Bakara Suresi 142. Ayette “İnsanlardan Birtakım Akılsızlar, ‘Onları Daha Önce Yöneldikleri Kıbleden Çeviren Nedir?’ Diyecekler. De ki: Doğu da Batı da Allah’ındır. O, Dilediğini Dosdoğru Yola İletir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen hakikatin özünü değil, alıştığı yönün değişmesini problem eder. Oysa kutsal olan yönün kendisi değil, o yönü anlamlı kılan Allah’a teslimiyettir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 142. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 142. ayeti, surenin önemli dönüm noktalarından biri olan kıblenin değişmesi konusuna giriş yapar.
Müslümanlar bir dönem namazlarında Beytülmakdis’e, yani Kudüs yönüne dönmüşlerdi.
Daha sonra kıble:
Mekke’deki Kâbe’ye
çevrildi.
Ayet, bu değişikliğin bazı insanlar tarafından eleştirileceğini önceden bildirir:
“Onları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren nedir?”
Kur’an’ın cevabı ise son derece temel bir ilkeye dayanır:
“Doğu da batı da Allah’ındır.”
Yani hiçbir coğrafi yön kendi başına kutsallığın kaynağı değildir.
Yönü anlamlı hale getiren:
Allah’ın emridir.
Kıble Nedir
Kıble:
namaz kılarken yönelinen yönü ifade eder.
Bugün Müslümanların kıblesi:
Mekke’de bulunan Kâbe’dir.
Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman namaz kılarken Kâbe yönüne döner.
Ancak burada çok önemli bir ayrım vardır:
Müslüman:
Kâbe’ye ibadet etmez.
Kâbe’ye yönelerek:
Allah’a ibadet eder.
Kıble:
ibadetin yönüdür.
İbadetin nesnesi:
Allah’tır.
Müslümanların İlk Kıblesi Neresiydi
İslam geleneğinde Hz. Muhammed ve ilk Müslümanların bir dönem:
Beytülmakdis’e, yani Kudüs’teki kutsal mabed yönüne
doğru namaz kıldıkları kabul edilir.
Medine döneminde ise kıble:
Kâbe’ye çevrilmiştir.
Bakara Suresi’nin 142. ayetinden itibaren:
bu değişiklik ayrıntılı biçimde ele alınmaya başlanır.
Bu nedenle 142. ayet:
kıble değişikliği bölümünün giriş ayeti
olarak düşünülebilir.
Allah Neden Kıbleyi Değiştirdi
Sonraki ayetler bu değişikliğin hikmetlerinden bazılarını açıklayacaktır.
Özellikle:
kimin peygambere gerçekten uyduğu
ve:
kimin geriye döneceğinin ortaya çıkması
gibi bir sınav boyutu zikredilir.
Buradaki temel düşünce şudur:
Kıble değişikliği yalnızca:
coğrafi bir yön değişikliği
değildir.
Aynı zamanda:
itaat ve teslimiyet sınavıdır.
İnsan alıştığı yönü mü kutsallaştıracaktır?
Yoksa Allah’ın emrine mi uyacaktır?
Ayette “Akılsızlar” Diye Çevrilen “Süfehâ” Kimlerdir
Arapça metinde:
“es-süfehâü mine’n-nâs”
ifadesi geçer.
“Süfehâ”:
sağduyusuz davrananlar,
hafif düşünceli kimseler,
hikmetsizce hareket edenler
gibi anlamlara gelebilir.
Buradaki ifade her farklı düşünen insana:
hakaret etme izni değildir.
Eleştirilen tavır:
kıblenin değişmesini, Allah’ın bütün yönlerin Rabbi olduğu gerçeğini dikkate almadan dinin çelişkisi gibi kullanmaya çalışmaktır.
Yani Kur’an’ın eleştirisi:
bir etnik kimlikten çok:
bir düşünme biçimine
yöneliktir.
“Onları Kıbleden Çeviren Nedir?” Sorusu Neden Eleştiriliyor
Sorunun kendisi tek başına problem değildir.
İnsan:
“Niçin kıble değişti?”
diye samimiyetle sorabilir.
Bu doğal ve hatta öğretici bir sorudur.
Sorun:
sorunun arkasındaki niyettir.
Eğer soru:
gerçeği anlamak için değil,
“Bakın, önce başka yöne dönüyorlardı, şimdi başka yöne; demek ki ortada tutarsızlık var.”
şeklinde küçümseme amacı taşıyorsa başka bir anlam kazanır.
Kur’an’ın eleştirisi:
soru sormaya değil, soruyu hakikatten kaçmak için kullanmaya
yöneliktir.
Kıblenin Değişmesi Allah’ın Fikrini Değiştirdiği Anlamına mı Gelir
Hayır.
İslam teolojisinde Allah’ın:
bilgisinin değişmesi,
sonradan yeni bir şey öğrenmesi
düşünülmez.
Bir hükmün belirli bir dönemde uygulanıp daha sonra başka bir hükmün gelmesi:
Allah’ın yeni bilgi edinmesi anlamına gelmez.
İnsanların bulunduğu tarihsel süreç içinde:
farklı aşamalar ve farklı hükümler
bulunabilir.
Bakara 106’da gördüğümüz nesh konusu da buna temas ediyordu.
Değişen:
Allah’ın bilgisi değil,
insana verilen uygulama hükmüdür.
“Doğu da Batı da Allah’ındır” Ne Anlama Gelir
Bu cümle ayetin merkezidir.
Doğu:
Allah’ındır.
Batı:
Allah’ındır.
Kuzey de.
Güney de.
Bütün yeryüzü:
Allah’ın mülküdür.
Dolayısıyla Allah’ın kendisi:
belirli bir coğrafi yönde yaşayan varlık
olarak düşünülemez.
Kâbe’ye yönelmek:
Allah’ın Kâbe’nin içinde veya o yönde bulunduğu
anlamına gelmez.
Bu, daha önce Bakara 115’te gördüğümüz:
“Doğu da Allah’ındır, batı da.”
mesajıyla güçlü biçimde bağlantılıdır.
Madem Her Yön Allah’ınsa Neden Bir Kıbleye İhtiyaç Var
Çünkü Allah’ın mekânla sınırlı olmaması ile:
insanların ibadetlerini ortak bir düzene göre yapması
aynı mesele değildir.
İnsan bedensel bir varlıktır.
Namaz kılarken fiziksel olarak:
bir yöne dönmek zorundadır.
Allah bu yönü:
ortak ibadet düzeni
haline getirir.
Kıble böylece:
Allah’ın bulunduğu yön değil,
Müslümanların ortak yöneldiği ibadet yönü
olur.
Kıble Birlik İçin Nasıl Bir Sembol Oluşturur
Düşünün:
Türkiye’deki bir Müslüman.
Endonezya’daki bir Müslüman.
Afrika’daki bir Müslüman.
Avrupa’daki bir Müslüman.
Amerika’daki bir Müslüman.
Hepsi farklı coğrafyalardadır.
Fakat namazda:
aynı merkeze yönelirler.
Bu fiziksel yön:
çok güçlü bir sembolik birlik oluşturur.
Diller farklıdır.
Kültürler farklıdır.
Ten renkleri farklıdır.
Ama kıble:
ortak bir merkez
oluşturur.

Kâbe’nin Kendisi Kutsal Olduğu İçin mi Allah’a İbadet Ediyoruz
Hayır.
İslam’ın tevhid anlayışında:
ibadet yalnız Allah’adır.
Kâbe:
kutsal bir mabeddir.
Ama:
ilah değildir.
Müslüman Kâbe’ye secde etmiyor.
Kâbe yönünde:
Allah’a secde ediyor.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Çünkü kıblenin amacı:
taşı ilahlaştırmak değil,
ibadetin yönünü birleştirmektir.

Kıble Değişikliği İnsanların Geleneklere Ne Kadar Bağlandığını da mı Test Etmiştir
Evet, bu açıdan düşünülebilir.
İnsan bir ibadeti uzun süre belirli biçimde yaptığında:
o biçimin kendisini:
mutlaklaştırabilir.
Sonra Allah farklı bir emir verdiğinde:
“Bu nasıl değişebilir?”
diyebilir.
Kıble değişikliği şunu öğretebilir:
Bir uygulamanın değeri:
alışkanlık olmasından değil, Allah’ın emrine bağlı olmasından
gelir.
İnsan bazen aracın kendisini:
amaç haline getirebilir.

Araç İle Amaç Arasındaki Fark Burada Nasıl Ortaya Çıkar
Kıble:
araçtır.
Amaç:
Allah’a kulluktur.
İnsan bazen araçlara o kadar bağlanır ki:
amacı unutabilir.
Bu din dışında da görülür.
Bir eğitim sistemi:
bilgi kazanmanın aracıdır.
Ama diploma:
bilginin yerine geçebilir.
Para:
hayatı sürdürmenin aracıdır.
Ama hayat:
paranın aracına dönüşebilir.
Dinî ritüeller de benzer biçimde:
Allah’a yönelişin amacı değil, ifadesi
olmalıdır.
Kıble değişikliği bu ayrımı çok açık hale getirir.

Bir Şey Değiştiğinde İnsan Neden Rahatsız Olur
Çünkü alışkanlık:
güven duygusu verir.
İnsan bildiği düzeni sever.
Değişiklik geldiğinde:
kontrol hissi azalabilir.
“Dün böyleydi, bugün neden farklı?”
diye sorar.
Bu sadece din konusunda değildir.
İş hayatında.
İlişkilerde.
Teknolojide.
Toplumda.
Değişiklik insanı huzursuz edebilir.
Fakat Bakara 142’nin daha geniş bir hayat dersi şöyle düşünülebilir:
Değişen her şeyi yanlış sanma; önce değişikliğin ölçüsüne ve sebebine bak.

Her Değişiklik İyi midir
Hayır.
Ayet:
“Değişen her şey doğrudur.”
demiyor.
Kıble değişikliği:
ilahi emirle
gerçekleşmektedir.
Dolayısıyla bu ayetten:
her yeniliğin iyi olduğu
sonucu çıkarılamaz.
Aynı şekilde:
eski olan her şey de doğru değildir.
Ölçü:
eski veya yeni oluşu değil, hakikate uygunluğu
olmalıdır.
Bu İbrahim’in hanîf tavrıyla da uyumludur.

“Allah Dilediğini Dosdoğru Yola İletir” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda:
“Allah dilediğini sırât-ı müstakîme iletir.”
denir.
“Sırât-ı müstakîm”:
dosdoğru yol
demektir.
Bu hidayet:
insanın yalnızca fiziksel olarak doğru kıbleyi bulması değildir.
Asıl yön:
Allah’a doğru yöneliştir.
İnsan bedeniyle Kâbe’ye dönebilir.
Ama ahlaken:
zulme,
kibre,
yalana
yönelmiş olabilir.
Bu yüzden gerçek hidayet:
bedenin yönünden daha derin, hayatın yönüdür.

Bakara 141 Ve 142 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
geçmiş nesiller hakkında:
“Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size.”
denilmişti.
- ayette yeni bir konu açılır:
kıble değişikliği.
Bu geçiş çok anlamlıdır.
Önce:
geçmiş üzerinden kimlik tartışması kapatılır.
Sonra:
Müslüman toplumun kendi bağımsız ibadet yönünün oluşmasına geçilir.
Yani artık yalnızca:
“Geçmişte kim haklıydı?”
sorusu değil,
“Siz bugün Allah’ın emrine nasıl cevap vereceksiniz?”
sorusu vardır.

Bakara 142’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Yönü kutsallaştırıp yönü belirleyeni unutma.
Kâbe önemlidir.
Ama Kâbe’yi önemli yapan:
Allah’ın onu kıble kılmasıdır.
Ritüel önemlidir.
Ama ritüeli değerli yapan:
Allah’a yöneliştir.
Dinî biçimler önemlidir.
Ama biçim:
ruhun yerine geçmemelidir.
İnsan dışarıdan doğru yöne dönüp:
içeriden tamamen başka bir yöne gidebilir.
Bu nedenle gerçek soru:
“Yüzüm nereye dönük?”
kadar:
“Kalbim ve hayatım nereye dönük?”
sorusudur.

Son Söz
Bakara 142 Bize “Bedenimiz Kâbe’ye Dönükken Hayatımız Gerçekte Neyin Kıblesine Dönüyor?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 142. ayet görünüşte:
bir yön değişikliğini
anlatır.
Önce başka bir kıble.
Sonra Kâbe.
Ve insanlar soruyor:
“Onları önceki kıblelerinden ne çevirdi?”
Fakat Allah’ın cevabı:
yalnızca tarihsel bir açıklama değildir.
Çok daha derin bir cümle gelir:
“Doğu da batı da Allah’ındır.”
Bu cümle bütün yönlerin üzerine çıkar.
Çünkü insan:
yönü kutsallaştırabilir.
Mekânı kutsallaştırabilir.
Geleneği kutsallaştırabilir.
Sonra:
o şeyin neden kutsal olduğunu unutabilir.
Kıble bunun olağanüstü bir örneğidir.
Müslüman Kâbe’ye dönüyor.
Fakat neden?
Çünkü taşların fiziksel gücü var diye değil.
Allah orada yaşadığı için değil.
Allah öyle emrettiği için.
Bu durumda kıblenin en derin öğretisi:
itaattir.
Ve tam burada çok zor bir soru ortaya çıkar:
Eğer dün Allah başka bir yöne dönmeni emrettiyse:
dönüyorsun.
Bugün başka bir yöne emrettiyse:
yine dönüyorsun.
Demek ki senin asıl bağlılığın:
yöne değil, Allah’a
olmalıdır.
Bu düşünce insanın bütün hayatına uygulanabilecek güçlü bir metafor sunar.
Çünkü hepimizin görünmez kıbleleri vardır.
Para olabilir.
Kariyer olabilir.
Bir insan olabilir.
Toplumun onayı olabilir.
Güç olabilir.
Şöhret olabilir.
İnsan sabah kalktığında:
bütün kararlarını hangi merkeze göre veriyorsa,
hayatının görünmez kıblesi orada olabilir.
Namazda yüzünü Kâbe’ye çevirmek kolaydır.
Ama hayatın tamamını:
adalete, hakikate ve Allah’a karşı sorumluluğa çevirmek
daha zordur.
İnsan beş dakika boyunca doğru yöne bakabilir.
Ama kalan yirmi üç saat elli beş dakikada:
başka şeylerin etrafında dönebilir.
Bu yüzden kıble sadece:
coğrafya meselesi
olmaktan çıkar.
Bir varoluş sorusuna dönüşür:
Hayatının merkezi ne?
Bakara 142’de insanların itirazı da ilginçtir:
“Neden yön değiştirdiler?”
Çünkü insanlar çoğu zaman değişikliğin kendisine takılır.
Dün böyleydi.
Bugün neden böyle?
Oysa bazen asıl soru şu değildir:
“Ne değişti?”
Asıl soru:
“Değişmeyen merkez ne?”
Kıble değişiyor.
Ama Allah değişmiyor.
Yön değişiyor.
Ama kulluk değişmiyor.
Uygulama değişiyor.
Ama tevhid değişmiyor.
İşte insanın hayatında da olgunluk belki:
değişen şeylerle değişmeyen değerleri ayırt edebilmek
demektir.
İşin değişebilir.
Şehrin değişebilir.
Arkadaşların değişebilir.
Maddi durumun değişebilir.
Yaşın değişir.
Bedenin değişir.
Ama merkezinde taşıdığın:
dürüstlük,
adalet,
merhamet,
Allah’a bağlılık
her değişiklikte kayboluyorsa:
belki aslında merkezin hiçbir zaman bunlar değildi.
Ayetin sonunda:
“Allah dilediğini dosdoğru yola iletir.”
denir.
Burada “yol” kelimesi çok anlamlıdır.
Çünkü kıble:
bir yön gösterir.
Hidayet ise:
bir hayat yönü gösterir.
İnsan Kâbe’nin hangi tarafta olduğunu pusulayla bulabilir.
Ama:
hayatının doğru yönünü
yalnız pusulayla bulamaz.
Orada:
vicdan,
vahiy,
akıl,
ahlak,
samimiyet
devreye girer.
Belki de insanın en büyük yanılgılarından biri:
doğru yöne bakmakla doğru yolda yürümeyi aynı şey sanmasıdır.
Yüzün Kâbe’ye dönük olabilir.
Ama adımların:
haksızlığa gidiyor olabilir.
Secde edebilirsin.
Ama sonra kalkıp:
bir insanın hakkını yiyebilirsin.
Kıbleyi doğru bulmuş olabilirsin.
Ama hayatın merkezini:
para veya kibir ele geçirmiş olabilir.
O zaman Bakara 142 tekrar sorar:
Gerçek yönün neresi?
Çünkü Allah’ın ihtiyacı:
senin doğuya veya batıya dönmen değildir.
Yönlendirmeye ihtiyacı olan:
sensin.
Kıble Allah’a yol göstermez.
Kıble insana yön verir.
Ve belki Bakara 142’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Namazda Kâbe’nin yönünü birkaç saniyede bulabiliyoruz; peki hayatımızın geri kalanında bizi yöneten gerçek kıblenin ne olduğunu aynı açıklıkla görebiliyor muyuz?
“Kıble Allah’ın nerede olduğunu değil, insanın nereye yönelmesi gerektiğini gösterir. Doğu da batı da O’nundur; asıl mesele yüzün hangi tarafa baktığından önce, hayatının hangi hakikatin etrafında şekillendiğidir.”
Ersan Karavelioğlu