Yûsuf Suresi 63. Ayette “Babacığımız! Bize Erzak Ölçüsü Yasaklandı; Kardeşimizi Bizimle Gönder de Erzak Alalım. Biz Onu Mutlaka Koruyacağız” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Yûsuf Suresi 62. ayette Hz. Yûsuf, kardeşlerinin erzak karşılığında getirdikleri ödeme mallarını yüklerinin içine geri koydurmuş ve bunu eve döndüklerinde fark edip yeniden gelmelerini umarak yapmıştı. 63. ayette kardeşler babaları Hz. Ya‘kūb’un yanına döner ve çok dikkat çekici bir cümle kurarlar: ‘Kardeşimizi bizimle gönder; biz onu mutlaka koruyacağız.’ Bu söz, yıllar önce Yûsuf için söyledikleri cümlenin neredeyse aynısıdır. İşte ayetin ağırlığı burada ortaya çıkar: Geçmişte verilen ama boşa çıkan bir güvence, şimdi yeniden verilmektedir. Bu nedenle ayet yalnız yeni bir yolculuk talebini değil, kırılmış güvenin hafızasını, söz ile davranış arasındaki farkı ve bir insanın geçmiş deneyimi sebebiyle yeniden güvenmekte zorlanmasının neden anlaşılır olduğunu gündeme getirir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûsuf Suresi 63. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Babalarının yanına döndüklerinde, ‘Babacığımız! Bize erzak ölçüsü yasaklandı. Kardeşimizi bizimle gönder de erzak alalım. Biz onu mutlaka koruyacağız’ dediler.” Ayetin Arapçası ise “Felemmâ raceû ilâ ebîhim kâlû yâ ebânâ muni‘a minnâ’l-keylu fe-ersil me‘anâ ehânâ nektel ve innâ lehu lehâfizûn.” şeklindedir.Kardeşler Mısır’dan ihtiyaç duydukları erzakı almış olarak dönmektedirler. Fakat Hz. Yûsuf, bir sonraki gelişlerinde babalarından olan diğer kardeşlerini getirmezlerse kendilerine yeni erzak verilmeyeceğini söylemiştir. Bu nedenle eve döner dönmez babalarıyla konuşup kardeşlerini yanlarında götürmek için izin istemektedirler.
Ayetin en çarpıcı noktası ise yalnız talepleri değil, bunu hangi sözle destekledikleridir: “Biz onu mutlaka koruyacağız.” Bu cümle, kıssanın başında Yûsuf hakkında verilen eski güvenceyi doğrudan hatırlatmaktadır.
“Bize Erzak Ölçüsü Yasaklandı” Demeleri Ne Anlama Gelir
Ayette “muni‘a minnâ’l-keyl”, yani “ölçü bizden engellendi/yasaklandı” ifadesi geçer. Bunu, kardeşlerin Mısır’daki ilk gelişlerinde hiç erzak alamadıkları şeklinde anlamamak gerekir; önceki ayetlerde yüklerinin hazırlandığı açıkça bildirilmiştir.Buradaki anlam, bir sonraki gelişte kardeşlerini getirmedikleri takdirde kendilerine yeni erzak ölçüsü verilmeyeceği yönündedir. Hz. Yûsuf’un 60. ayette koyduğu şart şimdi babaya aktarılmaktadır.
Dolayısıyla kardeşler aslında “Bir daha erzak alabilmemiz için kardeşimizi götürmemiz gerekiyor” demektedirler. Bağlam dikkate alınmadığında cümle sanki mevcut erzak tamamen reddedilmiş gibi anlaşılabilir; oysa önceki ayetler bunun böyle olmadığını gösterir.
“Kardeşimizi Bizimle Gönder” Sözü Kimi Kastediyor
Buradaki kardeş, Hz. Ya‘kūb’un oğullarından ve Hz. Yûsuf’un özellikle görmek istediği kardeştir. Geleneksel tefsir ve tarih anlatılarında onun adı Bünyamin olarak aktarılır; fakat Kur’an bu ayette onun adını açıkça söylemez.Bu nedenle Kur’an merkezli anlatımda “Yûsuf’un kardeşi”, “babalarından olan diğer kardeş” veya bağlama göre “küçük kardeş” ifadeleri kullanılabilir.
Önemli olan isim değil, bu kardeşin yeni yolculuğun merkezinde yer almasıdır. Çünkü Hz. Ya‘kūb için bu talep, yıllar önce Yûsuf konusunda yaşadığı büyük kaybın hatırasını yeniden canlandıracaktır.
“Biz Onu Mutlaka Koruyacağız” Sözü Neden Bu Kadar Dikkat Çekicidir
Çünkü bu ifade, Yûsuf Suresi 12. ayette kardeşlerin Yûsuf hakkında söyledikleri “Ve innâ lehu lehâfizûn”, yani “Biz onu mutlaka koruyacağız” cümlesinin aynısıdır.Yıllar önce kardeşler Hz. Ya‘kūb’dan Yûsuf’u yanlarında göndermesini isterken de aynı güvenceyi vermişlerdi. Fakat Yûsuf’u korumak yerine onu kuyuya bırakmış, sonra babalarına gerçek dışı bir hikâye anlatmışlardı.
Şimdi aynı babanın karşısında, başka bir kardeş hakkında aynı güvenceyi tekrar etmektedirler. Bu nedenle ayeti okuyan kişi, Hz. Ya‘kūb’un bir sonraki ayette neden hemen güvenmeyeceğini son derece iyi anlayabilir.
Aynı Cümlenin Tekrar Edilmesi Kardeşlerin Hâlâ Yalan Söylediğini mi Gösterir
Hayır. Bu kez söyledikleri sözün mutlaka yalan olduğunu ayet bildirmez. Geçmişte aynı güvenceyi kötü niyetle vermiş olmaları, bugün söyledikleri her sözün otomatik olarak yalan olduğu anlamına gelmez.İnsan değişebilir, geçmişte yaptığı yanlışın ardından daha farklı davranabilir. Kardeşlerin kıssası da ilerleyen ayetlerde pişmanlık ve dönüşüm yönüne doğru gelişecektir.
Dolayısıyla doğru tutum iki ucu da reddetmektir: Geçmişi unutup hiçbir şey olmamış gibi hemen güvenmek de, geçmişte yalan söylediler diye sonsuza kadar her sözlerini yalan kabul etmek de doğru değildir.
Hz. Ya‘kūb’un Onlara Yeniden Güvenmekte Zorlanması Normal midir
Evet. Çünkü onun tereddüdü hayalî bir korkuya değil, gerçek bir geçmiş tecrübeye dayanmaktadır. Bir zamanlar Yûsuf’u aynı oğullarına emanet etmiş ve onu bir daha görememiştir.Bu nedenle Ya‘kūb’un şimdi “Bir kez daha aynı şeyi yaşamayacak mıyım?” diye düşünmesi paranoya veya iman eksikliği değildir. Geçmişte ciddi biçimde kırılmış güven, gelecekte daha fazla tedbir alınmasına yol açabilir.
Buradan çok önemli bir ayrım çıkar: İhtiyat ile güvensizlik hastalığı aynı şey değildir. Gerçek zarar yaşamış bir insanın yeni güvence istemesi son derece anlaşılır olabilir.
Bir İnsan Bizi Affettiyse Yeniden Hemen Güvenmek Zorunda mıdır
Hayır. Affetmek ile güvenmek aynı süreç değildir. İnsan geçmişte kendisine zarar veren kişiye karşı kin tutmamayı seçebilir, fakat aynı kişiye yeniden aynı sorumluluğu vermek için zaman istemesi son derece makul olabilir.Güven bir hak talebi gibi istenemez. “Ben özür diledim, artık bana güvenmek zorundasın” demek sağlıklı değildir. Güven, karşı tarafın yeniden kendini güvende hissetmesiyle oluşur ve bunun için çoğu zaman tutarlı davranış gerekir.
Yûsuf kıssası bu farkı çok güçlü biçimde gösterir. Ya‘kūb’un oğulları yeniden güvence verebilirler; fakat baba geçmişte olanları unutmak zorunda değildir.
Kırılmış Güven Nasıl Yeniden İnşa Edilebilir
Öncelikle geçmişteki yanlışın inkâr edilmemesi gerekir. Ardından yeni sözlerin davranışlarla desteklenmesi, verilen taahhütlerin yerine getirilmesi ve güveni zedeleyen davranışın tekrarlanmaması önemlidir.Güven çoğu zaman tek bir büyük cümleyle değil, küçük fakat tutarlı davranışların zaman içinde birikmesiyle geri gelir. İnsan her seferinde söylediğiyle yaptığını birbirine yaklaştırdıkça karşı tarafın güvenmesi mümkün hâle gelir.
Bu nedenle “Biz onu mutlaka koruyacağız” cümlesinin gerçek değeri, yalnız söylenmesinde değil, bundan sonra gerçekten ne yapacaklarında ortaya çıkacaktır.
Geçmişte Verilen Sözün Bozulması Yeni Sözlerin Değerini Etkiler mi
Evet. İnsanların birbirleri hakkında kanaat oluşturmasında geçmiş davranışların etkisi vardır. Bir kişi daha önce defalarca sözünü tutmuşsa yeni sözü daha güvenilir algılanabilir; sürekli sözünü bozmuşsa yeni sözü doğal olarak daha fazla şüpheyle karşılanabilir.Bu durum kin veya önyargı olmak zorunda değildir. Güven, geçmiş davranışlardan veri toplar.
Bu nedenle insan sözünü bozduğunda yalnız o günkü güveni değil, gelecekte söyleyeceği doğru sözlerin inandırıcılığını da zedeleyebilir. Güvenilirliğin değeri tam da burada anlaşılır.
“Biz Onu Koruyacağız” Demek Sonucu Garanti Etmek midir
İnsan elinden gelen tedbiri alacağına söz verebilir; fakat gelecekte meydana gelebilecek bütün olayları mutlak biçimde kontrol edemez. Bu nedenle “koruyacağız” sözü, makul anlamda sorumluluk üstlenmeyi ifade etmelidir.Gerçekten olağanüstü ve kontrol dışı bir olay yaşanırsa bu otomatik olarak sözün bozulduğu anlamına gelmeyebilir. Fakat Yûsuf olayında kardeşlerin başarısızlığı kontrol dışı bir kazadan değil, kendi bilinçli eylemlerinden kaynaklanmıştı.
Bu ayrım önemlidir. Başaramamak ile ihanet etmek aynı şey değildir. İnsan bütün tedbirleri aldığı hâlde engel olamadığı bir sonuçtan, bile isteye sorumluluğunu çiğneyen kişiyle aynı şekilde değerlendirilmemelidir.

Kardeşlerin Yûsuf Konusundaki Eski Sözü Neden Özellikle Hatırlanmalıdır
Çünkü kıssa geçmişi unutarak ilerlemiyor. Yeni olaylar eski olaylarla bilinçli biçimde bağlantı kuruyor. “Biz onu mutlaka koruyacağız” cümlesinin tekrar edilmesi, okuyucunun ilk bölümlerde yaşananları hatırlamasını sağlar.Bu tekrar aynı zamanda karakter gelişimini izlememize imkân verir. Kardeşler geçmişte aynı sözü verip ihanet etmişlerdi; şimdi benzer bir sorumluluk karşısında nasıl davranacakları yeniden sınanacaktır.
Kur’an böylece yalnız olayların sonucunu değil, insanların geçmiş hataların ardından yeni fırsatlarla nasıl yüzleştiklerini de gösterir.

Geçmişte Hata Yapan Birine İkinci Şans Vermek Gerekir mi
Bazı durumlarda ikinci şans değerli olabilir; fakat her koşulda ve hiçbir güvence olmadan ikinci şans vermek zorunlu değildir. Hatanın büyüklüğü, kişinin gerçekten sorumluluk alıp almadığı ve yeniden zarar verme riski birlikte değerlendirilmelidir.Bir insan değişmiş olabilir. Fakat mağdurun veya zarar gören kişinin kendini yeniden aynı riske sokmak zorunda olduğu söylenemez.
Ya‘kūb’un ilerleyen ayette daha güçlü bir güvence istemesi, ikinci şansın tedbirsizlikle aynı şey olmadığını gösterecektir.

Güven İsteyen Kişinin Sorumluluğu Nedir
Güveni kırmış kişi, karşı tarafın neden tereddüt ettiğini anlamaya çalışmalıdır. “Neden hâlâ bana güvenmiyorsun?” diyerek mağduru suçlamak yerine, geçmiş davranışın bugünkü sonucu olduğunu kabul etmelidir.Güven talep eden kişinin yapabileceği en güçlü şey, baskı kurmak değil yeniden güvenilir davranmaktır. Karşı tarafın zamana ihtiyacı varsa buna saygı göstermek de dönüşümün parçasıdır.
Gerçek sorumluluk, yalnız “Ben değiştim” demek değil, karşı tarafın güvenini neden kaybettiğini anlayabilmektir.

“Bize Erzak Verilmeyecek” Demeleri Babayı Baskı Altına Almak mıdır
Cümlenin doğal olarak ciddi bir ekonomik baskı oluşturduğu açıktır; çünkü kıtlık dönemindedirler ve yeniden erzağa ihtiyaç duyacaklardır. Ancak kardeşler bu şartı kendileri koymamıştır; Mısır’da kendilerine bildirilmiş olan durumu babalarına aktarmaktadırlar.Bu nedenle “Babalarını açlıkla tehdit ediyorlar” demek metni aşar. Bununla birlikte Ya‘kūb’un kararının kolay olmadığı da açıktır: Bir tarafta ailenin gıda ihtiyacı, diğer tarafta geçmişte yaşadığı büyük kayıp vardır.
Ayet böylece gerçek hayatta sık karşılaşılan zor kararları düşündürür. Bazen iki önemli değeri aynı anda korumak kolay değildir; güvenlik ile ihtiyaç arasında dikkatli karar vermek gerekebilir.

Kıtlık İnsanların Kararlarını Nasıl Etkiliyor
Kardeşler sıradan bir seyahat planlamıyorlar. Ailelerinin gıda ihtiyacı söz konusudur. Dolayısıyla küçük kardeşi götürme meselesi, yalnız kişisel istek değil hayati ekonomik şartların içinde ortaya çıkmaktadır.Bu, insan davranışlarını değerlendirirken bağlamı dikkate almamız gerektiğini gösterir. İnsanlar bazen rahat zamanda almayacakları riskleri, ağır ihtiyaç dönemlerinde almak zorunda kalabilirler.
Ancak ihtiyaç bulunması her davranışı otomatik olarak meşru yapmaz. Zor şartlar ahlaki değerlendirmeyi etkileyebilir ama ahlakı tamamen ortadan kaldırmaz.

Hz. Ya‘kūb’un Geçmişi Hatırlaması “Geçmişi Kapatamamak” mıdır
Hayır. Geçmiş deneyimden ders çıkarmak ile sürekli kin taşımak birbirinden farklıdır. Ya‘kūb geçmişte oğullarına Yûsuf’u emanet etmiş ve büyük kayıp yaşamıştır. Şimdi benzer bir talep karşısında o tecrübeyi dikkate alması son derece doğaldır.İnsana “Gerçekten affettiysen hiçbir şeyi hatırlamamalısın” demek doğru değildir. Hafıza, gelecekte daha güvenli karar almaya yardımcı olabilir.
Sağlıklı yaklaşım, geçmişin bütün geleceği felç etmesine izin vermemek ama geçmişten öğrenilen gerçek dersleri de yok saymamaktır.

Bu Ayet İnsan İlişkilerinde Sözden Çok Davranışın Önemini mi Gösteriyor
Evet. Kardeşlerin sözü güçlüdür: “Biz onu mutlaka koruyacağız.” Fakat okuyucu onların geçmişini bildiği için bu cümlenin tek başına yeterli olmadığını hemen fark eder.Bu da günlük hayatta önemli bir ölçü verir. İnsanların sözleri önemlidir; fakat özellikle kritik konularda davranış geçmişi, tutarlılık ve gerçek kapasite de değerlendirilmelidir.
Güven yalnız güzel konuşan kişiye değil, söylediğiyle yaptığı arasında uzun süre uyum gösteren kişiye daha sağlam biçimde verilebilir.

Yûsuf Suresi 62 ve 63 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûsuf 62’de Hz. Yûsuf kardeşlerinin ödeme mallarını yüklerine geri koydurarak yeniden gelmelerini kolaylaştırmıştı. Yûsuf 63’te kardeşler eve dönmüş ve yeniden gelebilmek için gerekli şartı babalarına açıklamıştır: Diğer kardeş de yanlarında olmalıdır.Böylece Yûsuf’un planı artık doğrudan Hz. Ya‘kūb’un kararına ulaşmıştır. Fakat aynı anda geçmişteki güven yarası da yeniden açılmıştır. Ekonomik ihtiyaç ile ailevi hafıza aynı noktada buluşmaktadır.
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 64. ayette, Hz. Ya‘kūb oğullarına son derece anlamlı bir cevap verecektir: “Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğim gibi onun konusunda da size güveneyim öyle mi? Allah en hayırlı koruyucudur ve O merhametlilerin en merhametlisidir.” Bu ayet özellikle geçmişte kırılan güvenin hatırlanması, Ya‘kūb’un ihtiyatı, insan tedbiri ile Allah’a tevekkül arasındaki denge ve ‘Allah en iyi koruyucudur’ sözünün insanî sorumluluğu ortadan kaldırmaması açısından son derece önemli olacaktır.

Sonuç: Yûsuf Suresi 63. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûsuf Suresi 63. ayet, kıssanın en güçlü hafıza ve güven sahnelerinden birini hazırlar. Kardeşler babalarının yanına döner ve “Bize erzak ölçüsü yasaklandı; kardeşimizi bizimle gönder de erzak alalım. Biz onu mutlaka koruyacağız” derler. Bu son cümle sıradan bir güvence değildir; yıllar önce Yûsuf için verilmiş olan aynı sözün yeniden söylenmesidir. Böylece geçmiş, tek bir cümleyle bugünün içine geri döner.Ayetin ilk büyük mesajı sözün hafızası olduğudur. İnsan söylediği şeyin yalnız o an içinde kaybolacağını düşünebilir; fakat bazı sözler yıllar sonra yeniden önümüze çıkar. Hele o sözün ardından büyük bir ihanet yaşanmışsa, aynı cümlenin tekrar edilmesi eski yarayı doğal olarak hatırlatır.
Bu nedenle söz verirken yalnız bugünkü ihtiyacımızı değil, yarın o sözün nasıl hatırlanacağını da düşünmek gerekir.
İkinci büyük mesaj güvenin yalnız kelimeyle kurulmadığıdır. Kardeşler çok güçlü bir güvence vermektedirler; fakat geçmişte aynı güvenceyi boşa çıkarmışlardır. Bu nedenle yeni sözün gerçek değeri ancak sonraki davranışlarla ortaya çıkacaktır.
İnsan ilişkilerinde sık yapılan hata, “Ben söyledim, neden hâlâ güvenmiyorsun?” diye düşünmektir. Oysa güven bazen bir cümleden çok daha uzun zamanda oluşur ve kırıldığında yeniden kurulması da zaman alabilir.
Üçüncü büyük mesaj geçmiş davranışların gelecekte maliyet oluşturmasıdır. Yıllar önce yapılan ihanet yalnız Yûsuf’un kaybına neden olmamış; kardeşlerin babaları nezdindeki güvenilirliğini de zedelemiştir. Şimdi gerçekten doğru niyetle konuşsalar bile geçmişteki davranışlarının gölgesi yeni sözlerinin üzerindedir.
Bu, güvenilirliğin neden büyük bir sermaye olduğunu gösterir. Bir insanın sözüne inanılması yıllarca inşa edilebilir fakat tek ciddi ihanetle ağır biçimde zarar görebilir.
Dördüncü büyük mesaj ihtiyatın kin olmadığıdır. Hz. Ya‘kūb’un bir sonraki ayette geçmişi hatırlatması, oğullarından intikam almak istediği anlamına gelmez. O yalnız daha önce yaşadığı büyük kaybı unutmayarak yeni risk karşısında dikkatli davranmaktadır.
Bu, özellikle daha önce zarar görmüş insanlar açısından önemlidir. Sınır koymak, güvence istemek ve yeniden aynı riske hemen girmemek affetmemiş olmak anlamına gelmez.
Beşinci büyük mesaj insanların değişebileceğini kabul etmektir. Kardeşlerin geçmişteki kötülüğü gerçektir; bunu küçümsememek gerekir. Fakat kıssa onların hikâyesini o kötülükte dondurmaz. Önlerinde farklı seçimler yapma fırsatı vardır.
Ahlaki yaklaşım bu iki gerçeği birlikte tutmalıdır: Geçmiş yanlışın sorumluluğu vardır ve insan yine de değişebilir.
Altıncı büyük mesaj değişimin kanıtının davranış olduğudur. İnsan istediği kadar “Artık farklıyım” diyebilir; fakat güvenin geri gelmesi için yeni davranışların eski sözlerden farklı olması gerekir. Kardeşlerin önündeki sınav da tam olarak budur.
Bu yüzden gerçek değişim, insanın kendisi hakkında yaptığı açıklamadan çok benzer durum tekrar ortaya çıktığında ne yaptığıyla anlaşılır.
Yedinci büyük mesaj affetme ile yeniden güven arasındaki ayrımdır. Bu ayrım bazen özellikle aile ilişkilerinde gözden kaçırılır. Bir kişi “Beni affettiysen yine eskisi gibi güvenmelisin” diyebilir. Oysa bu zorunlu değildir.
Affetme kişinin kinle yaşamamasına ilişkin olabilir; güven ise gelecekteki risk değerlendirmesiyle ilgilidir. İkisini birbirine zorla bağlamak mağdura haksızlık edebilir.
Sekizinci büyük mesaj koruma sözünün gerçek sorumluluk gerektirmesidir. Kardeşler yalnız “Yanımızda olsun” demiyor, onun güvenliğini üstleneceklerini söylüyorlar. Bu nedenle yolculuk sırasında ihmalkâr davranmaları veya bilerek zarar vermeleri, sıradan bir başarısızlıktan daha ciddi olur.
Sorumluluk üstlenmek, sonuç üzerinde mutlak güç sahibi olmak değil; makul olan bütün tedbiri samimiyetle almak demektir.
Dokuzuncu büyük mesaj ekonomik ihtiyaç ile ahlaki kararların iç içe geçebilmesidir. Aile kıtlık içindedir ve yeniden erzağa ihtiyaç duymaktadır. Bu durum küçük kardeşin gönderilmesi konusunu zorlaştırmaktadır. Ya‘kūb yalnız duygusal değil, gerçek bir hayatî ihtiyaç karşısında karar verecektir.
Hayatın önemli kararları çoğu zaman tek bir değerden oluşmaz. Güvenlik, ihtiyaç, geçmiş tecrübe ve gelecek riski aynı anda tartılabilir.
Onuncu ve ayetin belki de en derin mesajı, bir insanın geçmişte verdiği sözün gelecekteki karakter sınavına dönüşebilmesidir. Yıllar önce kardeşler “Yûsuf’u koruyacağız” demiş ve tam tersini yapmışlardı. Şimdi yine “Onu koruyacağız” diyorlar. Fakat bu defa okuyucu artık sözlerini değil, ne yapacaklarını beklemektedir.
Yûsuf Suresi 63. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Güven istiyorsan yalnız söz verme; güvenilir davran. Geçmişte güveni kırdıysan karşı tarafın ihtiyatını hakaret sayma. Affedilmeyi anında eski güvene dönme hakkı gibi görme. İnsanların değişebileceğine inan ama değişimi davranışla sınamaktan vazgeçme. Geçmişten ders almayı kinle karıştırma. Ve ‘Seni koruyacağım’ diyorsan bu cümlenin yalnız duygusal bir güvence değil, gerçek bir sorumluluk olduğunu unutma. Çünkü güven, güzel sözün gücüyle değil, aynı şart yeniden geldiğinde bu kez farklı davranabilmekle yeniden kurulur.”
Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 64. ayette, Hz. Ya‘kūb’un cevabı gelecektir: “Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğim gibi onun konusunda da size güveneyim öyle mi? Allah en hayırlı koruyucudur ve O merhametlilerin en merhametlisidir.” Bu ayet, kıssanın başındaki acıyı doğrudan bugüne bağlayacak ve insanlara güvenmek ile Allah’a tevekkül etmek, geçmişten ders almak ile umutsuzluğa düşmemek, insan korumasının sınırlılığı ve ‘Allah en iyi koruyucudur’ sözünün tedbiri terk etmek anlamına gelmemesi açısından son derece güçlü bir bölüm oluşturacaktır.
Ve belki Yûsuf Suresi 63. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir zamanlar güvenini kırdığımız bir insanın bugün bize hemen güvenmemesine gerçekten saygı gösterebiliyor muyuz? Değiştiğimizi uzun cümlelerle mi anlatıyoruz, yoksa davranışlarımızla mı gösteriyoruz? Birinin geçmişte yaşadığı zararı “Artık unut” diyerek küçümsüyor muyuz? Ve bize yeniden bir sorumluluk verildiğinde, bu kez eski hatayı tekrarlamayacak kadar gerçekten değişmiş olduğumuzu gösterebiliyor muyuz?
“Yûsuf 63, kardeşlerin babalarına ‘Kardeşimizi bizimle gönder de erzak alalım; biz onu mutlaka koruyacağız’ dediklerini bildirir. Bu sözün ağırlığı, yıllar önce Yûsuf için de aynı güvenceyi vermiş olmalarından gelir. Ayet bize güvenin sözle değil davranışla kurulduğunu, kırılan güvenin hemen geri dönmek zorunda olmadığını ve geçmişten ders almanın kin olmadığını öğretir. İnsan değişebilir; fakat değişimin en güçlü delili ‘Ben değiştim’ demek değil, aynı sınav yeniden geldiğinde artık eski yanlışı yapmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu