📖 Hicr Suresi 57. Ayette “Öyleyse Ey Elçiler, Göreviniz Nedir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 57. Ayette “Öyleyse Ey Elçiler, Göreviniz Nedir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,527
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 57. Ayette “Öyleyse Ey Elçiler, Göreviniz Nedir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 56. ayette Hz. İbrahim ‘Sapmışlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser?’ diyerek Allah’ın rahmetine olan güvenini ortaya koymuştu. 57. ayette ise kendisine çocuk müjdesi getiren misafirlerin başka bir görev için de geldiklerini anlayarak sorar: ‘Öyleyse ey elçiler, göreviniz nedir?’ Bu soru Hz. İbrahim’in merakını ve olayın gerçeğini öğrenme isteğini gösterir. Ayette meleklerin ‘elçiler’ olarak anılması da son derece önemlidir: Onlar bağımsız karar veren ilahî güçler değil, Allah tarafından belirli bir görevle gönderilmiş yaratılmış kullardır. Böylece kıssa çocuk müjdesinden Hz. Lût’un kavmine yönelik ilahî hükme geçmeye hazırlanır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 57. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâle fe-mâ hatbukum eyyuhe’l-murselûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “İbrahim dedi ki: Öyleyse ey elçiler, göreviniz nedir?” diye ifade edilebilir.

Hz. İbrahim artık karşısındaki misafirlerin sıradan insanlar olmadığını anlamıştır. Kendisine olağanüstü bir çocuk müjdesi vermişlerdir ve gelişlerinin yalnız bu müjdeyle sınırlı olmadığını sezmiştir.

Bunun üzerine doğrudan sorar: “Asıl göreviniz nedir?”

2️⃣ “Hatbukum” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “hatb” kelimesi önemli iş, ciddi mesele, görev veya dikkat gerektiren olay anlam alanına sahiptir.

Dolayısıyla Hz. İbrahim’in sorusu yalnız “Buraya niye geldiniz?” şeklinde gündelik bir merak değildir.

Daha çok “Sizi buraya getiren önemli görev nedir?” anlamı taşır.

Bu ifade, misafirlerin gelişinde sıradan bir ziyaretin ötesinde ilahî bir görev bulunduğunu gösterir.

3️⃣ “Ey Elçiler” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Hz. İbrahim onlara “el-murselûn”, yani “gönderilmiş elçiler” diye hitap eder.

Bu kelime, meleklerin kendi başlarına hareket etmediklerini gösterir.

Onlar gönderilmiştir.

Gönderen Allah’tır.

Görevlerini kendileri icat etmezler; Allah’ın emrine göre yerine getirirler.

4️⃣ Melekler Bağımsız Güç Sahibi midir ❓​

Hayır.

Kur’an’ın melek anlayışında melekler güçlü yaratılmışlar olabilir; fakat güçleri Allah’tan bağımsız değildir.

Kaderi kendileri yazmazlar.

İnsanlara kendi iradeleriyle diledikleri nimeti dağıtmazlar.

Bir toplumu kendi başlarına cezalandırmaya karar vermezler.

Meleklerin gücü kulluk ve görev çerçevesindedir; ilahlık değildir.

5️⃣ Melekler Allah’ın Ortakları mıdır ❓​

Hayır.

İslam’ın tevhid anlayışında Allah’ın ortağı yoktur.

Melekler Allah’ın emirlerini yerine getiren yaratılmış varlıklardır.

Bu nedenle onlara saygı duyulur; fakat Allah’a ait mutlak kudret, yaratma, hükümranlık ve bağımsız gayb bilgisi onlara verilmez.

Hicr 57’deki “elçiler” ifadesi tam da bu sınırı hatırlatır.

6️⃣ Hz. İbrahim Neden Görevlerini Soruyor ❓​

Çünkü artık gelişlerinin olağanüstü bir amaç taşıdığı açıktır.

Çocuk müjdesi verilmiştir; fakat Hz. İbrahim meleklerin daha büyük bir görevle geldiğini anlamıştır.

Bu yüzden bilgi ister.

Burada soru sormak şüphe veya itiraz değildir.

Bilgi aramak ile ilahî hükme karşı çıkmak birbirinden farklıdır.

7️⃣ Peygamberin Soru Sorması Bize Ne Öğretir ❓​

Hz. İbrahim’in sorusu, peygamberlerin de kendilerine açıklanmayan şeyi sormasının mümkün olduğunu gösterir.

Bu durum onların değerini azaltmaz.

Aksine insanın bilgiye ulaşmak için sormasının doğal ve meşru olduğunu gösterir.

Dinî hayatta da insan anlamadığı şeyi sorabilir.

Soru, samimi olduğu sürece hakikatin düşmanı değildir.

8️⃣ Her Şeyi Bilmediğimizi Kabul Etmek Neden Önemlidir ❓​

İnsan bazen bilmediği konularda da kesin konuşmak ister.

Özellikle dinî konularda “Bilmiyorum” demek bazı insanlara zayıflık gibi gelebilir.

Oysa Hz. İbrahim bile meleklerin görevini sormaktadır.

Bu bize önemli bir ilmî ahlak öğretir:

Bilmediğin şeyi biliyormuş gibi söyleme; sor, öğren ve gerekiyorsa “bilmiyorum” de.

9️⃣ Meleklerin Görevini Hz. İbrahim Baştan Bilmiyor muydu ❓​

Ayetin kendisi onun bu bilgiyi baştan bilmediğini gösterir.

Bu da peygamberlerin Allah’ın bildirdiği dışında bağımsız biçimde bütün gaybı bilmediği ilkesini yeniden güçlendirir.

Hz. İbrahim karşısındaki kişilerin melek olduğunu daha sonra anlamıştır; şimdi de onların özel görevlerini sorar.

Peygamberlik sınırsız bilgi sahibi olmak değil, Allah’tan vahiy almak demektir.

🔟 Gayb Bilgisi Kime Aittir ❓​

Mutlak gayb bilgisi Allah’a aittir.

Allah dilediği bilgiyi peygamberlerine bildirebilir.

Bu nedenle bir peygamber gelecekte gerçekleşecek bazı şeyleri haber verebilir; fakat bunun kaynağı bağımsız şahsi bilgi değil, Allah’ın bildirmesidir.

Bu ayrım tevhid açısından son derece önemlidir.

1️⃣1️⃣ Melekler Hz. İbrahim’e Neden Önce Müjde Verdiler ❓​

Kıssada önce korku giderilir, ardından çocuk müjdesi verilir ve daha sonra asıl diğer göreve geçilir.

Bu anlatı düzeni hem Hz. İbrahim’in durumunu rahatlatır hem de kıssanın rahmetten hükme doğru geçişini oluşturur.

Bir tarafta Hz. İbrahim ailesi için müjde vardır.

Diğer tarafta ise birazdan Lût kavmiyle ilgili ağır bir haber gelecektir.

Aynı anlatıda rahmet ve adalet yan yanadır.

1️⃣2️⃣ Bir Meleğin Müjde Getirmesi Onu Nimeti Veren Yapıyor mu ❓​

Hayır.

Melek haberi getirir; nimetin gerçek sahibi Allah’tır.

Bir elçinin mektup getirmesi, mektuptaki yetkinin elçiye ait olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde meleklerin Hz. İbrahim’e çocuk müjdesini ulaştırması, çocuğu onların yarattığı anlamına gelmez.

Elçi ile gönderen birbirine karıştırılmamalıdır.

1️⃣3️⃣ İnsan Elçileriyle Melek Elçiler Arasında Benzerlik Var mı ❓​

Temel düzeyde ikisinde de bir mesajı veya görevi iletme anlamı vardır.

Fakat peygamber ile melek aynı varlık türü değildir.

Peygamber insandır.

Melek ise farklı bir yaratılmış varlıktır.

Her ikisinin de ortak yönü, Allah’ın verdiği görevde kendi ilahlıklarını değil Allah’ın hükmünü temsil etmeleridir.

1️⃣4️⃣ “Göreviniz Nedir?” Sorusu Merakın Değerini Gösterir mi ❓​

Evet.

Sağlıklı merak bilgiye giden önemli yollardan biridir.

İnsan “Neden?”, “Nasıl?”, “Burada ne oluyor?” diye sormadan birçok şeyi öğrenemez.

Ancak merakın da sınırları vardır.

Başkasının mahremiyetini ihlal etmek, gizli bilgilerini araştırmak veya dedikodu amacıyla soru sormak ilim arayışı değildir.

Hz. İbrahim’in sorusu olayın doğrudan tarafı olarak meşru bir bilgi talebidir.

1️⃣5️⃣ Dinî Konularda Her Sorunun Cevabını Bilmek Zorunda mıyız ❓​

Hayır.

Kur’an bazı konularda ayrıntılı bilgi verir, bazı konularda ise sınır koyar.

Örneğin meleklerin tam fiziksel mahiyetini veya ahiret âleminin bütün mekanik ayrıntılarını bilmiyoruz.

Bu bilinmezlik karşısında hayal ürünü cevaplar üretmek yerine “Bu kadarını biliyoruz” demek daha doğrudur.

Bilginin sınırını bilmek de bilgidir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayetten Meleklerle İletişim Kurma Yöntemi Çıkar mı ❓​

Hayır.

Hz. İbrahim’e melekler Allah’ın emriyle gelmiştir.

O onları çağırmak için özel bir ritüel yapmamıştır.

Bu nedenle ayetten melek çağırma, meleklerden gizli mesaj alma veya onlarla bağımsız ilişki kurma teknikleri çıkarılamaz.

Kur’an’ın anlattığı olay özel bir peygamber kıssasıdır.

1️⃣7️⃣ Kıssa Şimdi Nereye Doğru İlerliyor ❓​

Hz. İbrahim’in sorusuyla anlatının ikinci bölümü başlar.

Melekler bir sonraki ayette suçta ısrar eden bir topluma gönderildiklerini açıklayacaklardır.

Bu toplum Hz. Lût’un kavmidir.

Böylece çocuk müjdesiyle başlayan rahmet boyutundan, ahlaki hesap ve ilahî hüküm boyutuna geçilir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 56 ve 57. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 56. ayette Hz. İbrahim Allah’ın rahmetinden ümit kesmediğini açıkça ifade etmişti. 57. ayette ise konu değişir ve meleklerin başka bir görevleri bulunduğunu anlayarak onları sorgular:

“Öyleyse ey elçiler, göreviniz nedir?”

Bu soru kıssayı Hz. İbrahim’e verilen kişisel müjdeden daha geniş bir toplumsal hükme taşır.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 58. ayette melekler şöyle cevap verecektir: “Biz suçlu bir topluma gönderildik.” Bu ayeti ele alırken özellikle “kavmin mücrimîn” ifadesinin anlamı, “mücrim” kelimesinin her hata yapan veya her günah işleyen insan anlamına gelmemesi, Lût kavmine yönelik hükmün özel tarihsel bağlamı, meleklerin Allah’ın emriyle gönderilmesi, modern grupları kolayca ‘suçlu toplum’ ilan etmenin yanlışlığı ve ilahî azap kıssalarının bireysel şiddete ruhsat vermemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 57. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 57. ayet son derece kısa bir sorudan oluşur:

“Öyleyse ey elçiler, göreviniz nedir?”

Fakat bu kısa soru kıssanın yönünü tamamen değiştirir.

Şimdiye kadar Hz. İbrahim’in korkusu konuşuldu.

Sonra çocuk müjdesi geldi.

Yaşlılık karşısındaki şaşkınlığı anlatıldı.

Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek vurgulandı.

Şimdi ise Hz. İbrahim, karşısındaki meleklerin başka bir iş için geldiklerini anlayarak görevlerini öğrenmek ister.

Bu bize ilk olarak meleklerin konumunu öğretir.

Onlar elçidir.

Elçi, kendi adına hüküm veren kişi değildir.

Görevi vardır.

Göndereni vardır.

Bu nedenle meleklerin Kur’an’daki yüksek konumu onları ilahlaştırmaz.

Yaratılmış olmak ile görevli olmak birbirine zıt değildir.

Bir melek olağanüstü şeyler yapabilir.

Ama bunu Allah’ın verdiği imkân ve görev içinde yapar.

Bu nokta tevhidin korunması açısından önemlidir.

İnsan bazen olağanüstü gördüğü varlığı kolayca bağımsız güç sahibi sanabilir.

Kur’an ise sürekli sınır çizer:

Güç Allah’ındır.

Hüküm Allah’ındır.

Melekler görevli kullardır.


Bu nedenle melek sevgisi, melekleri Allah’ın yerine koymaya dönüşemez.

Ayetin ikinci büyük mesajı soru sormaktır.

Hz. İbrahim doğrudan sorar:

“Göreviniz nedir?”

Bu, peygamberin bilgisizlik itirafı değildir; öğrenme tavrıdır.

Bilmediğimiz bir şeyi öğrenmenin en doğal yollarından biri sorudur.

Bugün bazı ortamlarda soru sormak yanlış anlaşılabilir.

Bir öğrenci öğretmene soru sorduğunda:

“Sen bunu nasıl bilmezsin?”

denilebilir.

Bir insan dinî konuda soru sorduğunda:

“İmanından mı şüphe ediyorsun?”

diye karşılanabilir.

Bu yaklaşım bilgi kültürünü zayıflatır.

Oysa Kur’an’da Hz. İbrahim gibi büyük bir peygamber bile tekrar tekrar soru sorabilmektedir.

Önce:

“Bana yaşlılık gelip çatmışken mi beni müjdeliyorsunuz?”

dedi.

Şimdi:

“Göreviniz nedir?”

diye soruyor.

Bu bize samimi sorunun iman düşmanı olmadığını çok açık biçimde gösterir.

İnsan soru sorarak öğrenir.

Elbette her soru aynı niyetle sorulmaz.

Bazı insanlar alay etmek için sorabilir.

Bazıları karşısındakini küçük düşürmek için.

Bazıları gerçekten öğrenmek için.

Niyeti ve bağlamı dikkate almak gerekir.

Fakat yalnız soru soruldu diye kişiyi kötü niyetli ilan etmek doğru değildir.

Hicr 57’nin başka önemli mesajı bilginin sınırlarını kabul etmektir.

Hz. İbrahim meleklerin görevini bilmiyor.

Bu durum onun peygamberliğini eksiltmez.

Bilmeyen insanın değeri azalmaz.

Bilmediğini kabul etmek, yalan bilgi üretmekten çok daha değerlidir.

Bugün bilgiye ulaşmak kolaylaştı ama bilmiyormuş gibi görünmekten korkmak da arttı.

İnsan birkaç saniye içinde kesin görüş bildirmek isteyebilir.

Bir sağlık konusu.

Bir hukuk meselesi.

Bir dinî hüküm.

Bir bilimsel konu.

Oysa bazen en doğru cevap:

“Bu konuda yeterli bilgim yok.”

olabilir.

Bu cümle zayıflık değildir.

Bilmediğini bilmek entelektüel dürüstlüktür.

Hz. İbrahim’in sorusu bunu çok güzel biçimde düşündürür.

Ayetin melekler üzerinden verdiği başka bir ders, yetki ile kişisel istek arasındaki farktır.

Melekler birazdan ciddi bir hükmün uygulanması için gönderildiklerini açıklayacaklardır.

Fakat bu onların kişisel öfkesi değildir.

Onlar:

“Biz bu insanlardan hoşlanmadık ve onları cezalandırmaya karar verdik.”

demezler.

Allah tarafından gönderilmişlerdir.

Bu çok önemli bir noktadır.

Çünkü insan bazen kendi kişisel öfkesini ilahi adalet gibi sunabilir.

Bir topluluğa kızar.

Bir insandan nefret eder.

Sonra:

“Allah da onlardan nefret ediyor.”

diye kesin konuşmaya başlar.

Bu son derece tehlikelidir.

Allah’ın özel tarihsel hükmü ile insanın kişisel öfkesi birbirine karıştırılmamalıdır.

Hz. Lût’un kavmine yönelik hüküm vahiy tarafından bildirilen özel bir kıssadır.

Bugün hiçbir kişi:

“Ben de şu toplumu ilahî hükümle cezalandıracağım.”

diyemez.

İlahî azap uygulamak insanın görevi değildir.

Dünya hayatında suç varsa hukuk vardır.

Delil vardır.

Mahkeme vardır.

Savunma hakkı vardır.

Yetki vardır.

Kıssa linç ruhsatı değildir.

Bu ayrım, kıssanın devamında özellikle korunmalıdır.

Ayet aynı zamanda Hz. İbrahim’in olaylara ilgisiz kalmadığını gösterir.

Kendi müjdesini aldıktan sonra:

“Ben istediğimi aldım, gerisi beni ilgilendirmez.”

demiyor.

Meleklerin diğer görevini soruyor.

Bu tavır insanın yalnız kendi iyiliğiyle ilgilenmemesi açısından düşündürücüdür.

İnsan kendi hayatında güzel bir haber alabilir; fakat çevresindeki insanların sorunları devam ediyor olabilir.

Kendi mutluluğumuz başkalarının acısını görünmez hâle getirmemelidir.

Bu ayetten doğrudan sosyal politika çıkarmak gerekmez; ancak ahlaki olarak şu soru anlamlıdır:

“Benim işlerim yolunda diye toplumdaki diğer sorunlara karşı tamamen kayıtsız mı kalacağım?”

Hz. İbrahim yalnız kendisine gelen müjdeyle yetinmeyip daha büyük olayın ne olduğunu öğrenmek istemektedir.

Bu, peygamberlerin toplumsal duyarlılığıyla da uyumludur.

Ayetin bir başka yönü, Allah’ın evrendeki işleyişinde görev ve düzen bulunmasıdır.

Kur’an melekleri farklı görevlerle anlatır.

Bu, Allah’ın bir şeye ihtiyaç duyduğu anlamına gelmez.

Allah bir işi doğrudan yapmaya muhtaç değildir.

Meleklerin görevlendirilmesi ilahî düzenin bir parçasıdır.

Buradan insan organizasyonlarına da sınırlı bir ahlaki benzetme yapılabilir:

Yetki dağılımı ve görevlerin açık olması düzeni güçlendirebilir.

Ancak insan kurumları hatalı olabilir; ilahî düzenle birebir eşitlenemez.

Özellikle bir lider:

“Benim emirlerim de Allah’ın emirleri gibi sorgulanamaz.”

diyemez.

Meleklerin Allah’a itaati ile insanların insan yöneticilere itaati aynı kategori değildir.

İnsan otoritesi sınırlı ve denetlenebilir olmalıdır.

Allah’ın otoritesi ise yaratıcıya aittir.

Hicr 57 bu açıdan dinî otorite meselesinde de dolaylı bir sınır öğretir.

Bir din adamı, şeyh, hoca veya lider Allah’ın elçisiymiş gibi kendi kişisel sözünü vahiy seviyesine yükseltemez.

Peygamberlik vahiy ile belirlenen özel bir makamdır.

Peygamber olmayan insanın yorumu ise insan yorumudur.

Doğru olabilir.

Yanlış olabilir.

Eleştirilebilir.

Delil istenebilir.

Bir insanın dinî bilgisi fazla olabilir ama bu onu hatasız yapmaz.

Kur’an’daki elçilik kavramının sınırını korumak bu yüzden önemlidir.

Melekler gerçek anlamda Allah’ın görevlendirdiği elçilerdir.

Hz. İbrahim de peygamberdir.

Bizim günlük hayattaki dinî otoritelerimiz ise vahiy almaz.

Bu nedenle onların sözü Allah’ın sözüyle eşitlenemez.

Ayet aynı zamanda soru sorma ile mahremiyet ihlali arasındaki farkı da düşündürür.

Hz. İbrahim, doğrudan kendi evine gelen ve kendisiyle ilişki kuran meleklerin görevini soruyor.

Bu meşru bir sorudur.

Fakat merak adına herkesin özel hayatını araştırmak meşru değildir.

İnsan:

“Ben sadece merak ettim.”

diyerek başkasının telefonunu karıştıramaz.

Özel yazışmalarını izleyemez.

Mahrem bilgilerini yayamaz.

Merak insanîdir; fakat merak sınırsız hak değildir.

Bu ayrım modern dijital hayatta özellikle önemlidir.

İnsanların hayatları sosyal medyada daha görünür hâle gelmiş olabilir ama bu onların bütün mahremiyetlerinden vazgeçtiği anlamına gelmez.

Hicr 57’nin asıl bağlamında ise soru, olayın özünü anlamaya yöneliktir.

Hz. İbrahim gereken bilgiyi sorar.

Bu da iyi soru sorma açısından önemlidir.

Bilginin değeri yalnız çok soru sormakta değil, doğru soruyu sormaktadır.

Bazen uzun tartışmaların özü tek bir soruda ortaya çıkar:

“Asıl mesele nedir?”

Hz. İbrahim’in “Göreviniz nedir?” sorusu tam olarak böyledir.

Ayrıntılara dağılmadan meselenin merkezini sorar.

Bu yaklaşım günlük hayatta da faydalıdır.

Bir sorun çıktığında insan yüzlerce ayrıntıyla boğulabilir.

Sonra kendisine şöyle sorabilir:

“Buradaki asıl problem ne?”

Bir iş tartışmasında.

Bir aile anlaşmazlığında.

Bir teknik sorunda.

Bir sağlık kararında.

Merkezî problemi doğru belirlemek çözümün önemli parçasıdır.

Fakat Hicr 57’de bu yalnız pratik bir teknik değil, ilahî kıssanın ilerleme noktasıdır.

Hz. İbrahim doğru soruyu sorar ve bir sonraki ayette gerçek görev açıklanır.

Bu görev kolay bir haber değildir.

Melekler:

“Biz suçlu bir topluma gönderildik.”

diyeceklerdir.

Böylece cennet, rahmet, bağışlanma, çocuk müjdesi ve umutla ilerleyen anlatı tekrar hesap ve adalet boyutuna döner.

Bu dönüş Hicr Suresi’nin önceki ayetleriyle son derece uyumludur.

Hatırlayalım:

Allah önce:

“Ben çok bağışlayıcıyım, çok merhametliyim.”

dedi.

Ardından:

“Benim azabım da elem verici azaptır.”

buyurdu.

Hz. İbrahim kıssası da aynı yapıyı adeta somutlaştırmaktadır.

Hz. İbrahim’e müjde gelir.

Lût kavmine ise hüküm yaklaşmaktadır.

Rahmet ile adalet tekrar yan yanadır.

Ancak bu kıssayı okurken çok dikkatli olmak gerekir.

Lût kavmine verilen özel ilahî hükümden hareketle bugün insanlara gelişigüzel “mücrim toplum”, “azabı hak eden halk” gibi damgalar vurmak doğru değildir.

Kur’an’ın belirli tarihsel topluluklar hakkında verdiği hüküm vahye dayalıdır.

Bizim çağdaş toplumlar hakkındaki değerlendirmelerimiz ise insan değerlendirmeleridir.

Yanılabiliriz.

Bilgi eksik olabilir.

Önyargılı olabiliriz.

Bu nedenle kıssaların dili başkalarına karşı tehlikeli bir silaha dönüştürülmemelidir.

Özellikle doğal afetlerden sonra:

“Bunlar günahkârdı, Allah cezalandırdı.”

demek vahiy olmayan yerde Allah adına hüküm vermek olabilir.

Hz. Lût kavmi kıssasında azabın ilahî olduğu Kur’an tarafından açıkça bildirilmiştir.

Bugünkü bir deprem için aynı vahiy elimizde yoktur.

Bu fark korunmalıdır.

Hicr Suresi 57. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Melekleri bağımsız ilahî güçler sanma. Hz. İbrahim’in soru sormasını iman eksikliği gibi görme. Peygamberlerin bütün gaybı kendi başlarına bildiğini düşünme. Bilmediğin konuda soru sormaktan ve ‘bilmiyorum’ demekten utanma. Meleklerin özel ilahî görevini bugün insanların kendi öfkelerini ‘Allah’ın hükmü’ diye sunmasına gerekçe yapma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Melekler Allah’ın gönderdiği kullardır; hüküm onların kişisel isteğine değil Allah’ın emrine dayanır. Hz. İbrahim’in ‘Göreviniz nedir?’ sorusu ise hakikate ulaşmanın yollarından birinin doğru zamanda doğru soruyu sormak olduğunu gösterir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 58. ayette, melekler Hz. İbrahim’in sorusuna cevap verecek ve şöyle diyeceklerdir: “Biz suçlu bir topluma gönderildik.” Bu ayeti ele alırken özellikle “mücrimîn” kelimesinin anlamı, her günah işleyenin aynı anlamda ‘mücrim’ sayılamayacağı, Lût kavminin ısrarlı ve toplumsallaşmış kötülükleri, ilahî hükmün özel tarihsel bağlamı, insanların modern toplumları kolayca ilahî azaba mahkûm ilan edememesi, doğal afetlerin otomatik olarak azap sayılmaması ve bu tür ayetlerin bireysel şiddet, linç veya nefret dili için kullanılamayacağı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 57. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bilmediğimiz şeyi gerçekten soruyor muyuz, yoksa biliyormuş gibi mi davranıyoruz? Olağanüstü gördüğümüz varlıklara Allah’a ait bağımsız güçler mi yüklüyoruz? Dinî otoritelerin insan yorumlarını vahiy gibi mi kabul ediyoruz? Kendi öfkemizi “Allah da böyle istiyor” diyerek kutsallaştırıyor muyuz? Merak ile başkasının mahremiyetini ihlal etmeyi birbirine mi karıştırıyoruz? Bir meselede ayrıntılar içinde kaybolduğumuzda “Asıl sorun nedir?” diye sorabiliyor muyuz? Ve en önemlisi, Hz. İbrahim gibi büyük bir peygamber bile kendisine açıklanmayan görevi ‘Nedir?’ diye soruyorsa, bilmediğimizi kabul etmenin bilgi eksikliği değil, hakikate ulaşmanın ilk adımlarından biri olduğunu görebiliyor muyuz?

“Hicr 57, ‘Öyleyse ey elçiler, göreviniz nedir?’ buyurarak Hz. İbrahim’in kendisine açıklanmayan ilahî görevi öğrenmek için doğrudan soru sorduğunu gösterir. Meleklerin ‘elçiler’ olarak anılması, onların bağımsız ilahlar değil Allah’ın emriyle görev yapan yaratılmış kullar olduğunu ortaya koyar. Ayetin büyük dersi şudur: Bilmediğini biliyormuş gibi davranma; sor, araştır ve bilginin sınırını kabul et. Aynı zamanda Allah’ın özel hükmünü kendi öfkenle karıştırma; çünkü görevli melek bile kendi adına değil, kendisini gönderen Allah’ın emriyle hareket eder.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt