📖 Bakara Suresi 144. Ayette “Yüzünü Göğe Çevirip Durduğunu Görüyoruz. Seni Elbette Hoşnut Olacağın Bir Kıbleye Çevireceğiz. Artık Yüzünü Mescid-i

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,812
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 144. Ayette “Yüzünü Göğe Çevirip Durduğunu Görüyoruz. Seni Elbette Hoşnut Olacağın Bir Kıbleye Çevireceğiz. Artık Yüzünü Mescid-i Haram Tarafına Çevir. Nerede Olursanız Olun, Yüzlerinizi O Yöne Çevirin. Kendilerine Kitap Verilenler Bunun Rablerinden Gelen Gerçek Olduğunu Çok İyi Bilirler. Allah Yaptıklarından Habersiz Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“İnsan bazen cevabını beklediği duayı yüksek sesle söylemeden de taşır. Kalbin yöneldiği şeyi Allah bilir; fakat cevap geldiğinde asıl sınav, arzunun gerçekleşmesinden sonra emre ne kadar sadık kalabildiğimizdir.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 144. Ayette Ne Anlatılmaktadır ❓


Bakara Suresi’nin 144. ayeti, kıblenin Kâbe’ye çevrilmesini artık açık ve doğrudan bir emir haline getirir.


Hz. Muhammed’in:


yüzünü göğe doğru çevirdiği


bildirilir.


Ardından Allah:


“Seni hoşnut olacağın bir kıbleye çevireceğiz.”


buyurur.


Ve açık emir gelir:


“Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.”


Bu emir yalnızca Hz. Muhammed’e değil, bütün Müslümanlara yöneltilir:


“Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o yöne çevirin.”


Böylece kıble artık kesin biçimde:


Mekke’deki Kâbe yönü


olarak belirlenmiş olur.


2️⃣ Hz. Muhammed Neden Yüzünü Göğe Çeviriyordu ❓


Ayet, Hz. Muhammed’in göğe doğru tekrar tekrar yönelişini anlatır.


Bu, klasik tefsirlerde onun:


kıblenin Kâbe’ye çevrilmesini arzuladığı


şeklinde yorumlanmıştır.


Dikkat çekici nokta şudur:


Ayet burada uzun bir sözlü duayı aktarmıyor.


Ama Allah:


onun yönelişini görüyor.


Bu, dua açısından çok güçlü bir anlam taşır.


İnsan bazen:


ne istediğini açıkça söylemese bile,


kalbinin bekleyişi ve yönelişi:


Allah’ın bilgisi dışına çıkmaz.


3️⃣ “Yüzünü Göğe Çevirip Durduğunu Görüyoruz” İfadesi Allah’ın Gökte Olduğunu mu Gösterir ❓


Bu ifadeden basit biçimde:


“Allah fiziksel olarak göğün içindedir.”


sonucu çıkarılmamalıdır.


Göğe yönelmek birçok dinî gelenekte:


yücelik,


dua,


ilahi yardım beklentisi


ile ilişkilendirilen sembolik bir harekettir.


Kur’an’ın genel Allah anlayışında Allah:


yaratılmış mekânla sınırlı değildir.


Dolayısıyla burada asıl vurgu:


Hz. Muhammed’in beklentisinin Allah tarafından görüldüğüdür.


4️⃣ Hz. Muhammed Kâbe’yi Neden Kıble Olarak Arzuluyordu ❓


Bunun birkaç anlamlı sebebi üzerinde durulmuştur.


Kâbe:


Hz. İbrahim ile ilişkilendirilen tevhid merkeziydi.


Hz. Muhammed’in doğduğu şehir Mekke’de bulunuyordu.


Kur’an da önceki ayetlerde İbrahim’in:


Kâbe’yi inşa etmesi,


onu temiz tutması,


gelecek nesiller için dua etmesi


üzerinde uzun uzun durmuştu.


Dolayısıyla Kâbe’ye yöneliş:


sadece coğrafi bir tercih değil,


İbrahimî tevhid mirasıyla güçlü bir bağ


oluşturuyordu.


5️⃣ “Seni Hoşnut Olacağın Bir Kıbleye Çevireceğiz” Ne Anlama Gelir ❓


Burada Hz. Muhammed’in arzusuna:


ilahi cevap


verilmektedir.


Fakat çok önemli bir nokta vardır:


Kıble yalnızca peygamber istediği için değişmiş değildir.


Son karar:


Allah’ın emridir.


Peygamber arzu eder.


Allah uygun görür.


Ve hüküm gelir.


Bu nedenle ayet:


dua ile vahiy arasındaki farkı da korur.


Peygamberin isteği vardır.


Ama dinî hükmün kaynağı:


ilahi iradedir.


6️⃣ Allah’ın Peygamberinin Arzusuna Cevap Vermesi Ne Öğretir ❓


Allah ile peygamber arasındaki ilişkinin:


yalnızca emir ve itaat ilişkisi değil,


aynı zamanda:


ilahi ilgi ve yakınlık


boyutu bulunduğunu gösterir.


Hz. Muhammed’in içindeki bir arzu görülmekte ve karşılık bulmaktadır.


Bu, insan için de güzel bir manevi ders olabilir:


Allah’a yönelen insanın:


sözü,


duası,


bekleyişi


önemsiz değildir.


Fakat cevap:


her zaman kişinin istediği biçimde veya zamanda olmak zorunda değildir.


Bakara 144’te cevap:


istenilen yönde gelmiştir.


7️⃣ “Yüzünü Mescid-i Haram Tarafına Çevir” Ne Demektir ❓


Mescid-i Haram:


Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu kutsal mabeddir.


Ayet Hz. Muhammed’e:


namazda yüzünü bu yöne çevirmesini


emreder.


Burada “Mescid-i Haram tarafı” ifadesi önemlidir.


Dünyanın uzak bölgelerinde bulunan insanların:


Kâbe’nin fiziksel yapısını gözleriyle görmeleri gerekmez.


İbadet açısından:


onun yönüne yönelmek


esastır.


Bu nedenle kıble:


coğrafi olarak belirlenebilen ortak ibadet yönüdür.


8️⃣ Neden “Nerede Olursanız Olun” Deniliyor ❓


Çünkü emir sadece Medine’deki Müslümanlara ait değildir.


İslam yayıldıkça:


farklı ülkelerde,


farklı kıtalarda,


farklı coğrafyalarda


Müslümanlar bulunacaktır.


Ayet:


“Nerede olursanız olun.”


diyerek kıbleyi evrensel bir ibadet düzenine dönüştürür.


Müslüman nerede olursa olsun:


aynı merkeze yönelir.


Bu da ümmetin:


mekânı aşan birlik sembollerinden biri


haline gelir.


9️⃣ Kâbe’ye Dönmek Kâbe’ye Tapmak mıdır ❓


Hayır.


Bu ayrımı yeniden açık biçimde yapmak gerekir.


Müslüman:


Kâbe’ye ibadet etmez.


Kâbe’ye yönelerek:


Allah’a ibadet eder.


Bir yönün bulunması:


o yöndeki nesnenin ilah olduğu anlamına gelmez.


Kâbe:


ibadetin ortak yönüdür.


Allah ise:


ibadetin tek muhatabıdır.


Bu ayrım tevhidin korunması açısından son derece önemlidir.


🔟 Kıble Neden Bu Kadar Güçlü Bir Birlik Sembolüdür ❓


Çünkü milyonlarca insan:


birbirini tanımadan,


aynı dili konuşmadan,


aynı kültürde yaşamadan


aynı yöne döner.


Bir Müslüman İstanbul’da.


Bir diğeri Tokyo’da.


Bir başkası Cape Town’da.


Bir başkası New York’ta.


Hepsi namazda:


aynı merkeze yönelir.


Bu fiziksel yön:


şu güçlü mesajı üretir:


Merkezimiz farklı değil.


Birlik:


herkesin aynı kişi olması değil,


aynı hakikate yönelmesidir.


1️⃣1️⃣ Kıble Birliği Müslümanların Gerçekten Bir Olmasını Garanti Eder mi ❓


Hayır.


Aynı yöne dönmek:


ahlaki birliği otomatik olarak sağlamaz.


İki insan aynı kıbleye dönebilir.


Ama birbirine:


zulmedebilir.


Aynı camide namaz kılabilir.


Ama dışarı çıktığında:


birbirinin hakkını yiyebilir.


Bu nedenle kıble:


birlik için güçlü bir semboldür.


Fakat sembolün:


ahlaka dönüşmesi gerekir.


Aynı yöne dönen insanların:


adalet,


merhamet,


kardeşlik


konusunda da ortaklaşması beklenir.


1️⃣2️⃣ “Ehl-i Kitap Bunun Rablerinden Gelen Gerçek Olduğunu Bilirler” Ne Anlama Gelir ❓


Ayet burada Ehl-i Kitap’tan bazı kimselerin:


kıble meselesinin ve peygamberlik hakikatinin ilahi kaynakla ilişkisini bildiklerini


ifade eder.


Bu ifade:


bütün Yahudilerin ve bütün Hristiyanların her çağda bunu bildiği


şeklinde genellenmemelidir.


Kur’an’ın kendi tarihsel muhatapları içinde:


bilgi sahibi olup buna rağmen karşı çıkan kimseler


eleştirilmektedir.


Buradaki temel problem:


bilgisizlikten çok, bilinen hakikate karşı direnç


olabilir.


1️⃣3️⃣ İnsan Bildiği Bir Gerçeğe Neden Karşı Çıkabilir ❓


Çünkü bilgi her zaman davranışı belirlemez.


İnsan gerçeği bilebilir.


Ama:


çıkarı,


grup kimliği,


kibri,


alışkanlığı


onu başka yöne çekebilir.


Bir insan:


haksız olduğunu bilir.


Ama özür dilemez.


Bir görüşünün yanlış olduğunu fark eder.


Ama yıllardır savunduğu için geri adım atmak istemez.


Bu durumda sorun:


delil eksikliği değil, ego direnci


olabilir.


Bakara 144’ün bağlamı böyle bir psikolojiyi de düşündürür.


1️⃣4️⃣ Kıblenin Değişmesi Müslüman Toplumun Bağımsız Kimliği Açısından Ne İfade Eder ❓


Kıblenin Kâbe’ye çevrilmesi Müslüman topluluğun:


İbrahimî köklere bağlı,


ama kendi vahiy düzeni içinde şekillenen


ayrı bir ibadet kimliğini güçlendirmiştir.


Bu sadece:


“başkalarından farklı olmak”


için yapılmış bir değişiklik değildir.


Asıl temel:


Allah’ın emridir.


Fakat tarihsel sonuçlarından biri de:


Müslüman toplumun kendine özgü:


ortak ibadet merkezinin belirginleşmesi


olmuştur.


1️⃣5️⃣ Bir Toplumun Ortak Sembollere İhtiyacı Var mıdır ❓


Evet.


Semboller:


ortak hafızayı,


aidiyeti,


birlik duygusunu


güçlendirebilir.


Bayraklar.


Mekânlar.


Ritüeller.


Ortak günler.


Dinî semboller.


Fakat sembol:


amacın yerine geçmemelidir.


Kâbe’nin değeri:


taşlarının kendisinden önce,


Allah’a kulluğun ortak merkezi oluşundadır.


Sembol korunduğu halde:


anlam kaybolursa,


insan kabuğu yaşatıp özü kaybedebilir.


1️⃣6️⃣ “Allah Yaptıklarınızdan Habersiz Değildir” Neden Ayetin Sonunda Yer Alıyor ❓


Bu cümle hem:


uyarı


hem de:


teselli


taşır.


Kıble emrine samimiyetle uyanların davranışları:


Allah tarafından bilinmektedir.


Aynı şekilde:


hakikati bildiği halde gizleyen veya karşı çıkanların tavrı da:


Allah’ın bilgisi dışına çıkmaz.


İnsan dışarıda ne söylediğini kontrol edebilir.


Ama içindeki:


samimiyet,


inat,


çıkar hesabı


Allah’tan gizli değildir.


Bu nedenle kıble tartışması sonunda:


yeniden niyet ve hesap bilincine


bağlanır.


1️⃣7️⃣ Bakara 143 Ve 144 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar ❓


  1. ayette:

kıble değişikliğinin:


iman ve itaat sınavı


olduğu anlatılmıştı.


  1. ayette ise:

yeni kıble açıkça belirlenir:


Mescid-i Haram.


143:


Değişikliğin hikmetini


anlatır.


144:


Yeni yönü


belirler.


Bu iki ayet birlikte:


bir yandan:


ümmetin içindeki teslimiyeti sınar,


diğer yandan:


ona ortak ve belirgin bir:


ibadet merkezi


kazandırır.


1️⃣8️⃣ Bakara 144’ten Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir ❓


Belki şöyle özetlenebilir:


Bir yön istemek başka, o yön verildiğinde ona sadık kalmak başka şeydir.


İnsan Allah’tan:


iş,


eş,


imkân,


çözüm,


yol


isteyebilir.


Sonra kapı açıldığında:


o nimetin sorumluluğunu unutabilir.


Hz. Muhammed’in arzuladığı kıble verilir.


Ama ardından:


açık bir emir gelir:


“Yüzünü o yöne çevir.”


Yani dua gerçekleştiğinde:


sorumluluk başlar.


İnsan bazen cevabı ister.


Ama cevabın getirdiği yükümlülüğü istemez.


1️⃣9️⃣ Son Söz ❓ Bakara 144 Bize “Allah’tan Bir Yön İstiyoruz; Peki O Yön Gösterildiğinde Gerçekten Dönebiliyor muyuz?” Diye mi Soruyor ❓


Bakara Suresi 144. ayet son derece insanî bir görüntüyle başlar:


Hz. Muhammed göğe bakıyor.


Bir beklenti var.


Bir arzu var.


Bir yön değişikliği umudu var.


Ve Allah:


“Yüzünü göğe çevirdiğini görüyoruz.”


buyuruyor.


Bu cümle çok derindir.


Çünkü insan hayatında:


kimseye anlatmadığı beklentiler taşıyabilir.


Bazı duaları yüksek sesle söylemez.


Bazen kelime bile bulamaz.


Sadece:


bekler.


Göğe bakar.


İçinden geçirir.


Ve Kur’an’ın Allah anlayışında:


o sessiz bekleyiş de görülür.


Fakat ayetin güzelliği yalnızca:


“Allah istediğini verdi.”


noktasında değildir.


Çünkü hemen sonra:


emir


gelir.


“Artık yüzünü Mescid-i Haram’a çevir.”


Yani cevap geldi.


Şimdi:


hareket et.


Bu hayat açısından olağanüstü güçlü bir ilkedir.


İnsan bazen:


“Allah bana bir yol göstersin.”


der.


Sonra yol gösterildiğinde:


alışkanlıklarından vazgeçmek istemez.


“Bir fırsat çıksın.”


der.


Fırsat çıkar.


Ama çalışmak istemez.


“Doğru insanlarla karşılaşayım.”


der.


Karşılaşır.


Ama kendi karakterini düzeltmek istemez.


“Gerçeği göreyim.”


der.


Gerçek ortaya çıkar.


Ama:


egosu kabul etmez.


Demek ki yol istemek:


yeterli değildir.


Yön gösterildiğinde:


dönebilmek gerekir.


Kıble tam da bunun fiziksel sembolüdür.


İnsan önce:


bir yöne bakmaktadır.


Sonra Allah:


“Dön.”


der.


Ve mümin:


döner.


Bedeni dönüyor.


Ama aslında daha derinde:


itaati dönüyor.


Burada insanın en temel sınavlarından biri görünür:


Eski yönü:


alışkanlık olduğu için mi tutacak?


Yoksa yeni yönü:


Allah emrettiği için mi kabul edecek?


İnsan için alışılmış olan şey çok güçlüdür.


Bir düşünceyi yıllarca savunmuş olabiliriz.


Bir alışkanlığı yıllarca sürdürmüş olabiliriz.


Bir insan hakkında yıllarca aynı kanaati taşımış olabiliriz.


Sonra yeni bir gerçek ortaya çıkar.


Ve hakikat bize:


“Dön.”


der.


İşte o anda karakter belli olur.


Bazı insanlar şöyle der:


“Ben yıllardır bunu savundum, artık dönemem.”


Ama hakikate sadık insan:


“Yıllardır yanlış yaptıysam, bir gün daha yanlışta kalmak için sebep yok.”


diyebilir.


Belki kıble değişikliğinin insan psikolojisine en büyük yansıması budur:


Yön değiştirmek her zaman tutarsızlık değildir.


Bazen yön değiştirmemek:


inat olabilir.


Eğer yeni yönün doğruluğu ortaya çıkmışsa:


dönmek:


zayıflık değil, sadakat


olabilir.


Ayet sonra:


“Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o yöne çevirin.”


der.


Bu cümle bütün coğrafyaları tek bir merkez etrafında toplar.


Düşünün:


dünyanın bir ucundaki insanla diğer ucundaki insan:


birbirini hiç tanımıyor.


Dilleri farklı.


Ten renkleri farklı.


Hayat şartları farklı.


Ama namaz vakti geldiğinde:


aynı merkeze dönüyorlar.


Bu çok güçlü bir insanlık görüntüsüdür.


Fakat burada yine zor soru gelir:


Eğer yüzlerimiz aynı merkeze dönüyorsa:


kalplerimiz neden bu kadar farklı yönlere dağılabiliyor?


Aynı kıbleye dönen iki insan:


birbirine düşman olabilir.


Aynı Kâbe’ye yönelen iki toplum:


birbirine haksızlık yapabilir.


Demek ki fiziksel kıble:


tek başına yeterli değildir.


Onun temsil ettiği:


ortak kulluk bilinci


hayata taşınmalıdır.


Belki insanın iki kıblesi vardır gibi düşünülebilir:


Biri:


bedeninin kıblesi.


Diğeri:


hayatının kıblesi.


Bedeninin kıblesi:


Kâbe.


Peki hayatının kıblesi?


Kararlarının merkezi ne?


Para mı?


Onay mı?


Güç mü?


Korku mu?


Ego mu?


Allah’a karşı sorumluluk mu?


İşte insanın gerçek yönü:


yalnız namazda ne tarafa baktığından değil,


hayatın kritik anlarında hangi değere döndüğünden


anlaşılır.


Ve ayetin sonunda:


“Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.”


denir.


Yani sadece yüzün döndüğü yön değil:


neden döndüğün


de bilinir.


İnsan kalabalıkla birlikte Kâbe’ye dönebilir.


Ama kalbi başka bir merkeze bağlanmış olabilir.


İşte ibadetin büyük sınavı:


dış hareket ile iç yönelişin:


aynı merkeze ulaşmasıdır.


Belki Bakara 144’ün bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:


Namazda yönümüzün yanlış olduğunu fark ettiğimiz anda hemen Kâbe’ye dönüyoruz; peki hayatımızın yönünün yanlış olduğunu fark ettiğimizde de aynı hızla dönebiliyor muyuz?


“Kıble değişikliği insana yön değiştirmenin her zaman kayıp olmadığını öğretir. Bazen insanın en büyük sadakati, yanlış olduğunu gördüğü eski yönü savunmak değil, hakikat nereye çağırıyorsa oraya dönebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt