Bakara Suresi 87. Ayette “Andolsun, Musa’ya Kitabı Verdik ve Ondan Sonra Peş Peşe Peygamberler Gönderdik. Meryem Oğlu İsa’ya da Apaçık Deliller Verdik ve Onu Rûhu’l-Kudüs ile Destekledik. Size Ne Zaman Nefislerinizin Hoşlanmadığı Bir Şey Getiren Bir Peygamber Geldiyse Büyüklük Taslamadınız mı? Bir Kısmını Yalanladınız, Bir Kısmını da Öldürdünüz” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikati kabul etmek, yalnızca bize huzur veren sözleri dinlemek değildir. Gerçek sınav, hakikat arzularımıza karşı çıktığında başlar; çünkü insan bazen yanlış olduğu için değil, değişmek istemediği için doğruyu reddeder.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 87. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 87. ayeti, İsrailoğullarına gönderilen vahiy ve peygamberler silsilesini hatırlatırken çok temel bir insan davranışını eleştirir:
Hakikati kendi arzularına göre değerlendirmek.
Allah Musa’ya kitabı vermiştir.
Ardından başka peygamberler göndermiştir.
Meryem oğlu İsa’ya açık deliller verilmiş ve o Rûhu’l-Kudüs ile desteklenmiştir.
Fakat bütün bu ilahi rehberliğe rağmen bazı insanlar peygamberlerin getirdiği mesaj kendi isteklerine uymadığında:
büyüklük taslamış,
bazı peygamberleri:
yalanlamış,
bazılarını ise:
öldürmüştür.
Dolayısıyla ayet yalnızca peygamberler tarihinden söz etmez.
İnsan ile hakikat arasındaki çok daha derin bir çatışmayı ortaya koyar:
Hakikat bize uymadığında ne yapıyoruz?
“Musa’ya Kitabı Verdik” İfadesi Ne Anlama Gelir
Burada Hz. Musa’ya verilen Tevrat’a işaret edilir.
Musa yalnızca bir toplumsal önder değildir.
Kur’an’ın anlatısında vahiy alan büyük peygamberlerden biridir.
Ona verilen kitap:
inanç,
ibadet,
ahlak,
hukuk
ve toplumsal hayatla ilgili rehberlik içerir.
Bu hatırlatma önemlidir.
Çünkü ayetin ilerleyen kısmındaki eleştirinin ağırlığı buradan gelir:
Rehberlik verilmemiş değildir.
Kitap verilmiştir.
Peygamberler gönderilmiştir.
Deliller gösterilmiştir.
Buna rağmen direnç ortaya çıkmıştır.
“Ardından Peş Peşe Peygamberler Gönderdik” Ne Demektir
Bu ifade ilahi rehberliğin tek seferlik olmadığını gösterir.
Hz. Musa’dan sonra İsrailoğullarına:
birçok peygamber gönderilmiştir.
Yani toplum tamamen rehbersiz bırakılmamıştır.
Bir peygamberin ardından başka bir peygamber gelir.
Uyarılar yenilenir.
Ahlaki ölçüler hatırlatılır.
İnsanlar tekrar doğruya çağrılır.
Bu durum aynı zamanda Allah’ın rahmeti açısından düşünülebilir:
İnsan hata ettiğinde uyarı tamamen kesilmemiştir.
Tekrar tekrar rehberlik gelmiştir.
Neden Birden Fazla Peygamber Gönderilmiştir
Çünkü insan toplumları değişir.
Nesiller değişir.
Unutma gerçekleşir.
Ahlaki bozulmalar meydana gelir.
Dinî öğretiler yanlış yorumlanabilir veya ihmal edilebilir.
Bu nedenle peygamberler:
yeniden hatırlatma ve doğrultma görevi
üstlenmiştir.
Kur’an’ın peygamberlik anlayışında temel mesajın özü ortaktır:
Allah’a kulluk.
Adalet.
Ahlak.
Sorumluluk.
Fakat tarih boyunca farklı toplumlara farklı peygamberler gönderilmiştir.
Meryem Oğlu İsa’nın Özellikle Anılması Neden Önemlidir
Ayet Hz. Musa’dan sonra peygamberler silsilesini genel biçimde anarken Hz. İsa’yı özellikle zikreder.
Bu önemlidir.
Çünkü Kur’an:
Hz. İsa’yı açık biçimde Allah’ın peygamberlerinden biri olarak kabul eder.
Onun annesi Meryem de Kur’an’da çok özel bir yere sahiptir.
“Meryem oğlu İsa” ifadesi onun insan oluşunu ve annesiyle olan soy bağını vurgular.
Kur’an’ın teolojik çerçevesinde İsa:
ilah değil, Allah’ın gönderdiği büyük bir peygamberdir.
“İsa’ya Apaçık Deliller Verdik” Ne Demektir
Ayet Hz. İsa’ya:
beyyinât, yani açık ve güçlü deliller verildiğini söyler.
Kur’an’ın başka ayetlerinde Hz. İsa ile ilişkilendirilen mucizeler arasında:
Allah’ın izniyle hastaları iyileştirmesi,
doğuştan körleri iyileştirmesi,
ölüleri Allah’ın izniyle diriltmesi
gibi olağanüstü olaylar zikredilir.
Buradaki temel nokta şudur:
Hz. İsa’nın peygamberliği yalnızca sözlü iddiaya dayandırılmamıştır.
Onu destekleyen işaretler bulunduğu ifade edilir.
“Rûhu’l-Kudüs” Ne Anlama Gelir
“Rûhu’l-Kudüs” ifadesi:
“Kutsal Ruh”
anlamına gelir.
İslam tefsir geleneğinde bu ifade çoğunlukla:
Cebrâil
olarak açıklanmıştır.
Yani Hz. İsa’nın Allah tarafından Cebrâil aracılığıyla desteklendiği şeklinde anlaşılır.
Ancak farklı yorumlarda ifade daha geniş anlamlarla da ele alınmıştır.
Burada en önemli nokta şudur:
İsa’nın sahip olduğu güç bağımsız ve kendinden kaynaklanan bir ilahlık gücü değildir; Allah’ın desteğiyle gerçekleşmektedir.
Hz. İsa’nın Rûhu’l-Kudüs ile Desteklenmesi Ne İfade Eder
Bu destek:
vahyin iletilmesi,
peygamberlik görevinin güçlendirilmesi,
mucizelerle desteklenmesi
gibi anlam katmanlarıyla düşünülmüştür.
Ayetin genel mantığında:
peygamber yalnız bırakılmamıştır.
Allah onu desteklemiştir.
Bu aynı zamanda bir ilke ortaya koyar:
İlahi mesajı taşıyan peygamberin başarısı yalnızca kişisel kabiliyetine bağlanmaz.
İlahi yardım ve destek de işin içindedir.
“Nefislerinizin Hoşlanmadığı Şey” Ne Anlama Gelir
Ayetin insan psikolojisi açısından en güçlü bölümü burasıdır.
Peygamber:
insanların her zaman duymak istediği şeyleri söylemez.
Bazen:
“Bunu bırakın.”
der.
“Bu haksızlıktır.”
der.
“Bu çıkarınız meşru değildir.”
der.
“Bu davranışınız yanlıştır.”
der.
İnsan ise doğal olarak kendi arzularına uygun mesajları daha kolay kabul eder.
Fakat hakikat:
insanın arzularına göre şekillenmek zorunda değildir.
İnsan Neden Hoşuna Gitmeyen Hakikate Direnir
Çünkü hakikat bazen bedel ister.
Yanlışımızı kabul etmemizi ister.
Alışkanlığımızı bırakmamızı ister.
Kazancımızdan vazgeçmemizi ister.
Gururumuzu kırar.
Grubumuzun yanlış olduğunu gösterebilir.
Bu nedenle insan bazen bir düşünceyi:
yanlış olduğu için değil, kendisine maliyet çıkardığı için
reddedebilir.
Bakara 87 bu psikolojik mekanizmayı olağanüstü açık biçimde gösterir.

“Büyüklük Tasladınız” Ne Demektir
Ayet, peygamberlere yönelik direncin temelinde:
kibir
bulunduğunu belirtir.
Kibir yalnızca:
“Ben herkesten üstünüm.”
demek değildir.
Daha derin biçimi:
“Benim düşüncem değişmek zorunda değil.”
tavrıdır.
İnsan kendisine gelen hakikati değerlendirmek yerine:
“Bunu söyleyen kim?”
“Bana nasıl böyle söyler?”
“Ben mi yanlışım?”
diye tepki verebilir.
Bu noktada gerçek tartışma olmaktan çıkar.
Ego savunması başlar.

Kibir İnsanın Öğrenmesini Nasıl Engeller
Öğrenmenin temel şartlarından biri şunu kabul edebilmektir:
“Yanılıyor olabilirim.”
Kibir ise bunun tersini söyler:
“Ben zaten biliyorum.”
“Benim değişmeme gerek yok.”
“Yanlış olan diğerleri.”
Bu nedenle kibir yalnızca ahlaki değil:
entelektüel bir engel
haline gelebilir.
İnsan çok zeki olabilir.
Çok bilgili olabilir.
Ama yanıldığını kabul edemiyorsa yeni hakikate kapanabilir.

“Bir Kısmını Yalanladınız” İfadesi Ne Anlama Gelir
Peygamberlerin bir kısmı:
yalancı ilan edilmiştir.
Yani getirilen mesaj reddedilmiştir.
Burada dikkat çekici olan nokta şudur:
Bir peygamberin mesajı insanların beklentilerine uymadığında:
mesajı değerlendirmek yerine,
mesajı getiren kişi hedef alınabilir.
Bu insan davranışında bugün de görülebilen bir mekanizmadır.
Hoşumuza gitmeyen haberi duyunca:
haberi değil habercinin karakterini tartışmaya başlayabiliriz.

“Bir Kısmını Öldürdünüz” İfadesi Neden Bu Kadar Ağırdır
Burada direnç artık sözlü reddin ötesine geçmiştir.
Hakikati taşıyan kişi:
fiziksel olarak ortadan kaldırılmaya
çalışılmıştır.
Kur’an başka ayetlerde de bazı peygamberlerin haksız yere öldürülmesinden söz eder.
Bu, insanın hakikate karşı direncinin en uç noktasıdır:
Önce söz reddedilir.
Sonra söyleyen kişi susturulur.
Bu nedenle ayetin kurduğu yükselen çizgi dikkat çekicidir:
Hoşlanmama → kibir → yalanlama → şiddet.

İnsan Neden Mesajı Çürütemediğinde Mesajcıya Saldırır
Çünkü fikirle mücadele etmek zor olabilir.
Eğer bir eleştirinin doğru tarafı varsa kişi iki seçenekle karşılaşır:
Kendisini değiştirmek.
Ya da eleştireni itibarsızlaştırmak.
İkinci yol psikolojik olarak daha kolay gelebilir.
Bu yüzden:
“Bu söylediği doğru mu?”
sorusundan:
“Bu insan kim ki?”
sorusuna geçilir.
Bu davranış modern tartışmalarda da çok yaygındır.
Fikir yerine kişinin hedef alınmasına bugün:
ad hominem saldırı
denir.
Bakara 87’de bunun çok daha ağır tarihsel biçimi görülür.

Ayet “Her Eleştiriye Boyun Eğmek Gerekir” mi Diyor
Hayır.
Her iddia doğru değildir.
Her eleştiri haklı değildir.
İnsan:
kanıt istemeli,
düşünmeli,
sorgulamalı,
değerlendirmelidir.
Ayetin eleştirdiği şey:
hakikati araştırmak değil, hoşumuza gitmediği için reddetmektir.
Aradaki fark çok büyüktür.
Sağlıklı sorgulama:
“Bu doğru mu?”
diye sorar.
Nefsin savunması ise:
“Bu benim işime geliyor mu?”
diye sorar.

Bakara 87 Günümüz İnsanına Nasıl Hitap Eder
Bugün insan kendi düşüncesini destekleyen bilgiye kolayca ulaşabilir.
Sosyal medya algoritmaları bile kişiye çoğu zaman:
zaten hoşuna giden düşünceleri
gösterebilir.
Böylece insan yalnızca kendi görüşünü doğrulayan içeriklerle çevrilebilir.
Karşıt bilgi geldiğinde ise:
rahatsız olur,
engeller,
küçümser,
hakaret eder,
kaynağı değersizleştirir.
Bakara 87’nin temel ilkesi burada şaşırtıcı derecede günceldir:
Hakikatin ölçüsü sana kendini iyi hissettirmesi değildir.

Bakara 87’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle ifade edilebilir:
Seni rahatsız eden her düşünce yanlış değildir; bazen rahatsızlığın nedeni o düşüncenin tam da değiştirmek istemediğin yere dokunmasıdır.
Bu nedenle insan özellikle hoşuna gitmeyen bir gerçeği duyduğunda hemen savunmaya geçmeden önce şunu sorabilir:
Bu söz gerçekten yanlış mı?
Yoksa:
Doğru olma ihtimali beni mi rahatsız ediyor?
Bu soru kişinin hem ahlaki hem zihinsel gelişimi için olağanüstü değerlidir.
Çünkü insanı büyüten bilgiler her zaman hoş bilgiler değildir.
Bazen en çok ihtiyacımız olan söz:
duymak istemediğimiz sözdür.

Son Söz
Bakara 87 Bize “Hakikati mi Arıyoruz, Yoksa Bize Uygun Bir Hakikat mi İstiyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 87. ayet çok uzun bir peygamberlik tarihini birkaç güçlü cümlede özetler.
Musa’ya kitap verilmiştir.
Ardından peygamberler gönderilmiştir.
İsa açık delillerle desteklenmiştir.
Yani rehberlik eksik değildir.
Fakat sonra insanın büyük problemi ortaya çıkar:
“Size ne zaman nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getiren bir peygamber geldiyse büyüklük taslamadınız mı?”
İşte ayetin kalbi buradadır.
İnsan çoğu zaman hakikati sevdiğini düşünür.
Ama belki de sevdiğimiz şey:
hakikatin bizi onaylayan kısmıdır.
Bizi eleştiren hakikat geldiğinde ne oluyor?
Bize:
“Yanlış yaptın.”
dediğinde?
Kazancımızın haksız olduğunu söylediğinde?
Grubumuzun yanıldığını gösterdiğinde?
Alışkanlığımızdan vazgeçmemizi istediğinde?
Gururumuzu kırdığında?
İşte gerçek sınav o anda başlar.
Çünkü hakikate bağlılık:
hakikat bizi doğruladığında değil, bizi düzelttiğinde ölçülür.
Ayetin anlattığı kişiler bunu kabul etmek yerine kimi peygamberleri yalanlamış, kimi peygamberlere karşı ise çok daha ağır biçimde davranmıştır.
Bunun arkasında şu trajik mekanizma vardır:
Önce hakikat hoşumuza gitmez.
Sonra hakikati reddederiz.
Sonra hakikati söyleyen kişiyi değersizleştiririz.
Sonunda onu susturmak isteyebiliriz.
Bu yüzden Bakara 87 yalnızca geçmişte peygamberlere yapılanları anlatmaz.
Bugün her insanın kendi içinde yaşayabileceği bir çatışmayı açığa çıkarır:
Ben doğruyu gerçekten doğru olduğu için mi istiyorum, yoksa yalnızca beni haklı çıkardığı sürece mi?
Belki ayetin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir düşünce seni rahatsız ettiğinde ilk refleksin onu çürütmek mi oluyor, yoksa bir an için “Ya doğruysa?” diyebiliyor musun?
“İnsan hakikate gerçekten bağlıysa, hakikat onu övdüğünde de eleştirdiğinde de dinlemeye devam eder. Çünkü gerçeği sevmek, kendimizi her zaman haklı görmek değil; gerektiğinde değişebilecek kadar cesur olmaktır.”
Ersan Karavelioğlu