📖 Yûnus Suresi 36. Ayette “Onların Çoğu Ancak Zanna Uyar; Oysa Zan Hakikat Karşısında Hiçbir Şey İfade Etmez. Şüphesiz Allah Yaptıklarını Çok İyi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,065
2,736,256
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 36. Ayette “Onların Çoğu Ancak Zanna Uyar; Oysa Zan Hakikat Karşısında Hiçbir Şey İfade Etmez. Şüphesiz Allah Yaptıklarını Çok İyi Bilir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Bir düşüncenin çok tekrar edilmesi onu hakikat yapmaz. İnsan bazen bildiğini değil, doğru olmasını istediğini takip eder. Kur’an ise kanaatin arkasına saklanmak yerine delili, hakikati ve dürüst düşünmeyi merkeze almaya çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 36. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Onların çoğu ancak zanna uyar. Şüphesiz zan, hakikat karşısında hiçbir şey ifade etmez. Allah onların yaptıklarını çok iyi bilmektedir.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve mâ yettebiu ekseruhum illâ zannâ. İnne’z-zanne lâ yuğnî mine’l-hakkı şey’â. İnnallâhe alîmun bimâ yef‘alûn.”

Bir önceki ayette:

“Hakka Allah iletir. Öyleyse hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır?”

diye sorulmuştu.

Yûnus 36 şimdi insanların neden hakikatten uzaklaşabildiğine dair önemli bir sebep gösterir:

Delil yerine zanna uymak.

2️⃣ Ayetteki “Zan” Ne Demektir ❓​

Arapçadaki:

“zann”

kelimesi bağlama göre farklı derecelerde anlam taşıyabilir.

Burada temel anlam:

kesin bilgiye dayanmayan kanaat,

varsayım,

tahmin,

delilsiz kabul

şeklindedir.

Yani insan:

bir şeyin doğru olduğunu gerçekten bilmiyor,

ama:

“Herhâlde böyledir.”

diyerek ona göre inanç geliştiriyor.

Kur’an özellikle Allah hakkında böylesine temelsiz iddiaların hakikatin yerine geçirilemeyeceğini bildirir.

3️⃣ “Onların Çoğu Ancak Zanna Uyar” Kimlerden Söz Ediyor ❓​

Bağlamda özellikle Allah’a ortak koşan ve sözde ilahlarına:

şefaat,

ilahî güç,

kurtarıcılık

gibi özellikler yükleyen muhataplardan söz edilmektedir.

Önceki ayetlerde onlara:

yaratan kim?

Rızık veren kim?

Hakka ileten kim?

diye sorulmuştu.

Kendi cevapları bile:

Allah

olduğu hâlde başka varlıklara ilahî özellikler vermeye devam ediyorlardı.

Kur’an şimdi bunun arkasında sağlam bilgi değil, çoğu zaman zanna dayalı bir inanç bulunduğunu söylüyor.

4️⃣ “Çoğu” Denilmesi Neden Önemlidir ❓​

Ayet:

“ekseruhum”, yani:

“onların çoğu”

der.

Bu, Kur’an'ın dilindeki dikkate değer hassasiyetlerden biridir.

Her birey hakkında aynı hüküm verilmez.

Topluluk içinde:

farklı bilgi düzeyleri,

farklı niyetler,

farklı davranışlar

bulunabilir.

Dolayısıyla ayet:

“İstisnasız herkes aynıdır.”

şeklinde kaba bir genelleme yapmaz.

Bu bize de önemli bir ahlak öğretir:

Toplulukları değerlendirirken herkesi aynılaştırmamak gerekir.

5️⃣ Bir Şeye Çok İnsan İnanıyorsa O Şey Doğru Olmaz mı ❓​

Mutlaka olmaz.

Çok sayıda insanın aynı düşünceyi paylaşması:

o düşüncenin araştırılması için önemli olabilir.

Fakat tek başına:

hakikat kanıtı değildir.

Tarih boyunca geniş toplumların doğru kabul ettiği fakat daha sonra yanlış olduğu anlaşılan birçok düşünce olmuştur.

Bu nedenle:

“Herkes böyle söylüyor.”

bir sosyolojik bilgi olabilir.

Ama tek başına:

“O hâlde kesin doğrudur.”

sonucunu vermez.

Hakikat oy çokluğuyla belirlenmez.

6️⃣ “Atalarımız Böyle İnanıyordu” Sağlam Bir Delil midir ❓​

Tek başına değildir.

İnsan:

ailesinden,

kültüründen,

toplumundan

çok değerli bilgiler öğrenebilir.

Geleneklerin içinde büyük hikmetler de bulunabilir.

Fakat:

“Atalarım inanıyordu, o hâlde mutlaka doğrudur.”

mantığı yeterli değildir.

Çünkü insanın ataları da insan olduğu için:

doğruyu aktarabilecekleri gibi

yanlış bir düşünceyi de aktarabilirler.

Kur’an'ın yaklaşımı:

geleneği sırf gelenek olduğu için reddetmek değil,

onu hakikat ölçüsünde değerlendirmektir.

7️⃣ Her Zan Kötü müdür ❓​

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Günlük hayatta insan çoğu zaman yüzde yüz kesin bilgi olmadan karar verir.

Örneğin:

hava durumuna bakarsın ve yağmur ihtimalini değerlendirirsin.

Bir doktor belirtilerden hareketle ön tanı koyabilir.

Bir mahkemede deliller değerlendirilir.

İş hayatında risk hesabı yapılır.

Bunların tamamı farklı derecelerde olasılık ve kanaat içerebilir.

Yûnus 36’nın eleştirdiği:

her türlü ihtimalli düşünme değil,

hakikat iddiasında delilsiz varsayımı kesin bilgi yerine koymaktır.

8️⃣ Fıkıhta “Zannî Delil” Varsa Bu Ayetle Çelişir mi ❓​

Hayır.

İslam ilim geleneğinde:

kat‘î

ve:

zannî

bilgi/delil ayrımları yapılmıştır.

“Zannî” burada:

tam kesinlik derecesinde olmayan fakat ciddi delillere dayanan bilgi

anlamında kullanılabilir.

Bu, Yûnus 36’daki:

temelsiz varsayımla

aynı şey değildir.

Kelimenin anlamı bağlama göre değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla:

“Kur’an zan kötüdür dedi, öyleyse ihtimalli bütün bilgi geçersizdir.”

sonucu doğru değildir.

9️⃣ Bilimsel Hipotez de Bir Tür Zan Değil midir ❓​

Bilimsel hipotez ile ayette eleştirilen temelsiz zan aynı şey değildir.

Bilimsel hipotez:

gözlemden doğabilir,

test edilebilir,

yanlışlanabilir,

verilerle sınanabilir,

yeni kanıtlar geldiğinde değiştirilebilir.

Bu,:

“Ben öyle hissediyorum, dolayısıyla gerçek budur.”

demekten farklıdır.

Bilimin güçlü yönlerinden biri zaten:

kanaatini kanıt karşısında değiştirmeye açık olmasıdır.

Bu nedenle ayeti bilimsel araştırmaya karşı kullanmak doğru olmaz.

Tam tersine ayetin delil-hakikat vurgusu, dürüst araştırmanın önemini destekleyen bir ilke sunar.

🔟 Zan ile Soru Sormak Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

Soru sormak:

bilmediğinin farkında olmaktır.

Zanna körü körüne uymak ise bazen:

bilmediğin hâlde biliyormuş gibi davranmaktır.

Örneğin:

“Bu konuyu bilmiyorum, araştırmam lazım.”

demek epistemik dürüstlüktür.

Ama:

“Bilmiyorum ama kesin böyle olduğuna inanıyorum.”

demek başka bir şeydir.

Kur’an'ın burada eleştirdiği tavır özellikle:

delilsiz kanaati kesin hakikat hâline getirmektir.

1️⃣1️⃣ “Zan Hakikat Karşısında Hiçbir Şey İfade Etmez” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“İnne’z-zanne lâ yuğnî mine’l-hakkı şey’â.”

denilir.

Yani:

“Zan hakikatin yerini hiçbir şekilde tutmaz.”

Bir şeyi:

çok istemen,

çok düşünmen,

çok tekrar etmen

onu gerçek yapmaz.

Gerçeklik:

bizim arzumuzdan bağımsızdır.

Bir insan:

“Bence böyle.”

diyebilir.

Ama hakikat sorusu:

“Gerçekte nasıl?”

sorusudur.

İşte Kur’an bu ayrımı son derece güçlü biçimde korur:

Kanaat başka, hakikat başkadır.

1️⃣2️⃣ Kişisel Tecrübemiz Hakikatin Kesin Ölçüsü müdür ❓​

Her zaman değildir.

Kişisel tecrübe değerlidir.

Ama sınırlıdır.

Bir insan:

“Ben bunu yaşadım, demek ki herkes için böyledir.”

diyebilir.

Oysa başka insanların şartları farklı olabilir.

Örneğin bir tedavinin kendisine iyi gelmesi:

herkese aynı etkiyi göstereceği

anlamına gelmez.

Bir kişinin:

bir insanla kötü deneyim yaşaması,

o kişinin mensup olduğu bütün topluluğun kötü olduğu

anlamına gelmez.

Bu nedenle kişisel tecrübe:

veridir, ama her zaman evrensel sonuç değildir.

1️⃣3️⃣ İnsan Neden Delil Yerine Zanna Uymayı Tercih Eder ❓​

Çünkü delil bazen rahatsız edicidir.

Hakikat:

fikrimizi değiştirmemizi isteyebilir.

Yanıldığımızı kabul ettirebilir.

Çıkarımızdan vazgeçmemizi gerektirebilir.

Bu yüzden insan bazen önce istediği sonuca karar verir, sonra onu destekleyen şeyleri toplamaya başlar.

Bu:

“Ben hakikati bulacağım.”

değil,

“Ben zaten haklıyım, bunu kanıtlayacak şeyler bulacağım.”

yaklaşımıdır.

İşte zan bazen insanın arzusunun avukatı hâline gelebilir.

1️⃣4️⃣ Sevdiğimiz İnsan Hakkında da Zanna Kapılabilir miyiz ❓​

Evet.

İnsan sevdiği kişiyi:

olduğundan daha kusursuz

görebilir.

Nefret ettiği insanı ise:

yaptığı her şeyi kötü yorumlayacak biçimde

değerlendirebilir.

Bu nedenle sevgi ve nefret:

muhakemeyi etkileyebilir.

Adalet ise:

sevdiğin kişi yanlış yaptığında da yanlış diyebilmeyi,

sevmediğin biri doğru yaptığında da doğru diyebilmeyi gerektirir.

Hakikate sadakat, kişisel duyguların üzerinde durabilmeyi ister.

1️⃣5️⃣ Sosyal Medya Zanna Uymayı Nasıl Artırabilir ❓​

Bugün bir bilgi saniyeler içinde milyonlarca insana ulaşabiliyor.

Bir başlık görürüz.

Haberi okumadan paylaşırız.

Bir fotoğraf görürüz.

Bağlamını bilmeden hüküm veririz.

Bir insan hakkında:

“Herkes böyle diyor.”

deyip suçlamayı gerçek kabul edebiliriz.

Oysa:

video kesilmiş olabilir.

Fotoğraf eski olabilir.

Başlık yanıltıcı olabilir.

Kaynak sahte olabilir.

Bu yüzden Yûnus 36’nın ilkesi günümüzde olağanüstü günceldir:

Paylaşmadan önce bil.

Hüküm vermeden önce doğrula.


Çünkü çok tekrar edilen yanlış bilgi yine de yanlıştır.

1️⃣6️⃣ Din Hakkında Zanla Konuşmak Neden Özellikle Tehlikelidir ❓​

Çünkü din hakkında insan bazen kendi kanaatini:

Allah’ın hükmü

diye sunabilir.

Örneğin:

“Allah kesin şu kişiden nefret ediyor.”

“Bu felaket kesin şu günahın cezası.”

“Falanca kesin cennetlik.”

“Falanca kesin cehennemlik.”

gibi sözlerde insan Allah’ın bildirmediği gayb alanına taşabilir.

Bu yüzden Yûnus 17’de gördüğümüz:

Allah hakkında yalan uydurma

uyarısıyla Yûnus 36’nın zan uyarısı birbirini tamamlar.

Allah adına konuşurken:

delil daha da önemlidir.

1️⃣7️⃣ Zanla Hareket Etmemek Her Şeyden Yüzde Yüz Emin Olana Kadar Hiçbir Karar Vermemek midir ❓​

Hayır.

Hayatta birçok konuda yüzde yüz kesinlik mümkün değildir.

İnsan:

mevcut delilleri toplar,

en güvenilir bilgiyi değerlendirir,

ihtimalleri tartar

ve karar verir.

Sorun:

belirsizliği inkâr etmektir.

Dürüst insan:

“Bu kesin.”

diyecek kadar delili yoksa:

“Büyük ihtimalle.”

diyebilir.

“Bilmiyorum.”

diyebilir.

“Bu konuda farklı görüşler var.”

diyebilir.

Bilginin derecesini doğru ifade etmek zayıflık değil, ilmî dürüstlüktür.

1️⃣8️⃣ “Allah Yaptıklarını Çok İyi Bilir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“İnnallâhe alîmun bimâ yef‘alûn.”

diye sona erer.

Yani:

“Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.”

Bu ifade yalnızca insanların:

ne düşündüğünü

değil,

zanlarının ardından ne yaptıklarını da

gündeme getirir.

Çünkü yanlış kanaat:

yanlış davranışlara dönüşebilir.

Bir insan hakkında delilsiz zan:

iftiraya,

dışlamaya,

haksızlığa

dönüşebilir.

Allah:

hem sözü

hem davranışı

bilir.

Bu nedenle bilgi ahlakı ile davranış ahlakı birbirinden kopuk değildir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 36. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 36. ayet insan zihninin en yaygın hatalarından birine dokunur:

Zannı hakikat sanmak.

İnsan çoğu zaman bir şeyi gerçekten bildiği için değil:

çok duyduğu,

çevresinden öyle öğrendiği,

ona inanmak istediği,

işine öyle geldiği

için doğru kabul edebilir.

Kur’an ise çok net bir ilke koyar:

“Zan hakikatin yerini tutmaz.”

Bu cümle dinî hayat için olduğu kadar günlük hayat için de son derece önemlidir.

Bir insan hakkında:

“Bence böyle yaptı.”

diyebilirsin.

Ama:

“Kesin yaptı.”

demek için delil gerekir.

Bir haber hakkında:

“Bana mantıklı geldi.”

diyebilirsin.

Ama bu, haberin doğrulandığı anlamına gelmez.

Bir dinî hüküm hakkında:

“Ben hep böyle biliyordum.”

diyebilirsin.

Ama:

“Kur’an kesin bunu söylüyor.”

demeden önce gerçekten ne söylediğini araştırmak gerekir.

Ayet bu nedenle insanı:

kanıta saygıya

çağırır.

Bu çağrı imana karşı değildir.

Tam tersine Kur’an kendi muhataplarına defalarca:

düşünün,

akledin,

delile bakın,

sorgulayın

der.

Yûnus 35’te:

“Nasıl hüküm veriyorsunuz?”

diye sorulmuştu.

Yûnus 36 şimdi yanlış hükmün nedenlerinden birini gösteriyor:

Zanna uymak.

Bu iki ayeti birlikte okuduğumuzda önemli bir düşünce ahlakı ortaya çıkar:

Önce:

bilgiye bak.

Sonra:

hüküm ver.

Önce hüküm verip ardından onu destekleyecek bilgiler arama.

Bu günümüzde özellikle önemlidir.

İnsan sosyal medyada kendi görüşünü destekleyen yüzlerce içerik görebilir.

Algoritmalar da insana çoğu zaman zaten sevdiği ve inandığı şeylerin benzerlerini gösterir.

Böylece kişi:

“Herkes benim gibi düşünüyor.”

sanabilir.

Oysa başka bilgiler hiç karşısına çıkmamış olabilir.

Bu nedenle hakikat arayan insan bazen kendi rahat alanının dışına çıkmalıdır.

Kendisine:

“Ya yanılıyorsam?”

diye sorabilmelidir.

Bu cümle inançsızlık değildir.

Düşünsel tevazudur.

Fakat ayetin:

“zan”

uyarısını aşırıya götürmemek de gerekir.

Bütün ihtimalli bilgiler değersiz değildir.

Tıp olasılıklarla çalışabilir.

Bilim hipotez kurabilir.

İnsan günlük hayatında risk hesaplayabilir.

Fıkıhta zannî deliller bulunabilir.

Bunların ortak noktası:

delil ve yöntemdir.

Ayetin eleştirdiği şey:

delilsiz kanaatin hakikat statüsüne yükseltilmesidir.

Bunu anlamak çok önemlidir.

Çünkü aksi hâlde insan:

“Kesin olmayan hiçbir bilgiye güvenilemez.”

gibi yaşanamaz bir sonuca varabilir.

Kur’an’ın burada istediği:

kesinlik takıntısı değil,

kanıtla kanaatin seviyesini birbirine karıştırmamaktır.

İnsan:

bildiğini:

“Biliyorum.”

desin.

Güçlü ihtimali:

“Muhtemelen.”

desin.

Bilmediğini:

“Bilmiyorum.”

desin.

İşte bu, bilgi ahlakıdır.

Dinî alanda bu daha da önemlidir.

Allah hakkında konuşuyoruz.

Ahiret hakkında konuşuyoruz.

Helal ve haram hakkında konuşuyoruz.

İnsanların imanları hakkında konuşuyoruz.

Böyle bir alanda:

“Bana öyle geliyor.”

ile:

“Allah böyle buyuruyor.”

arasında büyük fark vardır.

Bu yüzden insan Allah'ın söylemediğini O’na söylettirmemelidir.

Bir rivayet zayıfsa:

zayıf olduğunu söylemeli.

Bir konuda tefsirlerde ihtilaf varsa:

“Tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.”

demeli.

Bir mesele kesin değilse:

kesinmiş gibi sunmamalı.

Bu dinin değerini azaltmaz.

Tam tersine din adına dürüstlüğü artırır.

Ayetin sonunda:

“Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.”

denmesi de çok anlamlıdır.

Çünkü zannın sonucu bazen yalnızca zihinsel hata olarak kalmaz.

Delilsiz bir suçlama:

bir insanın hayatını yıkabilir.

Bir söylenti:

bir aileyi dağıtabilir.

Bir iftira:

bir insanın itibarını yok edebilir.

Bir topluluk hakkındaki önyargı:

haksızlığa dönüşebilir.

Bu nedenle yanlış bilgi meselesi sadece:

“Yanılmışım.”

deyip geçilecek bir konu olmayabilir.

Yanlış kanaat başkasına zarar verdiyse ahlaki sorumluluk da doğabilir.

Yûnus 36 bu açıdan bize çok önemli bir hayat ilkesi bırakır:

Gerçeği bilmeden insanları mahkûm etme.

Bir haber gelince:

hemen öfkelenme.

Bir insan suçlanınca:

hemen cezayı kesme.

Kendi fikrini destekleyen bilgi gelince:

sadece hoşuna gittiği için doğru kabul etme.

Ve sana ters gelen delili de:

yalnızca hoşuna gitmediği için reddetme.

Hakikat sevgisi şu cümleyi söyleyebilmeyi gerektirir:

“Benim düşüncem yanlışsa düşüncem değişsin; gerçek değişmek zorunda değil.”

Belki ayetin en derin mesajlarından biri budur.

İnsan zanna değil hakka bağlı olmalıdır.

Çünkü hakikat:

biz ona inanmasak da hakikattir.

Zan ise:

ne kadar çok tekrar edilirse edilsin,

hakikatin yerini alamaz.

Ve belki Yûnus Suresi 36. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

İnsanlar, olaylar ve din hakkında verdiğimiz hükümlerin ne kadarı gerçek bilgi ve sağlam delile, ne kadarı söylentiye, alışkanlığa, korkuya ve kendi istediğimiz sonuca dayanıyor; daha da önemlisi, delil zannımızın tersini gösterdiğinde kanaatimizi değiştirecek kadar hakikate sadık olabiliyor muyuz?

“Çok kişinin inanması bir zannı hakikate dönüştürmez, çok tekrar edilmesi de yanlışı doğru yapmaz. Bildiğini bilgi diye, ihtimali ihtimal diye, bilmediğini ‘bilmiyorum’ diye ifade et. Çünkü hakikate saygının ilk şartlarından biri, zannı hakikatin yerine koymamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt