olduğu anlamına gelmez.

Bir insan sağlık sorunu yaşarken ona:

merhamet, tıbbi yardım ve destek

gerekir.

Bu, Hûd 54’ün doğrudan tıbbi konusu değildir; fakat Âd kavminin bir peygamberi metafizik zarar iddiasıyla açıklamaya çalışması, bugün bu konuda ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini düşündürür.

Hz. Hûd’un cevabı ise bütün bu korku söyleminin karşısında sade ve güçlüdür:

“Allah’ı şahit tutuyorum.”

Yani onun güveni putlarda değil, Allah’tadır.

Fakat bu güveni de günümüzde:

“Ben Allah’a güveniyorum, hiçbir güvenlik önlemi almam.”

şeklinde kullanamayız.

Hûd’un tevhid güveni, sebepleri reddetmek anlamına gelmez.

Nûh kıssasında gördük:

Allah’a en çok güvenen peygamberlerden biri gemi yaptı.

Dolayısıyla Allah’a güven:

tedbirsizlik,

doktoru reddetmek,

tehlikeye gereksiz yere atılmak

veya güvenlik önlemlerini küçümsemek

değildir.

Tevekkül korkunun esiri olmamak; tedbir ise aklı kullanmaktır.

İkisi birlikte olabilir.

Hûd 54 ayrıca insanın inandığı şeyi baskı altında nasıl koruduğunu gösterir.

Kavmi Hûd’un yalnız fikirlerini reddetmiyor; artık onu putlarının gücüyle korkutmaya çalışıyor.

Hûd buna rağmen tevhidini açıkça ifade ediyor.

Bu, insan için ahlaki cesaret örneğidir.

Ancak cesaret:

gereksiz yere kendini tehlikeye atmak

demek değildir.

Bir kişinin güvenliği ciddi biçimde tehdit altındaysa korunma tedbirleri alması, yardım istemesi veya uzaklaşması korkaklık değildir.

Peygamberlerin özel ilahî güvenceleriyle sıradan insanların risk değerlendirmesi aynı değildir.

Bu sınırı özellikle korumalıyız.

Hûd 54’ün özünü belki şu cümlede toplayabiliriz:

Korku üretmek delil değildir; görünmeyen sebepler hakkında kesin konuşmak bilgi değildir; inancında kararlı olmak da başkasına düşman olmak değildir.

Ve belki Hûd Suresi 54. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Birinin fikrine cevap veremediğimizde onun karakterine, psikolojisine veya görünmeyen bir gücün etkisine mi saldırıyoruz? Hastalıkların gerçek nedenlerini araştırmak yerine kolayca “nazar, büyü, cin veya ilahî ceza” etiketi mi yapıştırıyoruz? Yoksa bilmediğimiz yerde kesin konuşmadan, delili araştırıp, kendi inancımızda Hz. Hûd gibi net olurken başka insanlara karşı adalet ve insanlık ölçüsünü koruyabiliyor muyuz?

“Âd kavmi Hz. Hûd’a delille cevap vermek yerine ‘İlâhlarımızdan biri seni çarpmış’ dedi. Hûd ise korkuya teslim olmadı ve tevhidini açıkça ilan etti. Hûd 54 bize şunu öğretir: Hastalığı günahla, psikolojik sorunu metafizik cezayla, tesadüfü gaybî hükümle karıştırma. Bilmediğin yerde kesinlik üretme; sebepleri araştır, insanı damgalama ve Allah’tan başka hiçbir varlığa bağımsız mutlak güç yükleme.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt