Bakara Suresi 85. Ayette “Sonra Sizler Birbirinizi Öldürüyor, İçinizden Bir Kısmını Yurtlarından Çıkarıyor, Onlara Karşı Günah Ve Düşmanlıkta Birleşiyor; Esir Olarak Size Geldiklerinde İse Fidye Verip Onları Kurtarıyorsunuz. Oysa Onları Yurtlarından Çıkarmak Size Zaten Haram Kılınmıştı. Yoksa Kitabın Bir Kısmına İnanıp Bir Kısmını İnkâr mı Ediyorsunuz?” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanın en büyük ahlaki çelişkilerinden biri, işine gelen hükmü kutsal sayıp bedel ödeten hükmü görmezden gelmesidir. Parçalanmış itaat, çoğu zaman inancı değil çıkarı merkeze alır.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 85. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 85. ayeti, bir önceki ayette hatırlatılan:
“Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız.”
ahdinin ihlal edildiğini anlatır.
Ayet son derece sert bir çelişkiyi ortaya koyar.
Bir taraftan:
birbirlerini öldürmektedirler.
Bir kısmını yurtlarından çıkarmaktadırlar.
Düşmanlıkta birbirlerine destek olmaktadırlar.
Fakat aynı kişiler esir düştüğünde:
dini bir hükmü yerine getirmek için fidye verip onları kurtarmaktadırlar.
Yani bir hükmü uygularken başka bir hükmü çiğnemektedirler.
Kur’an bunun üzerine çok güçlü bir soru sorar:
“Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?”
Ayetin Asıl Çelişkisi Nedir
Çelişki şudur:
Bir insanı yurdundan çıkarmak yasaktır.
Ama bunu yaparlar.
Sonra aynı kişi esir düşünce onu kurtarmanın dinî bir yükümlülük olduğunu hatırlarlar.
Yani:
Önce yasağı çiğniyorlar.
Sonra:
başka bir hükmü uygulayarak dindarlık gösteriyorlar.
Kur’an burada parçalı bir ahlak anlayışını eleştirir.
Çünkü din yalnızca:
işimize gelen hükümleri seçtiğimiz bir menü değildir.
“Birbirinizi Öldürüyorsunuz” İfadesi Neden Tekrar Edilir
- ayette kan dökmeme konusunda söz verilmişti.
- ayette ise bunun ihlal edildiği söylenir.
Bu tekrar önemli bir yöntemdir.
Önce ilke belirtilir.
Sonra davranış gösterilir.
Böylece okuyucu teorik söz ile gerçek hayat arasındaki uçurumu görür.
İnsan:
“Ben şiddete karşıyım.”
diyebilir.
Ama çıkarı değiştiğinde şiddeti destekleyebilir.
İşte Kur’an burada insanı kendi sloganlarıyla değil:
fiilleriyle
değerlendirir.
“Yurtlarından Çıkarıyorsunuz” İfadesi Neden Bu Kadar Ağırdır
Çünkü sürgün yalnızca yer değiştirme değildir.
Bir insanı yurdundan çıkarmak:
evinden,
ailesinden,
mülkünden,
güveninden,
alıştığı hayattan
koparmaktır.
Bu nedenle önceki ayette böyle bir davranış açık biçimde yasaklanmıştı.
- ayet ise bu yasağın bilindiği halde çiğnendiğini gösterir.
Buradaki ahlaki problem:
yasak olduğunu bilerek zulme katılmaktır.
“Günah Ve Düşmanlıkta Birleşiyorsunuz” Ne Anlama Gelir
Ayet yalnızca bireysel yanlışlardan söz etmez.
İnsanların:
yanlış yapmak için birbirlerine yardım ettiklerini
de belirtir.
Bu çok önemli bir noktadır.
İyilikte dayanışma mümkün olduğu gibi:
kötülükte dayanışma da mümkündür.
Bir kişi tek başına yapamayacağı haksızlığı grup desteğiyle gerçekleştirebilir.
İnsanlar birbirlerine:
cesaret,
meşruiyet,
güç
sağlayabilir.
Böylece bireysel kötülük:
kolektif zulme
dönüşebilir.
Grup İçinde Yapılan Kötülük Neden Daha Kolaylaşabilir
Çünkü bireysel sorumluluk dağılıyor gibi hissedilebilir.
İnsan şöyle düşünebilir:
“Herkes yapıyor.”
“Kararı ben vermedim.”
“Ben sadece yardım ettim.”
“Grubun kararıydı.”
Bu düşünceler kişinin vicdan yükünü azaltabilir.
Ama ahlaki sorumluluk ortadan kalkmaz.
Bakara 85’in önemli uyarılarından biri şudur:
Bir haksızlık kalabalık tarafından yapıldığında haksızlık olmaktan çıkmaz.
Esirleri Fidye Vererek Kurtarmaları Neden Tek Başına İyi Görünmüyor
Normal şartlarda bir esiri kurtarmak iyi bir davranış olabilir.
Fakat ayetin bağlamında sorun şudur:
Aynı kişiler:
önce insanları sürgüne ve çatışmaya sürüklüyor,
sonra esir düştüklerinde:
onları kurtarmak için ödeme yapıyorlar.
Bu, ahlaki tutarsızlığı görünür hale getirir.
Bir insan önce zararı üretip sonra zararın bir bölümünü gidermekle:
ilk sorumluluğundan kurtulmaz.
Bir Sorunu Üretip Sonra Çözümüne Katkı Sağlamak Ahlaki Tutarsızlık mıdır
Bazı durumlarda evet.
Bir kurum insanlara zarar verir.
Sonra yardım kampanyası düzenler.
Bir kişi başkasını zor durumda bırakır.
Sonra yardım ederek kendisini iyi hisseder.
Bir sistem eşitsizlik üretir.
Sonra küçük yardımlarla bunu telafi etmeye çalışır.
Yardım yine değerli olabilir.
Ama önce şu soruyu sormak gerekir:
Bu zararın oluşmasına benim katkım var mıydı?
Bakara 85’in mantığı bunu çok güçlü biçimde düşündürür.
“Kitabın Bir Kısmına İnanıp Bir Kısmını İnkâr mı Ediyorsunuz?” Ne Demektir
Ayetin merkezindeki soru budur.
Buradaki “inkâr” yalnızca sözle:
“Ben bu hükme inanmıyorum.”
demek olmayabilir.
Bir hükmü bildiği halde sistematik biçimde çiğnemek de:
onu fiilen değersizleştirmek
anlamına gelebilir.
Bir hükmü uyguluyorlar:
Esiri kurtarmak.
Başka hükmü çiğniyorlar:
İnsanları yurtlarından çıkarmamak.
Böylece din:
seçici bir uygulamaya
dönüşür.
Seçmeci Dindarlık Nedir
Seçmeci dindarlık, insanın dinin yalnızca kendisine uygun gelen bölümlerini öne çıkarıp diğerlerini geri plana atmasıdır.
Örneğin kişi:
ibadeti önemser ama adaleti önemsemez.
Helal harama dikkat eder ama kul hakkını küçümser.
Dini kimliği savunur ama diliyle insanları ezer.
Sadakayı önemser ama ticarette haksızlık yapar.
Bakara 85’in eleştirdiği temel yapı tam da budur:
Parçalı itaat.

İnsan Neden Dinin Bazı Hükümlerini Seçmeye Eğilimlidir
Çünkü bazı hükümler kolaydır.
Bazıları ise çıkarımıza dokunur.
Bir ibadet:
alışkanlık haline gelebilir.
Ama adaletli davranmak:
para kaybettirebilir.
Affetmek:
gurura zor gelebilir.
Doğruyu söylemek:
makam kaybettirebilir.
Haksız kazançtan vazgeçmek:
maddi bedel gerektirebilir.
İşte burada insanın gerçek bağlılığı sınanır.
İlkeye mi bağlıyız, yoksa rahatımıza mı?

Ayet Din İle Ahlakın Parçalanmasını mı Eleştiriyor
Evet, çok güçlü biçimde.
Bir insan:
dini ritüellere bağlı olabilir.
Ama aynı zamanda:
zulme destek verebilir.
Bu durumda Kur’an şu soruyu gündeme getirir:
İbadet ile ahlak neden birbirinden koptu?
Bakara 85’in mesajı, dini yalnızca bireysel ibadetlere indirgemeyi reddeden güçlü bir uyarıdır.
Din:
adalet,
insan hayatı,
hak,
özgürlük,
sorumluluk
gibi alanlara da dokunur.

“Kitabın Bir Kısmına İnanmak” Günümüzde Nasıl Görünebilir
Bu ayet doğrudan modern toplumları anlatmaz.
Ama ilkesi bugüne taşınabilir.
Bir insan:
dinî mirasa sahip çıkar.
Ama adalet ayetlerini görmezden gelir.
Merhametten söz eder.
Ama nefret dili kullanır.
Kul hakkını savunur.
Ama iş hayatında insanları sömürür.
İbadetin görünür kısmını korur.
Ama ahlakın maliyetli kısmından kaçınır.
Bu durumda şu soru ortaya çıkar:
İnanç gerçekten bütünlüklü mü, yoksa seçilmiş parçalardan mı oluşuyor?

Ayet Çifte Standart Hakkında Ne Söyler
Çok güçlü bir eleştiri içerir.
Çifte standart:
aynı ilkeyi farklı kişilere farklı uygulamaktır.
Bizden biri yaparsa:
mazur görürüz.
Karşı taraf yaparsa:
öfke duyarız.
Bizim grubumuz sürgün ederse:
gerekçe buluruz.
Bizim insanımız sürgüne uğrarsa:
adalet isteriz.
Bu durumda artık ilkeye değil:
tarafa
bağlıyızdır.
Bakara 85 tam olarak bu ahlaki tutarsızlığı görünür hale getirir.

Dinî Hükümlerin Bütünlüğü Neden Önemlidir
Çünkü ahlak parçalandığında insan istediği sonucu kolayca meşrulaştırabilir.
Sadece merhameti alırsa adaleti unutabilir.
Sadece cezayı alırsa rahmeti unutabilir.
Sadece ibadeti alırsa toplumsal sorumluluğu unutabilir.
Sadece toplumsal tarafı alırsa manevi boyutu yok sayabilir.
Kur’an’ın bütünlüğü:
denge ister.
Bakara 85’in sorusu bu yüzden derindir:
Bir parçayı kabul edip diğerini çıkar uğruna yok saymak, gerçekten teslimiyet midir?

Ayette Geçen Dünyevi Rezillik Uyarısı Nasıl Anlaşılmalıdır
Ayetin devamında bu tür davranışların dünyada:
zillet ve rezillik
sonucuna yol açacağı, ahirette ise daha ağır bir karşılığının bulunduğu bildirilir.
Burada önemli bir ilke vardır:
Ahlaki tutarsızlık yalnızca ahirette sonuç doğurmaz.
Dünyada da:
güven kaybı,
toplumsal çözülme,
itibar kaybı,
çatışma
üretebilir.
Bir toplum kendi koyduğu ahlaki kuralları sürekli çiğnerse:
kurumlarına ve birbirine olan güveni zayıflar.

“Allah Yaptıklarınızdan Habersiz Değildir” Mesajı Bu Ayette Neyi Tamamlar
Ayetin sonunda yine ilahi bilgi hatırlatılır.
İnsan kendi davranışını:
gerekçelendirebilir.
Kendi grubuna haklı gösterebilir.
Kendisine dinî bir açıklama üretebilir.
Ama Kur’an’ın perspektifinde:
gerçek niyet ve gerçek fiil Allah’ın bilgisindedir.
Bu nedenle insanın kendi kendini aklaması:
nihai ölçü değildir.

Bakara 85’ten Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
İlkelerini seçerek değil, bedeli olduğunda da koruyarak yaşa.
İnsan kendisine kolay gelen yerde dürüst olabilir.
Asıl test:
dürüstlüğün zarar getirdiği yerde başlar.
İnsan barışı savunabilir.
Asıl test:
öfkeliyken başlar.
İnsan adaleti savunabilir.
Asıl test:
adalet kendi grubunun aleyhine olduğunda başlar.
İşte Bakara 85’in ahlaki ağırlığı burada ortaya çıkar:
İlke, ancak tarafımıza karşı da uygulandığında gerçekten ilkedir.

Son Söz
Bakara 85 Bize “İnandığımız İlkeleri İşimize Geldiği Kadar mı Uyguluyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 85. ayet, insanın kendi inancı içindeki çelişkilerini olağanüstü sert biçimde açığa çıkarır.
Bir tarafta hüküm vardır:
Kan dökmeyin.
İnsanları yurtlarından çıkarmayın.
Diğer tarafta fiil vardır:
Öldürüyorlar.
Sürüyorlar.
Düşmanlıkta yardımlaşıyorlar.
Sonra başka bir hüküm hatırlanıyor:
Esirleri kurtarın.
Ve bunu uyguluyorlar.
Kur’an işte tam burada sorar:
“Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?”
Bu soru yalnızca geçmişteki bir topluluğun sorusu değildir.
Bugün de insanın önündedir.
Merhameti seviyoruz ama adaleti bedelli buluyor muyuz?
İbadeti seviyoruz ama kul hakkını ihmal ediyor muyuz?
Doğruluğu savunuyoruz ama kendi çıkarımız söz konusu olduğunda susuyor muyuz?
Özgürlüğü kendimiz için isterken başkasına vermiyor muyuz?
Kendi grubumuzun mağduriyetine duyarlı olup başkasının acısını görmezden geliyor muyuz?
Eğer cevap evetse mesele bilgi eksikliği değildir.
Tutarlılık problemidir.
Çünkü insanın inancı en çok rahat alanlarında değil:
çıkarıyla ilkesi çatıştığında
ortaya çıkar.
Belki Bakara 85’in insana yönelttiği en sert soru şudur:
Gerçekten kitaba mı uyuyoruz, yoksa kitaptan kendi hayatımıza uygun parçalar mı seçiyoruz?
“İlkeye sadakat, ilke bizi haklı çıkardığında değil, bizi sınırladığında belli olur. İşimize gelen hükmü kutsal, işimize gelmeyeni görünmez yapmak; inancı değil, çıkarı merkeze almaktır.”
Ersan Karavelioğlu