Bakara Suresi 92. Ayette “Andolsun, Musa Size Apaçık Delillerle Gelmişti; Sonra Onun Ardından Zalimler Olarak Buzağıyı İlah Edinmiştiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen hakikati görmediği için değil, gördüğü hakikatin gerektirdiği sadakati sürdüremediği için eski alışkanlıklarına döner. Bir mucizeyi görmek insanı değiştirebilir; fakat değişimi kalıcı kılan şey gördüğüne sadık kalabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 92. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 92. ayeti, önceki ayette dile getirilen:
“Biz bize indirilene inanırız.”
iddiasını tarihsel bir örnek üzerinden sorgular.
Ayet adeta şöyle sorar:
Eğer gerçekten Musa’ya ve ona indirilen vahye böylesine bağlıysanız, Musa size apaçık deliller getirdiği halde neden onun ardından:
buzağıyı ilah edinme
gibi çok ağır bir sapmaya yöneldiniz?
Böylece Kur’an, insanların söyledikleri inanç iddiası ile tarihsel davranışları arasındaki çelişkiyi görünür hale getirir.
Asıl mesele yalnızca geçmişte yapılmış bir hata değildir.
Ayet insanın şu büyük problemini ortaya koyar:
Bir şeye inandığını söylemek ile o inanca sadık kalmak aynı şey değildir.
“Andolsun Musa Size Apaçık Delillerle Gelmişti” Ne Demektir
Ayette Hz. Musa’nın görevini destekleyen:
beyyinât, yani açık ve güçlü deliller
bulunduğu vurgulanır.
Kur’an’ın Musa kıssasının bütünü düşünüldüğünde bunlar arasında:
Firavun karşısındaki mucizeler,
asanın mucizevi hale gelmesi,
denizin yarılması,
İsrailoğullarının Firavun’un zulmünden kurtarılması
gibi olaylar yer alır.
Dolayısıyla burada eleştirilen toplum:
hiçbir işaret görmemiş bir toplum değildir.
Tam tersine çok güçlü olaylara şahit olmuştur.
Bu da sonraki sapmanın ağırlığını artırır.
“Apaçık Deliller” Görmek Neden Otomatik Olarak İmanı Kalıcı Hale Getirmedi
Çünkü görmek ile içselleştirmek aynı şey değildir.
İnsan olağanüstü bir olay görebilir.
O anda sarsılabilir.
Duygulanabilir.
Hatta güçlü biçimde inanabilir.
Ama zaman geçtikçe eski alışkanlıkları geri gelebilir.
Bu nedenle iman yalnızca:
bir anlık etkilenme
değildir.
Aynı zamanda:
hatırlama, sadakat ve süreklilik
gerektirir.
Bakara 92’nin çarpıcı yönlerinden biri budur:
Mucize görmek bile insan iradesinin sınavını ortadan kaldırmaz.
Musa’nın Ardından Ne Oldu
Hz. Musa belirli bir süre için kavminden ayrıldığında, İsrailoğullarının bir kısmı:
buzağı şeklindeki bir nesneyi kutsallaştırmaya
yöneldi.
Kur’an’ın başka ayetlerinde bu olay daha ayrıntılı biçimde anlatılır.
Musa vahiy almak üzere ayrıldığında topluluk içinde büyük bir sapma meydana gelir.
Bu, tevhid inancına açık biçimde aykırıdır.
Çünkü onlara:
yalnızca Allah’a kulluk etmeleri
öğretilmişti.
Buna rağmen gözle görülebilir bir nesne kutsallaştırıldı.
Buzağı Neden Özellikle Seçilmiş Olabilir
Kur’an ayetin kendisinde psikolojik nedenleri ayrıntılı biçimde açıklamaz.
Fakat tarihsel ve kültürel açıdan düşünüldüğünde sığır ve boğa figürlerinin eski toplumlarda:
güç,
bereket,
üretkenlik,
tanrısallık
sembolleri olarak kullanılabildiği bilinmektedir.
İsrailoğullarının Mısır’daki uzun geçmişleri de düşünüldüğünde böyle sembollerin kültürel etkisi ihtimal dahilindedir.
Ancak ayetin asıl mesajı:
neden özellikle buzağı şeklinin seçildiğinden daha büyüktür.
Merkezde:
Allah yerine yaratılmış bir nesneye kutsallık verilmesi
vardır.
İnsan Görünmeyen Allah Yerine Neden Görünür Bir Nesneye Yönelir
Bu son derece derin bir insanlık sorusudur.
İnsan duyularıyla yaşar.
Görmek ister.
Dokunmak ister.
Somutlaştırmak ister.
Soyut ve aşkın olanı kavramak daha zor olabilir.
Bu nedenle tarih boyunca insanlar bazen görünmeyen kutsalı:
heykeller,
semboller,
nesneler,
figürler
aracılığıyla somutlaştırmaya çalışmıştır.
Fakat tevhid inancı tam olarak burada radikal bir sınır koyar:
Allah yaratılmış hiçbir nesneye indirgenemez.
Buzağıya Yönelmek Neden “Zulüm” Olarak Tanımlanmıştır
Ayette:
“Siz zalimlerken…”
anlamındaki ifade kullanılır.
Zulüm yalnızca başka bir insana haksızlık yapmak değildir.
Kur’an dilinde bir şeyi:
olması gereken yerin dışında konumlandırmak
anlamını da taşıyabilir.
Yaratılmış bir nesneye ilahi değer vermek bu açıdan:
hakikatin düzenini bozmak
olarak görülür.
Allah’a ait olan kulluk ve ilahlık makamının:
yaratılmış bir nesneye verilmesi
bu nedenle büyük bir zulüm olarak tanımlanır.
Şirk Neden Kur’an’da Bu Kadar Temel Bir Problem Olarak Görülür
Çünkü Kur’an’ın merkezinde:
tevhid
vardır.
Allah:
yaratan,
hükmeden,
nihai otorite olan
tek ilahtır.
İnsan bu konumu:
başka varlıklara,
kişilere,
nesnelere,
güçlere
verdiğinde tevhid bozulur.
Şirk yalnızca putun önünde eğilmek şeklinde düşünülmemelidir.
Daha geniş anlamda insanın:
yaratılmış olanı mutlaklaştırması
problemini de düşündürür.
Modern İnsan Putlara Tapmadığı Halde “Putlaştırma” Yapabilir mi
Mecazi anlamda evet.
Modern insanın önünde mutlaka altından yapılmış bir buzağı bulunması gerekmez.
İnsan:
parayı,
gücü,
şöhreti,
statüyü,
ideolojiyi,
bir lideri,
hatta kendi egosunu
hayatındaki en yüksek değere dönüştürebilir.
Elbette bunları doğrudan dinî anlamda putperestlikle eşitlemek dikkat gerektirir.
Ama ayetin düşünsel mesajı açısından şu soru önemlidir:
Hayatımızda hangi şeylere hak ettiğinden daha büyük bir değer veriyoruz?
İnsan Neden Kurtulduğu Anda Bile Eski Alışkanlıklarına Geri Dönebilir
Çünkü fiziksel kurtuluş ile zihinsel kurtuluş aynı şey değildir.
Bir insan eski ortamından çıkabilir.
Ama eski düşünce kalıplarını:
içinde taşımaya devam edebilir.
İsrailoğulları Firavun’un egemenliğinden kurtulmuş olabilir.
Fakat yıllarca içinde yaşadıkları kültürün bazı etkileri:
zihinlerinde,
alışkanlıklarında,
sembollerinde
kalabilmiş olabilir.
Bu, insan psikolojisinde çok tanıdık bir durumdur:
Mekânı değiştirmek, zihni otomatik olarak değiştirmez.

Özgürleşmek Yalnızca Zincirlerden Kurtulmak mıdır
Hayır.
Bir insan dışarıdan özgür olabilir ama içeride:
korkularının,
alışkanlıklarının,
bağımlılıklarının,
eski otoritelerinin
etkisi altında yaşamaya devam edebilir.
Bu nedenle gerçek özgürlük:
dış baskıdan kurtulmak kadar iç bağımlılıklardan kurtulmayı da gerektirir.
Bakara 92’nin kıssası bu açıdan çok güçlüdür.
Firavun’dan kurtulmuş bir toplum:
başka bir bağımlılık biçimi üretebilir.
İnsan eski efendisini bırakıp yeni bir “efendi” yaratabilir.

Musa’nın Kısa Süreli Yokluğu Neden Böyle Büyük Bir Değişime Yol Açmış Olabilir
Bir topluluk bütün ahlaki yapısını yalnızca tek bir lidere bağlarsa, lider ortadan çekildiğinde sistem zayıflayabilir.
Bu önemli bir toplumsal derstir.
Eğer insanlar ilkeleri:
kendileri içselleştirmemişse,
liderin yokluğunda yönlerini kaybedebilirler.
Gerçek bir değer sistemi:
yalnızca liderin bulunduğu zaman çalışmamalıdır.
İnsan:
kimse bakmıyorken de ilkeye sadık kalabilmelidir.
Bu yönüyle kıssa, lider merkezli toplumların kırılganlığını da düşündürür.

Liderin Yokluğunda Ahlakın Bozulması Ne Gösterir
Bu durumda ahlak:
içselleştirilmiş bir ilke değil, dış denetime bağlı bir davranış
olabilir.
Bir öğrenci yalnızca öğretmen varken kurallara uyuyorsa…
Bir çalışan yalnızca patron bakarken dürüst davranıyorsa…
Bir insan yalnızca toplum görürken ahlaklı davranıyorsa…
orada davranışın kaynağı:
vicdandan çok denetim
olabilir.
Bakara 92’nin kıssası insanı şu soruya götürür:
İnancımız gerçekten bizim mi, yoksa güçlü bir otorite yanımızdayken mi ayakta kalıyor?

Mucize Görmek İmanı Garantilemiyorsa İmanın Temeli Nedir
Kur’an’ın genel yaklaşımında iman:
yalnızca olağanüstü olay görmekten ibaret değildir.
Akıl,
vicdan,
vahiy,
tefekkür,
ahlaki tercih
birlikte önemlidir.
Mucize bir işaret olabilir.
Ama işaret:
insanın yerine karar vermez.
İnsan yine kabul etmek veya reddetmek konusunda bir iradeye sahiptir.
Bu nedenle iman:
mucizenin zorladığı mekanik bir sonuç değil, insanın verdiği bilinçli karşılıktır.

Bakara 92 Önceki “Biz Bize İndirilene İnanırız” Sözüne Nasıl Cevap Verir
- ayette bazı kişiler:
“Biz bize indirilene inanıyoruz.”
demişti.
- ayet ise adeta şöyle cevap verir:
Eğer Musa’ya ve ona verilene gerçekten bu kadar bağlıydınız:
Musa size apaçık deliller getirdikten sonra neden buzağıyı ilah edindiniz?
Bu son derece güçlü bir tutarlılık testidir.
İnsan kendi tarihini ideal biçimde anlatabilir.
Ama Kur’an:
iddianın tarihsel davranışla uyuşup uyuşmadığına
bakar.

İnsan Kendi Geçmişini Neden Daha Güzel Hatırlamaya Eğilimlidir
Çünkü kimlikler çoğu zaman seçilmiş hafızalar üzerine kurulur.
İnsan:
başarılarını hatırlar.
Hatalarını küçültür.
Kendi grubunun iyiliklerini öne çıkarır.
Kötülüklerini açıklamaya çalışır.
Böylece zamanla:
idealize edilmiş bir geçmiş
oluşabilir.
Bakara 92 ise geçmişi romantikleştirmek yerine:
ahlaki olarak değerlendirmeye
çağırır.
Gerçek geçmiş yalnızca gurur duyduğumuz bölümlerden oluşmaz.

Ayet Bütün İsrailoğullarını Aynı Şekilde mi Suçlamaktadır
Ayet tarihsel bir topluluğun içindeki ciddi bir sapmayı topluluk diliyle anlatır.
Ancak Kur’an’ın bütünlüğünde bütün bireylerin aynı olmadığı açıktır.
Nitekim Musa’nın kavmi içinde:
yanlışa karşı çıkan,
tevhide bağlı kalan,
sonradan tövbe eden
kişiler de bulunmaktadır.
Bu nedenle ayetin mesajını:
bütün Yahudiler hakkında zamansız ve değişmez bir karakter hükmüne
dönüştürmek doğru değildir.
Eleştirilen şey:
belirli bir tarihsel davranış ve onun temsil ettiği ahlaki tutarsızlıktır.

Bakara 92’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Bir gerçeği bir kez görmek yetmez; ona sadık kalabilecek bir karakter geliştirmek gerekir.
İnsan:
çok güçlü bir karar verebilir.
Hayatını değiştirmek isteyebilir.
Bir hata sonrasında:
“Bunu artık yapmayacağım.”
diyebilir.
Ama zaman geçtikçe ilk duygunun gücü azalabilir.
Bu yüzden gerçek değişim:
tek bir büyük an değil,
küçük ama sürekli tercihlerdir.
İman da böyledir.
Bir anlık heyecan değil:
süreklilik isteyen bir yöneliştir.

Son Söz
Bakara 92 Bize “Mucizeyi Görmek mi Daha Zor, Gördüğün Hakikate Sadık Kalmak mı?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 92. ayetin içinde insan davranışı açısından büyük bir paradoks vardır.
Musa gelmiştir.
Apaçık deliller getirmiştir.
Bir toplum büyük olaylara şahit olmuştur.
Firavun’un zulmünden kurtuluş yaşanmıştır.
İlahi müdahale görülmüştür.
Buna rağmen bir süre sonra:
buzağı kutsallaştırılmıştır.
İlk bakışta insan şöyle düşünebilir:
“Ben o mucizeleri görseydim asla böyle yapmazdım.”
Ama ayetin bize yönelttiği soru belki bundan daha rahatsız edicidir:
Gerçekten mi?
İnsan hayatında kaç kez güçlü bir gerçeği gördüğü halde eski alışkanlığına dönüyor?
Bir sağlık problemi yaşayıp:
“Artık kendime dikkat edeceğim.”
diyor.
Sonra unutuyor.
Bir ilişkide büyük bir hata yapıp:
“Bir daha böyle davranmayacağım.”
diyor.
Sonra eski davranış geri geliyor.
Bir kayıp yaşayıp hayatın geçiciliğini fark ediyor.
Bir süre sonra yeniden küçük şeylerin esiri oluyor.
Demek ki insanın problemi her zaman:
işaret görmemek değildir.
Bazen işareti görür.
Ders çıkarır.
Ama zamanla unutur.
Bakara 92’nin bu açıdan büyük mesajı şudur:
Hakikati görmek bir başlangıçtır; hakikate sadakat ise bir ömürlük iştir.
Ve belki “buzağı” yalnızca geçmişteki altın bir nesne değildir.
İnsan her çağda:
Allah ile arasına,
vicdanıyla arasına,
hakikatle arasına
yeni putlar koyabilir.
Para.
Güç.
Şöhret.
Grup aidiyeti.
Ego.
İnsan görüşü.
Bütün mesele şudur:
Hangisini nihai değer haline getiriyoruz?
Belki Bakara 92’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatında doğru olduğunu çok açık biçimde bildiğin halde, alışkanlıkların veya çıkarların yüzünden yeniden terk ettiğin hangi hakikatler var?
“İnsanın gördüğü mucizeler değil, o mucizelerden sonra verdiği kararlar karakterini belirler. Hakikat bir an için insanı sarsabilir; fakat onu gerçekten dönüştüren şey, zaman geçtikten sonra bile doğru bildiğine sadık kalabilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu