📖 Hicr Suresi 54. Ayette “Bana Yaşlılık Gelip Çatmışken mi Beni Müjdeliyorsunuz; Beni Ne ile Müjdeliyorsunuz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 54. Ayette “Bana Yaşlılık Gelip Çatmışken mi Beni Müjdeliyorsunuz; Beni Ne ile Müjdeliyorsunuz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,527
2,736,291
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 54. Ayette “Bana Yaşlılık Gelip Çatmışken mi Beni Müjdeliyorsunuz; Beni Ne ile Müjdeliyorsunuz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 53. ayette melekler Hz. İbrahim’e ‘Korkma! Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz’ demişlerdi. 54. ayette Hz. İbrahim, kendisine verilen bu olağanüstü haber karşısındaki şaşkınlığını dile getirir: ‘Bana yaşlılık gelip çatmışken mi beni müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz?’ Bu soru Allah’ın kudretini inkâr eden bir itiraz değildir. Hz. İbrahim, insanın bildiği doğal sebepler açısından son derece beklenmedik bir haberle karşılaşmış ve nasıl gerçekleşeceğini anlamaya çalışan insani bir hayret göstermiştir. Ayet böylece önemli bir ayrım öğretir: Bir şeyi anlamaya çalışmak başka, Allah’ın kudretini reddetmek başkadır. Sebepleri dikkate almak iman eksikliği olmadığı gibi, olağanüstü bir haber karşısında şaşırmak da inkâr değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 54. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâle ebeşşertumûnî alâ en messeniyel-kiberu fe-bime tubeşşirûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “İbrahim dedi ki: Bana yaşlılık gelip çatmışken mi beni müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz?” diye ifade edilebilir.

Hz. İbrahim, bir önceki ayette bilgili bir oğulla müjdelenmişti. Fakat kendi yaşını ve içinde bulunduğu doğal şartları bildiği için bu haber karşısında şaşırmıştır.

Buradaki soru müjdeyi reddetmek değil, olağanüstü oluşuna dikkat çekmek anlamındadır.

2️⃣ Hz. İbrahim Allah’ın Kudretinden Şüphe mi Etti ❓​

Hayır. Ayeti böyle anlamak doğru değildir.

Hz. İbrahim Allah’ın peygamberidir ve kıssanın bütünü onun Allah’a güçlü imanını gösterir. Buradaki şaşkınlık “Allah bunu yapamaz” demek değildir.

Daha çok şu anlam öne çıkar: “Ben bu kadar yaşlanmışken böyle bir müjde gerçekten bana mı veriliyor?”

İnsan bazen bir şeyin mümkün olduğunu teorik olarak bilir ama gerçekleştiğini duyduğunda yine de şaşırabilir.

3️⃣ Şaşırmak ile İnkâr Etmek Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Şaşırmak, kişinin beklemediği bir gerçekle karşılaştığında hayret yaşamasıdır.

İnkâr ise “Bu kesinlikle olamaz, kabul etmiyorum” şeklinde bir reddediştir.

Hz. İbrahim’in sözünde Allah’a meydan okuma veya vahyi reddetme yoktur. Olağan dışı haber karşısında insani hayret vardır.

Bu ayrım dinî konularda çok önemlidir: Her soru inkâr değildir.

4️⃣ “Bana Yaşlılık Gelip Çatmışken” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. İbrahim kendi yaşlılığını, çocuk sahibi olma bakımından doğal şartların çok ileri noktaya ulaşmış olmasını hatırlatmaktadır.

Burada “el-kiber”, yaşlılık, ileri yaş anlamındadır.

Bu ifade insanın biyolojik gerçekliği dikkate almasının imanla çelişmediğini gösterir.

Allah’a inanmak biyolojiyi inkâr etmek değildir.

5️⃣ Biyolojik Sebepleri Dikkate Almak Allah’ın Kudretini Sınırlamak mıdır ❓​

Hayır.

İnsan normal hayatta sebepler üzerinden düşünür. Yaşın üreme kapasitesine etkisini bilmek veya tıbbî olasılıkları değerlendirmek Allah’a karşı gelmek değildir.

Allah’ın olağanüstü biçimde bir şey yaratabilecek olması, normal şartlarda sebeplerin hiçbir anlamı olmadığı sonucunu doğurmaz.

İnsan sebepleri bilir, kullanır ve Allah’ın kudretini sebeplerle sınırlandırmaz.

6️⃣ Mucize ile Normal Sebep Düzeni Arasında Nasıl Bir Fark Vardır ❓​

Normal hayatta olaylar belirli sebep-sonuç ilişkileri içinde gerçekleşir.

İnsan hastalandığında tedavi olur, çocuk sahibi olmak istediğinde biyolojik şartlar değerlendirilir, tarım yaparken tohum ve su kullanılır.

Mucize veya olağanüstü ilahî fiil ise alışılmış sebep düzeninin dışında gerçekleşen özel bir olaydır.

Hz. İbrahim’in ileri yaşta çocuk müjdesi bu özel bağlamda değerlendirilir.

7️⃣ Mucize Var Diye Sebepleri Bırakabilir miyiz ❓​

Hayır.

Bir insan “Allah isterse beni iyileştirir” diyerek doktoru reddetmemelidir.

Bir çift “Hz. İbrahim’in çocuğu oldu, bize de mutlaka olur” diyerek gerekli tıbbi değerlendirmeleri tamamen bırakmamalıdır.

Allah’ın mucize yaratabilmesi, insanın günlük sorumluluklarını ve sebepleri kullanmasını gereksiz kılmaz.

Tevekkül sebepleri terk etmek değildir.

8️⃣ Hz. İbrahim’in Sorusu Neden Kur’an’da Kaydediliyor ❓​

Çünkü peygamberlerin insanî yönünü gösterir.

Hz. İbrahim büyük bir peygamberdir ama yine de beklenmedik bir haber karşısında şaşırabilir ve soru sorabilir.

Kur’an peygamberleri duygu ve düşünceden arındırılmış mekanik varlıklar olarak anlatmaz.

Bu da onların örnekliğini daha anlaşılır hâle getirir.

9️⃣ Din Hakkında Soru Sormak İman Eksikliği midir ❓​

Hayır. Soru sormanın niyeti ve biçimi önemlidir.

İnsan anlamadığı bir ayeti, inanç konusunu veya dinî hükmü sorabilir. “Bunu anlamıyorum, açıklar mısınız?” demek inkâr değildir.

Soru bazen öğrenme yoludur.

Sorunu oluşturan şey, samimi araştırma değil; hakikati araştırmadan alay etmek veya baştan reddetmeye karar vermektir.

🔟 “Beni Ne ile Müjdeliyorsunuz?” Sözü Neden Tekrar Ediliyor ❓​

Hz. İbrahim haberin olağanüstülüğü karşısında müjdenin doğrulanmasını istemektedir.

Bu ifade “Söylediğiniz gerçekten bu mu?” anlamında güçlü bir hayret taşıyabilir.

İnsan günlük hayatta da çok beklenmedik bir haber duyduğunda:

“Gerçekten mi?”

diye tekrar sorabilir.

Bu, haberi inkâr ettiği anlamına gelmez; duyduğu şeyin büyüklüğünü kavramaya çalıştığını gösterebilir.

1️⃣1️⃣ Hz. İbrahim’in Yaşlılığını Söylemesi Umutsuzluk mudur ❓​

Hayır.

Mevcut şartları dile getirmek ile Allah’ın rahmetinden ümit kesmek aynı şey değildir.

Bir hasta “Durumum ciddi” diyebilir ve yine de umut taşıyabilir.

Bir insan “Ekonomik şartlarım zor” diyebilir ve yine çözüm arayabilir.

Gerçekliği kabul etmek umutsuzluk değildir.

1️⃣2️⃣ Umut Gerçekleri Görmezden Gelmek midir ❓​

Hayır. Sağlıklı umut, gerçeği inkâr etmeden geleceğin tamamen kapanmadığını bilmektir.

İnsan ciddi bir sorunla karşı karşıya olabilir. Bunun zorluğunu kabul eder, seçeneklerini araştırır ve yine de iyi bir ihtimal için çaba gösterebilir.

Umut, gerçeği reddetmek değil; gerçeğin tek ihtimalden ibaret olmadığını bilmektir.

Hz. İbrahim’in kıssası bu dengeyi güzel biçimde gösterir.

1️⃣3️⃣ Allah’ın Kudretine İnanmak “Her Şey Kesin Olur” Demek midir ❓​

Hayır.

“Allah bunu yapabilir” ile “Allah bunu benim için kesin yapacak” arasında büyük fark vardır.

Allah’ın kudreti sınırsızdır. Fakat insanın her arzusu Allah’ın kesin vaadi değildir.

Bu nedenle dua eden kişi umut eder ama Allah adına kendisine verilmemiş bir garanti oluşturmaz.

1️⃣4️⃣ Çocuk Sahibi Olamayan İnsanlar Bu Ayeti Nasıl Okumalıdır ❓​

Bu ayet umut verebilir; fakat psikolojik baskı oluşturacak şekilde kullanılmamalıdır.

Hz. İbrahim’e verilen müjde özel bir peygamberlik kıssasıdır.

Çocuk sahibi olamayan bir insan “Demek ki yeterince inanmadım” diye kendisini suçlamamalıdır.

Çocuksuzluk Allah’ın cezası, sevgisizliği veya kişinin değersizliği anlamına gelmez.

1️⃣5️⃣ Yaşlılık Kur’an’da Değersizlik Olarak mı Görülüyor ❓​

Hayır.

Hz. İbrahim’in yaşlılığını anması yalnız biyolojik şartın olağanüstülüğünü göstermektedir.

Yaşlı insanın değeri azalmaz.

Yaş ilerledikçe fiziksel kapasite değişebilir; fakat tecrübe, bilgi ve ahlaki değer devam edebilir.

İnsan değeri gençlik ve fiziksel güçle ölçülmez.

1️⃣6️⃣ Yaşlı Bir İnsan İçin “Artık Ondan Bir Şey Olmaz” Demek Doğru mudur ❓​

Hayır.

Yaş bazı biyolojik sınırlar getirir; bunu inkâr etmek gerekmez. Fakat insanın üretkenliği, öğrenmesi ve topluma katkısı yalnız gençlikle sınırlı değildir.

Bir kişi ileri yaşta yeni şeyler öğrenebilir, yazabilir, öğretebilir ve yeni projelere başlayabilir.

Hz. İbrahim kıssası doğrudan modern kariyer dersi vermese de insanın geleceğini yalnız yaşına bakarak tamamen kapatmamak konusunda düşündürücü bir örnektir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet “İmkânsız Diye Bir Şey Yoktur” Sloganını Destekler mi ❓​

Bu ifade dikkatle kullanılmalıdır.

Allah’ın kudreti açısından insanın imkânsız gördüğü şeyler gerçekleşebilir. Fakat insanın kendi sınırlı gücü açısından gerçekten yapılamayacak veya fiziksel olarak mümkün olmayan şeyler bulunabilir.

Bu nedenle “İstersen her şeyi başarırsın” sloganı gerçekçi değildir.

İnsan çabalayabilir fakat her sonuca ulaşması garanti değildir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 53 ve 54. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 53. ayette melekler Hz. İbrahim’e “Korkma! Biz sana bilgili bir oğul müjdeliyoruz” demişti. 54. ayette Hz. İbrahim yaşlılığını hatırlatarak büyük bir hayretle müjdeyi tekrar sorar.

Böylece ilahî müjde ile insanın doğal sebep bilgisi karşı karşıya gelmez; insanın şaşkınlığı içinde yan yana bulunur.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 55. ayette melekler şöyle cevap verecektir: “Seni gerçekle müjdeledik; sakın ümidini kesenlerden olma.” Bu ayeti ele alırken özellikle “bi’l-hakk” yani gerçekle/hak üzere müjdeleme ifadesi, Allah’ın vaadinin güvenilirliği, ümitsizlik ile gerçekçi değerlendirme arasındaki fark, rahmetten ümit kesmemenin her dünyevî isteğin kesin gerçekleşeceği anlamına gelmemesi ve Hz. İbrahim’in sözünün küfür veya iman zayıflığı şeklinde anlaşılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 54. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 54. ayet, Hz. İbrahim’in olağanüstü bir müjde karşısında söylediği son derece insani bir cümleyi aktarır:

“Bana yaşlılık gelip çatmışken mi beni müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz?”

Bu söz ilk bakışta şaşkınlık doludur.

Ve gerçekten de öyledir.

Hz. İbrahim kendi yaşını bilmektedir.

Normal insan biyolojisini bilmektedir.

Uzun yılların geçtiğini bilmektedir.

Bu şartlarda çocuk müjdesinin olağanüstü olduğunu da anlamaktadır.

Fakat burada “Allah bunu yapamaz” dememektedir.

Bu ayrım çok önemlidir.

Çünkü dinî hayatta bazen her soru yanlışlıkla şüphe veya inkâr olarak görülebilir.

Bir insan:

“Bu nasıl olacak?”

diye sorduğunda hemen imanından şüphe edilebilir.

Oysa Kur’an peygamberlerin bile açıklama isteyen sorularını aktarır.

Demek ki sormak ile reddetmek aynı değildir.

İnsanın anlamadığı bir meseleyi sorması çoğu zaman öğrenmenin başlangıcıdır.

Hatta soru sormayan insan bazen anlamadığı şeyi anlamış gibi yapabilir.

Bu ise gerçek bilgi üretmez.

Dinî eğitimde çocukların ve yetişkinlerin soru sormasına imkân tanımak bu nedenle önemlidir.

Bir çocuk:

“Allah’ı neden göremiyoruz?”

diyebilir.

Bir genç:

“Kader ile özgür irade nasıl birlikte oluyor?”

diye sorabilir.

Bir yetişkin:

“Bu ayetin anlamını anlayamadım.”

diyebilir.

Bunları otomatik olarak iman problemi ilan etmek insanı hakikatten uzaklaştırabilir.

Samimi soruya samimi cevap gerekir.

Hz. İbrahim’in kıssası, soru sormanın peygamberlik vakarına bile aykırı olmadığını gösterir.

Ayetin ikinci büyük mesajı, sebepleri dikkate almanın iman eksikliği olmadığıdır.

Hz. İbrahim yaşını hatırlatmaktadır.

Bu biyolojik bir gerçektir.

Allah’ın kudretine inanmak insanın yaşlanmadığını iddia etmesini gerektirmez.

Aynı şekilde bugün bir doktor:

“Bu yaşta gebelik ihtimali düşüktür.”

dediğinde bu Allah’ın kudretini inkâr etmek değildir.

Doktor normal biyolojik olasılığı anlatmaktadır.

Allah’ın olağanüstü fiili başka, insanın normal sebepler üzerinden değerlendirme yapması başkadır.

Bu ayrım yapılmazsa din ile bilim arasında gereksiz bir çatışma üretilebilir.

Allah sebepleri yaratmıştır; sebepleri araştırmak Allah’ı reddetmek değildir.

Tıp insan bedeninin nasıl çalıştığını araştırır.

Biyoloji üreme mekanizmalarını inceler.

Bunlar Allah’ın kudretine rakip bilgiler değildir.

İnsan Allah’a inanabilir ve aynı zamanda bilimsel gerçekliği kabul edebilir.

Hz. İbrahim’in kendi yaşlılığını dile getirmesi bu açıdan son derece öğreticidir.

O:

“Ben yaşlı değilim.”

demiyor.

Gerçekliği inkâr etmiyor.

Aksine:

“Yaşlılık bana ulaştı.”

diyor.

Ve tam bu gerçekliğin içinden ilahî müjde geliyor.

Bu bize sağlıklı imanın gerçeklikle çatışmak zorunda olmadığını gösterir.

İman gerçeği inkâr etmek değil, gerçeğin Allah’ın kudretinin sınırı olmadığını bilmektir.

Ayetin üçüncü önemli mesajı umutla ilgilidir.

İnsan bazen çok uzun süre beklediği bir şey gerçekleşmeyince artık zihninde o ihtimali kapatabilir.

Bu son derece anlaşılırdır.

Hayal kırıklığından korunmak için insan umudunu azaltabilir.

Hz. İbrahim’in şaşkınlığında da çok uzun zamanın geçtiği hissedilir.

Fakat burada Allah’ın özel müjdesi gelir.

Bu, bize geleceğin her zaman bugünkü tahminimizden ibaret olmadığını düşündürebilir.

Ancak bu noktada çok dikkatli olmak gerekir.

Bu ayeti “Sen de yeterince beklersen istediğin kesin olacak” şeklinde kullanmak doğru değildir.

Bir insan yıllarca çocuk isteyebilir ve çocuk sahibi olmayabilir.

Bir hasta yıllarca şifa isteyebilir ve hastalığı devam edebilir.

Bir insan belirli bir ilişki için dua edebilir ve o ilişki gerçekleşmeyebilir.

Allah’ın Hz. İbrahim’e verdiği özel vaat her insanın her kişisel arzusuna verilmiş garanti değildir.

Sağlıklı umut tam da burada ortaya çıkar.

İnsan:

“Allah dilerse bunu verebilir.”

der.

Ama:

“Allah bunu bana kesin vermek zorunda.”

demez.

Bu iki cümle arasındaki fark tevhid açısından çok büyüktür.

Birincisi Allah’ın kudretine güvenmektir.

İkincisi ise farkında olmadan kendi arzusunu Allah için zorunluluk hâline getirmek olabilir.

Dua talep ve kulluktur.

Emir değildir.

İnsan isteğini Allah’a açar ama sonucu kendi iradesiyle Allah’a dayatamaz.

Bu nedenle dua kabulü konusunda da çok dar bir anlayıştan kaçınmak gerekir.

Bir insan istediği sonucu hemen görmediğinde:

“Allah beni duymadı.”

dememelidir.

Ama aynı şekilde:

“Ben dua ettim, kesin şu sonuç olacak.”

şeklinde garanti de vermemelidir.

İnsan dua eder, çalışır, sebepleri kullanır ve sonucunu Allah’a bırakır.

Bu denge tevekkülün en önemli parçalarındandır.

Hicr 54’ün çocuk sahibi olma meselesindeki hassasiyeti özellikle önemlidir.

Toplumda çocuk sahibi olamayan insanlar zaman zaman büyük baskıyla karşılaşabilir.

İnsanlar iyi niyetle bile:

“Ne zaman çocuk?”

diye tekrar tekrar sorabilir.

Fakat karşıdaki kişinin neler yaşadığını bilmeyebiliriz.

Yıllardır tedavi görüyor olabilir.

Bir düşük yaşamış olabilir.

Doğurganlıkla ilgili tıbbi sorunları bulunabilir.

Ya da çift çocuk sahibi olmamayı tercih etmiş olabilir.

Mahremiyet, merakımızdan daha değerlidir.

Hz. İbrahim’in mucizevi çocuk müjdesi bu insanlara baskı aracı yapılmamalıdır.

Özellikle:

“Demek ki yeterince dua etmiyorsunuz.”

veya:

“İmanınız güçlü olsa olurdu.”

gibi cümleler hem teolojik olarak temelsiz hem insani olarak yaralayıcı olabilir.

Allah bir insana çocuk verir, diğerine vermeyebilir.

Çocuk sahibi olmak iman notu değildir.

Çocuksuzluk da ceza damgası değildir.

Kur’an’ın değer ölçüsünü biyolojik ebeveynliğe indirgemek doğru olmaz.

İnsan çocuk sahibi olmadan da anlamlı, değerli ve Allah’a bağlı bir hayat yaşayabilir.

Bu ayet yaşlılık hakkında da önemli bir düşünce alanı açar.

Hz. İbrahim yaşlılığını açıkça söyler.

Kur’an yaşlılığı saklanması gereken ayıp gibi sunmaz.

Yaşlanmak insan hayatının doğal aşamasıdır.

Modern kültürde gençlik bazen aşırı biçimde kutsallaştırılır.

İnsan yaşlandıkça görünmez, değersiz veya işe yaramaz sayılabilir.

Bu doğru değildir.

Bedenin kapasitesi değişebilir ama insanın insanlık değeri azalmaz.

Yaşlı insanın tecrübesi, bilgisi ve toplumsal katkısı çok değerli olabilir.

Bir kişi ileri yaşında yeni dil öğrenebilir.

Kitap yazabilir.

Bir iş kurabilir.

Sanatla ilgilenebilir.

Gençlere rehberlik edebilir.

Yeni dostluklar kurabilir.

Hayatın belirli bir yaştan sonra “bitmiş” sayılması gerekmiyor.

Ancak burada da gerçekçilik gerekir.

Yaşın biyolojik etkilerini yok sayıp:

“Yaş sadece rakamdır.”

demek her durumda doğru değildir.

Yaş gerçekten bazı fiziksel değişimler getirir.

Sağlık, iyileşme süresi, kas gücü ve üreme kapasitesi değişebilir.

Sağlıklı yaklaşım ne yaşlılığı değersizlik saymak ne de biyolojik gerçekliği inkâr etmektir.

Hz. İbrahim’in tavrı tam da böyle dengelidir:

Yaşlılığını kabul eder.

Ama Allah’ın kudretini de inkâr etmez.

Ayetin başka bir önemli boyutu, olağanüstü iddialar karşısında soru sormanın meşruluğudur.

Bugün biri bize olağanüstü bir iddiayla geldiğinde “Nasıl?” diye sormak iman eksikliği değildir.

Hatta çoğu zaman gereklidir.

Birisi:

“Allah bana bunu söyledi.”

diyebilir.

Bir başkası:

“Rüyamda kesin gelecek bilgisi aldım.”

diyebilir.

Birisi olağanüstü şifa veya keramet iddiasında bulunabilir.

Bunları sorgulamak Allah’ı sorgulamak değildir.

Çünkü insan iddiası ile vahiy aynı şey değildir.

Delil istemek, samimi din anlayışının düşmanı değildir.

Hz. İbrahim’in kendisine doğrudan meleklerin verdiği müjde karşısında bile hayretini dile getirmesi, sıradan insanların olağanüstü iddialarını sorgulamayı çok daha anlaşılır hâle getirir.

Dinî saflık, her iddiaya inanmak değildir.

İnsan hem Allah’ın mucize yaratabileceğine inanabilir hem de her mucize iddiasını otomatik kabul etmeyebilir.

Bu ikisi çelişmez.

Ayet insanın kendi beklentileriyle gerçek arasındaki ilişkiyi de düşündürür.

Bazen insan bir şeyi o kadar uzun süre bekler ki sonunda beklemeyi bırakır.

Sonra gerçekleşme ihtimali ortaya çıktığında bile zihni buna alışamaz.

Bu, insan psikolojisinin doğal yönüdür.

Bazen güzel haber bile insanda ilk anda korku veya şaşkınlık doğurabilir.

Yeni bir iş teklifi.

Uzun süredir beklenen bir sonuç.

Beklenmedik bir iyileşme.

İnsan bir anda:

“Gerçekten mi?”

diyebilir.

Bu nankörlük değildir.

Zihnin büyük değişime uyum sağlaması zaman alabilir.

Hz. İbrahim’in sorusu da böyle bir hayret anı olarak anlaşılmalıdır.

Hicr 54’ün dinî iletişim açısından bir başka dersi, insanların sorularını hemen kötü niyetle yorumlamamaktır.

Bir kişi zor bir teolojik soru sorduğunda onu susturmak kolaydır.

“Bunu sorgulama.”

demek kolaydır.

Ama bu yöntem kişinin sorusunu ortadan kaldırmaz.

Yalnız görünmez hâle getirir.

Daha sağlıklı yol, mümkün olduğu ölçüde açıklama yapmak ve bilmediğimiz yerde:

“Bunu bilmiyorum.”

diyebilmektir.

İman, bütün sorulara yapay cevap üretmek zorunda değildir.

Bazen bilginin sınırını kabul etmek de ilmî dürüstlüktür.

Kur’an’ın peygamber sorularını kaydetmesi bu açıdan son derece değerlidir.

Allah onların şaşkınlığını gizlememiştir.

Bu bize insanın hakikat yolculuğunda sorunun da yeri olduğunu gösterir.

Hicr Suresi 54. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hz. İbrahim’in şaşkınlığını Allah’ın kudretinden şüphe gibi okuma. Soru sormayı otomatik inkâr sayma. Allah’a güvenmek adına biyolojik ve bilimsel gerçekleri reddetme. Mucize ihtimalini normal hayatta sebepleri terk etmenin bahanesine dönüştürme. Hz. İbrahim’in özel çocuk müjdesini bütün çocuksuz insanlara verilmiş kesin vaat gibi kullanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İman, insanın gerçeği görmezden gelmesi değil; gerçeği kabul ederken Allah’ın kudretini kendi gördüğü sebeplerle sınırlandırmamasıdır. Şaşırmak, sormak ve anlamaya çalışmak inkâr değildir; samimi soru çoğu zaman hakikati daha derinden kavramanın başlangıcıdır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 55. ayette, melekler Hz. İbrahim’in şaşkınlığına cevap verecek ve şöyle diyeceklerdir: “Seni gerçekle müjdeledik; sakın ümidini kesenlerden olma.” Bu ayeti ele alırken özellikle “bi’l-hakk” ifadesinin gerçekle ve kesin bir ilahî haberle ilişkisi, Allah’ın açık vaadinin insan tahmininden farkı, ümitsizlik ile ihtiyat arasındaki ayrım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeme, gerçekçi olmanın karamsarlık olmadığı, her dünyevî isteğin mutlaka gerçekleşeceği şeklindeki yanlış umut anlayışı ve Hz. İbrahim’in şaşkınlığının iman eksikliği olmadığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 54. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Anlamadığımız bir konuda soru sormaktan neden korkuyoruz? Sebepleri dikkate aldığımızda Allah’ın kudretini küçültmüş olacağımızı mı düşünüyoruz? Tam tersine, Allah’ın kudretini gerekçe göstererek tıbbı, bilimi ve gerçek şartları mı yok sayıyoruz? Özel bir mucizeyi kendi hayatımız için kesin garantiye mi çeviriyoruz? Çocuk sahibi olamayan insanları kolayca mı yargılıyoruz? Yaşlılığı insanın değerinin sona ermesi gibi mi görüyoruz? Olağanüstü dinî iddialar karşısında delil istemeyi imansızlık mı sanıyoruz? Ve en önemlisi, Hz. İbrahim gibi büyük bir peygamber bile şaşkınlığını açıkça ifade edip ‘Beni ne ile müjdeliyorsunuz?’ diye sorabiliyorsa, hakikati samimiyetle anlamaya çalışan sorularımızdan neden utanmalıyız?

“Hicr 54, ‘Bana yaşlılık gelip çatmışken mi beni müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz?’ buyurarak Hz. İbrahim’in olağanüstü bir haber karşısındaki insani hayretini gösterir. Bu soru Allah’ın kudretini inkâr değil, doğal sebepler açısından son derece beklenmedik bir müjdenin büyüklüğünü kavrama çabasıdır. Ayetin büyük dersi şudur: İman, gerçeği ve sebepleri inkâr etmek değildir; insanın bildiği sebepleri ciddiye alırken Allah’ın kudretini onlarla sınırlandırmamaktır. Samimi şaşkınlık ve soru inkâr değildir; hakikati anlamaya açılan kapı olabilir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt