Yûsuf Suresi 64. Ayette “Daha Önce Kardeşi Hakkında Size Güvendiğim Gibi Şimdi de Onun Hakkında Size Güveneyim Öyle mi? Allah En Hayırlı Koruyucudur ve O Merhametlilerin En Merhametlisidir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 63. ayette kardeşler babaları Hz. Ya‘kūb’a ‘Kardeşimizi bizimle gönder de erzak alalım; biz onu mutlaka koruyacağız’ demişlerdi. Fakat bu söz, Ya‘kūb için yeni bir cümle değildi. Yıllar önce Yûsuf’u götürürken de neredeyse aynı güvenceyi vermiş, sonra bu güveni ağır biçimde bozmuşlardı. 64. ayette Ya‘kūb geçmişi unutmadığını açıkça söyler: ‘Daha önce kardeşi hakkında size güvendiğim gibi onun hakkında da size güveneyim öyle mi?’ Ardından insanî korumanın sınırını hatırlatarak ‘Allah en hayırlı koruyucudur ve O merhametlilerin en merhametlisidir’ der. Ayet böylece kırılmış güven, geçmişten ders çıkarma, tedbir ile tevekkülün birlikte yürütülmesi ve Allah’a güvenmenin insanî sorumluluğu ortadan kaldırmaması konusunda son derece güçlü bir denge kurar.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 64. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Ya‘kūb dedi ki: ‘Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğim gibi, onun konusunda da size güveneyim öyle mi? Allah en hayırlı koruyucudur ve O merhametlilerin en merhametlisidir.’” Ayetin Arapçası ise “Kâle hel âmenukum aleyhi illâ kemâ emintukum alâ ehîhi min kablu. Fallâhu hayrun hâfizan ve huve erhamu’r-râhimîn.” şeklindedir.Hz. Ya‘kūb oğullarının yeni talebini duyduğunda yıllar önce yaşanan Yûsuf olayını doğrudan hatırlatır. Onların “Biz onu koruyacağız” demeleri, geçmişte verilen fakat yerine getirilmeyen aynı türden güvenceyi yeniden gündeme getirmiştir.
Bu nedenle Ya‘kūb’un cevabı yalnız bir babanın duygusal endişesi değildir; somut geçmiş tecrübeye dayanan bir güven değerlendirmesidir.
“Daha Önce Kardeşi Hakkında Size Güvendiğim Gibi” Sözü Kimi Kastediyor
Buradaki “kardeşi”, daha önce oğullarına emanet ettiği Hz. Yûsuf’tur. Şimdi yanlarında götürmek istedikleri diğer kardeş hakkında güvence vermektedirler; Ya‘kūb ise doğal olarak Yûsuf’la yaşanan geçmişi hatırlatmaktadır.Yıllar önce Yûsuf’u yanlarında götürmek istemiş ve onu koruyacaklarını söylemişlerdi. Fakat Yûsuf’u kuyuya bırakmış, sonra babalarına kurt tarafından yenildiği şeklinde gerçek dışı bir anlatı sunmuşlardı.
Dolayısıyla Ya‘kūb’un sorusunun anlamı yaklaşık olarak şudur: “Bir kez aynı konuda size güvendim ve sonucu gördüm; şimdi yalnız aynı sözü tekrarlamanız neden yeterli olsun?”
Hz. Ya‘kūb’un Geçmişi Hatırlatması Kin Tutmak mıdır
Hayır. Geçmişte yaşanan gerçek bir güven ihlalini yeni bir karar verirken hesaba katmak kin ile aynı şey değildir. Ya‘kūb oğullarına zarar vermek istemiyor; yalnız daha önce yaşadığı tecrübenin yeni karar üzerindeki önemini ifade ediyor.Kin, geçmişteki acıyı karşı tarafa zarar verme arzusuyla taşımaya dönüşebilir. İhtiyat ise geçmiş bilgiyi kullanarak yeniden aynı zararın yaşanma ihtimalini azaltmaya çalışır.
Bu nedenle “Geçmişi hatırlıyorsan affetmemişsin” şeklindeki yaklaşım doğru değildir. İnsan affedebilir ve yine de geçmişten öğrendiği dersi koruyabilir.
Ya‘kūb’un Oğullarına Hemen Güvenmemesi Haksızlık mıydı
Hayır. Güven, karşı tarafın istediği anda vermek zorunda olduğumuz bir şey değildir. Özellikle daha önce ağır biçimde bozulmuşsa, yeniden kurulması için zaman ve somut güvence gerekebilir.Oğulların yeni sözü samimi olabilir; fakat Ya‘kūb onların geçmişte aynı konuda nasıl davrandığını bilmektedir. Bu geçmiş bilgiyi yok sayması beklenemez.
Buradaki tavır bize şunu öğretir: Birine ikinci şans vermek, ilk yaşananı unutmak zorunda olmak değildir.
“Size Güveneyim Öyle mi?” İfadesi Kesin Bir Ret midir
Ayetin bu aşamasında Hz. Ya‘kūb hemen “Tamam, kardeşinizi götürün” dememektedir. Fakat kesin ve nihai olarak “Asla göndermem” dediğini de söyleyemeyiz. Kıssanın devamında yeni şartlar ortaya çıkacak ve daha güçlü bir güvence istenecektir.Dolayısıyla bu ayet, tereddüt ve geçmiş güven kırılmasının dile getirildiği aşamadır. Nihai izin henüz tamamlanmamıştır.
Bu ayrıntı önemlidir; çünkü Ya‘kūb ne tedbirsiz biçimde hemen kabul eder ne de geçmiş acı sebebiyle bütün gelecek ihtimallerini sonsuza kadar kapatır. İhtiyatlı fakat bütünüyle kapalı olmayan bir tutum görürüz.
Kırılan Güven Bir Daha Kurulabilir mi
Evet, fakat çoğu zaman aynı hızla değil. Güven yıllarca inşa edilip tek bir ağır olayla ciddi biçimde zarar görebilir. Yeniden kurulması ise söz, davranış, sorumluluk ve zamanın birlikte çalışmasını gerektirebilir.Kardeşler “Biz onu koruyacağız” demişlerdir, fakat Ya‘kūb açısından artık yalnız söz yeterli değildir. Birkaç ayet sonra onlardan Allah adına sağlam bir söz isteyecektir.
Bu süreç bize şunu gösterir: Kırılmış güven yeniden kurulabilir, fakat eski güven düzeyine dönmek otomatik değildir.
Affetmek ile Yeniden Güvenmek Neden Aynı Şey Değildir
Affetmek, kişinin içinde taşıdığı kin ve intikam arzusundan vazgeçmesiyle ilgili olabilir. Güven ise gelecekteki risk ve sorumluluk meselesidir. Bu iki alan birbirine temas eder ama aynı değildir.Bir insan geçmişte bize zarar vermişse onu affedebiliriz; fakat aynı parayı, aynı görevi veya aynı hassas sorumluluğu ona hemen yeniden vermek zorunda değiliz.
Bu yüzden “Beni affettiysen bana eskisi gibi güvenmelisin” sözü doğru bir ahlaki talep değildir. Affedilmek, karşı tarafın bütün sınırlarını kaldırma hakkı vermez.
Ya‘kūb’un Tavrı Paranoya veya Aşırı Şüphe midir
Hayır. Ayetteki endişenin gerçek bir geçmiş sebebi vardır. Ya‘kūb oğullarını hiç tanımadan, hiçbir delil olmadan suçlamıyor; daha önce yaşanmış ağır bir güven ihlalini hatırlatıyor.Paranoya veya temelsiz kuşku ile kanıta dayalı ihtiyat birbirinden ayrılmalıdır. Herkesten sürekli şüphe etmek sağlıklı olmadığı gibi, geçmişteki ciddi riskleri hiç yaşanmamış gibi görmezden gelmek de sağlıklı değildir.
Tedbir, korkunun insanı yönetmesi değil; bilginin karara katkı sağlamasıdır.
“Allah En Hayırlı Koruyucudur” Ne Anlama Gelir
Ayette “Fallâhu hayrun hâfizan”, yani “Allah en hayırlı koruyucudur” denilir. Bu ifade, nihai korumanın Allah’ın kudretinde olduğunu ve insan korumasının sınırlı bulunduğunu hatırlatır.Kardeşler ne kadar söz verirlerse versinler, bütün geleceği kontrol edemezler. Yolculukta veya hayatın başka alanlarında insanın öngöremediği durumlar ortaya çıkabilir.
Ya‘kūb bu nedenle güvenini insanlardan tamamen çekip boşluğa bırakmaz; nihai güveni Allah’a yöneltir. Fakat bu, insanî tedbirlerin gereksiz olduğu anlamına gelmez.
“Allah Korur” Demek Tedbir Almamak mıdır
Kesinlikle hayır. Kıssanın hemen devamı bunun en açık göstergelerinden biridir. Hz. Ya‘kūb “Allah en iyi koruyucudur” dedikten sonra işi tamamen akışına bırakmaz; oğullarından daha güçlü güvence isteyecektir.Daha ileride Mısır’a girerken oğullarına aynı kapıdan girmemelerini, farklı kapılardan girmelerini de tavsiye edecektir. Yani dua, tevekkül ve tedbir birlikte yürür.
Bu nedenle “Allah korur, emniyet kemerine gerek yok”, “Allah korur, doktora gitmeye gerek yok” veya “Allah korur, güvenlik önlemi almaya gerek yok” anlayışı bu kıssadan çıkarılamaz. Tevekkül tedbirsizlik değildir.

İnsan Korumasına Güvenmek Allah’a Güvene Aykırı mıdır
Hayır. İnsanların birbirine güvenmesi, görev vermesi ve koruma sorumluluğu üstlenmesi normaldir. Ya‘kūb da geçmişte oğullarına Yûsuf’u emanet etmişti ve şimdi belirli şartlarla yine bir emanet ilişkisi kurulacaktır.Sorun, insanı mutlak koruyucu zannetmektir. İnsan elinden gelen tedbiri alabilir ama bütün sonucu garanti edemez.
Bu nedenle doktor, güvenlik görevlisi, aile bireyi veya başka bir insandan yardım istemek Allah’a güvene aykırı değildir. İnsanî yardım sebep, Allah ise nihai kudret sahibidir.

“Allah En İyi Koruyucudur” Demek Kötü Bir Sonucun Asla Yaşanmayacağı Garantisi midir
Hayır. Ya‘kūb’un kendisi Yûsuf’u kaybettiğini düşünerek uzun yıllar büyük acı yaşamıştır. Dolayısıyla Allah’a güvenmek “Dünya hayatında istediğim hiçbir kötü sonuç gerçekleşmez” anlamına gelemez.Tevekkül, Allah’ın her şeyi bizim tercih ettiğimiz biçimde sonuçlandıracağını garanti altına almak değildir. İnsan tedbir alır ve sonucu Allah’a bırakır; fakat sonuç bazen istediğinden farklı olabilir.
Allah’a güvenmek, hayatın risksiz olacağını değil, insanın hiçbir şartta Allah’ın rahmet ve hükmünün dışında kalmadığını kabul etmektir.

“O Merhametlilerin En Merhametlisidir” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda “ve huve erhamu’r-râhimîn”, yani “O merhametlilerin en merhametlisidir” denilir. Hz. Ya‘kūb, yalnız Allah’ın korumasını değil, Allah’ın rahmetini de hatırlamaktadır.Bu son derece anlamlıdır. Ya‘kūb yıllardır Yûsuf hasreti yaşamaktadır ve şimdi başka bir oğluyla ilgili yeni risk karşısındadır. Buna rağmen Allah’ı yalnız kudret sahibi olarak değil, sonsuz merhamet sahibi olarak anmaktadır.
Fakat Allah’ın merhametini “Benim istediğim her şeyi mutlaka aynen verecek” şeklinde yorumlamamak gerekir. İlahi rahmet, insanın dar beklentilerinden daha geniştir.

Allah’ın Merhametine Güvenmek Acının Olmayacağı Anlamına mı Gelir
Hayır. Hz. Ya‘kūb’un hayatı bunun açık örneğidir. Allah’a inanan, peygamber olan ve Allah’ın merhametini bilen bir insan yine de ayrılık, özlem ve derin üzüntü yaşayabilir.Bu nedenle acı yaşamak Allah’ın merhametinden mahrum olduğumuzun kanıtı değildir. Aynı şekilde hayatın rahat gitmesi de tek başına Allah’ın özel onayının kanıtı değildir.
İman, acının hiç yaşanmaması değil; acının içinde de Allah’ın rahmetinden ümit kesmemektir.

Ya‘kūb Oğullarını Geçmiş Hatalarıyla Sonsuza Kadar mı Tanımlıyor
Hayır. Eğer onları sonsuza kadar tamamen güvenilmez kabul etseydi sonraki süreçte hiçbir şart altında kardeşlerini yanlarında göndermesi beklenmezdi. Fakat ilerleyen ayetlerde daha güçlü bir güvence alarak yolculuğa izin verecektir.Bu durum çok dengelidir. Ya‘kūb geçmişi unutmaz ama geleceği tamamen kapatmaz. Kardeşlerin değişebilme ihtimaline alan bırakırken tedbirini de korur.
Bu, insan ilişkilerinde önemli bir ilkedir: Birini geçmişinden ibaret görme; ama geçmişini de yok sayma.

Güveni Kıran Kişi Karşı Tarafın Şüphesine Nasıl Yaklaşmalıdır
Güveni kırmış kişinin ilk görevi, karşı tarafın neden tereddüt ettiğini anlamaya çalışmaktır. “Hâlâ mı bana güvenmiyorsun?” diyerek onu suçlamak yerine, geçmiş davranışının bugünkü güven sorununda payı olduğunu kabul etmelidir.Gerçek değişimin işaretlerinden biri de budur: İnsan yalnız kendi pişmanlığına değil, zarar verdiği kişinin hâlâ taşıdığı sonuçlara da saygı gösterir.
Güven talep edilerek değil, yeniden güvenilir davranılarak kazanılır. Karşı tarafın zaman istemesine saygı göstermek de güveni yeniden inşa etmenin parçasıdır.

Bu Ayet Çocukları veya Aile Bireylerini Aşırı Kontrol Etmeye Dayanak Olabilir mi
Hayır. Ya‘kūb’un bu özel endişesinin gerçek ve ağır bir geçmiş sebebi vardır. Buradan “Sevdiğim herkesi sürekli kontrol etmeliyim, çünkü başına bir şey gelebilir” şeklinde sınırsız bir aile kontrolü çıkarılamaz.Koruma sorumluluğu ile insanların hayatını tamamen kontrol etmek birbirinden farklıdır. Ailede güvenlik önlemleri alınabilir, yaş ve şartlara uygun sınırlar konabilir; fakat sevgi sahiplik anlamına gelmez.
Ya‘kūb’un örneğinde tedbir, gerçek riskle orantılıdır. Koruma adına insanın özgürlüğünü gereksiz biçimde yok etmek başka bir meseledir.

Yûsuf Suresi 63 ve 64 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 63’te kardeşler “Biz onu mutlaka koruyacağız” demişlerdi. Yûsuf 64’te Ya‘kūb bu güvenceye geçmişi hatırlatarak cevap verir: “Daha önce kardeşi hakkında size güvendiğim gibi şimdi de size güveneyim öyle mi?”Bu iki ayet birlikte söz ile güvenin aynı şey olmadığını güçlü biçimde gösterir. Kardeşler yeniden söz vermiştir; Ya‘kūb ise sözün geçmiş davranışla değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Ardından nihai güvenini Allah’a yöneltir.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 65. ayette, kardeşler yüklerini açtıklarında ödeme olarak götürdükleri malların kendilerine geri verilmiş olduğunu görecekler ve babalarına “Babacığımız! Daha ne istiyoruz? İşte mallarımız bize geri verilmiş. Ailemize yine yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü daha fazla erzak alırız; bu kolay bir ölçüdür” anlamında konuşacaklardır. Böylece ekonomik ihtiyaç, geri verilen bedelin güven oluşturması ve kardeşi götürmenin aileye sağlayacağı ek erzak Ya‘kūb üzerindeki ikna sürecinin yeni unsurları olacaktır.

Sonuç: Yûsuf Suresi 64. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 64. ayet, güven ile tevekkülü aynı cümlede buluşturan son derece derin bir ayettir. Hz. Ya‘kūb oğullarının “Biz onu mutlaka koruyacağız” sözünü duyduğunda yıllar önce Yûsuf için verilen aynı güvenceyi hatırlar ve “Daha önce kardeşi hakkında size güvendiğim gibi şimdi de size güveneyim öyle mi?” diye sorar. Bu cevap, yaşanan haksızlığın üzerini örtmez ve güvenin birkaç kelimeyle otomatik olarak geri gelmediğini açıkça gösterir.Ayetin ilk büyük mesajı geçmişten ders çıkarmanın iman eksikliği olmadığıdır. Ya‘kūb peygamberdir ve Allah’a güçlü biçimde güvenmektedir. Buna rağmen geçmişte yaşadığı olaydan ders çıkarır. Yani Allah’a güvenmek, insanın hafızasını kapatması veya risk değerlendirmesinden vazgeçmesi değildir.
Tevekkül, aklı iptal etmez.
İkinci büyük mesaj kırılmış güvenin gerçek bir sonucu olduğudur. İnsan ağır biçimde güveni bozduğunda, daha sonra samimi biçimde doğruyu söylese bile karşı tarafın tereddüt etmesi mümkündür. Bu durum her zaman kin veya kötü niyet değildir; geçmiş davranışların doğal sonucudur.
Bu yüzden güveni kıran kişi “Neden hâlâ bana tam güvenmiyor?” demeden önce kendi geçmiş davranışını hatırlamalıdır. Güven, yalnız talep edilen değil hak edilerek yeniden inşa edilen bir ilişkidir.
Üçüncü büyük mesaj affetmek ile unutmanın aynı şey olmadığıdır. Ya‘kūb oğullarıyla yaşamaya devam etmektedir; onları hayatından tamamen çıkarmamıştır. Fakat Yûsuf olayını da unutmuş değildir.
Bu çok önemli bir dengedir. Affetme hafıza silme işlemi değildir. İnsan geçmişi hatırlayabilir, tedbir alabilir ve yine de nefretin hayatını yönetmesine izin vermeyebilir.
Dördüncü büyük mesaj ikinci şansın tedbirsiz olmak anlamına gelmediğidir. Kardeşler bir kez güveni kırmışlardır; fakat Ya‘kūb onları sonsuza kadar tamamen dışlamaz. Sonraki ayetlerde daha güçlü şartlarla yeniden sorumluluk almalarına izin verecektir.
Bu, gerçekçi bir ikinci şans anlayışıdır: Kapıyı tamamen kapatma ama eski hatanın tekrarlanmasını önleyecek güvenceyi de ara.
Beşinci büyük mesaj insan korumasının sınırlılığıdır. Kardeşler ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar bütün geleceği kontrol edemezler. İnsan tedbir alır ama her olayı engelleyemez.
Bu nedenle Ya‘kūb “Allah en hayırlı koruyucudur” der. Bu söz insan sorumluluğunu silmez; insanın kendi gücünü mutlaklaştırmasını önler.
Altıncı büyük mesaj Allah’a güven ile insanlara güvenin birbirinin düşmanı olmadığıdır. Ya‘kūb ilerleyen süreçte oğullarına yine sorumluluk verecektir. Demek ki “Yalnız Allah’a güvenirim, hiçbir insana güvenmem” şeklinde toplumsal ilişkileri imkânsızlaştıran bir anlayış çıkarılamaz.
İnsanlara sınırlı ve makul güven duyabiliriz; Allah’a ise nihai güven yöneltilir. Sebebe başvurmak ile Allah’a tevekkül etmek aynı anda mümkündür.
Yedinci büyük mesaj “Allah korur” sözünü tedbirsizliğe bahane etmemektir. Ya‘kūb bu sözü söyledikten sonra olayın peşini bırakmayacaktır. Daha sonra oğullarından sağlam söz alacak, başka bir yolculukta da farklı kapılardan girmelerini tavsiye edecektir.
Bu nedenle tevekkülün en doğru formüllerinden biri şudur: Elinden gelen tedbiri al, sonra sonucu Allah’a bırak. Tedbir almadan tevekkül iddiasında bulunmak, Yûsuf kıssasının verdiği örnekle uyuşmaz.
Sekizinci büyük mesaj Allah’ın merhametine güvenmenin sıkıntısız hayat garantisi olmamasıdır. Ya‘kūb “O merhametlilerin en merhametlisidir” derken Yûsuf hasreti bitmiş değildir. Yani Allah’ın rahmetine inanan kişi de dünya hayatında acı yaşayabilir.
Bu, sıkıntıya uğrayan insanları “Demek ki Allah seni korumadı” veya “İmanın güçlü olsaydı böyle olmazdı” şeklinde suçlamanın yanlışlığını gösterir. Musibet her zaman iman eksikliğinin göstergesi değildir.
Dokuzuncu büyük mesaj kontrol ile korumayı ayırmaktır. İnsan sevdiklerini korumak isteyebilir, fakat onların hayatındaki her riski ortadan kaldırması mümkün değildir. Bu gerçekle yüzleşmek zor olabilir.
Ya‘kūb hem tedbir alır hem kendi sınırını bilir. Sağlıklı koruma, sorumluluk almak ama kendini mutlak kontrol sahibi sanmamaktır.
Onuncu ve ayetin belki en güçlü mesajı, gerçek tevekkülün gerçeklikle yüzleşmekten kaçmamasıdır. Ya‘kūb geçmişte oğullarının kendisine ne yaptığını bilir, bunu açıkça söyler ve ardından Allah’a yönelir. O, gerçekle yüzleşmek ile Allah’a güvenmek arasında seçim yapmaz.
Bu çok güçlü bir dinî bilinçtir. Tevekkül, gerçeği inkâr etmek değil; gerçeği bütün ağırlığıyla gördükten sonra bile Allah’ın rahmetinden ümit kesmemektir.
Yûsuf Suresi 64. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Geçmişte güvenin kırıldıysa bunu yok sayma, fakat geleceği de tamamen kapatma. Affetmeyi unutmakla, ihtiyatı kinle ve tevekkülü tedbirsizlikle karıştırma. İnsanlara makul ölçüde güven ama onları mutlak koruyucu görme. Allah’a güvenmek adına tedbiri terk etme; tedbir aldığın için de Allah’a güvenmediğini sanma. Güveni kırdıysan karşı tarafın hemen eski güvenine dönmesini talep etme, onu yeniden güvenilir davranışlarla kazan. Ve hayatın bütün risklerini kontrol edemediğin noktada şunu hatırla: İnsan elinden geleni yapar, fakat nihai koruma ve rahmet Allah’a aittir.”
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 65. ayette, kardeşler yüklerini açtıklarında erzak karşılığında verdikleri malların kendilerine geri konulmuş olduğunu fark edecekler ve babalarına bunu güçlü bir ikna unsuru olarak sunacaklardır. Ayrıca diğer kardeşin de gelmesi hâlinde bir deve yükü daha fazla erzak alınabileceğini söyleyeceklerdir. Böylece ayet, ekonomik ihtiyaç, geri verilen malın anlamı, aile yararı ile risk arasındaki denge ve insanların bir kararı desteklemek için sundukları gerekçelerin nasıl değerlendirilmesi gerektiği açısından yeni bir aşama oluşturacaktır.
Ve belki Yûsuf Suresi 64. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir kez güvenimizi kırmış birine yeniden şans verirken geçmişi tamamen unutmak zorunda olduğumuzu mu düşünüyoruz? Allah’a güvendiğimizi söylerken gerekli tedbirleri ihmal ediyor muyuz? Ya da tedbir alırken her şeyi kendi kontrolümüzde sanıp Allah’a olan güvenimizi mi unutuyoruz? Ve hayatın tamamını kontrol edemeyeceğimizi kabul ederek hem aklımızı kullanıp hem de “Allah en hayırlı koruyucudur ve merhametlilerin en merhametlisidir” diyebilecek kadar dengeli yaşayabiliyor muyuz?
“Yûsuf 64, Hz. Ya‘kūb’un ‘Daha önce kardeşi hakkında size güvendiğim gibi şimdi de onun hakkında size güveneyim öyle mi?’ diyerek geçmişte kırılan güveni hatırlattığını, ardından ‘Allah en hayırlı koruyucudur ve O merhametlilerin en merhametlisidir’ dediğini bildirir. Ayet bize geçmişten ders çıkarmanın kin olmadığını, affetmenin hemen yeniden güvenmek anlamına gelmediğini ve tevekkülün tedbirsizlik olmadığını öğretir. İnsan tedbirini alır, güveni davranışa göre değerlendirir ve sonra kendi gücünün sınırını kabul ederek Allah’a dayanır. Çünkü gerçek tevekkül, gözünü gerçeğe kapatmak değil, gerçeği gördükten sonra bile Allah’ın rahmetinden ümit kesmemektir.”
Ersan Karavelioğlu