📖 Yûnus Suresi 17. Ayette “Allah’a Karşı Yalan Uydurandan veya O’nun Ayetlerini Yalanlayandan Daha Zalim Kim Olabilir? Şüphesiz Suçlular Kurtuluşa

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,045
2,736,256
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 17. Ayette “Allah’a Karşı Yalan Uydurandan veya O’nun Ayetlerini Yalanlayandan Daha Zalim Kim Olabilir? Şüphesiz Suçlular Kurtuluşa Eremez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsanların adına yanlış konuşmak ağırdır; Allah adına O’nun söylemediğini söylemek ise bundan çok daha büyük bir sorumluluktur. Dinde samimiyet yalnızca inanmak değil, bilmediğimiz yerde susabilmek ve kendi düşüncemizi Allah’ın sözü gibi sunmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 17. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz suçlular kurtuluşa eremez.”

Bir önceki ayette Hz. Muhammed:

“Allah dileseydi ben bu Kur’an’ı size okumazdım. Ben bundan önce aranızda bir ömür yaşadım. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”

demişti.

Yûnus 17 ise bunun hemen ardından çok güçlü bir ölçü koyar:

Allah adına yalan söylemek de Allah’ın ayetlerini bile bile yalanlamak da son derece ağır bir zulümdür.

Bu ayet hem:

vahyi uydurma suçlamasına

hem de:

gerçek vahyi reddetme tavrına

cevap verir.

2️⃣ “Allah’a Karşı Yalan Uydurmak” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“ifterâ alellâhi keziben”

ifadesi kullanılır.

Yani:

“Allah hakkında / Allah’a karşı yalan uydurmak.”

Bu, insanın kendi düşüncesini Allah’a nispet etmesidir.

Örneğin:

Allah’ın söylemediği bir şeyi:

“Allah kesin böyle dedi.”

diye sunmak,

Allah’ın helal kıldığını delilsiz biçimde haram ilan etmek,

haram kıldığını Allah adına helal göstermek,

kendi çıkarını:

“Allah’ın emri budur.”

diye meşrulaştırmak

bu ağır sorumluluğun anlam alanına girer.

3️⃣ Neden Allah Adına Yalan Söylemek Bu Kadar Ağırdır ❓​

Çünkü sıradan bir yalan bile başka insanları yanıltabilir.

Fakat Allah adına söylenen yalan:

insanın:

inancını,

ibadetini,

ahlakını,

hayat kararlarını

etkileyebilir.

Bir insan:

“Allah böyle istiyor.”

dediğinde sözünün arkasına en yüksek otoriteyi koymuş olur.

Bu nedenle din adına konuşmak:

olağanüstü dikkat ve sorumluluk gerektirir.

Bilmediğimiz yerde:

“Bilmiyorum.”

demek bazen din adına yapılabilecek en dürüst davranıştır.

4️⃣ Bu Ayet Hz. Muhammed’e Yöneltilen “Kur’an’ı Kendisi Uydurdu” İddiasıyla Nasıl Bağlantılıdır ❓​

Yûnus 15 ve 16’da Kur’an’ın Hz. Muhammed’in kişisel eseri olmadığı özellikle vurgulanmıştı.

Hz. Muhammed:

“Onu kendiliğimden değiştirmem mümkün değildir.”

demişti.

Ardından:

“Ben bundan önce aranızda bir ömür yaşadım.”

hatırlatması gelmişti.

Şimdi Yûnus 17 adeta şöyle der:

Eğer bir insan gerçekten Allah adına vahiy uydursaydı, en büyük zulümlerden birini işlemiş olurdu.

Kur’an böylece Hz. Muhammed’in iddiasını son derece ciddi bir zemine taşır:

Ya bu gerçekten vahiydir ya da Allah adına korkunç bir yalan söylenmektedir.

Kur’an kendi iddiasının ağırlığını gizlemez.

5️⃣ “Allah’a Yalan İsnat Etmek” Sadece Sahte Peygamberlik midir ❓​

Hayır.

Sahte biçimde:

“Bana Allah’tan vahiy geldi.”

demek bunun en açık örneklerinden biridir.

Fakat kavram daha geniş düşünülebilir.

Bir insan hiçbir delili olmadığı hâlde:

“Allah kesin şu kişiyi seviyor.”

“Allah kesin şu millete şu felaketi verdi.”

“Şu olay kesin Allah’ın şu günaha cezasıdır.”

gibi Allah’ın gizli hükmünü bildiğini iddia ettiğinde de çok dikkatli olmalıdır.

Allah adına kesin konuşmak için delil gerekir.

Tahmini:

vahiy gibi

sunmamak gerekir.

6️⃣ Günümüzde Din Adına Uydurma Bilgi Paylaşmak da Bu Konuyla İlgili midir ❓​

Evet, ayetten önemli bir ilke çıkarılabilir.

Özellikle sosyal medyada:

uydurma hadisler,

Kur’an’da olmadığı hâlde ayet gibi sunulan sözler,

“Bunu 10 kişiye gönderirsen Allah sana şu nimeti verir.”

gibi temelsiz vaatler,

din adına hızla yayılabiliyor.

İyi niyet:

yanlış bilgiyi doğruya dönüştürmez.

Bu yüzden dinî içerik paylaşırken:

kaynağı kontrol etmek

ahlaki bir sorumluluktur.

Allah adına konuşurken:

“Belki doğrudur.”

yeterli değildir.

7️⃣ Bir Âlimin Yanılması Allah’a Yalan Uydurmak mıdır ❓​

Her hata aynı değildir.

Bir âlim:

delillere dayanarak,

samimiyetle,

ilmî yöntem içinde

bir yorum yapıp hata edebilir.

Bu, bilinçli biçimde Allah adına yalan uydurmakla aynı şey değildir.

İnsan yorumu:

yanılabilir.

Asıl tehlike, kişinin kendi kanaatini bilerek:

Allah’ın kesin hükmü

diye sunması veya delilin tersini bildiği hâlde insanları yanıltmasıdır.

Bu nedenle:

yanlış yorum ≠ otomatik olarak kasıtlı iftira.

Niyet, bilgi ve yöntem önemlidir.

8️⃣ “Allah’ın Ayetlerini Yalanlamak” Ne Demektir ❓​

Ayetin ikinci kısmında:

“ev kezzebe bi-âyâtihî”

denilir.

Yani:

“Veya O’nun ayetlerini yalanladı.”

Bu, Allah’ın gönderdiği vahyi:

sahte,

uydurma,

gerçek dışı

ilan etmek anlamındadır.

Bağlamda özellikle Kur’an’ın reddedilmesi öne çıkar.

Fakat burada da önemli bir ayrım vardır:

Bir ayeti:

anlamaya çalışmak,

soru sormak,

tefsirini tartışmak

ile:

bile bile yalanlamak

aynı şey değildir.

9️⃣ Bir Ayeti Anlamamak Onu Yalanlamak mıdır ❓​

Hayır.

İnsan:

“Bu ayeti anlamadım.”

diyebilir.

“Burada neden böyle deniliyor?”

diye sorabilir.

Farklı tefsirleri araştırabilir.

Bir yorumun yanlış olduğunu düşünebilir.

Bunlar otomatik olarak:

ayetleri yalanlamak

anlamına gelmez.

Kur’an zaten birçok yerde insanı:

düşünmeye,

akletmeye,

sormaya

çağırır.

Samimi soru ≠ inkâr.

Yalanlama, çok daha bilinçli bir reddediş tavrıdır.

🔟 Kur’an’ın Bir Yorumunu Reddetmek Kur’an’ı Reddetmek midir ❓​

Hayır.

Bu ayrım çok önemlidir.

Kur’an:

vahiydir.

Tefsir ise:

insanın vahyi anlama çabasıdır.

Bir müfessirin görüşü yanlış olabilir.

İki büyük âlim aynı ayet konusunda farklı yorum yapabilir.

Bir görüşü eleştirmek:

Allah’ın ayetini reddetmek

değildir.

Bu nedenle dinî tartışmalarda:

“Benim yorumuma katılmıyorsan Kur’an’ı reddediyorsun.”

şeklindeki yaklaşım çok sakıncalıdır.

İnsan kendi yorumunu vahyin kendisiyle özdeşleştirmemelidir.

1️⃣1️⃣ “Daha Zalim Kim Olabilir?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“fe-men azlemu mimmen...”

denilir.

Yani:

“Kim daha zalim olabilir?”

Bu, Arapçada çok güçlü bir kınama biçimidir.

Anlam:

Allah adına yalan uydurmanın veya O’nun ayetlerini yalanlamanın çok büyük bir zulüm olduğudur.

Buradaki “zulüm” sadece başkasına fiziksel zarar vermek anlamında değildir.

Hakikati yerinden etmek,

Allah’a ait sözü çarpıtmak,

insanları ilahî hakikat konusunda yanıltmak

da zulmün kapsamına girer.

1️⃣2️⃣ Allah’a Yalan Uyduran Kişi Kime Zulmetmiş Olur ❓​

Allah insanın yalanından zarar gören bir varlık değildir.

Allah:

mutlak,

eksiksiz,

insanların davranışlarına muhtaç olmayan

Rabdir.

Dolayısıyla insan Allah’a karşı yalan söylediğinde Allah’a zarar veremez.

Fakat:

kendisine zulmeder,

başkalarını yanıltıyorsa:

onlara zulmeder,

hakikati çarpıtarak:

ahlaki düzeni bozar.

Bu nedenle “Allah’a karşı iftira” son derece ağırdır fakat sonuçta zararı yine yaratılmışlar taşır.

1️⃣3️⃣ Dini Kendi Çıkarına Kullanmak Bu Ayetin Uyarısına Girer mi ❓​

İlke bakımından evet.

Bir kişi:

para,

iktidar,

şöhret,

taraftar,

kişisel nüfuz

için Allah’ın adını kullanıyorsa çok ağır bir sorumluluğun altına girer.

Özellikle:

“Bana itaat etmek Allah’a itaattir.”

gibi delilsiz biçimde kendisini dokunulmazlaştıran söylemler son derece tehlikelidir.

Din:

insanları Allah’a bağlamak içindir.

Bir insanın kendi iktidarını kutsallaştırmak için Allah’ın adını kullanması ise dini araçsallaştırabilir.

1️⃣4️⃣ Her Dinî Konuda Kesin Konuşmak Doğru mudur ❓​

Hayır.

Bazı meselelerde Kur’an’ın hükmü çok açıktır.

Bazı konularda ise:

tefsir ihtilafı,

fıkıh ihtilafı,

rivayet farklılığı,

dilsel ihtimal

vardır.

Böyle bir konuda:

“Allah kesinlikle sadece bunu söylüyor.”

demeden önce dikkat gerekir.

Dürüst ifade bazen şudur:

“Tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.”

veya:

“Bu konuda âlimler ihtilaf etmiştir.”

İlmî tevazu, dini zayıflatmaz.

Tam tersine Allah adına yanlış kesinlik üretmekten korur.

1️⃣5️⃣ “Şüphesiz Suçlular Kurtuluşa Eremez” Ne Demektir ❓​

Ayet:

“innehû lâ yuflihu’l-mucrimûn”

ifadesiyle sona erer.

“Felâh”:

kurtuluş,

başarı,

kalıcı iyilik,

gerçek anlamda hedefe ulaşma

anlamlarını taşır.

“Mücrimûn” ise:

suçta,

günahta,

hakikate karşı ağır yanlışlarda

ısrar edenler anlamında kullanılabilir.

Ayetin mesajı şudur:

İnsan kısa vadede yalanla:

para,

itibar,

güç

kazanmış gibi görünebilir.

Ama geçici kazanç gerçek felâh değildir.

1️⃣6️⃣ Kötülük Yapan İnsan Dünyada Başarılı Oluyorsa Ayetle Çelişir mi ❓​

Hayır.

Çünkü Kur’an’daki “felâh” yalnızca:

daha çok para kazanmak,

daha yüksek makama ulaşmak,

rakiplerini yenmek

demek değildir.

Bir insan dünyada son derece başarılı görünebilir ama ahlaken büyük bir kayıp içinde olabilir.

Yûnus 17’deki gerçek başarı:

Allah katındaki nihai kurtuluşu da kapsar.

Bu nedenle:

dünyevî başarı ≠ ilahî başarı.

Bir haksızlık kısa süre kazandırabilir fakat insanı nihai kurtuluşa götürmez.

1️⃣7️⃣ Bu Ayeti Başkalarını Kolayca “Mücrim” İlan Etmek İçin Kullanabilir miyiz ❓​

Hayır.

Kur’an’ın ağır kavramlarını insanlara rastgele yapıştırmak doğru değildir.

Bir kişiye:

“Sen Allah’a iftira ediyorsun, sen mücrimsin.”

demeden önce son derece dikkat etmek gerekir.

İnsan:

yanlış anlamış olabilir,

bilgisiz olabilir,

bir yorum hatası yapmış olabilir.

Kasıtlı yalan ile hatalı bilgi birbirinden ayrılmalıdır.

Üstelik insanların:

niyetlerini,

kalplerini,

nihai sonlarını

tam olarak Allah bilir.

Ayet önce kendi dilimizi ve din anlayışımızı denetlememize yardımcı olmalıdır.

1️⃣8️⃣ Yûnus 15, 16 ve 17 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Bu üç ayet birbirine çok güçlü biçimde bağlanır.

Yûnus 15’te:

“Kur’an’ı değiştir.”

talebi geldi.

Hz. Muhammed:

“Kendiliğimden değiştiremem.”

dedi.

Yûnus 16’da:

“Ben bundan önce aranızda bir ömür yaşadım; aklınızı kullanmıyor musunuz?”

denildi.

Yûnus 17’de ise:

Allah adına yalan uydurmanın ne kadar büyük bir zulüm olduğu

ilan edildi.

Böylece şu tablo ortaya çıkar:

Peygamber:

vahyi üretmiyor.

Değiştirmiyor.

Allah adına kendi sözünü uydurmuyor.

Aynı zamanda muhataplar da gerçek vahyi yalanlamanın sorumluluğuna karşı uyarılıyor.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 17. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 17. ayet, din adına konuşmanın ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu son derece güçlü bir cümleyle ortaya koyar:

“Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir?”

Burada iki uç yan yana getirilir.

Birinci uç:

Allah’ın söylemediği şeyi Allah’a söylettirmek.

İkinci uç:

Allah’ın gerçekten bildirdiği şeyi yalanlamak.

Bir tarafta vahye bir şey eklemek vardır.

Diğer tarafta vahyi reddetmek.

İkisi de hakikatle insan arasındaki ilişkiyi bozar.

Bu ayet özellikle din adına konuşan herkes için çok ciddi bir vicdan ölçüsüdür.

İnsan bazen:

kendi düşüncesini,

kendi kültürünü,

kendi siyasi tercihini,

kendi öfkesini,

kendi alışkanlığını

Allah’ın hükmü gibi gösterebilir.

Ve bunu fark etmeyebilir.

Örneğin kişi:

“Ben böyle düşünüyorum.”

demek yerine:

“Allah kesin böyle istiyor.”

dediği anda iddiasının ağırlığı değişir.

Artık yalnız kendi düşüncesini savunmamaktadır.

Allah adına konuşmaktadır.

Bu yüzden dinî bilgide en değerli ahlaklardan biri:

bilmediğinde durabilmektir.

“Bilmiyorum.”

demek küçüklük değildir.

Bazen:

Allah adına yanlış konuşmamak için gösterilen büyük bir dürüstlüktür.

Aynı şekilde bir konuda tefsirlerde farklı görüşler varsa bunu açıkça söylemek gerekir.

İnsanların önüne kendi yorumunu:

“Allah’ın tartışmasız tek hükmü budur.”

diye koymak yerine:

“Bu konuda şu görüşler vardır.”

demek daha doğru olabilir.

Çünkü Kur’an ile Kur’an yorumu aynı şey değildir.

Vahiy:

ilahîdir.

Tefsir:

insan çabasıdır.

Bu ayrım unutulduğunda dinî otorite çok tehlikeli bir güce dönüşebilir.

Bir insan kendi görüşünü Allah’ın görüşüyle özdeşleştirdiğinde kendisini eleştirilemez hâle getirebilir.

Oysa Yûnus 15’te peygamberin kendisi bile:

“Ben onu kendiliğimden değiştiremem.”

diyordu.

Bu ne kadar büyük bir tevazu ölçüsüdür.

Allah’ın elçisi kendi arzusunu vahyin üstüne çıkarmazken, başka hiçbir insan:

kendi kanaatini Allah’ın kelamından daha kesin bir otoriteye dönüştüremez.

Ayetin diğer tarafı da aynı derecede önemlidir:

Allah’ın ayetlerini yalanlamak.

Burada da dikkatli olmak gerekir.

Bir insanın:

soru sorması,

anlamaya çalışması,

bir ayetin tefsirini tartışması,

bir din adamının yorumuna itiraz etmesi

otomatik olarak Allah’ın ayetlerini yalanlamak değildir.

Hakikati arayan soru ile:

hakikat karşısında bilinçli ve ısrarlı reddediş

birbirinden ayrılmalıdır.

Kur’an zaten bir önceki ayette:

“Aklınızı kullanmıyor musunuz?”

demişti.

Demek ki akıl yürütmek:

dinin düşmanı değildir.

İnsan düşünür.

Araştırır.

Sorular sorar.

Ama aynı zamanda kendisine şu soruyu da sorar:

“Gerçekten hakikati mi arıyorum, yoksa sadece istediğim sonucu mu savunuyorum?”

Yûnus 17’nin sonunda:

“Suçlular felâha ermez.”

denilir.

Bu da başarı kavramımızı sorgular.

Bir insan Allah adına yalan söyleyerek:

çok takipçi kazanabilir.

Para kazanabilir.

İnsanları kendisine bağlayabilir.

Güç sahibi olabilir.

Dışarıdan:

başarılı

görünebilir.

Ama Kur’an der ki:

Bu felâh değildir.

Çünkü gerçek başarı yalnızca insanlardan alkış almak değildir.

Gerçek başarı:

hakikatin karşısında doğru yerde durabilmek ve Allah katında kurtuluşa ulaşabilmektir.

İnsan bazen dünyada kaybedip Allah katında kazanabilir.

Bazen dünyada kazanmış görünüp kendinden ve hakikatten çok şey kaybedebilir.

Bu nedenle Yûnus 17 yalnızca geçmişte Hz. Muhammed’i yalanlayan insanlara yönelik değildir.

Bugün din hakkında konuşan:

her öğretmene,

her yazara,

her din adamına,

her sosyal medya kullanıcısına

ve aslında her mümine

çok ağır bir soru yöneltir:

Allah adına konuştuğumda gerçekten delile mi dayanıyorum?

Yoksa kendi düşünceme Allah’ın imzasını mı atıyorum?

Ve belki Yûnus Suresi 17. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Din hakkında konuşurken Allah’ın gerçekten ne söylediğini öğrenmeye mi çalışıyoruz, yoksa kendi fikirlerimizi daha güçlü göstermek için Allah’ın adını mı kullanıyoruz; aynı zamanda anlamadığımız bir ayetle karşılaştığımızda hemen reddetmek yerine araştırabilecek, bilmediğimiz yerde “bilmiyorum” diyebilecek kadar hakikate sadık olabiliyor muyuz?

“Allah adına konuşmak, sözün en ağır emanetlerinden biridir. Bilmediğini Allah’a nispet etme, kendi yorumunu vahiy yerine koyma ve anlamadığın hakikati aceleyle reddetme. Bazen imanın en dürüst cümlesi ‘Bilmiyorum, araştıracağım’ diyebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt