📖 Yûsuf Suresi 17. Ayette “Ey Babamız! Biz Yarışmaya Gitmiş, Yûsuf’u Eşyalarımızın Yanında Bırakmıştık; Kurt Onu Yedi. Doğru Söylesek Bile Sen Bize

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,300
2,736,273
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 17. Ayette “Ey Babamız! Biz Yarışmaya Gitmiş, Yûsuf’u Eşyalarımızın Yanında Bırakmıştık; Kurt Onu Yedi. Doğru Söylesek Bile Sen Bize İnanmazsın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 16. ayette kardeşler akşamleyin ağlayarak babalarının yanına gelmişlerdi. 17. ayette ise hazırladıkları hikâyeyi anlatırlar: ‘Biz yarışmaya gitmiştik, Yûsuf’u eşyalarımızın yanında bırakmıştık; kurt onu yedi.’ Daha sonra da dikkat çekici biçimde, ‘Biz doğru söylesek bile sen bize inanmazsın’ diyerek anlatılarına önceden bir savunma eklerler. Böylece kıssa, yalanın yalnız yanlış bilgi vermekten ibaret olmayabileceğini; bazen ayrıntı, duygu, mazeret ve karşı tarafın şüphelerini peşinen etkisizleştirme çabasıyla birlikte kurulabileceğini gösterir. Hakikat ayrıntılı olmak zorunda değildir; yalan da ayrıntılı olabilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 17. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Dediler ki: ‘Ey babamız! Biz yarışmak üzere uzaklaşmış, Yûsuf’u eşyalarımızın yanında bırakmıştık. Derken kurt onu yemiş. Biz doğru söylesek bile sen bize inanmazsın.’” Ayetin Arapçası ise “Kâlû yâ ebânâ innâ zehebnâ nestebiku ve tereknâ Yûsufe inde metâ‘inâ fe-ekelehu’z-zi’bu ve mâ ente bi-mu’minin lenâ ve lev kunnâ sâdikîn.” şeklindedir.

Bu ayet, kardeşlerin babaları Hz. Yakup’a sundukları ilk ayrıntılı savunmadır. Daha önce ağlayarak gelmişlerdi; şimdi ağlamalarını destekleyen bir olay örgüsü kurarlar. Yarıştıklarını, Yûsuf’u eşyaların yanında bıraktıklarını, tam bu sırada kurdun saldırdığını ve babalarının zaten kendilerine inanmayacağını söylerler.

Okuyucu ise gerçeği bilir: Yûsuf’u kurt yememiştir; kardeşleri onu kuyuya bırakmıştır. Böylece ayetteki her ayrıntıyı, anlatılan hikâyenin değil gerçek olayın bilgisi üzerinden değerlendirebiliriz.

2️⃣ “Biz Yarışmaya Gitmiştik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “nestebiku” kelimesi yarışmak, birbirini geçmeye çalışmak veya bir hedefe doğru rekabet etmek anlamına gelir. Kardeşler babalarına, Yûsuf’u kısa süreliğine eşyalarının yanında bırakıp kendilerinin yarışmaya gittiklerini söylerler.

Bu ayrıntı onların hikâyesini ilk bakışta makul göstermektedir. Çünkü bir grup genç veya yetişkin kardeşin dışarıda yarışması olağan bir davranış olabilir. Ayrıca Yûsuf’un daha küçük olması, eşyaların yanında kalmasını da dışarıdan bakıldığında açıklanabilir gösterebilir.

Ancak makul ayrıntı, doğru anlatı garantisi değildir. İnsan bazen doğruya benzeyen ayrıntılarla gerçeği gizleyebilir. Bu nedenle bir hikâyenin “mantıklı gelmesi” ile gerçekten yaşanmış olması birbirinden ayrılmalıdır.

3️⃣ Yarışmak veya Rekabet Etmek Kur’an’a Göre Kötü müdür ❓​

Hayır. Ayette yarışmanın kendisi ahlaken kötü olarak sunulmaz. Sorun, kardeşlerin yarışmayı gerçek olmayan hikâyelerinin bir parçası hâline getirmeleridir.

İnsanlar spor yapabilir, yarışabilir ve birbirleriyle meşru rekabet içinde olabilirler. Rekabet, başkasına zarar vermeye veya hileye dönüşmediği sürece hayatın doğal bir parçası olabilir. Kur’an’daki farklı bağlamlarda hayırlı işler konusunda yarışma da olumlu bir ifade olarak kullanılır.

Dolayısıyla Yûsuf 17’den “yarışmak kötüdür” sonucu çıkarılamaz. Buradaki mesele yarış değil, yarışın mazeret olarak kullanılmasıdır.

4️⃣ “Yûsuf’u Eşyalarımızın Yanında Bıraktık” Sözü Neden Önemlidir ❓​

Kardeşler olayın nasıl gerçekleştiğini açıklayabilmek için mantıksal bir boşluğu doldurmak zorundadırlar. Babaları doğal olarak “Siz bu kadar kişiyseniz Yûsuf’u kurt nasıl yedi?” diye düşünebilir. Bunun cevabını önceden hazırlarlar: Biz o sırada onun yanında değildik; yarışıyorduk.

Böylece daha önce “Biz onu mutlaka koruruz” diye verdikleri güvence ile yaşandığını iddia ettikleri olay arasındaki çelişkiyi açıklamaya çalışırlar. İddialarına göre Yûsuf’u kasıtlı olarak savunmasız bırakmamışlar, yalnızca kısa bir süre eşyaların yanında bırakmışlardır.

Bu bize yalanın çoğu zaman sadece yanlış bir sonuç üretmediğini gösterir. Yalan, açıkları kapatmak için yeni ayrıntılar üretmek zorunda kalabilir.

5️⃣ İnsan Yalan Söylerken Neden Ayrıntı Üretir ❓​

Çünkü basit bir yanlış iddia kolayca sorgulanabilir. İnsan inandırıcı görünmek istediğinde olayın zamanı, yeri, nedeni ve nasıl gerçekleştiği hakkında ayrıntılar ekleyebilir. Bu ayrıntılar hikâyeyi daha canlı ve gerçekçi gösterebilir.

Ancak burada dikkatli olmak gerekir: Ayrıntılı anlatmak tek başına yalan göstergesi değildir. Gerçek bir olayı yaşayan insan da çok ayrıntılı anlatabilir. Dolayısıyla “çok ayrıntı verdi, demek yalan söylüyor” gibi mekanik bir psikolojik kural kurmak doğru değildir.

Yûsuf kıssasında ayrıntıların yanıltıcı olduğunu biliyoruz, çünkü olayın gerçek hâlini Kur’an daha önce bize bildirmiştir. Günlük hayatta ise ayrıntıyı değil, ayrıntının diğer bilgilerle tutarlılığını değerlendirmek gerekir.

6️⃣ “Kurt Onu Yedi” Sözü Neden Özellikle Seçilmiştir ❓​

Çünkü Hz. Yakup bir önceki ayette tam olarak bundan korktuğunu söylemişti: “Siz ondan habersizken kurdun onu yemesinden korkarım.” Kardeşler şimdi babalarının dile getirdiği ihtimali kendi hikâyelerinin merkezine koyarlar.

Bu, kıssanın en çarpıcı psikolojik ayrıntılarından biridir. Babalarının kaygısını öğrenmişler ve daha sonra o kaygıyı inandırıcı bir mazerete dönüştürmüşlerdir.

Burada ahlaki problem yalnız yalan değildir. Aynı zamanda bir insanın size açıkladığı korkuyu ona karşı kullanmak vardır. Birinin hassasiyetini bilmek, onu manipüle etme hakkı vermez; tam tersine daha büyük bir güven sorumluluğu doğurur.

7️⃣ Hz. Yakup Kendi Korkusunu Söylemekle Hata mı Yaptı ❓​

Hayır. Bir insanın endişesini ifade etmesi, başkasının bunu kötüye kullanmasından onu sorumlu yapmaz. Hz. Yakup, babalık kaygısını açıkça söylemiştir. Kardeşlerin bu bilgiyi kendi yalanları için kullanması onların tercihidir.

Bu ayrım mağduriyet konusunda çok önemlidir. Bir insan özel bilgisini, korkusunu veya zayıflığını size güvenerek anlattığında onu daha sonra aleyhine kullanırsanız sorumluluk sizdedir. “Bana söylemeseydin kullanamazdım” demek, ihanet edenin sorumluluğunu mağdurun üzerine atmak olur.

Güvenmek yanlış değildir; güveni kötüye kullanmak yanlıştır.

8️⃣ “Biz Doğru Söylesek Bile Sen Bize İnanmazsın” Sözü Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonundaki ifade son derece dikkat çekicidir: “Ve mâ ente bi-mu’minin lenâ ve lev kunnâ sâdikîn.” Genel anlamıyla, “Biz doğru söyleyen kimseler olsak bile sen bize inanacak değilsin” demektir.

Kardeşler henüz babalarının nihai tepkisini almadan, şüphe ihtimaline karşı savunma hazırlamaktadırlar. Böylece Hz. Yakup onlara inanmazsa bunu kendi hikâyelerinin zayıflığından değil, babalarının zaten kendilerine güvenmemesinden kaynaklanıyormuş gibi sunabilirler.

Bu iletişim stratejisi bugün de görülebilir. İnsan bazen daha sorgulanmadan “Zaten bana inanmayacaksın” diyerek karşı tarafı suçluluk duygusuna itebilir ve soruların önünü kapatmaya çalışabilir.

9️⃣ “Zaten Bana İnanmıyorsun” Sözü Her Zaman Manipülasyon mudur ❓​

Hayır. Bazen kişi gerçekten geçmişte haksız biçimde sürekli şüphe altında bırakılmış olabilir ve “Bana zaten inanmıyorsun” sözü gerçek bir kırgınlığın ifadesi olabilir.

Bu nedenle tek bir cümleyi bağlamından koparıp otomatik olarak manipülasyon etiketiyle değerlendirmek doğru değildir. Yûsuf kıssasında ise kardeşlerin gerçekleri sakladığını bildiğimiz için bu cümle savunmacı ve yanıltıcı anlatının bir parçası hâline gelir.

Genel ders şudur: Bir insan “Zaten bana inanmazsın” dediğinde ne otomatik olarak suçlu ne de otomatik olarak mağdur sayılmalıdır. Asıl değerlendirme, sözün bağlamı ve olayın gerçek delilleri üzerinden yapılmalıdır.

🔟 Önceden Savunma Kurmak Neden Etkili Bir Manipülasyon Yöntemi Olabilir ❓​

Çünkü karşı tarafın muhtemel itirazını daha söylemeden ahlaken sorunlu bir konuma yerleştirebilir. Eğer Hz. Yakup şüphe ederse kardeşler artık “Bak, zaten bize güvenmiyordun” diyebilirler. Böylece konuşmanın odağı onların hikâyesinden babalarının güven problemine kaydırılabilir.

Bu yöntemin günümüzdeki biçimleri oldukça tanıdıktır. Bir kişi “Gerçekleri söylesem de bana inanmayacaksın” diyerek sizden henüz incelemeden güven isteyebilir. Başka biri “Beni seviyorsan bunu sorgulamazsın” diyerek normal soruları sadakatsizlik gibi gösterebilir.

Sağlıklı iletişimde ise sorular düşmanlık olarak görülmez. Güven, makul sorulardan korkmamalıdır.

1️⃣1️⃣ Gerçekten Doğru Söyleyen Bir İnsan da İnanılmayacağından Korkabilir mi ❓​

Evet. Bir insan gerçeği söylüyor olabilir fakat geçmiş davranışları nedeniyle kimsenin ona inanmayacağını düşünebilir. Bu yüzden ayetteki cümlenin kendisini evrensel bir yalan göstergesi saymak doğru olmaz.

Burada belirleyici olan, bizim kıssanın gerçek olay örgüsünü biliyor olmamızdır. Kardeşlerin anlattığı hikâye doğru değildir. Dolayısıyla onların “doğru söylesek bile” ifadesi, gerçekte söylemedikleri bir doğruluğun savunması hâline gelir.

Bu bize başka bir ders daha verir: Geçmişte güveni zedelemek, gelecekte doğru söylediğimizde bile sözümüzün inanılırlığını azaltabilir. Güven bu nedenle değerli bir sermayedir ve kolayca harcanmamalıdır.

1️⃣2️⃣ Güven Bir Kez Zedelendiğinde Neden Sadece Söz Yetmez ❓​

Çünkü güven geçmiş deneyimlerden oluşur. Bir insan defalarca yalan söylediyse sonraki sefer doğru söylediğinde karşı tarafın hemen inanmakta zorlanması anlaşılabilir. Bu, güvenin davranışlarla oluştuğunu gösterir.

Yeniden güven kazanmak mümkündür; fakat genellikle tutarlılık, zaman, şeffaflık ve gerekiyorsa telafi ister. Kişi sadece “Bu kez doğru söylüyorum” diyerek geçmişteki güven kaybını bir anda silemeyebilir.

Bu nedenle dürüstlük yalnız o anı kurtaran bir özellik değildir. Bugünkü doğruluğumuz, yarın sözümüzün ne kadar ağırlık taşıyacağını da belirler.

1️⃣3️⃣ Bir Hikâyenin İnandırıcı Olması Onun Doğru Olduğunu Gösterir mi ❓​

Hayır. İnsanlar çok iyi kurgulanmış, ayrıntılı ve mantıklı hikâyeler üretebilir. Bu yüzden inandırıcılık ile doğruluk aynı şey değildir.

Aynı şekilde gerçek bir olay bazen dağınık ve eksik anlatılabilir. Özellikle şok, korku veya hafıza sorunları yaşayan bir kişi gerçek olayın ayrıntılarını karıştırabilir. Bu nedenle “Hikâyesi çok düzenli, demek doğru” veya “Anlatımı karışık, demek yalan” gibi basit kurallar güvenilir değildir.

Yûsuf kıssasında gerçeği vahiyden biliyoruz. Günlük hayatta ise delil, zaman çizelgesi, bağımsız bilgiler ve tutarlılık birlikte değerlendirilmelidir.

1️⃣4️⃣ Yalan Söyleyen İnsan Her Zaman Kötü Bir Oyuncu mudur ❓​

Hayır. Bazı insanlar yalan söylerken çok sakin, tutarlı ve ikna edici olabilir; bazı dürüst insanlar ise heyecandan veya korkudan karışık konuşabilir. İnsan beden dili ve ses tonu üzerinden güvenilirlik tespiti yapmak çoğu zaman sanıldığı kadar kesin değildir.

Yûsuf’un kardeşleri ağlar, olay örgüsü anlatır ve önceden savunma kurarlar. Fakat okuyucu onların yalanını beden dilinden değil, olayın gerçek bilgisinden anlar.

Bu, günümüzde de önemli bir ders verir: İnsanları yalnız “gözüne bakamadı”, “çok sakin konuştu”, “çok ağladı” veya “fazla rahat görünüyordu” gibi işaretlerle suçlu ilan etmek adil değildir. Hakikat psikolojik klişelerden daha ciddidir.

1️⃣5️⃣ Bir İnsanın Yalanını Ortaya Çıkarmak İçin Ne Yapılmalıdır ❓​

Her durumda yöntem farklı olabilir; fakat temel ilke kanıt ve tutarlılık üzerinde durmaktır. Olay ne zaman olmuş, kim nerede bulunmuş, fiziksel veya dijital deliller ne gösteriyor, anlatılar birbirleriyle uyumlu mu gibi sorular önem kazanabilir.

Aile içinde de hemen bağırmak veya itham etmek yerine açıklama istemek daha sağlıklı olabilir. Ancak ciddi bir suç veya güvenlik riski varsa uygun uzmanlara ve hukuki mercilere başvurmak gerekir.

Kur’an’daki kıssa, insanlara sorgusuz şüphecilik öğretmez. Tam tersine duygu ile delili ayıran adil muhakemeyi teşvik eden güçlü bir örnek sunar.

1️⃣6️⃣ Kardeşlerin Yalanı Neden İlk Hatalarından Daha Büyük Bir Sorun Üretiyor ❓​

Çünkü ilk haksızlığı gizlemek için yeni bir haksızlık daha eklenmektedir. Yûsuf’u kuyuya bırakmak zaten ağır bir davranıştır; şimdi bunun üstüne babalarını kandırmak ve onun yasını sahte bir bilgi üzerine kurmak gelir.

Yalanın en tehlikeli yönlerinden biri budur: İlk yanlışı korumak için yeni yanlışlar üretilebilir. İnsan gerçeği itiraf etmekten ne kadar uzun süre kaçarsa oluşturduğu hikâyeyi savunmak için o kadar fazla enerji ve yeni mazeret harcayabilir.

Bu nedenle erken yüzleşme çoğu zaman daha az yıkıcıdır. Hata yapıldığında dürüstçe kabul etmek zor olabilir, fakat yalanı büyütmek sorumluluğu azaltmaz; aksine artırabilir.

1️⃣7️⃣ Hz. Yakup’un Bir Sonraki Adımda Yapacağı Şey Neden Önemlidir ❓​

Kardeşler bu ayette sözlü anlatılarını sunarlar. Bir sonraki ayette ise bu anlatıyı desteklemek için Yûsuf’un gömleğine sahte kan sürerek somut bir delil görüntüsü oluşturmaya çalışacaklardır.

Bu, kıssayı yeni bir aşamaya taşır. Artık yalnız sözlü yalan değil, sahte delil üretimi gündeme gelecektir. Hz. Yakup da bu delili olduğu gibi kabul etmek yerine anlatının bütününe bakacaktır.

Bu bize önemli bir hukuk ve ahlak ilkesi düşündürür: Delil görüntüsü ile gerçek delil aynı şey değildir. Bir şeyin fiziksel olarak gösterilmesi onu otomatik olarak güvenilir kılmaz; nasıl oluştuğu ve olayla gerçekten bağlantılı olup olmadığı araştırılmalıdır.

1️⃣8️⃣ Yûsuf Suresi 16 ve 17 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûsuf 16’da kardeşlerin ağlayarak geldiklerini görmüştük. Yûsuf 17’de ise ağlamanın arkasındaki anlatı ortaya çıkar: Yarıştıklarını, Yûsuf’u eşyalarının yanında bıraktıklarını ve kurdun onu yediğini söylerler.

Bu iki ayet birlikte yalanın iki katmanını gösterir: Duygusal sunum ve sözlü anlatı. Ne ağlama tek başına doğruluk kanıtıdır ne de ayrıntılı hikâye kendi kendine delil oluşturur.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 18. ayette üçüncü katman gelecektir: Kanlı gömlek. Kardeşler Yûsuf’un gömleğine sahte kan sürüp babalarına getirecekler, Hz. Yakup ise “Hayır, nefisleriniz sizi bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır” diyecektir. Bu ayette özellikle sahte delil, ‘nefsiniz size bir işi süslü gösterdi’ ifadesi, sabr-ı cemîl, sabır ile pasiflik arasındaki fark ve Allah’tan yardım istemenin anlamı çok önemli olacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 17. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 17. ayet, yalanın nasıl sadece tek bir yanlış cümleden değil, bütünlüklü bir anlatıdan oluşabileceğini gösterir. Kardeşler babalarına sıradan bir “Yûsuf kayboldu” hikâyesi anlatmazlar. Yarışa gittiklerini, Yûsuf’u eşyaların yanında bıraktıklarını, kurdun onu yediğini ve babalarının zaten kendilerine inanmayacağını söylerler. Böylece olayın nerede, nasıl ve neden gerçekleştiğine ilişkin boşlukları doldururlar.

Ayetin ilk büyük mesajı ayrıntının doğruluk garantisi olmadığıdır. İnsanlar bazen “Bu kadar ayrıntıyı nasıl uydursun?” diye düşünebilirler. Oysa kurgu da ayrıntılı olabilir. Bunun tersi de doğrudur: Gerçek bir olayı yaşayan kişi stres veya zaman nedeniyle bazı ayrıntıları hatırlamayabilir.

Bu nedenle hakikati değerlendirirken hikâyenin canlılığına değil, gerçeklikle uyumuna bakmak gerekir.

İkinci büyük mesaj, makul gerekçelerin yalan içinde kullanılabileceğidir. Yarışmak mümkündür, eşyaların yanında birini bırakmak mümkündür ve açık arazide vahşi hayvan tehlikesi de mümkün olabilir. Kardeşlerin hikâyesi tam da bu yüzden yüzeyde inandırıcıdır.

Bu bize çok önemli bir ölçü verir: Bir iddianın içindeki bazı parçaların doğru veya mümkün olması, bütün anlatının doğru olduğunu kanıtlamaz. Yalan bazen tamamen hayalî unsurlardan değil, gerçek parçaların yanlış biçimde birleştirilmesinden oluşur.

Üçüncü büyük mesaj karşı tarafın korkusunu kullanmanın ahlaki ağırlığıdır. Hz. Yakup bir önceki ayette kurttan endişe ettiğini söylemişti. Kardeşler şimdi bu korkuyu alıp kendi mazeretlerine dönüştürüyorlar.

İnsan ilişkilerinde buna dikkat etmek gerekir. Bir kişi bize korkusunu, travmasını veya hassasiyetini anlattığında bu bilgi emanettir. Onu ikna etmek, susturmak veya kandırmak için kullanmak güvene karşı ağır bir ihanet olabilir.

Dördüncü büyük mesaj “Zaten bana inanmayacaksın” cümlesinin nasıl çalışabileceğini anlamaktır. Bu söz gerçekten incinmiş birinin samimi şikâyeti olabilir; dolayısıyla tek başına suç göstergesi değildir. Fakat Yûsuf kıssasında kardeşler bunu, kendi yalanlarına yöneltilecek muhtemel şüpheyi önceden etkisizleştirmek için kullanmaktadırlar.

İnsan böyle bir cümle duyduğunda duygusal baskıya kapılmadan şu soruyu sorabilir: “Sana inanmak istiyorum; fakat olayın gerçekliğini anlamak için elimizde ne var?” Böylece kişi ne otomatik şüpheci olur ne de sorgusuz teslim olur.

Beşinci büyük mesaj güvenin geçmiş davranışlarla ilişkili olmasıdır. Kardeşlerin “Bize inanmazsın” demeleri, aile içinde zaten bir güven sorunu bulunduğunu da düşündürür. Bir insan geçmişte sık sık güveni zedelemişse doğru söylediği bir anda bile şüpheyle karşılaşabilir.

Bu nedenle dürüstlük, yalnız bugünkü ahlaki tercihimizi değil yarın sözümüzün ne kadar güvenilir bulunacağını da etkiler. Güven uzun zamanda kazanılır, bazen tek bir ağır ihanetle ciddi biçimde zedelenebilir.

Altıncı büyük mesaj duygusal sunumun delil olmadığını bir kez daha vurgular. Bir önceki ayette ağlama vardı; bu ayette ayrıntılı hikâye vardır. Bir sonraki ayette ise kanlı gömlek gelecektir. Kardeşler anlatılarını adım adım güçlendirmeye çalışırlar.

Bu sahneler bize çağımız açısından da önemli bir uyarı verir. Sosyal medyada bir video, yoğun duygu, kesin bir anlatım ve çarpıcı bir görüntü bir araya geldiğinde insanlar birkaç saniyede hüküm verebilir. Oysa duygu, hikâye ve görüntü birlikte sunulsa bile doğrulama ihtiyacı ortadan kalkmaz.

Yedinci büyük mesaj ilk hatayı gizlemenin yeni hatalara yol açmasıdır. Kardeşler Yûsuf’a haksızlık yaptıktan sonra şimdi babalarına yalan söylemektedirler. Bir sonraki ayette yalanı desteklemek için sahte delil de getireceklerdir.

İnsan yaptığı yanlışı erken kabul etmediğinde bazen yanlışın etrafına yeni bir savunma sistemi kurar. Bu sistem büyüdükçe gerçeğe dönmek psikolojik olarak daha zorlaşabilir.

Bu nedenle hatanın ilk anında “Evet, yanlış yaptım” diyebilmek büyük ahlaki cesarettir.

Sekizinci büyük mesaj insanın kendi hikâyesine inanma tehlikesidir. Bir kişi aynı mazereti sürekli tekrar ettiğinde zamanla kendi sorumluluğunu küçültebilir. Kardeşlerin sonraki davranışlarında da geçmişte yaptıkları olay uzun süre aile tarihinin gizli yarası olarak kalacaktır.

Kendimize mazeret üretirken şu soruyu sormak faydalıdır: “Ben gerçekten gerçeği mi anlatıyorum, yoksa kendimi daha iyi hissettirecek bir hikâye mi kuruyorum?”

Vicdanın en zor sınavlarından biri budur.

Dokuzuncu ve belki ayetin en güçlü mesajı ise hakikatin yalnız anlatıcıya ait olmadığıdır. Kardeşler bir hikâye kurabilirler; fakat Yûsuf’un gerçekten nerede olduğunu değiştiremezler. Kelimeler gerçeğin algısını geçici olarak örtebilir, fakat gerçeğin kendisini dönüştüremez.

İnsan başkalarını kandırabilir.

Bir süre çevresini ikna edebilir.

Belki kendi vicdanını bile susturabilir.

Ama olan şey, anlatılan şeyden bağımsız olarak olmuştur.

Yûsuf Suresi 17. ayetin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür: Ayrıntılı anlatıyı otomatik olarak doğru sanma. Duygusal sunumu delilin yerine koyma. Bir insanın korkusunu ona karşı kullanma. “Zaten bana inanmayacaksın” sözüyle makul soruları susturmaya çalışma. İlk yanlışını gizlemek için yeni yanlışlar üretme. Ve gerçeği değiştiremeyeceğini bil; çünkü hikâyeyi kontrol etmek ile hakikati kontrol etmek aynı şey değildir.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 18. ayette, kardeşler bu kez Yûsuf’un gömleğini sahte bir kanla babalarına getireceklerdir. Hz. Yakup ise onların sunduğu görüntüyü olduğu gibi kabul etmeyecek ve “Hayır, nefisleriniz sizi bir işe sürüklemiş; artık bana düşen güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardım istenecek olan Allah’tır” diyecektir. Bu ayet özellikle sahte delil, nefsin yanlışı insana güzel göstermesi, sabr-ı cemîl ve sabrın pasiflik değil bilinçli direnç oluşu bakımından kıssanın en güçlü ayetlerinden biri olacaktır.

Ve belki Yûsuf Suresi 17. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir hikâye ne kadar ayrıntılı ve duygusal olursa olsun, gerçekliğini araştırmaya devam edebiliyor muyuz? Kendi hatalarımızda gerçeği mi anlatıyoruz, yoksa kendimizi daha masum gösterecek ayrıntılar mı üretiyoruz? Ve biri bize güvenmediğinde hemen onu suçlamak yerine, “Ben geçmişte güveni nasıl korudum?” diye kendimize de bakabiliyor muyuz?

“Yûsuf 17, kardeşlerin ‘Biz yarışmaya gitmiştik, Yûsuf’u eşyalarımızın yanında bırakmıştık; kurt onu yedi. Doğru söylesek bile sen bize inanmazsın’ diyerek ayrıntılı bir hikâye kurduklarını gösterir. Ayrıntı doğruluğun, gözyaşı masumiyetin ve kesin konuşmak hakikatin garantisi değildir. Gerçeği anlamak istiyorsan duyguyu küçümsemeden delile bak; kendi hatanı gizlemek için yeni hikâyeler üretme. Çünkü insan anlatıyı değiştirebilir, fakat yaşanmış hakikati değiştiremez.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt