Âl-i İmrân Suresi 77. Ayette “Allah’a Verdikleri Sözü ve Yeminlerini Az Bir Bedel Karşılığında Satanların Ahirette Bir Payı Yoktur” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen çok büyük bir değeri çok küçük bir çıkar uğruna kaybeder. Âl-i İmrân 77, sözün, yeminin ve hakikatin para, makam ya da geçici menfaat karşılığında satılmasının aslında insanın kendi ahlaki değerini ucuza vermesi olduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 77. ayetinde şöyle buyrulur:
“Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedel karşılığında satanlar var ya, işte onların ahirette hiçbir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, yüzlerine bakmayacak ve onları arındırmayacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır.”
Bu ayet, 75 ve 76. ayetlerde işlenen:
emanet, ahde vefa, dürüstlük ve takvâ
konularının çok daha ağır bir sonucunu ortaya koyar.
- ayette emanete sadakat ile ihanet karşılaştırılmıştı.
- ayette:
“Kim ahdine vefa gösterir ve takvâ sahibi olursa Allah takvâ sahiplerini sever.”
buyrulmuştu.
- ayette ise tam tersine bir insan tipi anlatılır:
Sözünü çıkar uğruna bozan.
Yeminini menfaat aracı yapan.
Allah’ın adını kendi kazancına alet eden.
Hakikati dünya karşılığında satan.
Kur’an bu davranışı sıradan bir ticari hata olarak değil, insanın ahiretini etkileyebilecek kadar ciddi bir ahlaki ihanet olarak sunar.
“Allah’a Verdikleri Söz” Ne Demektir
Ayette:
“ahdillâh”
ifadesi kullanılır.
“Ahd”:
söz,
antlaşma,
yükümlülük,
bağlılık
anlamlarına gelir.
Allah’ın ahdi daha geniş anlamıyla insanın:
Allah karşısındaki sorumluluğunu,
verdiği sözleri,
kabul ettiği ahlaki yükümlülükleri
ifade edebilir.
İnsan Allah’a iman ettiğini söylediğinde yalnızca:
“Allah vardır.”
şeklinde teorik bir cümle kurmuş olmaz.
Aynı zamanda:
dürüst olmayı,
emanete sadık kalmayı,
adaleti gözetmeyi,
haksızlıktan kaçınmayı
kabul etmiş olur.
Bu nedenle iman aynı zamanda:
ahlaki bir ahittir.
“Yeminlerini Satmak” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“eymânihim”
yani:
“yeminleri”
ifadesi geçer.
Yemin, insanın söylediği sözün doğruluğunu güçlü biçimde teyit etmesidir.
Özellikle Allah’ın adı kullanıldığında söz çok daha ciddi hâle gelir.
Fakat ayetteki insanlar yemini:
hakikati korumak için
değil;
çıkar elde etmek için
kullanmaktadır.
Yani yemin:
ahlaki teminat olmaktan çıkıp
manipülasyon aracına
dönüşür.
“Az Bir Bedel Karşılığında Satmak” Ne Demektir
Ayette:
“semenen kalîlâ”
ifadesi vardır.
Kelime anlamıyla:
“az bir bedel.”
Buradaki azlık görecelidir.
İnsan bunun karşılığında:
büyük para,
makam,
şöhret,
iktidar,
ticari kazanç
elde etmiş olabilir.
Fakat Kur’an’ın perspektifinden ahiretin karşısına konulduğunda bütün dünya menfaati:
küçük bir bedel
hâline gelir.
Dolayısıyla mesele paranın miktarı değil:
neyi ne uğruna sattığımızdır.
İnsan Hakikati Gerçekten “Satabilir” mi
Mecazi fakat çok güçlü anlamda evet.
Bir kişi:
gerçeği biliyor,
ama para karşılığında susuyorsa;
bir tanık:
olayı biliyor,
ama menfaat karşılığında yalan söylüyorsa;
bir yönetici:
doğru kararı biliyor,
ama çıkar uğruna farklı karar veriyorsa;
bir din bilgini:
hakikati biliyor,
ama makamını kaybetmemek için onu gizliyorsa;
ortada bir tür:
ahlaki satış
vardır.
İnsan parayı alır.
Karşılığında:
sözünü,
vicdanını,
güvenilirliğini
verir.
Yalan Yemin Neden Sıradan Bir Yalandan Daha Ağırdır
Çünkü burada iki yanlış birleşir:
Yalan söylemek.
Allah’ın adını yalana araç etmek.
İnsan:
“Vallahi…”
diyerek karşı tarafın güvenini artırabilir.
Eğer bunun yalan olduğunu biliyorsa Allah’ın adını:
başkasını kandırmak
için kullanmış olur.
Bu nedenle mesele yalnız insanlar arasındaki aldatma değildir.
Aynı zamanda:
kutsal olanın istismarıdır.
Ticarette Yalan Yemin Etmek Bu Ayetin İlkesine Girer mi
Elbette ayetin genel ahlaki ilkesi açısından girer.
Bir satıcı:
“Vallahi bunu şu fiyata aldım.”
diyerek yalan söylüyorsa,
“Allah şahidimdir, bu malda hiçbir problem yok.”
deyip bildiği kusuru gizliyorsa,
müşterinin güvenini kazanmak için:
Allah’ın adını kullanıyorsa
çok ciddi bir ahlaki problem ortaya çıkar.
Çünkü kazandığı para artık yalnızca ticari kâr değildir.
Yalanla elde edilmiş menfaat
hâline gelir.
Ayet Sadece Ticaretle mi İlgilidir
Hayır.
İlke çok daha geniştir.
Mahkemede:
yalan tanıklık.
Siyasette:
çıkar karşılığında verilen sahte sözler.
Din alanında:
bilinen hakikatin makam uğruna saklanması.
Aile ilişkilerinde:
bilinçli biçimde bozulan sözler.
İş hayatında:
sözleşmelerin kasıtlı ihlali.
Bütün bunlarda ortak soru şudur:
İnsan verdiği sözü hangi bedel karşılığında bozuyor?
“Ahirette Onların Hiçbir Payı Yoktur” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“lâ halâka lehum fi’l-âhirah”
ifadesi kullanılır.
“Halâk” burada:
pay,
nasip,
hisse
anlamına gelir.
Yani ağır biçimde ahdini ve yeminini çıkar karşılığında satan kişiler için:
ahirette hayırlı bir pay bulunmadığı
bildirilir.
Bu son derece sert bir uyarıdır.
Çünkü insan dünyada kazandığını düşünürken:
aslında çok daha büyük bir kayba
uğruyor olabilir.
Dünyada Kazanmak Ahirette Kaybetmek Nasıl Mümkün Olabilir
İnsan dünyadaki başarıyı:
para,
makam,
güç,
şöhret
üzerinden ölçebilir.
Bir kişi hile yapıp milyonlar kazanabilir.
Yalan söyleyerek makam elde edebilir.
Haksızlıkla güç sahibi olabilir.
Dışarıdan:
“Kazandı.”
denebilir.
Kur’an ise hesabı daha uzun vadeye taşır:
Neyi kaybederek kazandın?
Eğer insan:
vicdanını,
adaletini,
Allah’a verdiği sözü
satmışsa dünyadaki kazanç gerçek kazanç olmayabilir.
“Allah Onlarla Konuşmayacaktır” Ne Demektir
Ayetin en ağır ifadelerinden biri:
“Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacaktır.”
cümlesidir.
Bu ifade Allah’ın hiçbir şekilde hiçbir söz söylemeyeceği şeklinde teknik bir iletişim tartışmasına indirgenmemelidir.
Buradaki vurgu:
iltifat ve rahmetten mahrum bırakılma
üzerindedir.
Yani kişinin Allah katındaki durumu:
onurlandırılma değil,
ağır bir dışlanma
olarak tasvir edilir.
Bu, Kur’an’ın güçlü hesap günü anlatımlarından biridir.

“Allah Onların Yüzüne Bakmayacaktır” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ve lâ yenzuru ileyhim”
denir.
Kelime anlamıyla:
“Onlara bakmayacaktır.”
İslam teolojisinde bunu insanın fiziksel bakışı gibi düşünmek doğru olmaz.
İfade:
rahmetle yönelmemek,
iltifat etmemek,
onurlandırmamak
anlamında anlaşılır.
İnsan dünyada başkalarının gözünde değer kazanmak uğruna hakikati satmış olabilir.
Ama ayet:
Allah katındaki değeri kaybetmenin
daha ağır olduğunu hatırlatır.

“Onları Arındırmayacaktır” Ne Demektir
Ayet:
“ve lâ yuzekkîhim”
der.
“Tezkiye”:
arındırmak,
temize çıkarmak,
manevi olarak saflaştırmak
anlamlarını taşır.
Burada:
günahın yükünden arınamama,
ilahî temize çıkarılmadan mahrum kalma
anlamı öne çıkar.
İnsan dünyada kendi yaptığına:
“Bir şey olmaz.”
diyebilir.
Ama kişinin kendisini haklı ilan etmesi:
Allah katında temiz olduğu
anlamına gelmez.

Allah’ın Konuşmaması, Bakmaması ve Arındırmaması Neden Üç Ayrı İfadeyle Anlatılıyor
Çünkü ayet cezayı yalnız:
acı çekmek
şeklinde anlatmıyor.
Bir tür:
manevi mahrumiyet
de tasvir ediyor.
Konuşulmamak.
Rahmetle bakılmamak.
Arındırılmamak.
Ardından da:
elem verici azap
geliyor.
Bu sıralama bize günahın yalnız dışsal ceza meselesi olmadığını gösterir.
İnsan:
Allah’ın yakınlığından ve rahmetinden mahrum kalma
tehlikesiyle de karşı karşıyadır.

Ayetin Bu Kadar Sert Olmasının Sebebi Nedir
Çünkü burada basit bir dil sürçmesi anlatılmıyor.
Bilinçli biçimde:
sözün satılması,
yeminin araç hâline getirilmesi,
Allah’ın adının menfaat için kullanılması
söz konusudur.
Bu davranış toplumdaki temel güven sistemini de yıkar.
Eğer insanların yemini bile para karşılığında satın alınabiliyorsa:
kimse kimseye güvenemez.
Bu nedenle bireysel günahın:
toplumsal sonucu
da büyüktür.

Bir İnsan Sözünü Bozarsa Artık Affedilemez mi
Ayetin sert tehdidini:
“Bunu yapan kişi hiçbir şekilde tövbe edemez.”
şeklinde anlamak doğru değildir.
Kur’an’ın genelinde tövbe kapısı vardır.
Gerçek tövbe:
yanlışı kabul etmek,
Allah’tan bağışlanma dilemek,
davranışı terk etmek
ve mümkünse:
zararı telafi etmek
gerektirir.
Eğer kul hakkı varsa yalnız:
“Allah’ım beni affet.”
demekle yetinmeyip hakkı sahibine geri vermek de gerekir.

Yeminle Başkasının Hakkını Alan Kişi Nasıl Tövbe Etmelidir
Örneğin biri yalan yeminle:
başkasının parasını,
mülkünü,
hakkını
almışsa tövbenin ahlaki boyutu yalnız sözlü pişmanlık değildir.
Mümkünse:
hakkı iade etmesi,
zararı telafi etmesi,
yanlış tanıklığını düzeltmesi
gerekir.
Çünkü tövbe:
yalnız Allah ile insan arasındaki duygusal pişmanlık değildir.
Başkasının hakkı söz konusuysa:
adaletin yeniden kurulması
da önemlidir.

75, 76 ve 77. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Ahlak Zinciri Ortaya Çıkar
- ayet:
Emanete nasıl davranıyorsun?
diye sorar.
- ayet:
Ahdine vefa göster ve takvâ sahibi ol.
der.
- ayet ise:
Sözünü ve yeminini dünya menfaatine satma.
uyarısını yapar.
Yani üç ayet birlikte:
emanet,
söz,
takvâ,
yemin,
çıkar
arasındaki ilişkiyi kurar.
Din yalnızca neye inandığımızı değil:
güven söz konusu olduğunda nasıl davrandığımızı
da ölçer.

İnsan Neden Büyük Değerleri Küçük Çıkarlar İçin Satabilir
Çünkü yakın kazanç:
uzak sonuçtan
daha güçlü hissedilebilir.
Önümüzde para vardır.
Ahiret görünmez.
Makam bugün vardır.
Hesap gelecektedir.
Bu yüzden insan:
“Şimdi kazanayım, sonrasını düşünürüz.”
diyebilir.
Kur’an ise perspektifi tersine çevirir:
Bugün büyük gördüğünüz şey:
“az bir bedel”
olabilir.
Çünkü değer:
yalnız miktarla değil,
karşılığında kaybettiğiniz şeyle
ölçülür.

Kendi Vicdanımızın, Sözümüzün ve Allah’la İlişkimizin Bir Fiyatı Var mı
Âl-i İmrân 77’nin insanın önüne koyduğu en sarsıcı soru belki budur.
İnsana şöyle sorsak:
“Vicdanını kaça satarsın?”
çoğu kişi:
“Asla satmam.”
der.
Fakat hayat bunu doğrudan sormaz.
Daha sessiz sorar.
Bir gün önünüze bir çıkar gelir.
Kimse gerçeği bilmiyordur.
Siz biliyorsunuzdur.
Bir yalan söyleseniz büyük para kazanacaksınız.
Bir imza atsanız makamınızı koruyacaksınız.
Bir gerçeği gizleseniz çevreniz sizi alkışlamaya devam edecektir.
Bir yemin etseniz karşıdaki kişi size inanacaktır.
İşte o anda fiyat ortaya çıkar.
Belki insan vicdanını:
milyonlara değil,
çok küçük bir avantaja
bile satabilir.
Bir iş.
Bir ihale.
Bir miras payı.
Bir koltuk.
Bir müşterinin parası.
Bir davayı kazanmak.
Bir tartışmada haklı görünmek.
Kur’an bütün bunlara:
“semenen kalîlâ”
der:
“Az bir bedel.”
Çünkü soru kazandığınız şeyin büyüklüğü değildir.
Karşılığında neyi verdiğinizdir.
Eğer para kazanırken:
sözünüzü kaybettiyseniz,
makam kazanırken:
adaletinizi kaybettiyseniz,
davayı kazanırken:
Allah’ın adını yalana alet ettiyseniz,
gerçekte ne kadar kazandınız?
Ayetin ahiret tasviri tam burada çok ağırlaşır:
Allah onlarla konuşmayacak.
Onlara rahmet nazarıyla bakmayacak.
Onları arındırmayacak.
Ve onlar için elem verici bir azap vardır.
Bu ifadeler insana şunu hatırlatır:
Sözümüzün değeri, kimse onu satın almaya çalışmadığında değil; bize bir fiyat teklif edildiğinde ortaya çıkar.
Belki gerçek karakter:
çıkarımızla ilkemiz karşı karşıya geldiği anda belli olur.
Ve belki Âl-i İmrân 77’nin bugüne bıraktığı en zor soru şudur:
Bugün bize yeterince büyük bir menfaat teklif edilse, doğru olduğunu bildiğimiz şeyden vazgeçmemizin bir fiyatı var mı?
“İnsanın gerçek serveti yalnız sahip olduğu para değildir; güvenilirliği, sözü ve vicdanı da servetidir. Âl-i İmrân 77, dünyayı kazanmak uğruna bunları satan kişinin çok pahalı bir şeyi çok ucuza vermiş olabileceğini hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu