Hûd Suresi 51. Ayette “Ey Kavmim! Buna Karşılık Sizden Hiçbir Ücret İstemiyorum; Benim Mükâfatım Ancak Beni Yaratana Aittir. Hâlâ Aklınızı Kullanmayacak mısınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hz. Hûd, kavmini Allah’a çağırırken bu davetten kişisel servet veya makam elde etmeye çalışmadığını açıkça ortaya koyar: ‘Sizden ücret istemiyorum.’ Fakat bu ayeti, dinî hizmet veren herkesin ücretsiz çalışmak zorunda olduğu şeklinde anlamak doğru değildir. Ayetin merkezindeki mesele, peygamberlik mesajının satılık olmaması ve hakikatin kişisel çıkar uğruna değiştirilmemesidir.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 51. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Ey kavmim! Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım ancak beni yaratana aittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi ecrâ. İn ecriye illâ ale’l-lezî fetaranî. E fe lâ ta‘kılûn.”
Hûd 50’de Hz. Hûd kavmine “Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur” diyerek tevhid çağrısı yapmıştı. Hûd 51’de ise bu çağrının arkasında kişisel ekonomik çıkar bulunmadığını özellikle belirtir. Böylece mesajın içeriği kadar mesajı taşıyan kişinin niyeti ve bağımsızlığı da gündeme gelir.
“Sizden Hiçbir Ücret İstemiyorum” Ne Anlama Gelir
Ayette Hz. Hûd:“lâ es’elukum aleyhi ecrâ”
der. Yani:
“Bu tebliğ karşılığında sizden bir ücret istemiyorum.”
Buradaki temel vurgu, peygamberlik görevinin kavimle yapılan ticari bir sözleşme olmadığıdır. Hûd onlara:
“Bana ödeme yaparsanız size Allah’ın mesajını anlatırım.”
dememektedir.
Mesajı, toplumun zenginlerinden para almak veya siyasi bir konum elde etmek için değiştirmemektedir. Bu nedenle ayet peygamberin mali bağımsızlığını ve samimiyetini öne çıkarır.
Hz. Hûd Neden Özellikle Ücret İstemediğini Söylüyor
Çünkü insanların bir mesajı değerlendirirken doğal olarak şu soruyu sormaları mümkündür:“Bu kişi bundan ne kazanıyor?”
Eğer biri sürekli yeni bir inanç çağrısında bulunuyor ve bunun üzerinden büyük kişisel çıkar elde ediyorsa insanlar onun motivasyonunu sorgulayabilir.
Hz. Hûd bu şüpheyi ortadan kaldıracak biçimde konuşur: “Sizin paranıza ihtiyacım olduğu için bunları söylemiyorum.”
Bu, mesajın doğruluğunu tek başına ispatlayan bir matematik formülü değildir; fakat peygamberin kişisel çıkar peşinde olmadığına dair önemli bir ahlaki göstergedir.
Bir İnsanın Ücret Almaması Onun Kesinlikle Doğru Söylediğini Kanıtlar mı
Hayır.Bir insan ücretsiz konuşabilir ve yine de yanılabilir. Başka biri ücret alabilir ve doğru bilgi verebilir.
Dolayısıyla:
“Para almıyor = kesin haklı.”
şeklinde bir denklem kurulamaz.
Hz. Hûd’un haklılığının temel sebebi ücret almaması değil, Allah’ın peygamberi olması ve vahiy getirmesidir.
Ücret almaması ise onun:
kişisel kazanç için mesaj üretmediğini,
kavmin mali desteğine bağımlı olmadığını
ve hakikati satılık bir mal hâline getirmediğini
gösteren ilave bir ahlaki boyuttur.
Çıkarsızlık doğruluğu destekleyebilir; doğruluğun tek ölçüsü değildir.
Din Anlatan Herkesin Ücretsiz Çalışması mı Gerekir
Hayır.Hûd 51’den:
“İmam, öğretmen, Kur’an hocası, akademisyen, din eğitmeni veya dinî içerik üreten herkes ücretsiz çalışmak zorundadır.”
sonucunu çıkarmak doğru değildir.
İnsan emeğinin bir karşılığı olabilir. Bir kişi vaktini, eğitimini ve emeğini belirli bir hizmete ayırıyorsa meşru bir ücret alması, yaptığı işi otomatik olarak samimiyetsiz hâle getirmez.
Burada ayırmamız gereken iki şey vardır:
emek karşılığında meşru ücret almak ile dini kişisel çıkar için manipüle etmek.
Hz. Hûd’un eleştirdiği bağlam ikincisine karşı güçlü bir ahlaki ölçü sunar.
Bir Din Görevlisinin Maaş Alması Samimiyetsizlik midir
Hayır.Bir imamın maaş alması, bir din öğretmeninin ücret kazanması veya bir ilahiyatçının yaptığı akademik çalışma karşılığında gelir elde etmesi tek başına samimiyetsizlik değildir.
İnsanların:
barınması,
ailesini geçindirmesi,
yemek yemesi
ve hayatını sürdürebilmesi
için maddi kaynaklara ihtiyacı vardır.
Sorulması gereken asıl soru:
“Bu kişi para alıyor mu?”
değil, daha çok:
“Para, anlattığı hakikati değiştiriyor mu?”
olmalıdır.
Bir insan parasını kaybetmemek için bildiği gerçeği gizliyorsa, bağışçılarını memnun etmek için dini eğip büküyorsa veya insanların korkularını para kazanmak için kullanıyorsa problem burada ortaya çıkar.
Dini Para Kazanmak İçin Kullanmak Ne Zaman Tehlikeli Hâle Gelir
Dinî bilgi ekonomik sömürü aracına dönüştürüldüğünde ciddi bir ahlaki problem ortaya çıkar.Örneğin biri:
“Bana şu kadar para verirsen kesin cennete girersin.”
veya:
“Bu ürünü satın alırsan Allah senin bütün sorunlarını kesin çözecek.”
gibi Allah adına garanti satıyorsa büyük bir sorun vardır.
Aynı şekilde insanların:
korkusunu,
hastalığını,
yasını,
günah korkusunu
veya umutlarını
sömürerek para kazanmak da Hz. Hûd’un temsil ettiği peygamberlik ahlakıyla bağdaşmaz.
Dinî hizmetin bedeli olabilir; Allah’ın rahmeti satış ürünü hâline getirilemez.
Bağış Toplamak veya Dinî Bir Projeyi Finanse Etmek Yanlış mıdır
Hayır.Cami, eğitim kurumu, yardım kuruluşu veya toplumsal proje için şeffaf biçimde bağış toplanabilir. Bir insan gönüllü olarak hayra katkı sağlayabilir.
Problem bağışın varlığı değil:
aldatma, baskı, sahte vaat ve hesap vermezliktir.
Örneğin insanlara:
“Bağış yapmazsan Allah sana mutlaka felaket verir.”
diye psikolojik baskı kurmak doğru değildir.
Dinî veya hayır amaçlı bir kurum para topluyorsa:
paranın nereye gittiği,
nasıl harcandığı
ve kim tarafından yönetildiği
konusunda mümkün olduğunca şeffaf olmalıdır.
Samimiyet, mali hesap verilebilirlikle çelişmez.
Hz. Hûd’un Maddi Bağımsızlığı Neden Önemlidir
Bir insan geçiminin tamamını kendisini dinleyen belirli güçlü kişilerin onayına bağladığında bazı durumlarda gerçeği söylemek zorlaşabilir.Şöyle düşünebilir:
“Bunu söylersem destek kesilir.”
“Şu zengin kişiyi eleştirirsem bağış alamam.”
“Toplumun hoşuna gitmeyen gerçeği söylersem konumumu kaybederim.”
Hz. Hûd:
“Sizden ücret istemiyorum.”
diyerek kavmine karşı bu tür bir bağımlılığın içinde olmadığını gösterir.
Bu mesaj bugün de önemli bir ahlaki soru oluşturur:
Maddi çıkarımız ile doğru bildiğimiz şey çatıştığında hangisini seçiyoruz?
“Benim Mükâfatım Ancak Beni Yaratana Aittir” Ne Anlama Gelir
Hz. Hûd:“in ecriye illâ ale’l-lezî fetaranî”
der.
Yani:
“Benim karşılığım, mükâfatım ancak beni yaratana aittir.”
Burada Hûd yaptığı görevin nihai karşılığını kavminden değil, Allah’tan beklediğini ifade eder.
Bu düşünce insanı toplumun sürekli onayına bağımlı olmaktan da koruyabilir.
İnsan doğru olduğuna inandığı şeyi yalnız:
alkış,
para,
şöhret
veya övgü
için yapıyorsa, bunlar kesildiğinde yaptığı işi terk edebilir.
Ama değerini daha yüksek bir ahlaki amaçta buluyorsa, kimse alkışlamadığında bile doğru davranmaya devam edebilir.

“Beni Yaratan” Anlamındaki “Fetaranî” Kelimesi Ne Anlatır
Ayette geçen:“fetaranî”
kelimesi, Allah’ın Hz. Hûd’u yarattığını ifade eder.
“Fatr” kökü, yaratmak, meydana getirmek ve varlığı başlangıç hâlinde ortaya çıkarmak anlam alanına sahiptir.
Hz. Hûd burada kavmine çok temel bir ilişkiyi hatırlatır:
“Sizden ücret istemiyorum; çünkü benim asıl bağlılığım beni var eden Allah’adır.”
Bu ifade yalnız yaratılışın başlangıcına değil, insanın kime karşı nihai sorumluluk taşıdığına da işaret eder.
Beni yaratan Allah ise, kulluğumun merkezi de O’dur.

Allah’tan Mükâfat Beklemek Çıkarcılık Sayılır mı
Hayır.Allah’ın rızasını ve ahiret mükâfatını ummak İslam’da kulluğun meşru boyutlarından biridir.
Burada çıkarcılık ile umut birbirinden ayrılmalıdır.
Çıkarcılık, insanın dini başka insanları kullanmak ve kişisel çıkar sağlamak için araç hâline getirmesidir.
Allah’ın rızasını ummak ise kişinin yaptığı iyiliğin anlamını Allah’a bağlamasıdır.
İnsan:
Allah’ı sevdiği için,
doğru olduğu için,
vicdanî sorumluluk hissettiği için
ve Allah’ın mükâfatını umduğu için
aynı anda iyilik yapabilir.
İnsan motivasyonu her zaman tek katmanlı olmak zorunda değildir.

“Hâlâ Aklınızı Kullanmayacak mısınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda:“e fe lâ ta‘kılûn”
denilir.
Genel anlamıyla:
“Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?”
veya:
“Artık düşünmeyecek misiniz?”
demektir.
Hz. Hûd kavmini yalnız duygusal biçimde inanmaya çağırmıyor. Onlardan düşünmelerini istiyor.
Şu ilişkiyi görmelerini bekliyor:
Hûd onlardan para istemiyor.
Kişisel servet talep etmiyor.
Kendisine tapmalarını istemiyor.
Onları yalnız Allah’a çağırıyor.
O hâlde:
“Bu insanın sözünü en azından ciddi biçimde düşünüp değerlendirmeyecek misiniz?”
sorusu ortaya çıkıyor.

“Aklınızı Kullanmayacak mısınız?” Demek İnanmayan Herkesin Akılsız Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır.Kur’an’daki “ta‘qilûn” türü ifadeleri IQ testi veya tıbbi zihinsel kapasite ifadesi gibi okumak doğru değildir.
Burada mesele kişinin:
matematik zekâsı,
eğitim seviyesi
veya nörolojik kapasitesi
değildir.
Vurgu, eldeki işaretleri düşünerek değerlendirme üzerinedir.
Dolayısıyla:
“Benimle aynı inanca sahip değil, demek ki zekâsı düşük.”
gibi küçümseyici bir sonuç çıkarılamaz.
Çok zeki bir insan farklı bir inanca sahip olabilir. Çok eğitimli bir insan yanılabilir. Aynı şekilde az eğitim almış biri son derece sağduyulu olabilir.
Kur’an’ın düşünme çağrısı, insanlara zekâ hakareti etme ruhsatı değildir.

Akıl Tek Başına Her Dinî Gerçeği Bulabilir mi
İslam düşüncesinde aklın rolü çok önemlidir; ancak vahiy ile akıl birbirine rakip iki düşman gibi sunulmaz.Akıl:
delilleri değerlendirir,
tutarlılığı inceler,
doğayı araştırır,
ahlaki sonuçları düşünür.
Vahiy ise insanın yalnız kendi deneyimiyle ulaşamayacağı ilahî rehberliği getirir.
Hûd 51’de Hz. Hûd:
“Aklınızı kullanın.”
diyor, fakat aynı zamanda bir peygamber olarak vahiy getiriyor.
Dolayısıyla ayetin modeli:
akıl veya vahiy
değil,
vahyi akılla dinlemek ve değerlendirmek
şeklindedir.

Dinî İnanç Eleştirel Düşünmeye Kapalı Olmalı mıdır
Hayır.Hûd’un:
“Aklınızı kullanmıyor musunuz?”
demesi, düşünmenin dinî çağrının düşmanı olmadığını açıkça gösterir.
İnsan:
soru sorabilir,
delil isteyebilir,
bir yorumun tutarlı olup olmadığını inceleyebilir.
Ancak eleştirel düşünme de:
“Benim ilk sezgim her uzmandan üstündür.”
anlamına gelmez.
Gerçek eleştirel düşünce hem otoriteyi sorgulayabilir hem de uzmanlığın değerini kabul eder.
Din konusunda da bir ayeti tek başımıza ilk kez okuyup:
“Bütün âlimler yanlış, doğrusu yalnız benim düşündüğüm.”
demek eleştirel düşünce değil, başka tür bir aşırı özgüven olabilir.
Akıl sorgular; aynı zamanda kendi sınırlarını da sorgular.

Hûd 51 Din Adamları ve Toplumsal Liderler İçin Ne Söyler
Ayet güçlü bir çıkar çatışması ahlakı sunar.Bir insan din anlatıyorsa, anlattığı şeyi kişisel çıkarına göre değiştirmemelidir.
Bir siyasetçi kendi makamını korumak için dini kullanmamalıdır.
Bir din adamı zengin destekçisini memnun etmek için adalet konusunda susmamalıdır.
Bir kurum bağış kaybetmemek için açık haksızlığı görmezden gelmemelidir.
Aynı zamanda toplum da dinî hizmet veren insana:
“Peygamber ücret istemedi, sen de ücretsiz çalış.”
diyerek emeğini sömürmemelidir.
Peygamberin ihlası, çalışan insanın hakkını gasp etme gerekçesi değildir.
Bu denge özellikle önemlidir.

Hûd 50 ve 51 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hûd 50’de Hz. Hûd:“Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur.”
demişti.
Hûd 51’de ise:
“Bu çağrı karşılığında sizden ücret istemiyorum.”
diyor.
Böylece iki ayette peygamberlik çağrısının iki temel özelliği görülür:
Birincisi tevhid, ikincisi samimiyet ve çıkar bağımsızlığıdır.
Hz. Hûd insanları kendisine bağlamıyor; Allah’a çağırıyor. İnsanlardan servet istemiyor; karşılığını Allah’tan bekliyor.
Bir sonraki ayette ise kavmini istiğfar ve tövbeye çağıracak ve Allah’ın üzerlerine bol nimet göndereceğini, güçlerine güç katacağını bildirecektir. Böylece tevhid çağrısı yalnız teorik bir inanç cümlesi olarak kalmayacak, dönüş ve hayatı düzeltme çağrısına dönüşecektir.

Sonuç: Hûd Suresi 51. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 51. ayet, dinî davetin para, güç ve samimiyetle olan ilişkisini son derece güçlü biçimde ortaya koyar.Hz. Hûd kavmine:
“Benden söylediklerimi dinlemek için bana para verin.”
demiyor. Onları bir üyelik sistemine sokmuyor, kurtuluşu satın alınabilir bir ürüne dönüştürmüyor ve Allah’a yaklaşmanın bedelini kendi hesabına bağlamıyor. Tam tersine:
“Ben sizden ücret istemiyorum; benim karşılığım beni yaratana aittir.”
diyor.
Bu sözün merkezinde özgürlük vardır.
Çünkü insanların parasına bağımlı olmayan bir peygamber, onların hoşuna gitmeyen gerçeği de söyleyebilir. Güçlü kişilerin bağışını kaybetme endişesiyle mesajını değiştirmesine gerek yoktur.
Bu açıdan Hûd 51 bugün din, medya, siyaset ve düşünce dünyasının tamamına yöneltilebilecek önemli bir soru taşır:
Söylediğimiz şeyi gerçekten doğru olduğuna inandığımız için mi söylüyoruz, yoksa bize kazandırdığı şey yüzünden mi?
Bu soru yalnız din adamlarına sorulmaz.
Bir gazeteciye de sorulabilir.
Bir bilim insanına da.
Bir içerik üreticisine de.
Bir siyasetçiye de.
Bir işletme sahibine de.
Hatta kendimize de.
İnsan bazen gerçeği bilmektedir ama çıkarı başka yöndedir. İşte karakterin sınavı burada başlar.
Hûd 51’in mesajı bu nedenle:
“Para kötüdür.”
değildir.
Para gereklidir.
Emek değerlidir.
İnsanların geçim hakkı vardır.
İslam’ın ahlaki sorusu:
“Paran var mı?”
değil,
“Para senin hakikatini satın alabiliyor mu?”
sorusudur.
Bir insan maaş alabilir ve son derece dürüst olabilir. Başka biri hiçbir ücret almayabilir ama şöhret, güç veya taraftar kazanmak için insanları yanıltabilir.
Çünkü çıkar yalnız para değildir.
İnsan:
alkış,
statü,
takipçi,
otorite,
hayranlık
veya kontrol
da isteyebilir.
Bu nedenle Hz. Hûd’un sözü yalnız ekonomik değil, daha geniş bir niyet temizliği çağrısıdır.
Bir insan para istemiyor olabilir ama herkesi kendisine bağlamak istiyorsa yine farklı bir çıkar biçimi ortaya çıkabilir.
Peygamberlerin farkı burada çok belirgindir:
İnsanları kendilerine değil Allah’a çağırırlar.
Bu, dinî liderlik açısından muazzam bir ölçüdür.
Sağlıklı dinî rehberlik, insanı rehbere bağımlı hâle getirmek yerine onun:
Allah’la ilişkisini,
bilgi kapasitesini,
ahlaki sorumluluğunu
ve bilinçli karar verme yeteneğini
güçlendirmelidir.
Bir din adamı:
“Ben olmadan Allah’a ulaşamazsınız.”
gibi kendisini vazgeçilmez ara kapı hâline getiriyorsa çok dikkatli olunmalıdır.
İslam’da âlimlerden öğrenilir, öğretmenlerden yararlanılır ve ehil insanlara danışılır; fakat hiçbir insan Allah’ın yerine geçmez.
Hûd 51’deki “Beni yaratana” ifadesi bu noktayı yeniden merkezine oturtur.
Hûd’un bağlılığı kavmin parasına değil, Yaratıcısınadır.
Bunun insan psikolojisinde özgürleştirici bir sonucu vardır.
Eğer bütün değerini insanların alkışına bağlarsan, insanların fikri değiştiğinde sen de parçalanabilirsin. Eğer bütün değerini paraya bağlarsan, ekonomik kayıpta kendini tamamen değersiz hissedebilirsin. Eğer bütün kimliğini makamına bağlarsan, makam gidince kim olduğunu unutabilirsin.
Hz. Hûd’un yaklaşımı ise insanın değerini daha derin bir merkeze bağlar:
“Beni yaratan var ve benim nihai hesabım O’nadır.”
Bu anlayış toplumsal takdiri gereksiz yapmaz. İnsan teşekkürden hoşlanabilir. Emeğinin karşılığını isteyebilir. Başarısından mutlu olabilir. Fakat bunların hiçbiri nihai efendi hâline gelmez.
Ayetin sonundaki:
“Aklınızı kullanmıyor musunuz?”
sorusu ise bütün bu mesajın düşünce boyutudur.
Hz. Hûd adeta kavmine şunu söylüyor:
“Bir düşünün. Sizden para istemiyorum. Kendime tapmanızı istemiyorum. Sizi beni yaratan ve sizi de yaratan Allah’a çağırıyorum. Bu çağrıyı en azından ciddi biçimde değerlendirmeyecek misiniz?”
Bu soru bize dinin düşünmeden kabul edilmesini değil, aklın işletilmesini de hatırlatır.
Fakat aklı kullanmak, her şeyi bildiğini sanmak değildir.
Gerçek akıl:
delil arar,
soru sorar,
çelişkiyi görür,
uzmanlığa değer verir
ve gerektiğinde:
“Yanılmışım.”
diyebilir.
Akıl, kibirle birleştiğinde insan kendi düşüncesini putlaştırabilir. Tevazuyla birleştiğinde ise hakikate yaklaşmanın güçlü araçlarından biri olur.
Hûd 51 aynı zamanda toplumun dinî emeği sömürmemesi gerektiğini de düşündürmelidir.
Bazen bu ayet yanlış biçimde kullanılarak:
“Peygamberler ücret istemedi, din adına çalışan herkes bedava çalışmalı.”
denebilir.
Bu adil değildir.
Bir öğretmenin zamanı vardır.
Bir araştırmacının emeği vardır.
Bir imamın ailesi vardır.
Bir kurumun giderleri vardır.
İnsanların emeğini:
“İhlaslıysan para alma.”
diyerek sömürmek, ihlas öğretmek değildir.
İhlasın ölçüsü insanın hiç ücret almaması değil; ücretin onun hakikatini satın alamamasıdır.
Bu ayrım çok önemlidir.
İnsan ücret alabilir ama:
“Bunu söylemem için bana ödeme yaptılar.”
noktasına gelmemelidir.
Dini anlatan biri finansal destek alabilir ama destekçisi haksızlık yaptığında:
“Beni finanse ediyor, susayım.”
dememelidir.
İşte Hûd 51’in ahlaki bağımsızlığı burada ortaya çıkar.
Ayet aynı zamanda dinin garanti satışı hâline getirilmesine karşı güçlü bir ölçüdür.
Hiç kimse:
“Bana para ver, kesin cennetlik ol.”
garantisi veremez.
Hiç kimse Allah’ın mağfiretini kendi kasasına bağlayamaz.
Hiç kimse insanların korkularını:
“Şu kadar ödeme yaparsan başındaki bela kalkar.”
diye sömüremez.
Dua edilebilir.
Yardım yapılabilir.
Sadaka verilebilir.
Ama bunların hiçbiri bir insanın elinde Allah üzerinde bağlayıcı ticari sözleşme hâline gelmez.
Allah’ın rahmeti satılık değildir.
Bu, Hûd 51’in günümüz açısından en güçlü sonuçlarından biridir.
Ayetin sonundaki akletme çağrısı bizi başka bir önemli soruya da götürür:
Bir insanın dinî iddiasını değerlendirirken yalnız onun kişiliğine mı bakıyoruz, yoksa söylediği şeyin deliline de bakıyor muyuz?
Bir insan çok sempatik olabilir ama yanlış söyleyebilir.
Başka biri sert bir üsluba sahip olabilir ama belirli konuda doğru söyleyebilir.
Birinin çok takipçisi olabilir ama bu onu yanılmaz yapmaz.
Başkasının hiç takipçisi olmayabilir ama bu da onu otomatik olarak haklı yapmaz.
Kişinin çıkarını incele; ama delili de incele.
Bu denge önemlidir.
Hûd 51 böylece bize dört büyük ölçü bırakır:
Hakikati satma.
Emeği sömürme.
Yaratılmışı mutlaklaştırma.
Aklını kullan.
Ve belki Hûd Suresi 51. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Doğru bildiğimiz bir şeyi, paramız veya konumumuz zarar görecek diye değiştirebiliyor muyuz? Din adına hizmet eden insanların meşru emeğine saygı gösterirken Allah’ın rahmetinin, cennetin veya manevi güvenliğin satılık bir ürün hâline getirilmesine karşı durabiliyor muyuz? Ve bir mesajı değerlendirirken hem konuşanın çıkar ilişkilerini hem de ortaya koyduğu delilleri düşünerek, Hz. Hûd’un çağrısındaki gibi gerçekten aklımızı kullanabiliyor muyuz?
“Hz. Hûd’un ‘Sizden ücret istemiyorum’ sözü, emeğin karşılığını yasaklayan değil, hakikatin satılık olmadığını ilan eden bir sözdür. Ücret almak samimiyetsizlik değildir; fakat para, makam veya alkış uğruna Allah adına gerçeği değiştirmek büyük bir ahlaki problemdir. Emeğe hakkını ver, dini ticari garantiye dönüştürme, hiçbir insanı vazgeçilmez kurtarıcı yapma ve doğruyu değerlendirirken aklını kullan.”
Ersan Karavelioğlu