📖 Hûd Suresi 34. Ayette “Allah Sizin Sapıklıkta Kalmanızı Dilerse, Size Öğüt Vermek İstesem de Öğüdüm Size Fayda Vermez; O Sizin Rabbinizdir ve

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,176
2,736,267
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 34. Ayette “Allah Sizin Sapıklıkta Kalmanızı Dilerse, Size Öğüt Vermek İstesem de Öğüdüm Size Fayda Vermez; O Sizin Rabbinizdir ve O’na Döndürüleceksiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Nûh’un görevi hakikati anlatmaktır; insanların kalplerini zorla değiştirmek ise onun elinde değildir. Hûd 34, hidayetin Allah’a ait olduğunu söylerken insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; ısrarlı reddedişin insanı hakikatten giderek uzaklaştırabileceğini hatırlatır. Peygamber bile öğüt verebilir, fakat insanın iradesini kendi mülkü hâline getiremez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 34. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Size öğüt vermek istesem bile, eğer Allah sizin sapıklıkta kalmanızı dilerse öğüdüm size fayda vermez. O sizin Rabbinizdir ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve lâ yenfe‘ukum nushî in eradtu en ensaha lekum in kânallâhu yurîdu en yuğviyekum. Huve rabbukum ve ileyhi turceûn.”

Bu ayet Hûd 33’ün doğrudan devamıdır. Hz. Nûh bir önceki ayette kavminin:

“Azabı getir.”

meydan okumasına:

“Onu ancak Allah dilerse getirir.”

diye cevap vermişti. Şimdi ise başka bir sınırı açıklıyor: Peygamber öğüt verebilir ama hidayeti zorla üretemez.

2️⃣ “Size Öğüt Vermek İstesem de Öğüdüm Fayda Vermez” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Nûh:

“ve lâ yenfe‘ukum nushî”

yani:

“Öğüdüm size fayda vermez.”

der.

Buradaki “nush”, samimi öğüt, iyiliğini isteme ve doğruya yöneltmeye çalışma anlamları taşır. Hz. Nûh kavmine düşmanlık etmek için değil, onların iyiliğini istediği için konuşmaktadır.

Ancak öğüdün faydalı olabilmesi için muhatabın da en azından duymaya, düşünmeye ve değerlendirmeye açık olması gerekir.

Bir insan kendisini tamamen kapatmışsa, dünyanın en doğru sözü bile ona o anda etki etmeyebilir.

Bu nedenle:

Doğru öğüt + kapalı irade = zorunlu hidayet değildir.

3️⃣ Hz. Nûh “Ben Artık Sizi Umursamıyorum” mu Diyor ❓​

Hayır.

Ayetin başında zaten:

“Size öğüt vermek istesem...”

ifadesi vardır.

Hz. Nûh kavminin iyiliğini istemektedir. Problem onun samimiyetsizliği değil, muhatabın hakikat karşısındaki tavrıdır.

Bu ayrım önemlidir.

Bir öğretmen öğrencisine defalarca yardımcı olabilir. Bir doktor hastasına gerekli uyarıları yapabilir. Bir anne baba yetişkin çocuğuna doğru bildiği şeyi anlatabilir.

Ama bir noktadan sonra karşı taraf:

dinlemek istemiyorsa

onu zorla değiştirmek mümkün olmayabilir.

Yardım etmek istemek ile başkasının iradesine sahip olmak aynı şey değildir.

4️⃣ Ayetteki “Allah Sizi Saptırmak İsterse” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Ayetin en çok dikkat gerektiren bölümü:

“in kânallâhu yurîdu en yuğviyekum”

ifadesidir.

Kelime düzeyinde bu:

“Allah sizi ğayy içinde bırakmayı / saptırmayı / sapıklığınızın sonucuna bırakmayı dilerse...”

şeklinde çevrilebilir.

Ancak bunu:

“Allah hiçbir sebep yokken masum insanları keyfî biçimde saptırmak istiyor.”

şeklinde anlamak Kur’an’ın bütünlüğüyle uyumlu değildir.

Tefsirlerde bu ifade üzerinde farklı açıklamalar vardır. Israrlı inkâr, kibir ve bilinçli reddediş sonucunda insanın kendi seçtiği yönelişin ilahî hüküm altında pekişmesi veya sonucuna bırakılması üzerinde durulmuştur.

Dolayısıyla mesele basit bir:

“Allah rastgele kimi isterse kötü yapar.”

formülüne indirgenemez.

5️⃣ Allah İnsanları Keyfî Biçimde Saptırıyor mu ❓​

Kur’an’ın genel anlatısında Allah’ın insanlara zulmetmediği açık biçimde vurgulanır.

İnsan:

seçer,

yönelir,

ısrar eder,

davranışlarını tekrarlar.

Bu tercihler zamanla karakter hâline gelebilir.

Kur’an’ın hidayet ve dalalet dili birçok yerde insanın:

kibri,

zulmü,

ısrarlı reddedişi

ve hakikatten yüz çevirmesiyle bağlantılı olarak kullanılır.

Bu nedenle ilahî saptırmayı sebepsiz bir keyfîlik olarak değil, insanın seçtiği yönelişin Allah’ın hüküm ve düzeni içindeki sonucu olarak anlamak daha sağlıklıdır.

İlahi hüküm insan sorumluluğunu yok etmez.

6️⃣ O Hâlde İnsan Özgür mü, Değil mi ❓​

Kur’an hem Allah’ın mutlak egemenliğini hem de insanın sorumluluğunu birlikte ifade eder.

İnsan:

karar verir,

sorumlu tutulur,

tövbe etmeye çağrılır,

iyilik ve kötülük arasında seçim yapar.

Eğer insan hiçbir iradeye sahip olmasaydı:

uyarı,

emir,

yasak,

tövbe

ve hesap

anlamını büyük ölçüde kaybederdi.

Diğer taraftan Kur’an insanı Allah’tan bağımsız mutlak bir varlık olarak da sunmaz.

Bu nedenle doğru denge:

insan sorumludur ama Allah’tan bağımsız değildir.

Allah egemendir ama insana sebepsiz zulmetmez.


7️⃣ “Allah Saptırıyorsa İnsan Neden Sorumlu?” Sorusu Nasıl Cevaplanabilir ❓​

Bu soru yüzyıllardır İslam düşüncesinde tartışılmıştır ve kelâm ekolleri ayrıntılarda farklı açıklamalar geliştirmiştir.

Fakat Hûd 34’ün bağlamında önemli bir nokta vardır: Hz. Nûh’un kavmi pasif ve hiçbir şey bilmeyen insanlar olarak anlatılmamaktadır.

Onlar:

Nûh’u küçümsemiş,

iman edenleri hor görmüş,

uzun süre tartışmış,

uyarıyı reddetmiş

ve sonunda:

“Azabı getir.”

diye meydan okumuşlardır.

Yani ayet, bağlam içinde ısrarlı bir reddediş sürecinin ardından gelmektedir.

Bu yüzden ayeti:

“Hiçbir şey yapmamış insanı Allah zorla saptırıyor.”

şeklinde bağlamından koparmak doğru olmaz.

8️⃣ Israrlı Yanlış Tercihler İnsanın Algısını Gerçekten Değiştirebilir mi ❓​

Evet.

Bu hem ahlaki hem psikolojik açıdan anlaşılabilir bir durumdur.

İnsan bir yalanı sürekli tekrar ederse zamanla kendi anlatısına inanmaya başlayabilir.

Birini sürekli düşmanlaştırırsa zamanla onun yaptığı bütün iyilikleri bile kötü yorumlayabilir.

Bir insan sürekli çıkarına uygun bilgileri seçip diğerlerini reddederse giderek bir algı tüneli oluşturabilir.

Bu durum Kur’an’daki kalbin katılaşması ve hakikate kapanma tasvirlerini anlamamız açısından yararlı bir benzetme sunar.

Ancak psikolojik kavramlarla Kur’an’ın gaybî hükmünü tamamen özdeşleştirmek doğru değildir. Bunlar yalnızca anlamaya yardımcı benzetmelerdir.

9️⃣ İnsan Bir Noktadan Sonra Artık Asla Hidayet Bulamaz mı ❓​

Yaşayan belirli bir insan hakkında böyle kesin hüküm veremeyiz.

Bir kişi yıllarca yanlışta olabilir ve sonra tövbe edebilir.

Bir insan yıllarca dine karşı olabilir ve daha sonra iman edebilir.

Bir Müslüman uzun süre kötü alışkanlıklarda ısrar edip sonra ciddi biçimde değişebilir.

Bu nedenle yaşayan bir kişi hakkında:

“Allah artık seni asla hidayete erdirmez.”

demek bizim yetkimiz değildir.

Kur’an’daki bazı tarihsel gruplar hakkında özel vahiy hükümleri vardır. Fakat bunları her yaşayan insana kolayca uygulayamayız.

Tövbe kapısını insanlar kapatamaz.

🔟 Hûd 34 Kaderciliği mi Öğretiyor ❓​

Hayır.

Ayet:

“Nasıl olsa Allah kimi isterse saptırıyor, hiçbir şey yapmanın anlamı yok.”

demiyor.

Hz. Nûh zaten uzun süre:

tebliğ etmiş,

öğüt vermiş,

itirazları cevaplamış

ve kavmini uyarmıştır.

Eğer insan çabasının hiçbir anlamı olmasaydı Nûh’un bütün bu tebliğinin de anlamı kalmazdı.

Ayetin mesajı:

Çaba gösterme

değil,

Çabayı mutlaklaştırma

demektir.

Sen anlatırsın.

Ama sonucu tamamen kontrol edemezsin.

Sorumluluk sende olabilir; sonuç bütünüyle senin elinde değildir.

1️⃣1️⃣ Birini Doğru Yola Getirememek Bizim Başarısız Olduğumuz Anlamına mı Gelir ❓​

Her zaman değil.

Bir anne baba çocuğuna yıllarca güzel değerler öğretebilir. Çocuk yetişkin olduğunda farklı tercihler yapabilir.

Bir öğretmen öğrencisine büyük emek verebilir ama öğrenci fırsatı kullanmayabilir.

Bir arkadaş bağımlılıkla mücadele eden birine yardımcı olmaya çalışabilir fakat kişi tedaviyi reddedebilir.

Bu durumlarda insan kendi sorumluluğunu sorgulamalıdır:

Doğru anlattım mı?

İyi davrandım mı?

Yeterli destek sundum mu?


Ama bütün bunları yaptıktan sonra başkasının bütün tercihlerinin yükünü kendisine almak doğru değildir.

Başkalarının iradesi senin mülkün değildir.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Anne Babalar İçin Ne Söyler ❓​

Anne baba çocuğunun iyiliğini ister ve onu eğitmekle sorumludur. Fakat özellikle çocuk yetişkin olduğunda, onun bütün seçimlerini kontrol etmek mümkün değildir.

Bir ebeveyn sürekli:

“Ben seni doğru yetiştirdim, nasıl böyle yaparsın?”

diye kendisini tamamen suçlayabilir.

Elbette anne babaların hataları olabilir ve bunlarla yüzleşmek gerekir. Fakat yetişkin insanın kendi iradesi de vardır.

Hz. Nûh kıssasının ilerleyen bölümleri bu konuda daha da çarpıcı bir örnek sunacaktır.

Dolayısıyla:

iyi ebeveynlik ≠ yetişkin çocuğun bütün kararlarını kontrol edebilmek.

İnsan elinden geleni yapar; fakat kalplerin nihai yönelişi üzerinde mutlak iktidar sahibi değildir.

1️⃣3️⃣ Din Anlatan Kişi Sonuç Alamayınca Daha Fazla Baskı Yapmalı mı ❓​

Hayır.

Bir insan:

“Ben anlattım ama kabul etmiyor; o hâlde daha sert baskı kurayım.”

diye düşünmemelidir.

Hûd 28’de Hz. Nûh zaten:

“Sizi istemediğiniz hâlde zorlayacak mıyız?”

demişti.

Hûd 34 ise aynı ilkenin başka bir yönünü gösterir:

Öğüt vermek peygamberin elindedir; hidayeti zorla oluşturmak değildir.

Bu nedenle dinî tebliğ:

şiddet,

psikolojik baskı,

tehdit

ve sürekli taciz

yöntemine dönüşmemelidir.

Hakikati anlatmak, insanın iradesini ezmek değildir.

1️⃣4️⃣ “Ben Söyledim, Gerisi Beni İlgilendirmez” Demek Doğru mudur ❓​

Bu da diğer uç olur.

İnsan bazen ayetin mesajını yanlış anlayıp:

“Bir kere söyledim, artık hiçbir sorumluluğum yok.”

diyebilir.

Oysa Hz. Nûh uzun süre kavmine tebliğde bulunmuştur. Sabır göstermiş, farklı itirazlarını cevaplamıştır.

Dolayısıyla ayet:

ilgisizlik

değil,

sınır bilinci

öğretir.

Elinden geleni yap.

Uygun zamanda tekrar anlat.

Güzel örnek ol.

Gerekirse yardım sun.

Fakat bir noktadan sonra karşındaki insanın iradesinin de var olduğunu kabul et.

Sorumluluk ile kontrol tutkusu aynı şey değildir.

1️⃣5️⃣ “O Sizin Rabbinizdir” İfadesi Neden Tam Burada Geliyor ❓​

Ayette:

“huve rabbukum”

yani:

“O sizin Rabbinizdir.”

denilir.

Bu ifade Hz. Nûh’un neden hidayeti kendisine mal etmediğini açıklar.

Çünkü insanların Rabbi Nûh değildir.

Allah’tır.

Nûh:

öğüt veren peygamberdir.

Ama insanların:

yaratıcısı,

mutlak sahibi

ve nihai hâkimi

değildir.

Bu, dinî liderlik açısından son derece güçlü bir sınırdır.

Bir hoca, şeyh veya öğretmen insanlara rehberlik edebilir; fakat:

“Senin Rabbin benim.”

gibi fiilî bir konum oluşturamaz.

Rehber insanı Allah’a götürür; kendisini Allah’ın yerine koymaz.

1️⃣6️⃣ Dinî Liderlere Aşırı Bağlılık Bu Ayet Açısından Nasıl Değerlendirilebilir ❓​

Dinî rehberlere sevgi ve saygı gösterilebilir. İnsan onlardan bilgi öğrenebilir ve tavsiye alabilir.

Fakat bir lider:

“Benim kararım Allah’ın kararıdır.”

gibi mutlak bir konuma çıkarılırsa ciddi bir sorun doğar.

Hiçbir insan:

yanılmaz,

mutlak,

sınırsız gayb sahibi

veya kalpler üzerinde tam egemen

değildir.

Hz. Nûh gibi bir peygamber bile:

“Öğüdüm size fayda vermeyebilir.”

diyorsa sıradan bir dinî liderin:

“Ben kimi istersem hidayete erdiririm.”

gibi davranması düşünülemez.

Dinî rehberlik ≠ ruhlar üzerinde mülkiyet.

1️⃣7️⃣ “O’na Döndürüleceksiniz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“ve ileyhi turceûn”

yani:

“O’na döndürüleceksiniz.”

ifadesiyle biter.

Bu, ahiret ve hesap vurgusudur.

İnsan sonunda:

Allah’ın huzurunda hesap verecektir.

Buradaki “dönüş” fiziksel anlamda Allah’ın bulunduğu bir koordinata yolculuk veya Allah’la birleşme olarak anlaşılmamalıdır.

Allah’a dönüş, insanın sonunda Allah’ın hükmü ve hesabıyla karşılaşmasını ifade eder.

Bu ifade bütün tartışmayı nihai noktaya bağlar:

Son söz Nûh’un değil, kavmin değil, Allah’ındır.

1️⃣8️⃣ Hûd 33 ve 34 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 33’te Nûh:

“Azabı Allah dilerse getirir.”

demişti.

Hûd 34’te ise:

“Ben size öğüt vermek istesem bile hidayeti zorla sağlayamam.”

diyor.

İki ayet birlikte peygamberin iki sınırını gösterir:

Azabı Nûh yönetmez.

Hidayeti Nûh yönetmez.


Peki Nûh ne yapar?

Tebliğ eder.

Öğüt verir.

Uyarır.

Delil sunar.


Böylece peygamberlik, insanüstü bağımsız kudret makamı değil; Allah’ın mesajını sadakatle taşıma görevi olarak görünür.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 34. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 34. ayet, insanın başkasını değiştirme arzusu ile başkasının kalbine hükmetme iddiası arasındaki çok önemli sınırı ortaya koyar.

Hz. Nûh kavminin iyiliğini istemektedir.

Onlara öğüt verir.

Sabırla konuşur.

İtirazlarına cevap verir.

Aşağılamalarına rağmen onları terk etmez.

Fakat sonunda son derece önemli bir gerçeği açıklar:

“Benim öğüdüm bile size zorla fayda sağlayamaz.”

Bu, peygamber için bile geçerliyse sıradan insanlar için çok daha açık bir gerçektir.

Bazen hayatta bir insanı değiştirmeyi çok isteriz.

Bir yakınımız yanlış davranıyordur.

Defalarca konuşuruz.

Arkadaşımız zararlı bir alışkanlığı bırakmıyordur.

Yardım ederiz.

Çocuğumuz kötü bir karar veriyordur.

Uyarırız.

Ama bir noktada şu gerçekle karşılaşırız:

İnsan ancak kendisi de yönelmeye başladığında değişim kalıcı hâle gelir.

Bu, yardım etmeyi bırakmamız gerektiği anlamına gelmez.

Ama kendimizi Allah yerine koymamamız gerektiği anlamına gelir.

Bazı insanlar yakınlarının tercihleri yüzünden kendilerini yıllarca suçlar:

“Onu kurtaramadım.”

Bu cümle bazen insanın taşıyamayacağı kadar ağır bir yük hâline gelebilir.

Elbette yapabileceğimiz ihmalleri sorgulamalıyız.

Ama her insanın hayatının tüm sorumluluğunu üstlenemeyiz.

Sevmek ≠ kontrol etmek.

Yardım etmek ≠ yönetmek.

Öğüt vermek ≠ kalbi zorla değiştirmek.


Hz. Nûh’un sözü bu noktada insana büyük bir sınır bilinci verir.

Ayetin ilahî hidayet boyutu ise daha derindir.

Kur’an hidayeti Allah’a nispet eder.

Fakat bu, insanın:

“Ben ne yaparsam yapayım fark etmez.”

demesi için gerekçe değildir.

Tam tersine insan sürekli seçim yapar.

Her seçim zihninde ve karakterinde bir iz bırakır.

Doğruya karşı dürüst olmak, insanı başka bir noktaya taşır.

Kibirle reddetmek de başka bir noktaya.

Bu nedenle insanın hakikat karşısındaki tavrı küçümsenmemelidir.

Bugün bir gerçeği sırf çıkarımıza ters geldiği için reddedersek yarın onu reddetmek daha kolay olabilir.

Bugün bir yalanı savunursak yarın onu korumak için ikinci bir yalan söyleyebiliriz.

Sonra üçüncü.

Bir süre sonra insan yalnız yanlış yapmıyor; yanlışını koruyan bir kimlik inşa ediyor olabilir.

İşte hidayet ve dalalet meselesinin insan tarafındaki en önemli yönlerinden biri budur.

İnsan seçimleriyle kendi kalbini de şekillendirir.

Kur’an’ın:

kalbin katılaşması,

mühürlenmesi,

hakikate kapanması

gibi ifadelerini, insan iradesini tamamen yok eden sihirli mekanizmalar gibi düşünmek doğru değildir.

Bağlamlarında çoğu zaman ısrarlı yönelişler vardır.

Bu yüzden Hûd 34’ün:

“Allah sizi saptırmak isterse...”

ifadesini, Allah’ı insanları sebepsiz yere kötülüğe zorlayan bir varlık gibi göstermek için kullanmamak gerekir.

Kur’an’ın genel ilkesi açıktır:

Allah insanlara zulmetmez.

İnsanlar birçok durumda kendi seçimlerinin sonucuyla karşılaşırlar.

Bununla birlikte her şeyi psikolojiye indirgemek de doğru değildir. Kur’an’ın anlattığı ilahî hüküm ve hidayet boyutu yalnız insan davranış bilimiyle açıklanabilecek bir mesele değildir.

Burada hem:

insan sorumluluğu

hem de:

Allah’ın mutlak egemenliği

birlikte korunmalıdır.

Ayetin:

“O sizin Rabbinizdir.”

cümlesi de bu dengeyi yerli yerine oturtur.

Nûh, insanların Rabbi olmadığını biliyor.

Bu, özellikle dinî liderler için muazzam bir derstir.

İnsanları kendisine bağımlı hâle getiren bir lider:

“Bensiz Allah’a ulaşamazsınız.”

diyorsa dikkat edilmelidir.

Bir öğretmen öğrencisinin kendisinden daha bilgili hâle gelmesinden rahatsız oluyorsa burada ego devreye girebilir.

Gerçek rehberlik ise insanları rehbere bağımlılaştırmak değil, hakikate yaklaştırmak ister.

Hz. Nûh’un tavrı tam olarak budur.

O:

“Beni merkeze alın.”

demiyor.

“Rabbiniz Allah’tır.”

diyor.

Bu nedenle İslam’da dinî şahsiyetlere saygı ile kulluk arasındaki sınır daima korunmalıdır.

Bir âlimden öğrenirsin.

Ama onu yanılmaz görmezsin.

Bir şeyhten nasihat alırsın.

Ama onu Allah’ın yerine koymazsın.

Bir hocayı çok seversin.

Ama söylediği her sözü vahiy saymazsın.

İnsan rehber olabilir; Rab olamaz.

Ayetin sonunda:

“O’na döndürüleceksiniz.”

denmesi bütün konuşmanın yönünü değiştirir.

Nûh ile kavmi arasındaki tartışmanın sonunda hükmü:

kavmin elitleri,

Nûh’un takipçileri

veya toplumsal çoğunluk

vermeyecektir.

Nihai hesap Allah’a aittir.

Bu yüzden insanın:

“Beni herkes haklı buluyor.”

demesi yeterli değildir.

Çünkü çoğunluk yanılabilir.

Ama:

“Kimse beni anlamıyor, demek ki kesin haklıyım.”

demesi de yeterli değildir.

Azınlık olmak da haklılık garantisi değildir.

Nihai ölçü:

hakikat ve Allah karşısındaki sorumluluktur.

Hûd 34 aynı zamanda dinî tebliğ yapan kişinin kendi ruh sağlığını korumasına da yardımcı olabilecek bir ilke taşır.

Bir insan yüz kişiye anlatır ve hiçbiri kabul etmezse:

“Ben tamamen başarısızım.”

diye düşünmemelidir.

Kendisine sormalıdır:

Doğru bilgi verdim mi?

Dürüst davrandım mı?

İnsanları aşağıladım mı?

Sorularına cevap vermeye çalıştım mı?

Kendi çıkarım için dini kullandım mı?

Bunlarda elinden geleni yaptıysa geriye kalan şey başkalarının iradesidir.

Sonucu kontrol edememek, görevin değersiz olduğu anlamına gelmez.

Hz. Nûh bunun en büyük örneklerinden biridir.

Onun başarısı yalnız kaç kişinin hemen iman ettiğine göre ölçülmez.

Başarısı, Allah’ın verdiği göreve sadakatinde de aranır.

Bu, hayatın başka alanlarında da geçerlidir.

İyi öğretmen, her öğrencisinin mutlaka mükemmel sonuç almasını garanti edemez.

İyi doktor, her hastasını mutlaka iyileştiremez.

İyi anne baba, çocuğunun bütün kararlarını belirleyemez.

İyi arkadaş, sevdiği insanı zorla değiştiremez.

Ama yine de:

öğretmek,

tedavi etmek,

sevmek

ve yardım etmek

değerlidir.

Sonuç üzerinde tam kontrol sahibi olmamak, çabanın anlamını yok etmez.

Hûd 34 böylece insanı iki aşırılıktan korur.

Birinci aşırılık:

“Her şeyi ben düzeltirim.”

İkinci aşırılık:

“Hiçbir şeyin anlamı yok, uğraşmayayım.”

Kur’an’ın gösterdiği denge ise şudur:

Elinden geleni yap; fakat kendini Rab sanma.

Öğüt ver.

Ama zorla iman üretmeye çalışma.

İyiliği iste.

Ama başkasının iradesini yok sayma.

Hidayet için dua et.

Ama yaşayan insanlara:

“Senin için artık hiçbir umut yok.”

diye Allah adına nihai hüküm verme.

Ve kendi hayatında da:

“Nasıl olsa Allah isterse hidayet eder.”

diyerek sorumluluğunu terk etme.

Hakikati gördüğünde ona yönel.

Çünkü her tercih, sonraki tercihini biraz daha kolaylaştırabilir.

Ve belki Hûd Suresi 34. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Sevdiğimiz insanlara iyilik yapmak isterken onlara yardım mı ediyoruz, yoksa onların iradesini kontrol etmeye mi çalışıyoruz? Kendi yanlışlarımızı tekrar tekrar savunarak kalbimizi hakikate kapatıyor olabilir miyiz? Ve bütün çabamızı gösterdikten sonra, sonucu kendi egomuza bağlamak yerine “O sizin Rabbinizdir ve sonunda O’na döndürüleceksiniz” diyebilecek kadar sınırımızı biliyor muyuz?

“İnsan öğüt verebilir, delil gösterebilir ve iyiliği isteyebilir; fakat başka bir insanın kalbinin sahibi olamaz. Hûd 34 kaderciliği değil, sınır bilincini öğretir: Elinden geleni yap, hakikate açık kal, ısrarlı yanlışın kalbi katılaştırmasına izin verme ve yaşayan hiç kimsenin hidayet kapısını kendi elinle kapatma. Çünkü Rab Nûh değil, sen değil, ben değil; Allah’tır ve dönüş O’nadır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt