📖 Hûd Suresi 45. Ayette “Nûh Rabbine Seslendi: Rabbim! Oğlum Benim Ailemdendir; Şüphesiz Senin Vaadin Gerçektir ve Sen Hükmedenlerin En | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hûd Suresi 45. Ayette “Nûh Rabbine Seslendi: Rabbim! Oğlum Benim Ailemdendir; Şüphesiz Senin Vaadin Gerçektir ve Sen Hükmedenlerin En

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,185
2,736,267
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 45. Ayette “Nûh Rabbine Seslendi: Rabbim! Oğlum Benim Ailemdendir; Şüphesiz Senin Vaadin Gerçektir ve Sen Hükmedenlerin En Hikmetlisisin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Tufan bitmiş, gemi Cûdî’ye oturmuştu; fakat Hz. Nûh’un kalbindeki baba acısı bitmemişti. Hûd 45, peygamberin Allah’a soru sorabileceğini, acısını O’na açabileceğini ve anlamakta zorlandığı bir hükmü saygıyla açıklığa kavuşturmak isteyebileceğini gösterir. Nûh Allah’ın vaadini inkâr etmiyor; tam tersine vaadin hak olduğuna iman ederek, oğlunun bu vaadin neresinde bulunduğunu anlamaya çalışıyor.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 45. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Nûh Rabbine seslendi ve dedi ki: ‘Rabbim! Şüphesiz oğlum benim ailemdendir. Senin vaadin elbette gerçektir ve Sen hükmedenlerin en hikmetlisi, en doğru hüküm verenisin.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve nâdâ Nûhun rabbehû fe kâle rabbi inne’bnî min ehlî ve inne va‘deke’l-hakku ve ente ahkemu’l-hâkimîn.”

Bir önceki ayette tufan sona ermiş, sular çekilmiş ve gemi Cûdî üzerine oturmuştu. Fakat dışarıdaki fırtına sona ermiş olsa da Hz. Nûh’un içinde hâlâ oğluyla ilgili çok ağır bir soru vardır. Hûd 45 işte bu iç acının Allah’a yöneltilmesini anlatır.

2️⃣ “Nûh Rabbine Seslendi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve nâdâ Nûhun rabbehû”

yani:

“Nûh Rabbine seslendi.”

denilir.

Bu ifade dua, yakarış ve Allah’a yöneliş anlamı taşır. Hz. Nûh yaşadığı ağır kayıp karşısında duygusunu bastırıp hiçbir şey olmamış gibi davranmıyor. Acısını Rabbine götürüyor.

Bu çok önemli bir kulluk örneğidir.

İnsan:

üzülebilir,

anlamadığı şeyi sorabilir,

kaybı karşısında ağlayabilir

ve Allah’a:

“Rabbim, bunu anlamama yardım et.”

diye yönelebilir.

Soru sormak iman zayıflığı değildir.

Önemli olan sorunun hangi tavırla sorulduğudur.

3️⃣ Hz. Nûh Allah’a İtiraz mı Ediyor ❓​

Ayetin dili, Allah’a karşı kibirli veya suçlayıcı bir isyan dili değildir.

Nûh:

“Sen yanlış yaptın.”

demiyor.

“Bu hükmü kabul etmiyorum.”

demiyor.

Tam tersine:

“Senin vaadin gerçektir.”

ve:

“Sen hükmedenlerin en hikmetlisisin.”

diyor.

Bu nedenle burada gördüğümüz şey, Allah’ın hükmünü reddetmekten ziyade hükmün nasıl anlaşılması gerektiğini sorma tavrıdır.

Nûh’un duası adeta şu anlamı taşır:

“Rabbim, Senin sözünün doğru olduğunu biliyorum; fakat oğlum benim ailemden olduğu hâlde neden kurtuluş kapsamına girmediğini anlamak istiyorum.”

Bu, iman içinde sorulan ciddi bir sorudur.

4️⃣ Allah’a “Neden?” Diye Sormak Günah mıdır ❓​

Her “neden?” sorusu aynı değildir.

Bir insan:

“Allah’ın hikmetini anlamak istiyorum.”

diye sorabilir.

Bir başkası:

“Bu ayetin anlamı nedir?”

diyebilir.

Başka biri:

“Bu hüküm nasıl adildir?”

diye araştırabilir.

Bunlar otomatik olarak küfür veya isyan değildir.

Sorunun tonu ve amacı önemlidir.

Samimi soru:

anlamak ister.

Kibirli meydan okuma ise:

cevabı ne olursa olsun reddetmeye önceden karar verebilir.

Hz. Nûh’un tavrı birinci türdendir.

Soru ≠ isyan.

Anlamaya çalışma ≠ Allah’ı yargılama.


5️⃣ “Rabbim! Oğlum Benim Ailemdendir” Sözü Neden Söyleniyor ❓​

Bu sözün arka planı Hûd 40’tadır.

Orada Allah Hz. Nûh’a:

ailesini gemiye almasını

emretmiş, fakat hemen ardından:

“Hakkında hüküm verilmiş olanlar dışında...”

istisnasını koymuştu.

Hz. Nûh şimdi oğlunun boğulmasından sonra:

“Oğlum benim ailemdendi.”

diyor.

Yani Allah’ın daha önceki aile vaadi ile oğlunun başına gelen olay arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışıyor.

Buradaki soru çok insanîdir.

Nûh’un aklında:

“Ailem kurtarılacaktı; oğlum da ailemdendi.”

düşüncesi vardır.

Bir sonraki ayette Allah bu noktayı açıklığa kavuşturacaktır.

6️⃣ Hz. Nûh Allah’ın Vaadini Yanlış mı Anlamıştı ❓​

Ayetlerin akışından, Hz. Nûh’un vaadin kapsamını tam olarak nasıl değerlendirdiği konusunda açıklama istediği anlaşılır.

Hûd 40’ta zaten:

“Hakkında hüküm verilmiş olanlar dışında...”

şeklinde bir istisna bulunuyordu.

Dolayısıyla vaat:

“Biyolojik olarak ailenden olan herkes ne yaparsa yapsın mutlaka kurtulacak.”

şeklinde sınırsız değildi.

Hz. Nûh’un oğluna olan derin sevgisi ve aile bağı, onun bu meseleyi Allah’a taşımasına neden olmuştur.

Bu bize peygamberlerin de vahyin ayrıntılarını anlamak için Allah’a yöneldiklerini gösterir.

7️⃣ Peygamber Bir Konuyu Yanlış Anlayabilir mi ❓​

Peygamberler vahyi insanlara iletme konusunda Allah’ın koruması altındadır; ancak peygamber olmak insan olmayı ortadan kaldırmaz.

Peygamber:

düşünebilir,

bir hükmün kapsamını sorabilir,

bir durum karşısında açıklama isteyebilir.

Hûd 45 bunun güzel örneklerinden biridir.

Hz. Nûh:

vahyi inkâr etmiyor.

Fakat:

“Oğlum ailemdendi.”

diyerek meseleyi anlamlandırmaya çalışıyor.

Bu durum bize önemli bir ayrım öğretir:

Vahiy yanılmaz; insanın vahyi anlama sürecinde açıklamaya ihtiyaç duyması mümkündür.

Bu ilke sıradan Müslümanlar için çok daha önemlidir.

Bizim yorumlarımız vahyin kendisi değildir.

8️⃣ “Senin Vaadin Gerçektir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve inne va‘deke’l-hakk”

denilir.

Yani:

“Şüphesiz Senin vaadin gerçektir.”

Hz. Nûh burada Allah’ın sözünden şüphe etmediğini açıkça ifade eder.

Sorusu:

“Allah sözünü tutmadı mı?”

değildir.

Tam tersine:

“Allah’ın sözü kesinlikle doğrudur; o hâlde benim anlamadığım nokta nedir?”

şeklindedir.

Bu, iman ile sorgulamanın birlikte bulunabileceğini gösterir.

İnsan:

“Allah’ın sözü doğrudur ama ben bu ayeti nasıl anlamalıyım?”

diye sorabilir.

Bu yaklaşım, körü körüne susmak ile kibirli reddediş arasında düşünen iman alanı oluşturur.

9️⃣ Allah’ın Vaadi Gerçekse Neden Bazen Bizim Beklediğimiz Gibi Gerçekleşmez ❓​

Çünkü bazen problem vaatte değil, bizim vaadi nasıl anladığımızdadır.

İnsan Allah’ın bir sözünü okur ve kendi zihninde ona bazı ek şartlar ekleyebilir.

Örneğin:

“Allah yardım eder.”

ifadesini:

“Benim istediğim sonucu, benim istediğim zamanda mutlaka verecek.”

şeklinde anlayabilir.

Sonuç farklı olunca:

“Vaat neden gerçekleşmedi?”

diye düşünebilir.

Oysa asıl soru bazen:

“Ben vaadi doğru anlamış mıydım?”

olmalıdır.

Hz. Nûh’un duası bu konuda çok önemli bir tevazu öğretir:

Allah’ın sözüne değil, önce kendi anlayışımıza soru yöneltmek.

🔟 Allah’ın Vaadi Bizim Yorumumuzla Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Allah’ın sözü vahiydir.

Bizim onu açıklama biçimimiz ise:

tefsir,

yorum,

içtihat

veya anlayış

olabilir.

Bu ikisi birbirine karıştırıldığında insan kendi yorumuna da ilahî yanılmazlık verebilir.

Örneğin bir kişi:

“Bu ayetin tek anlamı benim söylediğimdir; bana katılmayan Allah’a karşı geliyor.”

diyebilir.

Bu tehlikeli bir tutumdur.

Birçok ayetin açık anlamı vardır; bazı ayrıntılarda ise tefsir farklılıkları olabilir.

Vahye güvenmek, kendi yorumumuzu vahiy seviyesine yükseltmek değildir.

1️⃣1️⃣ Hz. Nûh Oğlunu Sevdiği İçin Haksız Bir Talepte mi Bulunuyor ❓​

Hûd 45’te Hz. Nûh’un yaptığı şey, oğluna duyduğu sevgi nedeniyle Allah’a soru yöneltmektir.

Bu sevginin kendisi yanlış değildir.

Bir baba çocuğunu sever.

Onun kurtulmasını ister.

Kaybettiğinde acı çeker.

Hz. Nûh’un peygamber olması bu doğal duyguyu ortadan kaldırmamıştır.

Ancak aile sevgisinin ilahî hükmün önüne geçip geçemeyeceği meselesi bir sonraki ayette açıklığa kavuşacaktır.

Hûd 45 bize önce Nûh’un insan tarafını gösterir:

Peygamberdir ama babadır.

1️⃣2️⃣ Bir Peygamberin Evlat Acısı Yaşaması İman Eksikliği midir ❓​

Hayır.

Acı çekmek, üzülmek veya kayıp karşısında soru sormak iman eksikliği değildir.

İnsan sevdiği birini kaybettiğinde:

yas tutabilir,

ağlayabilir,

boşluk hissedebilir,

Allah’a soru yöneltebilir.

Bütün bunlar insan olmanın parçasıdır.

İman:

“Hiçbir acı hissetmeyeceksin.”

demez.

İman, acının içinde insanın:

nereye yöneleceğini

ve anlam arayışını nasıl sürdüreceğini şekillendirebilir.

Hz. Nûh acısıyla Allah’tan uzaklaşmıyor.

Allah’a yöneliyor.

1️⃣3️⃣ Yas Tutan Birine “Allah’ın Takdiri, Üzülme” Demek Yeterli midir ❓​

Her zaman değil.

Bir insan kayıp yaşadığında hemen:

“Üzülme, kader.”

demek bazen onun acısını küçümseyebilir.

Hz. Nûh kıssasında bile tufan bitmiş olmasına rağmen babanın sorusu devam ediyor.

Bu bize kaybın duygusal etkisinin bir düğmeyle kapanmadığını gösterir.

Yas tutan insana:

dinlemek,

yanında olmak,

acıya alan tanımak

çoğu zaman daha merhametlidir.

Dinî teselli de insana baskı biçiminde değil, destek biçiminde sunulmalıdır.

İman acıyı yasaklamaz.

1️⃣4️⃣ “Sen Hükmedenlerin En Hikmetlisisin” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve ente ahkemu’l-hâkimîn”

denilir.

Bu ifade:

“Sen hükmedenlerin en iyi hükmedeni, en doğru ve en hikmetli hüküm verensin.”

anlamındadır.

Hz. Nûh, sorusunu tam da bu güvenle soruyor.

Yani:

“Rabbim, ben bu durumu anlamakta zorlanıyorum; fakat Senin hükmünün adil ve doğru olduğunu biliyorum.”

Bu tavır çok değerlidir.

İnsan her şeyi anlamadığı anda Allah’ı suçlamak yerine:

“Benim bilgim sınırlı olabilir.”

diyebilir.

Bu, düşünmeyi bırakmak değildir.

Tam tersine tevazu ile düşünmektir.

1️⃣5️⃣ “Allah Hükmedenlerin En İyisidir” Demek İnsan Mahkemelerine Gerek Yok Demek midir ❓​

Hayır.

Allah’ın nihai hâkim oluşu, dünyadaki hukuk ve adalet mekanizmalarını gereksiz kılmaz.

İnsan toplumlarının:

mahkemelere,

delillere,

savunma hakkına,

adil yargılamaya

ve hukuk düzenine

ihtiyacı vardır.

“Allah nasıl olsa hükmedecek.”

deyip dünyadaki adaletsizliği görmezden gelmek doğru değildir.

İnsan hukuku eksik olabilir ve hata yapabilir; bu yüzden iyileştirilmesi gerekir.

Allah’ın nihai hükmü ise insan adaletinin sınırlılığını aşan son hesap boyutudur.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Aile Bağının Dinî Sorumluluk Karşısındaki Yerini Nasıl Gösteriyor ❓​

Hz. Nûh:

“Oğlum benim ailemdendir.”

diyor.

Bu cümle, aile bağının gerçek ve güçlü olduğunu gösterir.

Kur’an aileyi değersizleştirmiyor.

Ama kıssanın devamı gösterecek ki aile bağı tek başına bütün manevi sonuçları belirlemiyor.

Bu denge çok önemlidir.

Aile:

sevilir,

korunur,

desteklenir.

Fakat:

“Bizim aileden, o hâlde ne yaparsa haklıdır.”

denmez.

Bir akrabanın:

yalanını,

zulmünü,

haksızlığını

sırf akraba diye savunmak aile sevgisi değil, adaletten sapma olabilir.

1️⃣7️⃣ Bir Yakınımız Yanlış Yoldaysa Onun İçin Allah’a Dua Etmemiz Yanlış mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan yaşayan yakını için:

hidayet,

iyilik,

tövbe,

şifa

ve doğru yola yönelme

isteyebilir.

Hz. Nûh’un oğluyla ilgili sahnesini:

“Yanlış yapan akraba için artık hiçbir şey istemeyin.”

şeklinde genellemek doğru değildir.

Nûh kıssasında çok özel bir vahiy ve tamamlanmış bir ilahî hüküm vardır.

Biz yaşayan insanların sonunu bilmiyoruz.

Bu nedenle:

“Allah onu asla affetmez.”

diye yaşayan bir insan hakkında kapıyı kapatamayız.

Dua edebiliriz; hükmü Allah’a bırakırız.

1️⃣8️⃣ Hûd 44 ve 45 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 44’te dış dünyadaki tufan sona ermişti:

yer suyunu yutmuş,

gök yağışı kesmiş,

su çekilmiş

ve gemi Cûdî’ye oturmuştu.

Hûd 45’te ise Nûh’un iç dünyasındaki fırtına ortaya çıkar.

Bu geçiş olağanüstü derecede anlamlıdır.

Dışarıdaki kriz bitebilir ama insanın kalbindeki acı devam edebilir.

Bir cenaze biter.

İnsanlar evine döner.

Günlük hayat yeniden başlar.

Ama kayıp yaşayan kişinin içindeki soru haftalar, aylar veya yıllar boyunca sürebilir.

Kur’an Hz. Nûh’un bu insanî yönünü saklamaz.

Bir sonraki ayette Allah onun sorusuna cevap verecek ve aile kavramının burada ne anlama geldiğini açıklayacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 45. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 45. ayet, tufan kıssasının en sessiz ama belki de en duygusal anlarından biridir.

Tufan sona ermiştir.

Sular çekilmiştir.

Gemi Cûdî’ye oturmuştur.

Dışarıdan bakıldığında her şey bitmiş gibi görünür.

Fakat Hz. Nûh için her şey bitmemiştir.

Oğlu yoktur.

Bu noktada Kur’an bize peygamberi yalnız:

vahiy alan,

tebliğ eden,

mucize gören

bir insan olarak değil;

evladını kaybetmiş bir baba olarak da gösterir.

Nûh Allah’a:

“Rabbim, oğlum benim ailemdendi.”

der.

Bu cümlede çok büyük bir acı vardır.

Bir ebeveyn için:

“O benim oğlum.”

sözü bazen bütün mantıksal açıklamaların önüne geçen bir duygusal gerçeklik taşır.

Nûh da bunu yaşamaktadır.

Fakat dikkat çekici olan, acısını Allah’a karşı bir suçlamaya dönüştürmemesidir.

Şöyle demiyor:

“Bunu nasıl yaparsın?”

Şöyle demiyor:

“Sen sözünü tutmadın.”

Tam tersine:

“Senin vaadin gerçektir.”

diyor.

Bu, acının içindeki imandır.

Ve belki insanın en zor anlarında iman tam da burada sınanır.

Her şey güzel giderken:

“Allah’a güveniyorum.”

demek kolay olabilir.

Ama büyük bir kayıp karşısında:

“Ben anlamıyorum ama Senin hükmünün hak olduğuna inanıyorum.”

diyebilmek çok daha derin bir teslimiyettir.

Fakat teslimiyet burada soru sormamayı gerektirmiyor.

Bu nokta çok önemlidir.

Hz. Nûh hem:

“Senin vaadin gerçektir.”

diyor,

hem de:

“Oğlum ailemdendi.”

diye sorusunu ortaya koyuyor.

Yani:

iman + soru

bir arada bulunabiliyor.

Bu, özellikle dini öğrenen insanlar için çok değerlidir.

Bir insan bir ayeti anlamayabilir.

Bir dinî hükmün hikmetini kavramakta zorlanabilir.

Bir kıssanın bir bölümünde zihinsel problem yaşayabilir.

Bu durumda hemen:

“Böyle soru sormak günahtır.”

demek doğru değildir.

Soru sor.

Araştır.

Dilini incele.

Tefsirlere bak.

Farklı açıklamaları değerlendir.

Ama aynı zamanda kendi bilginin sınırlı olabileceğini kabul et.

İman düşünmenin düşmanı değildir.

Hûd 45’in ikinci büyük mesajı Allah’ın sözü ile bizim Allah’ın sözünü anlama biçimimiz arasındaki farktır.

Hz. Nûh:

“Senin vaadin hak.”

diyor.

O hâlde problem Allah’ın sözünde değildir.

Problem, vaadin kapsamının nasıl anlaşılacağı noktasındadır.

Bu, bugün dinî tartışmalarda çok önemli bir ilkedir.

İnsan bazen kendi tefsirini şöyle savunabilir:

“Allah böyle diyor.”

Oysa aslında:

“Ben Allah’ın sözünü böyle anlıyorum.”

demesi daha doğru olabilir.

Bu iki cümle arasında büyük fark vardır.

Kur’an vahiydir.

Benim tefsirim vahiy değildir.

Hadis açıklaması vahiy seviyesinde olmayabilir.

Bir âlimin içtihadı yanılabilir.

Bir mezhebin görüşü güçlü olabilir ama yine de insanî içtihattır.

Allah’ın sözü yanılmaz; bizim anlama biçimimiz yanılabilir.

Bu tevazu dini zayıflatmaz.

Tam tersine Allah’ın sözünü insan yorumundan daha doğru ayırmamızı sağlar.

Ayetin üçüncü büyük mesajı aile sevgisinin gücüdür.

Nûh oğlunun davranışını onaylamıyor.

Ama onu seviyor.

Bu bize aile içinde sık yaşanan bir hatayı gösterir.

Bazen insanlar iki uçtan birine gider.

Birinci uç:

“Çocuğumu seviyorum, o hâlde yaptığı her şeyi savunacağım.”

İkinci uç:

“Benim istediğim gibi yaşamıyor, artık benim çocuğum değil.”

Hz. Nûh’un kıssası bu iki uçtan da farklıdır.

Nûh oğlunu seviyor.

Onun için üzülüyor.

Allah’a onun hakkında soru soruyor.

Ama onun yanlış tercihini de doğru ilan etmiyor.

İşte sağlıklı sevgi budur:

Kişiyi sev, yanlışı kutsallaştırma.

Bu yalnız çocuklar için değil bütün ilişkiler için geçerlidir.

Kardeşin suç işlerse sırf kardeşin diye savunmak zorunda değilsin.

Arkadaşın haksızsa:

“Benim arkadaşım.”

diye mağduru suçlayamazsın.

Ailenin itibarı için gerçeği gizlemek adalet değildir.

Sadakat, gerçeği yok etmek değildir.

Hûd 45 aynı zamanda yas yaşayan insanlar için çok güçlü bir teselli taşır.

Hz. Nûh'un:

“Rabbim...”

diye başlaması, insanın acısını Allah’a açabileceğini gösterir.

Bazen insanlar:

“Allah’a karşı ayıp olur.”

diye acısını bile ifade etmekten korkabilir.

Oysa dua yalnız:

“Şükürler olsun.”

demekten ibaret değildir.

İnsan:

“Rabbim, çok acıyor.”

diyebilir.

“Bunu anlamıyorum.”

diyebilir.

“Bana sabır ver.”

diyebilir.

“Neden böyle olduğunu anlamama yardım et.”

diyebilir.

Bu sözler Allah’tan uzaklaşmak değil, bazen tam tersine Allah’a sığınmanın en samimi biçimi olabilir.

Burada önemli olan, insanın acısını inkâr etmemesidir.

Dini bazen yanlış biçimde:

“Mümin üzülmez.”

şeklinde anlatabiliyoruz.

Oysa peygamberler üzülmüştür.

Kaybetmiştir.

Ağlamıştır.

Endişelenmiştir.

İman insanın sinir sistemini, duygularını veya bağlanma kapasitesini ortadan kaldırmaz.

Mümin de yas tutar.

Fark, yasın içinde umudun ve Allah’a yönelişin tamamen kaybolmamasıdır.

Hûd 45'in:

“Sen hükmedenlerin en hikmetlisisin.”

cümlesi de insanın bilgi sınırını hatırlatır.

İnsan çoğu zaman yalnız gördüğü parçaya bakar.

Allah ise Kur’an’ın teolojik anlatısında:

bütünü,

geçmişi,

geleceği,

niyetleri

ve görünmeyen bütün şartları

bilir.

Bu yüzden insanın:

“Ben bütün resmi görüyorum.”

diye düşünmesi büyük bir epistemik kibir olabilir.

Ama bu cümleyi de:

“Hiç düşünme, hiçbir adaletsizliği sorgulama.”

şeklinde kullanmamak gerekir.

Dünyadaki insan kararları sorgulanabilir.

Bir hâkim hata yapabilir.

Bir din adamı hata yapabilir.

Bir baba hata yapabilir.

Bir yönetici hata yapabilir.

İnsan otoritesi ilahî otorite değildir.

Dolayısıyla:

“Allah en iyi hükmedendir.”

demek, bütün insan kararlarını dokunulmaz ilan etmez.

Tam tersine insan kararlarının sınırlı ve denetlenebilir olduğunu hatırlatır.

Ayet ayrıca insanın dua ederken Allah’a nasıl yöneldiğini de öğretir.

Hz. Nûh duasına:

“Rabbim...”

diye başlıyor.

Sonra sorununu söylüyor.

Ardından Allah’ın vaadinin gerçekliğini ve hükmünün üstünlüğünü kabul ediyor.

Bu dua biçiminde:

samimiyet, acı, güven ve tevazu

birliktedir.

İnsan Allah’a dua ederken rol yapmak zorunda değildir.

Gerçek duygusunu söyleyebilir.

Ama Allah’ı kendi istediğini yapmak zorunda olan bir güç gibi de görmemelidir.

Dua:

emir vermek değil, yönelmektir.

Nûh:

“Oğlumu geri vermek zorundasın.”

demiyor.

Yaşadığı şeyin anlamını Rabbine soruyor.

Bu, dua ahlakının çok zarif bir örneğidir.

Hûd 45, aile kavramı konusunda da bizi bir sonraki ayete hazırlar.

Hz. Nûh:

“Oğlum ailemdendir.”

diyor.

Allah'ın cevabı ise aileyi yalnız biyolojik bağ üzerinden anlamanın yetersiz olduğunu gösterecektir.

Bu nokta çok dikkatli okunmalıdır.

Bir sonraki ayet:

biyolojik bağın gerçekliğini inkâr etmeyecek, fakat kurtuluş vaadinin manevi ve ahlaki çerçevesini açıklayacaktır.

Bu nedenle Hûd 45'i Hûd 46'dan koparmadan okumak gerekir.

Şimdilik gördüğümüz şey şudur:

Nûh, baba olarak soruyor.

Allah ise bir sonraki ayette Rab olarak açıklayacak.

Ve belki Hûd Suresi 45. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Allah’ın bir hükmünü anlamakta zorlandığımızda hemen uzaklaşıyor muyuz, yoksa Hz. Nûh gibi “Rabbim, Senin sözünün hak olduğuna inanıyorum; fakat bunu anlamama yardım et” diyebiliyor muyuz? Ailemizi severken onların her davranışını savunmak zorunda olmadığımızı kabul edebiliyor muyuz? Ve kendi dinî yorumlarımızı Allah’ın sözüyle özdeşleştirmek yerine, “Belki ben vaadin kapsamını yanlış anlıyorum” diyebilecek kadar tevazu gösterebiliyor muyuz?

“Hz. Nûh oğlunu kaybettiğinde sorusunu Allah’tan kaçmak için değil, Allah’a yönelmek için sordu: ‘Rabbim, oğlum ailemdendi; Senin vaadin gerçektir.’ Hûd 45 bize şunu öğretir: Acını inkâr etme, sorunu gizleme, fakat kendi anlayışını da Allah’ın sözüyle aynı seviyeye çıkarma. Soru sor, araştır, sevdiğinin acısını taşı; ama nihai hükmün bilgi ve hikmet sahibinin Allah olduğunu unutma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt