📖 Hûd Suresi 38. Ayette “Nûh Gemiyi Yapıyordu; Kavminin İleri Gelenleri Yanından Geçtikçe Onunla Alay Ediyorlardı. Nûh da ‘Siz Bizimle Alay Ediyor

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,180
2,736,267
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 38. Ayette “Nûh Gemiyi Yapıyordu; Kavminin İleri Gelenleri Yanından Geçtikçe Onunla Alay Ediyorlardı. Nûh da ‘Siz Bizimle Alay Ediyorsanız, Biz de Sizin Alay Ettiğiniz Gibi Sizinle Alay Edeceğiz’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Nûh, insanların alayına bakıp Allah’ın emrini bırakmadı. Hûd 38, hakikatin kalabalığın kahkahasıyla yanlış hâle gelmeyeceğini, alayın delilin yerini tutmayacağını ve doğru olduğuna inandığın sorumluluğu küçümsenme korkusu yüzünden terk etmemen gerektiğini gösterir. Fakat ayetteki karşılık ifadesi, mümine insanları aşağılamak için sınırsız bir alay ruhsatı da vermez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 38. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Nûh gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelen bir grup yanından her geçişinde onunla alay ediyordu. Nûh dedi ki: ‘Eğer siz bizimle alay ediyorsanız, sizin alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve yasna‘u’l-fulke ve kullemâ merra aleyhi meleun min kavmihî sehirû minh. Kâle in tesharû minnâ fe innâ nesharu minkum kemâ tesharûn.”

Hûd 37’de Allah, Hz. Nûh’a gemiyi yapmasını emretmişti. Hûd 38’de artık emrin uygulandığını görüyoruz. Nûh yalnız vahyi dinlememiş, fiilen çalışmaya başlamıştır. Fakat bu çalışma toplumun ileri gelenleri tarafından anlayışla değil, alayla karşılanır.

2️⃣ “Nûh Gemiyi Yapıyordu” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Ayette yalnız:

“Nûh’a gemi yapması emredildi.”

denilip geçilmez. Bir sonraki ayette gerçekten:

“Gemiyi yapıyordu.”

denilir.

Bu küçük görünen geçiş çok önemlidir. Çünkü vahiy eyleme dönüşmüştür.

Hz. Nûh:

“Allah bana gemi yap dedi.”

deyip konuşmakla yetinmiyor; işe koyuluyor.

Bu bize güçlü bir sorumluluk ilkesi verir:

Doğru olduğunu bildiğin şey bazen yalnız inanılmayı değil, yapılmayı da gerektirir.

Bilgi ile amel arasındaki ilişki burada çok açık görünür.

3️⃣ Hz. Nûh Gemiyi Yaparken Neden İnsanlar Alay Ediyordu ❓​

Kur’an bu ayette onların alaylarının bütün psikolojik sebeplerini tek tek açıklamaz. Ancak bağlamdan, Nûh’un yaptığı şeyin kavminin gözünde anlamsız veya gülünç görüldüğü anlaşılır.

Onlar zaten daha önce:

Nûh’un peygamberliğini reddetmiş,

ona inananları küçümsemiş,

azabın gelmesini istemiş

ve onun uyarısını ciddiye almamışlardı.

Şimdi Nûh’un gerçekten gemi yapmaya başlaması, onların gözünde alay konusu hâline gelir.

Fakat burada önemli bir ilke vardır:

Bir davranışın insanlar tarafından gülünç bulunması, onun yanlış olduğunu kanıtlamaz.

4️⃣ İnsanların Gülmesi Bir Fikrin Yanlış Olduğunu Gösterir mi ❓​

Hayır.

Bir fikre bin kişi gülebilir ve fikir yine doğru olabilir.

Aynı şekilde herkes bir görüşü ciddi bulabilir ve o görüş yine yanlış olabilir.

Alay, delil değildir.

Bir insan:

“Buna herkes gülüyor.”

diyebilir.

Peki neden gülüyor?

Gerçekten mantıksız olduğu için mi?

Yoksa alışılmışın dışında olduğu için mi?

Kendi çıkarlarına ters geldiği için mi?

Toplumda popüler olmadığı için mi?

Doğru düşünme, kahkahanın şiddetine değil iddianın deliline bakar.

5️⃣ O Hâlde Toplumun Alay Ettiği Her İnsan Haklı mıdır ❓​

Hayır. Bu da diğer uç olur.

Hz. Nûh’un haklı olmasının sebebi insanların onunla alay etmesi değildir.

Nûh haklıdır çünkü Allah’ın peygamberidir ve vahiy doğrultusunda hareket etmektedir.

Bugün bir insan:

“Herkes benimle dalga geçiyor; demek ki kesin haklıyım.”

diyemez.

Belki gerçekten yanlış bir iddiayı savunuyordur.

Belki delilleri zayıftır.

Belki insanlar onu alaya almakta yanlış yaparken, onun görüşü de yine yanlış olabilir.

Dolayısıyla:

alay edilmek ≠ haklılık belgesi.

Popüler olmak ≠ doğruluk belgesi.


Yine ölçü delildir.

6️⃣ Ayette Neden Yine “Kavmin İleri Gelenleri” Öne Çıkıyor ❓​

Ayette yine “mele’”, yani toplumun ileri gelenleri ve etkili kesimi karşımıza çıkar.

Hûd 27’de de bu kesimin Hz. Nûh’u ve ona inananları küçümsediğini görmüştük. Şimdi aynı zihniyet, Nûh’un yaptığı gemiyi alay konusu hâline getiriyor.

Bu bize güç ve statü hakkında önemli bir uyarı verir:

Toplumdaki yüksek konum, insanı otomatik olarak hakikate daha açık yapmaz.

Fakat tersine:

“Bütün elitler kötüdür.”

demek de doğru değildir.

Kur’an’ın eleştirisi statüye değil, statünün kibir ve hakaret için kullanılmasına yöneliktir.

7️⃣ “Yanından Her Geçtiklerinde” İfadesi Ne Gösteriyor ❓​

Ayet:

“kullemâ merra aleyhi...”

yani:

“yanından her geçtiklerinde...”

der.

Bu ifade alayın tek seferlik olmadığını düşündürür. Nûh gemisini yapmaya devam ederken, kavmin ileri gelenleri de tekrar tekrar onunla alay eder.

Bu, Nûh’un yaşadığı psikolojik baskının boyutunu anlamamız açısından önemlidir.

İnsan bir kez eleştirildiğinde dayanabilir. Fakat aynı işi sürdürürken tekrar tekrar küçümsenmek, insan üzerinde çok daha ağır bir baskı oluşturabilir.

Hz. Nûh’un örneği burada süreklilik ve dayanıklılık gösterir.

8️⃣ İnsanların Alayı Neden Bu Kadar Etkili Olabilir ❓​

Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Başkalarının bizi nasıl gördüğü bizi etkiler.

Bir insan:

reddedilmekten,

küçümsenmekten,

aptal yerine konulmaktan

ve topluluk önünde gülünç görünmekten

çekinebilir.

Bu çok insanîdir.

Bazen insanlar doğru bildikleri bir şeyi sırf çevresi dalga geçmesin diye söylemekten vazgeçebilir.

Bir öğrenci doğru cevabı bildiği hâlde arkadaşları güler diye konuşmayabilir.

Bir çalışan güvenlik sorununu fark eder ama:

“Bana paranoyak derler.”

diye susabilir.

Hûd 38 bize şu soruyu düşündürür:

Başkalarının kahkahası vicdanımızdan daha mı güçlü?

9️⃣ Hz. Nûh Alay Edildiği İçin Gemiyi Yapmayı Bırakıyor mu ❓​

Hayır.

Ayetin en önemli noktalarından biri budur.

Nûh:

“Herkes bana gülüyor, galiba yanlış yapıyorum.”

deyip görevi terk etmiyor.

Allah’ın emrinden emin olduğu için işine devam ediyor.

Buradan şu genel ilke çıkarılabilir:

Eğer bir işin:

doğru olduğuna dair sağlam delilin,

ahlaki gerekçen

ve sorumluluğun

varsa, yalnız insanların alayı yüzünden vazgeçmemelisin.

Ancak burada yine dikkat gerekir. Kendine güven ile inat aynı şey değildir. Yeni delil gelirse insan fikrini gözden geçirebilmelidir.

🔟 Israr ile Sebat Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Sebat, doğru olduğuna dair güçlü gerekçen bulunan bir yolda zorluklara rağmen devam etmektir.

İnat ise karşı delilleri görmezden gelip yalnız:

“Ben bir kere söyledim, artık dönemem.”

demektir.

Hz. Nûh’un tavrı sebattır çünkü vahye dayanmaktadır.

Bizim durumumuz farklıdır. Biz peygamber değiliz ve yorumlarımız yanılabilir.

Bu nedenle biz:

kararlı olmalı,

ama eleştiriye de açık kalmalıyız.

Sebat ≠ eleştiriyi duymamak.

Tevazu ≠ her alay karşısında doğru bildiğini bırakmak.


Sağlıklı denge budur.

1️⃣1️⃣ “Siz Bizimle Alay Ediyorsanız, Biz de Sizinle Alay Edeceğiz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Hz. Nûh:

“in tesharû minnâ fe innâ nesharu minkum kemâ tesharûn”

der.

Kelime düzeyinde:

“Siz bizimle alay ediyorsanız, biz de sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz.”

anlamındadır.

Bu ifade ilk bakışta:

“Siz dalga geçtiniz, biz de size aynı hakareti yapacağız.”

gibi anlaşılabilir.

Fakat bağlam daha derindir.

Tefsirlerde bu karşılığın, onların bugün küçümsediği şeyin gerçekliği ortaya çıktığında durumlarının tersine döneceği, alaylarının kendilerine döneceği ve azap karşısındaki hâllerinin açığa çıkacağı anlamında açıklamaları vardır.

Dolayısıyla ayeti basit bir kişisel hakaret yarışına indirmemek gerekir.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Bize İnsanlarla Dalga Geçme Hakkı Verir mi ❓​

Hayır.

Birisi seninle alay etti diye:

“Kur’an da karşılık vermeye izin veriyor, ben de onu aşağılayayım.”

sonucu çıkarılamaz.

Kur’an’ın genel ahlakında insanları:

küçümsemek,

lakaplarla aşağılamak

ve alayı karakter hâline getirmek

onaylanan davranışlar değildir.

Hûd 38’deki ifade, yaklaşan ilahî sonucun bağlamındadır. Hz. Nûh kavminin alayına karşı hakikatin sonunda ortaya çıkacağını bildirir.

Bu nedenle:

ayet ≠ internet tartışmalarında hakaret ruhsatı.

1️⃣3️⃣ “Biz de Sizinle Alay Edeceğiz” İfadesi İntikam Duygusu mudur ❓​

Bunu yalnız kişisel intikam duygusuna indirgemek doğru değildir.

Hz. Nûh daha önce kavmi için:

“Sizin için azaptan korkuyorum.”

demişti.

Yani onların felaketini eğlenceye dönüştüren biri olarak tanıtılmamaktadır.

Buradaki karşılık, daha çok hakikati küçümseyenlerin sonunda küçümsedikleri şeyin gerçek olduğunu görecekleri bir tersine dönüş ifade eder.

Bugün gülüyorlar.

Fakat ilerleyen ayetlerde:

neden uyarıldıklarını anlayacaklar.

Dolayısıyla ana mesaj kişisel tatmin değil, hakikatin sonucunun ortaya çıkmasıdır.

1️⃣4️⃣ Başkasının Hatası Ortaya Çıktığında Onunla Alay Etmek Doğru mudur ❓​

Genel olarak hayır.

Bir insan seni yıllarca küçümsemiş olabilir. Sonra senin haklı olduğun ortaya çıkabilir.

Bu durumda:

“Şimdi sıra bende, seni rezil edeceğim.”

demek zorunda değilsin.

Haklı olduğunun ortaya çıkması zaten yeterlidir.

Hatta bazen en güçlü cevap:

haklı çıktıktan sonra kibirlenmemektir.

Çünkü bugün sen doğru çıkabilirsin; yarın başka bir konuda sen yanılabilirsin.

Haklı çıkmak, ahlaki üstünlük sarhoşluğuna dönüşmemelidir.

1️⃣5️⃣ Hûd 38 Sosyal Medya Alay Kültürü Hakkında Bize Ne Söyler ❓​

Ayet doğrudan sosyal medyadan söz etmez; ancak bugünün kültürüne güçlü biçimde uygulanabilecek bir ilke taşır.

Günümüzde bir görüşü tartışmak yerine:

ekran görüntüsü alıp küçümsemek,

kişinin fiziksel görünüşüyle dalga geçmek,

hatasını mizah malzemesi yapmak,

kalabalığı üzerine salmak

çok kolaydır.

Bu yöntemler bazen insana tartışmayı kazandığı hissini verir.

Fakat aslında:

Birini rezil etmek, onun iddiasını çürütmek değildir.

Bir görüş yanlışsa delille gösterilir.

İnsan hatalıysa hata açıklanır.

Alay, çoğu zaman düşünmenin yerine geçen sosyal baskı aracına dönüşebilir.

1️⃣6️⃣ Mizah ve Eleştiri Her Zaman Yanlış mıdır ❓​

Hayır.

Mizah insan hayatının doğal bir parçasıdır. Siyasi mizah, sosyal eleştiri veya insanların kendi aralarında şakalaşması her zaman ahlaken yanlış değildir.

Sorun mizahın:

aşağılama,

zorbalık,

dehumanizasyon,

sürekli küçük düşürme

veya insanın değiştiremeyeceği özellikleri üzerinden saldırı

aracına dönüşmesidir.

Bir fikri mizahla eleştirmek başka, bir insanı sürekli aşağılayıp toplumsal hedef hâline getirmek başkadır.

Mizah ≠ otomatik zulüm.

Ama:

“Şakaydı.”

demek de her incitici davranışı meşru hâle getirmez.

1️⃣7️⃣ Alay Karşısında En Sağlıklı Tavır Nedir ❓​

Her durumda tek bir cevap yoktur.

Bazen görmezden gelmek en doğru seçimdir.

Bazen sakin biçimde sınır koymak gerekir.

Bazen:

“Benimle bu şekilde konuşma.”

demek gerekir.

Bazen iş yerinde veya okulda sistematik zorbalık varsa yetkili kişilere bildirmek gerekir.

Hûd 38’den çıkarılacak ders:

“Her hakarete mutlaka aynı hakaretle cevap ver.”

değildir.

Daha temel ders şudur:

Alay, seni doğru bildiğin sorumluluktan vazgeçirmesin.

Ve gerektiğinde haksızlığa karşı meşru sınırlarını koru.

1️⃣8️⃣ Hûd 37 ve 38 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 37’de Allah:

“Gemiyi gözetimimiz altında ve vahyimizle yap.”

demişti.

Hûd 38’de Nûh gerçekten:

gemiyi yapmaktadır.

Fakat tam bu uygulama sırasında alay başlar.

Bu iki ayetin yan yana gelişi çok anlamlıdır.

İlahi emir geldiğinde her şey kolaylaşmıyor.

Tam tersine:

itaatin ardından sosyal baskı gelebiliyor.

Bu bize önemli bir gerçeklik öğretir:

Doğru olduğunu düşündüğümüz şeyi yapmak, her zaman hemen alkışlanmak anlamına gelmez.

Bir sonraki ayetlerde ise Nûh’un:

kimin aşağılayıcı azapla karşılaşacağını ve kalıcı azabın kime geleceğini öğreneceklerini

söylediğini göreceğiz.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 38. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 38. ayet, Hz. Nûh’un Allah’tan aldığı emri gerçek hayatta uygulamaya başladığında karşılaştığı sosyal baskıyı anlatır.

Nûh gemiyi yapıyor.

İleri gelenler geçiyor.

Ve onunla alay ediyorlar.

Bu sahnenin en çarpıcı tarafı, Nûh’un çalışmayı bırakmamasıdır.

Çünkü insan çoğu zaman zorluğun kendisinden çok başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünden etkilenebilir.

Bir işin zor olmasıyla baş edebiliriz.

Ama:

“İnsanlar bana gülecek.”

düşüncesi bazen bizi durdurabilir.

Bir genç doğru bildiği şeyi söylemekten çekinebilir çünkü arkadaşlarının onu küçümsemesinden korkar.

Bir çalışan güvenlik sorununu bildirmek istemeyebilir çünkü:

“Abartıyor diyecekler.”

diye düşünebilir.

Bir kişi psikolojik destek almak isteyebilir ama çevresinin:

“Deli misin?”

diyeceğinden korkabilir.

Bir girişimci iyi araştırılmış bir fikre sahip olabilir ama ilk başta insanlar:

“Bundan hiçbir şey olmaz.”

diyebilir.

Hûd 38’in ahlaki dersi burada güçlüdür:

İnsanların alayı tek başına karar ölçüsü olmamalıdır.

Fakat ayetin bize:

“Kimseyi dinleme, ne yapıyorsan devam et.”

dediğini de düşünmemeliyiz.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Hz. Nûh vahiy almaktadır.

Biz ise hata yapabiliriz.

Bu nedenle bizim doğru tavrımız:

Alaya teslim olma ama eleştiriyi dinle.

İnsan seni küçümsedi diye onun bütün sözlerini reddetme.

Belki kullandığı dil yanlıştır ama söylediği bazı noktalar doğrudur.

Bu iki şeyi ayırabilmek olgunluktur.

Birisi sana:

“Bu iş saçmalık.”

diye alaycı konuşabilir.

Üslubu yanlış olabilir.

Ama yine de:

“Acaba işin kendisi hakkında doğru bir eleştirisi var mı?”

diye bakabilirsin.

Eğer varsa düzeltirsin.

Yoksa yoluna devam edersin.

Alay karşısında sağlam olmak, eleştiriye sağır olmak değildir.

Hz. Nûh’un örneğini kendi inatçılığımızı kutsamak için kullanmamalıyız.

Bir başka önemli mesaj kalabalık psikolojisidir.

Bir kişi tek başınayken söylemeyeceği bir sözü, arkadaş grubuyla birlikteyken kolayca söyleyebilir.

Biri güler.

Diğeri katılır.

Sonra alay, toplumsal kimliğin parçasına dönüşür.

Böylece insanlar artık meseleyi gerçekten değerlendirmeyi bırakıp:

“Bizim grup zaten bununla dalga geçiyor.”

diye düşünmeye başlayabilir.

Bu, insanın bağımsız muhakemesini zayıflatır.

Hûd 38 bize dolaylı biçimde şu soruyu sordurur:

Bir şeye gerçekten yanlış olduğu için mi gülüyorum, yoksa çevrem güldüğü için mi?

Bu soru günümüzde özellikle önemlidir.

Sosyal medyada birkaç bin insan bir kişiyi alaya aldığında, olayın ne olduğunu hiç araştırmadan kalabalığa katılmak çok kolaydır.

Bir video kesilir.

Bağlam çıkarılır.

Bir cümle yayılır.

Sonra binlerce kişi kişiye hakaret etmeye başlar.

Belki gerçekten hata yapmıştır.

Ama kalabalığın alayı adil yargılama değildir.

Doğru yaklaşım:

önce bağlamı görmek,

iddianın aslını incelemek

ve sonra ölçülü değerlendirme yapmaktır.

Hûd 38’in:

“Siz bizimle alay ediyorsanız...”

ifadesi de çok dikkatli okunmalıdır.

Hz. Nûh burada basit bir çocukça:

“Sen bana güldün, ben de sana gülerim.”

mantığı kurmuyor.

Bağlam, yaklaşan ilahî hükmün sonucunda rollerin tersine döneceğini gösterir.

Bugün Nûh’un gemisini gülünç bulanlar, daha sonra neden yapıldığını anlayacaktır.

Bu, çok güçlü bir hayat ilkesini düşündürür:

Bugünkü görüntü, hikâyenin tamamı değildir.

İnsan yalnız o anki tabloya bakıp kesin hüküm verebilir.

Biri küçük bir başlangıç yapmıştır:

“Başaramaz.”

deriz.

Bir insan tövbe etmiştir:

“Bu değişmez.”

deriz.

Bir proje henüz sonuç vermemiştir:

“Boşuna uğraşıyor.”

deriz.

Ama zaman, bugün görmediğimiz şeyleri açığa çıkarabilir.

Bu yüzden insanları erken ve küçümseyici biçimde yargılamamak gerekir.

Fakat bunu:

“Bugün başarısız görünen her şey yarın kesin başarı olacak.”

şeklinde romantikleştirmek de doğru değildir.

Bazı projeler gerçekten başarısız olur.

Bazı fikirler gerçekten yanlıştır.

Yine ölçü:

sağlam gerekçe, çalışma ve gerçekliktir.

Hûd 38’in başka bir büyük dersi, alayın argüman olmamasıdır.

Bu ilkeyi eğitimden siyasete, dinden bilime kadar her alanda kullanabiliriz.

Bir görüş sana saçma geliyorsa:

neden saçma olduğunu göster.

Bir bilimsel iddia yanlışsa:

veriyle cevap ver.

Bir dinî yorum hatalıysa:

ayet, hadis, dil veya tefsir deliliyle açıkla.

Bir siyasi iddia yanlışsa:

gerçekleri ortaya koy.

Kahkaha kanıt değildir.

Birini aşağılamak düşünce üretmez.

Bu, aynı zamanda Müslümanın kendi tartışma ahlakı için de önemlidir.

Dine karşı tuhaf bir iddia duyduğunda hemen kişiyi alaya almak yerine cevap vermek daha değerlidir.

Bir ateistin sorusu sana basit gelebilir.

Ama onun için gerçek bir soru olabilir.

Bir gencin din hakkındaki şüphesi sana anlamsız gelebilir.

Ama onun dünyasında ciddi olabilir.

Muhatabı küçümsemek, onu ikna etmez.

Hz. Nûh’un kavminin yaptığı hatayı biz ters yönden tekrar etmemeliyiz.

Ayet ayrıca insanın çalışmasını gösterişe değil göreve bağlamasını düşündürür.

Nûh gemiyi insanların alkışlaması için yapmıyor.

Eğer motivasyonu alkış olsaydı, ilk kahkahalarda işi bırakabilirdi.

Ama görevi Allah’ın emrine bağlı olduğu için devam ediyor.

Bu, bugün yapılan birçok iş için önemli bir ölçüdür.

İnsan yalnız beğeni aldığı zaman mı üretmeye devam ediyor?

Kimse fark etmediğinde da kaliteli iş yapıyor mu?

Paylaşımı az izlendi diye hemen doğru bildiği projeyi bırakıyor mu?

Başarı ölçümüz tamamen dışarıdan gelen alkışa bağlanırsa başkalarının görüşü hayatımızın direksiyonuna geçebilir.

Bu, eleştiriyi yok saymak anlamına gelmez.

Ama insanın merkezinde yalnız alkış bulunmamalıdır.

Doğru olduğunu düşündüğün şeyi:

araştır,

planla,

gerekirse düzelt

ve sonra çalış.

Hûd 38’in bir başka önemli tarafı, Nûh’un yaşadığı sosyal yalnızlığı düşünmemizi sağlamasıdır.

Çevrendeki güçlü kişiler seni küçümsediğinde insan kendisini yalnız hissedebilir.

Fakat Hûd 37 bir önceki ayette:

“Gözetimimiz altında...”

demişti.

Hemen ardından Hûd 38’de insanlar Nûh’a gülüyor.

Bu iki ayetin yan yana gelmesi çok anlamlıdır:

İnsanların seni küçümsemesi, Allah’ın seni terk ettiği anlamına gelmez.

Ama yine tersinden:

İnsanların seni eleştirmesi, Allah’ın kesinlikle senin yanında olduğunun delili de değildir.

Nûh için bunu biliyoruz çünkü vahiy var.

Kendimiz içinse sürekli:

“Ben gerçekten doğru muyum?”

diye delile dönmeliyiz.

Ayetin bize kazandırması gereken duygu kibirli mağduriyet değil, sağlam bir karakterdir.

“Herkes bana karşı, demek ki ben seçilmişim.”

değil;

“İnsanlar ne derse desin, ben delile ve ahlaka göre hareket edeceğim.”

diyebilmek.

Bu ikisi arasında büyük fark vardır.

Hûd 38 ayrıca zorbalık yaşayan insanlara da şu önemli gerçeği hatırlatır:

Sana gülünmesi senin değersiz olduğunu göstermez.

Bir grup insan seni küçük düşürüyor diye onların sana biçtiği değer, senin gerçek değerinin ölçüsü değildir.

Ancak sistematik alay, mobbing veya zorbalık yaşanıyorsa bunu yalnız:

“Sabredeyim.”

diyerek taşımak zorunda da değilsin.

Uygun destek alabilir, sınır koyabilir ve gerektiğinde hukuki veya kurumsal yolları kullanabilirsin.

Sabır ≠ zulme sınırsız biçimde izin vermek.

Hz. Nûh sabrediyor ama alaya teslim olup görevinden vazgeçmiyor.

Bu ayetin belki de en güçlü mesajı şudur:

Bir insanın karakteri bazen herkes gülerken ne yaptığıyla ortaya çıkar.

Alay seni susturuyor mu?

Seni öfkeye sürükleyip aynı kötülüğe mi dönüştürüyor?

Yoksa sakin kalıp doğru bildiğin işi yapmaya devam edebiliyor musun?

Nûh’un tavrı üçüncü yolu gösterir.

O ne gemiyi bırakıyor ne de hayatını alay edenlerle söz düellosuna çeviriyor.

Görevine devam ediyor.

Ve zaman, kimin neyi neden yaptığını gösterecektir.

Ve belki Hûd Suresi 38. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir şeyi yalnız insanlar güldüğü için mi bırakıyoruz; yoksa gerçekten delilini ve doğruluğunu yeniden değerlendiriyor muyuz? Bizimle alay edildiğinde aynı aşağılayıcı dile dönüşmek yerine sınırımızı koruyabiliyor muyuz? Ve başkalarının alışılmadık görünen çabalarıyla karşılaştığımızda hemen kahkahaya katılmak yerine, “Belki önce neden yaptığını anlamalıyım” diyebilecek kadar adil davranabiliyor muyuz?

“Kahkaha delil değildir ve alay hakikati değiştirmez. Hz. Nûh insanların kendisine gülmesi yüzünden gemiyi bırakmadı; fakat bu kıssa bize her eleştiriyi reddetme veya herkesi küçümseme hakkı da vermez. Alaya teslim olma, eleştiriyi dinle, delile bak ve doğru olduğundan emin olduğun sorumluluğu sırf insanlar gülecek diye terk etme. Çünkü bazen insanın ciddiyetini, kalabalığın kahkahası değil zamana dayanabilen doğruluk ve emek gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt