Bakara Suresi 139. Ayette “De ki: Allah Hakkında Bizimle Tartışıyor musunuz? O Bizim de Rabbimiz, Sizin de Rabbinizdir. Bizim Yaptıklarımız Bize, Sizin Yaptıklarınız Size Aittir. Biz O’na Gönülden Bağlı Olanlarız” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan Allah’ı kendi grubunun özel mülkü gibi gördüğünde inanç, hakikati aramanın yolu olmaktan çıkıp üstünlük aracına dönüşebilir. Oysa Allah bir topluluğun Rabbi değil, bütün insanların Rabbidir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 139. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 139. ayeti, önceki ayetlerde devam eden dinî kimlik ve Hz. İbrahim tartışmasını çok temel bir noktaya taşır.
Ayet:
“Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz?”
diye sorar.
Ardından tartışmanın temelindeki ayrıcalık düşüncesini sarsan bir gerçek hatırlatılır:
“O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.”
Sonra bireysel ve toplumsal sorumluluk vurgulanır:
“Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size aittir.”
Ve son olarak:
“Biz O’na muhlis olanlarız.”
denir.
Yani mesele sadece Allah’a inanmak değildir.
Kulluğu ve dini yalnız Allah’a özgü kılmak, samimi biçimde O’na yönelmek
de önemlidir.
“Allah Hakkında Bizimle Tartışıyor musunuz?” Ne Demektir
Buradaki soru her türlü dinî tartışmayı yasaklamaz.
Kur’an’ın kendisi:
delil sunar,
itirazlara cevap verir,
sorular sorar,
muhataplarını düşünmeye çağırır.
Dolayısıyla problem:
tartışmanın varlığı değil, tartışmanın ne için yapıldığıdır.
Eğer amaç:
hakikati anlamaksa,
soru değerlidir.
Ama tartışma:
“Allah bize daha yakın, sizin Allah’la ilişkiniz geçersiz.”
gibi bir dinî üstünlük mücadelesine dönüşüyorsa ayetin eleştirisi burada başlar.
İnsanlar Allah Hakkında Neden Birbirleriyle Üstünlük Yarışına Girer
Çünkü din insan kimliğinin en güçlü parçalarından biri olabilir.
İnsan:
“Ben doğru dine sahibim.”
dedikten sonra bazen farkında olmadan:
“O halde ben de otomatik olarak senden üstünüm.”
sonucuna ulaşabilir.
Burada büyük bir kayma vardır.
Hakikate bağlılık:
kişisel kibir
üretmeye başlar.
Oysa bir insanın doğru bir inanca mensup olduğunu söylemesi:
onun bütün davranışlarının doğru olduğu anlamına gelmez.
Bakara 139:
Allah’ı sahiplenme ile Allah’a kulluk etme arasındaki farkı
hatırlatır.
“O Bizim de Rabbimiz, Sizin de Rabbinizdir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu cümle ayetin merkezidir.
Allah:
yalnızca Müslümanların Rabbi değildir.
Yalnızca İsrailoğullarının Rabbi değildir.
Yalnızca belirli bir halkın veya coğrafyanın Rabbi değildir.
Kur’an’ın diliyle:
Âlemlerin Rabbidir.
İman etmeyen insan da:
yaratılış açısından Allah’ın yarattığı bir insandır.
Dolayısıyla Allah’ın rubûbiyeti:
insanın O’na inanıp inanmamasına bağlı değildir.
İnsan Allah’ı reddedebilir.
Ama Kur’an’ın bakışında:
Allah yine onun da yaratıcısı ve Rabbidir.
Allah Herkesin Rabbiyse Bütün İnançlar Doğru mudur
Hayır.
Bu iki konu birbirine karıştırılmamalıdır.
Allah’ın herkesin Rabbi olması
ile:
insanların Allah hakkındaki bütün görüşlerinin aynı derecede doğru olması
aynı şey değildir.
Kur’an açık biçimde bazı inançları:
doğru,
bazılarını:
yanlış
olarak değerlendirir.
Fakat teolojik farklılıklar olsa bile:
Allah’ın yaratıcı ve Rab oluşu:
bir grubun tekelinde değildir.
Yani:
“Allah herkesin Rabbidir.”
demek:
“Her düşünce doğrudur.”
demek değildir.
İnsan Allah’ı Kendi Grubunun Özel Mülkü Gibi Görebilir mi
Psikolojik olarak evet.
İnsan şöyle düşünebilir:
“Allah bizim tarafımızda.”
Bu cümle bazen çok tehlikeli hale gelir.
Çünkü bir süre sonra:
“Biz ne yaparsak yapalım Allah bizi destekler.”
anlayışına dönüşebilir.
Oysa daha doğru soru şudur:
“Biz Allah’ın istediği tarafta mıyız?”
Bu ikisi tamamen farklıdır.
Birincisinde:
Allah gruba tabi hale getirilir.
İkincisinde:
grup Allah’ın ölçüsüne tabi olur.
“Allah Bizimle” Demek İle “Biz Allah’ın Yolunda mıyız?” Demek Arasında Ne Fark Vardır
Çok büyük bir fark vardır.
“Allah bizimle.”
ifadesi insanı kolayca garanti duygusuna götürebilir.
Ama:
“Biz Allah’ın istediği gibi davranıyor muyuz?”
sorusu öz eleştiri gerektirir.
Adil miyiz?
Doğru mu söylüyoruz?
Zayıfa zulmediyor muyuz?
Kendi tarafımızın yanlışını savunuyor muyuz?
İşte gerçek iman insanı yalnızca:
karşı tarafı yargılamaya
değil,
kendisini de yargılamaya
çağırmalıdır.
“Bizim Yaptıklarımız Bize, Sizin Yaptıklarınız Size” Ne Anlama Gelir
Bu ifade daha önce 134. ayette gördüğümüz bireysel sorumluluk ilkesini yeniden hatırlatır.
İnsanın:
amelinin,
kararlarının,
ahlaki tercihlerinin
sonuçları kendisine aittir.
Bir başkasının iyiliği:
senin hesabına otomatik yazılmaz.
Bir başkasının kötülüğü de:
senin otomatik suçun değildir.
Bu nedenle dinî tartışmanın sonunda insan tekrar kendi hayatına döndürülür:
Başkalarının ne yaptığı kadar, sen ne yapıyorsun?
Bu İfade “Kimse Kimseyi Eleştirmesin” Anlamına mı Gelir
Hayır.
Kur’an:
iyiliği teşvik eder,
yanlışı eleştirir,
adaleti emreder.
Buradaki mesaj:
ahlaki sorumluluğun devredilemeyeceğidir.
Sen bir insana doğruyu anlatabilirsin.
Onu uyarabilirsin.
Ona örnek olabilirsin.
Ama onun yerine:
iman edemezsin.
Onun yerine:
ahlaklı davranamazsın.
Sonuçta herkes:
kendi seçimlerinin sahibi
olarak hesap verir.
Başkasının Yanlışına Odaklanmak İnsanın Kendi Yanlışını Görmesini Engelleyebilir mi
Evet.
Bu çok yaygın bir psikolojik durumdur.
İnsan:
başkasının hatasını incelemekte olağanüstü başarılı olabilir.
Ama kendi davranışlarını aynı dikkatle incelemeyebilir.
Başkasının:
çelişkisini,
kibrini,
ikiyüzlülüğünü
hemen fark eder.
Kendi tarafında aynı davranış olduğunda:
bahane bulur.
Bakara 139’un:
“Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size.”
ifadesi insanı yeniden kendi aynasına döndürür.

Ayetin Sonundaki “Muhlis” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda:
“ve nahnu lehu muhlisûn”
ifadesi vardır.
“Muhlis”:
dinini,
kulluğunu,
yönelişini
Allah’a özgü kılan;
samimi,
içten
olan kişi anlamına gelir.
Buradaki vurgu çok önemlidir.
Bir insan sadece:
doğru dine mensup olduğunu söylemekle
yetinemez.
O dinî yönelişin:
ne kadar samimi olduğu
da önemlidir.

İhlâs Nedir
İhlâs:
bir davranışı esas olarak Allah için yapmak,
gösterişten ve çıkar hesabından arındırmak
anlamında kullanılır.
İnsan namaz kılabilir.
Ama insanlar görsün diye kılıyorsa:
niyet problemi doğar.
Sadaka verebilir.
Ama sadece:
övülmek,
itibar kazanmak
için veriyorsa:
amelin dışı ile içi arasında fark oluşabilir.
İhlâs:
“Kime görünmeye çalışıyorum?”
sorusunu insanın kalbine yöneltir.

İnsan Allah İçin Yaptığını Söylediği Bir Şeyi Aslında Kendisi İçin Yapabilir mi
Evet.
İnsan niyet konusunda kendisini bile yanıltabilir.
Din anlatabilir.
Ama aslında:
takdir edilmek isteyebilir.
Bir tartışmada:
“Allah’ın dinini savunuyorum.”
diyebilir.
Ama gerçekte:
rakibini aşağılamak
istiyor olabilir.
Bir yardım yapabilir.
Ama asıl amacı:
iyi insan olarak görünmek
olabilir.
Bu nedenle ihlâs:
yalnızca başkalarının değil,
insanın kendi niyetini de sorgulamasını
gerektirir.

Dinî Tartışmalarda İhlâs Nasıl Anlaşılır
Çok güçlü bir ölçü vardır:
Yanıldığını gördüğünde fikrini değiştirebiliyor musun?
Eğer insan gerçekten hakikat için tartışıyorsa:
karşı taraf daha güçlü delil sunduğunda:
“Bu noktada haklısın.”
diyebilir.
Ama amaç:
kazanmak,
üstün görünmek,
karşı tarafı ezmek
ise:
delil değişse bile tavır değişmeyebilir.
Bu nedenle tartışmanın gerçek niyeti bazen:
kaybettiğimizde verdiğimiz tepkide
ortaya çıkar.

“Biz O’na Gönülden Bağlıyız” Demek Bir Üstünlük İddiası Değil midir
Ayet bir iman beyanıdır.
Fakat doğru anlaşıldığında:
kibir değil sorumluluk
üretmelidir.
“Biz Allah’a samimiyetle bağlıyız.”
diyen kişi:
daha sonra kendi davranışını da bu iddiaya göre ölçmek zorundadır.
Çünkü söz büyüdükçe:
sorumluluk da büyür.
“Ben Allah’a bağlıyım.”
diyorsan:
adaletsizliğin daha büyük bir çelişki haline gelir.
Yani dinî kimlik:
ayrıcalık kadar:
hesap verme yükümlülüğü
de getirir.

Bakara 139 Dinî Kibir Hakkında Ne Öğretiyor
Belki en temel mesajlardan biri şudur:
Allah’a yakınlık iddiasını başkalarını küçümseme aracına dönüştürme.
Çünkü Allah:
senin Rabbin olduğu gibi,
karşındaki insanın da Rabbidir.
Bu, teolojik farklılıkların yok sayılması değildir.
Ama karşındaki insanı:
insanlık değerinden tamamen düşürmene
engel olur.
İnsan inancını güçlü biçimde savunabilir.
Fakat bunu:
kibir ve hakaret olmadan
yapabilir.

Bakara 138 Ve 139 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette:
“Allah’ın boyası”
ifadesiyle iman kimliğinin insanı şekillendirmesi anlatılmıştı.
- ayette ise:
bu kimliğin bir dinî üstünlük yarışına dönüşmemesi gerektiği hatırlatılır.
138:
Allah’ın boyasıyla şekillen.
139:
Ama Allah’ı kendi grubunun mülkü sanma.
Bu çok güçlü bir dengedir.
İman sana kimlik verir.
Ama bu kimlik:
kibre değil, ihlâsa
dönüşmelidir.

Bakara 139’dan Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Başkasının Allah ile ilişkisini tartışırken kendi Allah ile ilişkinin samimiyetini unutma.
İnsan çok zaman:
“Kim doğru?”
sorusuyla ilgilenir.
Fakat daha zor soru şudur:
“Ben ne kadar samimiyim?”
Başkalarının dinini eleştirmek kolaydır.
Kendi ibadetindeki gösterişi fark etmek daha zordur.
Başkalarının yanlışını anlatmak kolaydır.
Kendi yanlışından dönmek daha zordur.
Bakara 139 insanı:
dışarıdaki tartışmadan içerideki niyete
götürür.

Son Söz
Bakara 139 Bize “Allah’ı mı Savunuyoruz, Yoksa Allah’ın Adını Kullanarak Kendi Grubumuzu mu Savunuyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 139. ayetin ilk sorusu son derece güçlüdür:
“Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz?”
İnsanlık tarihine baktığımızda din adına yapılan tartışmaların sayısı neredeyse sınırsızdır.
Kim Allah’a daha yakın?
Kim seçilmiş?
Kim kurtulacak?
Kim doğru topluluk?
Kim yanlış topluluk?
İnsanlar bazen Allah hakkında konuşurken farkında olmadan:
Allah’ı kendi kimlik savaşlarının içine çekebilir.
Ve tam burada ayet çok sarsıcı bir cümle söyler:
“O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.”
Bu cümle dinî kibrin üzerine ağır bir sınır koyar.
Çünkü insan şöyle düşünmeye başlayabilir:
“Ben inanıyorum, o halde Allah bana ait.”
Ama Kur’an’ın mantığı tersidir:
Sen Allah’a aitsin.
Allah:
senin grubunun malı değildir.
Sen:
O’nun kulusun.
Bu küçük görünen yön değişimi:
bütün din anlayışını değiştirebilir.
“Allah bizimdir.”
dediğinde:
Allah’ı aidiyetinin parçası haline getirirsin.
“Biz Allah’ınız.”
dediğinde ise:
kendini Allah’ın ölçüsüne teslim edersin.
Birincisi:
üstünlük duygusu üretebilir.
İkincisi:
sorumluluk.
Ayet ardından:
“Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size.”
der.
Bu da insanın dikkatini yeniden kendi hayatına çevirir.
Çünkü başkaları hakkında saatlerce konuşabiliriz.
Onların yanlışlarını listeleyebiliriz.
Onların inançlarını eleştirebiliriz.
Ama bütün bu konuşmaların sonunda çok basit bir soru kalır:
Sen ne yaptın?
Adaletli miydin?
Dürüst müydün?
Verdiğin sözü tuttun mu?
Gücün olduğunda merhametli kaldın mı?
Haksız olduğunda özür diledin mi?
Kimse görmediğinde de aynı insan mıydın?
İşte amelin sana ait olması:
başkasının hesabını konuşarak kendi hesabından kaçamayacağını
hatırlatır.
Sonra ayet belki en derin kelimesini sona bırakır:
“Muhlisûn.”
Samimiyetle yalnız Allah’a yönelenler.
Burası son derece önemlidir.
Çünkü dinin dışarıdan görünen tarafları vardır:
namaz,
oruç,
kıyafet,
söz,
sembol.
Ama ihlâs:
görünmeyen taraftadır.
İnsanlar ne yaptığını görebilir.
Ama niçin yaptığını her zaman bilemez.
Bazen sen bile bilmiyor olabilirsin.
Bir iyilik yaptığında:
gerçekten iyilik için mi?
Yoksa teşekkür beklediğin için mi?
Bir dinî tartışmada:
gerçekten hakikati mi savunuyorsun?
Yoksa:
zekânı göstermek mi istiyorsun?
Bir insanı eleştirirken:
onun düzelmesini mi istiyorsun?
Yoksa onu küçültmekten gizli bir haz mı alıyorsun?
İhlâsın zor tarafı budur:
insanı seyircisiz bir mahkemeye çıkarır.
O mahkemede alkış yoktur.
Takipçi yoktur.
Beğeni yoktur.
Rakip yoktur.
Yalnızca:
sen,
niyetin
ve Allah vardır.
Belki dinin gerçek testi de burada başlar.
İnsan herkesin önünde dindar görünürken değil,
kimsenin görmediği yerde neye dönüştüğünde.
Ayetin:
“Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.”
ifadesinin toplumsal bir sonucu da vardır.
Karşındaki insan seninle aynı inançta olmayabilir.
Ama onu:
Allah’ın yarattığı bir insan olmaktan çıkaramazsın.
Onunla teolojik olarak anlaşmayabilirsin.
Ama:
adaletsiz davranma hakkını buradan çıkaramazsın.
Çünkü kendi Rabbine inandığını söylerken:
O Rabbin adalet emrini çiğnemek
büyük bir çelişki olur.
Ve belki ayetin en rahatsız edici yönü şudur:
Dinî tartışmalarda sürekli:
“Karşı taraf ne kadar yanlış?”
diye sorarken,
Kur’an bize:
“Sen ne kadar samimisin?”
diye soruyor olabilir.
Bu çok daha zor bir sorudur.
Çünkü karşı tarafı değiştirmek istemek kolaydır.
Kendini değiştirmek:
daha ağırdır.
Başkasının inancındaki çelişkiyi görmek kolaydır.
Kendi inancın ile davranışın arasındaki mesafeyi görmek:
daha acı vericidir.
Belki Bakara 139’un bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Allah’ın bizim tarafımızda olduğunu ispatlamaya bu kadar uğraşırken, biz gerçekten Allah’ın istediği tarafta mıyız diye kendimize yeterince soruyor muyuz?
“Allah’ı kendi tarafımıza çekmeye çalışmak yerine kendimizi O’nun ölçüsüne yaklaştırmak gerekir. Çünkü gerçek iman ‘Allah bizimdir’ diyerek üstünlük kurmak değil, ‘Biz Allah’a aidiz’ diyebilecek kadar samimi olabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu