Yûnus Suresi 10. Ayette “Cennette Duaları ‘Allah’ım Seni Eksikliklerden Uzak Tutarız’, Selamlaşmaları ‘Selâm’ ve Dualarının Sonu da ‘Âlemlerin Rabbi Allah’a Hamdolsun’ Olacaktır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Gerçek huzur, insanın artık korkacak, kaybedecek ve birbirine zarar verecek hiçbir şeyinin kalmadığı yerde tamamlanır. Cennetin dili kavga değil selâm, şikâyet değil hamd, Allah’a yöneliş ise eksiksiz bir hayranlık olacaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 10. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Orada onların duası ‘Allah’ım! Seni her türlü eksiklikten tenzih ederiz’ olacaktır. Aralarındaki selamlaşmaları ‘Selâm’ olacaktır. Dualarının sonu ise ‘Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur’ sözüdür.”
Yûnus Suresi 9. ayette:
iman eden,
salih amel işleyen,
Rablerinin hidayetine erişen
ve nimet cennetlerinde bulunan
insanlar anlatılmıştı.
Yûnus 10 ise bu insanların cennetteki dilini ve ruh hâlini anlatır.
Dikkat çekici üç ifade vardır:
“Sübhâneke Allahümme.”
“Selâm.”
“Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.”
Yani cennetin atmosferi:
tesbih, selâm ve hamd ile örülüdür.
“Orada Duaları ‘Sübhâneke Allahümme’ Olacaktır” Ne Demektir
Ayette:“da‘vâhum fîhâ sübhâneke allâhumme”
denilir.
Yani:
“Oradaki duaları/çağrıları: ‘Allah’ım, Seni tenzih ederiz’ olacaktır.”
“Sübhân” kökü:
Allah’ı her türlü:
eksiklikten,
kusurdan,
zulümden,
acizlikten
uzak tutmak anlamına gelir.
Dolayısıyla:
“Sübhâneke Allahümme”
ifadesi:
“Allah’ım, Sen her türlü eksiklikten uzaksın.”
anlamını taşır.
Bu, cennetteki insanın Allah’a karşı duyduğu hayranlık ve teslimiyetin dilidir.
Cennette Neden Hâlâ Dua Ediliyor
Çünkü dua yalnızca:ihtiyaç istemek,
sıkıntıdan kurtulmak,
eksik bir şeyi talep etmek
değildir.
Dua aynı zamanda:
Allah’a yönelmek,
O’nu anmak,
O’nu yüceltmek,
O’na sevgiyi ve şükrü ifade etmek
demektir.
Cennette:
hastalık,
korku,
yoksulluk,
ölüm
olmasa bile Allah’a yöneliş devam eder.
Çünkü kulluk yalnızca dert zamanı yapılan bir ilişki değildir.
Gerçek kulluk, nimet tamamlandığında da Allah’ı unutmamaktır.
Cennetteki Tesbih Zorunlu Bir İbadet mi Olacaktır
Kur’an burada cennet halkının dilini anlatmaktadır.Bunu dünyadaki:
zorunlu görev,
yükümlülük,
kaçırılırsa günah
mantığıyla birebir düşünmek doğru değildir.
Cennetteki tesbih, daha çok insanın:
Allah’ı görüp tanımanın,
nimetin kaynağını bilmenin
ve kusursuz huzur içinde yaşamanın
doğal sonucu gibi anlaşılabilir.
Yani:
Tesbih artık yük değil, zevk hâline gelmiştir.
“Sübhânallah” Sadece Namaz Sonrası Söylenen Bir Zikir midir
Hayır.“Sübhânallah” çok daha derin bir anlam taşır.
İnsan:
Allah’ı yaratılmışlara benzetmez.
O’na:
zulüm,
acizlik,
unutkanlık,
eksiklik
nispet etmez.
Bir olay karşısında Allah’ın:
adaletini,
hikmetini,
kudretini
hatırlamak da tesbihin anlam alanına girer.
Bu nedenle tesbih:
yalnızca tekrar edilen bir kelime değil, Allah hakkındaki yanlış düşünceleri temizleyen bir inanç bilincidir.
“Aralarındaki Selamlaşmaları Selâm Olacaktır” Ne Demektir
Ayette:“ve tahiyyetuhum fîhâ selâm”
denilir.
Yani:
“Oradaki selamlaşmaları selâmdır.”
“Selâm”:
barış,
esenlik,
güven,
zarardan uzaklık
anlamlarını taşır.
Cennette insanların birbirleriyle ilişkisi:
korku,
rekabet,
kin,
ihanet
üzerine kurulmaz.
İletişimlerinin özü:
esenliktir.
Bu yüzden “selâm” yalnızca:
“Merhaba.”
demek değildir.
Aynı zamanda:
“Benden sana zarar gelmez; sen güven içindesin.”
anlamını da taşır.
“Selâm” Neden Cennet İçin Bu Kadar Uygun Bir Kelimedir
Çünkü dünyanın büyük sorunlarının çoğu:güvensizlik,
korku,
düşmanlık,
şiddet,
kayıp,
ihanet
üzerinden yaşanır.
İnsan bazen:
en sevdiğini kaybetmekten,
malını yitirmekten,
haksızlığa uğramaktan,
başkasının kendisine zarar vermesinden
korkar.
Cennet ise bu korkuların sona erdiği yerdir.
Bu yüzden:
“Selâm”
kelimesi cennetin ruhuna son derece uygundur.
Cennet yalnızca nimetlerin çokluğu değil, korkunun bitmesidir.
Cennette İnsanlar Arasında Kıskançlık veya Kin Olacak mı
Kur’an’ın genel cennet tasvirlerinde insanların kalplerindeki:kin,
kötü duygu,
düşmanlık
gibi şeylerin giderildiği anlatılır.
Bu yüzden cennet:
dünya hayatındaki psikolojik ve sosyal çatışmaların devam ettiği bir yer olarak düşünülmez.
İnsan orada başka bir nimeti gördüğünde:
“Neden onda var da bende yok?”
şeklinde yıpratıcı bir kıskançlığa düşmez.
Cennet nimetinin önemli taraflarından biri:
kalbin de huzura kavuşmasıdır.
“Selâm” Sadece Cennet Halkının Birbirine Söylediği Bir Söz müdür
Kur’an’ın farklı ayetlerinde cennet halkına:melekler tarafından,
Allah’ın izniyle,
esenlik bildirildiği
de anlatılır.
Dolayısıyla “selâm” cennet ortamının genel dili hâline gelir.
Bu çok güçlü bir düşüncedir:
Dünyada insan:
selâm verir.
Cennette ise selâmın kendisi hayatın atmosferine dönüşür.
Yani barış:
yalnızca söylenen bir kelime değil,
yaşanan gerçeklik hâline gelir.
Dünyadaki “Selâmün Aleyküm” ile Bu Ayetin Bağlantısı Nedir
“Selâmün aleyküm”:“Üzerinize selâm, esenlik olsun.”
anlamına gelir.
Bu selam cennet dilinin de temel kavramlarından biridir.
Dolayısıyla Müslümanların günlük hayatta birbirlerine:
“Selâmün aleyküm.”
demesi yalnızca kültürel bir alışkanlık değildir.
İçinde çok büyük bir ahlaki mesaj vardır:
“Sana esenlik diliyorum.”
Hatta daha derin düşünürsek:
selâm verdiğin insana zarar vermemek, selâmın ahlakını yaşamaktır.
Diliyle selâm verip davranışıyla zarar vermek büyük bir çelişkidir.

“Dualarının Sonu Elhamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn Olacaktır” Ne Demektir
Ayette:“ve âhiru da‘vâhum eni’l-hamdu lillâhi rabbi’l-âlemîn”
denilir.
Yani:
“Dualarının sonu: ‘Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur’ olacaktır.”
Bu çok güzel bir tamamlanmadır.
Başlangıç:
tesbih.
Orta:
selâm.
Son:
hamd.
Cennet halkı nimetleri yaşar.
Ve sonunda:
bütün övgüyü Allah’a yöneltir.
Bu, nimetin sahibini unutmamanın en güzel şeklidir.

“Hamd” ile “Şükür” Aynı Şey midir
Birbirine yakın olmakla birlikte tam olarak aynı değildir.Şükür:
özellikle verilen bir nimet karşısında teşekkür etmeyi ifade eder.
Hamd ise:
Allah’ı:
zatı,
sıfatları,
fiilleri
ve nimetleri
sebebiyle övmeyi kapsayan daha geniş bir anlam taşır.
Yani:
şükür nimete karşılık olabilir; hamd ise hem nimeti hem nimetin sahibinin yüceliğini kapsar.
Bu yüzden:
“Elhamdülillah”
yalnızca:
“Teşekkür ederim Allah’ım.”
değil,
aynı zamanda:
“Bütün gerçek övgü Sana aittir.”
anlamını taşır.

“Rabbi’l-Âlemîn” Ne Anlama Gelir
“Rabbi’l-âlemîn”:“Âlemlerin Rabbi”
demektir.
Bu ifade bize Allah’ın sadece:
bir milletin,
bir coğrafyanın,
bir topluluğun
Rabbi olmadığını hatırlatır.
O:
bütün âlemlerin Rabbidir.
İnsanlar,
cinler,
gökler,
yer
ve bütün yaratılmış düzen
O’nun rabliğinin kapsamındadır.
Bu nedenle İslam’ın Allah anlayışı yerel bir tanrı anlayışı değildir.
Allah’ın rabliği evrenseldir.

Cennette İnsanlar Allah’a Şükretmeye Devam Edecek mi
Evet, bu ayet tam olarak bunu gösterir.Cennet nimeti insanı Allah’tan uzaklaştırmaz.
Tam tersine nimet arttıkça:
hamd artar.
Bu dünyada bazen insan sıkıntıda Allah’ı çok anarken rahata kavuşunca unutabilir.
Cennet ise bunun tam tersidir.
Nimet:
Allah’ı unutturan değil,
Allah’a hamdi artıran bir gerçekliktir.
Bu da bize dünyadaki nimet kullanımı hakkında önemli bir ders verir:
Nimet seni Allah’tan uzaklaştırıyorsa nimetle ilişkin bozulmuş olabilir.

Dünyada da Hayatımızın Dili “Tesbih, Selâm ve Hamd” Olabilir mi
Elbette.Ayet doğrudan cenneti anlatır.
Ama dünyada da bu üç kelime çok güçlü bir hayat ahlakı oluşturabilir:
Tesbih: Allah hakkında doğru düşün.
Selâm: İnsanlara güven ve zarar vermeme ahlakıyla yaklaş.
Hamd: Nimeti kendinden bilip kibirlenme; Allah’a şükret.
Bu üçü bir araya geldiğinde:
Allah’la ilişkide:
tevhid,
insanlarla ilişkide:
barış,
nimetlerle ilişkide:
şükür
ortaya çıkar.

Cennet Sadece Yeme, İçme ve Maddi Nimetlerden mi İbarettir
Hayır.Yûnus 10 bunu çok güzel biçimde gösterir.
Bir önceki ayette:
ırmaklar
vardı.
Bu ayette ise:
tesbih,
selâm,
hamd
vardır.
Yani cennet:
yalnızca maddi hazların arttığı bir yer değildir.
Aynı zamanda:
manevi huzurun,
güvenin,
Allah’a yakınlığın,
temiz ilişkilerin
bulunduğu bir yerdir.
Cennetin en büyük nimetlerinden biri, insan ruhunun da huzura kavuşmasıdır.

Cennette Konuşmalarımız Bugünkü Konuşmalarımız Gibi mi Olacak
Kur’an cennet halkının konuşmalarından örnekler verir.Fakat:
hangi dil,
hangi ses yapısı,
hangi iletişim biçimi
gibi bütün ayrıntılar açıklanmaz.
Bu yüzden:
“Cennette kesin şu dünya dili konuşulacak.”
diye kesin iddia kurmak için açık delil gerekir.
Bildiğimiz şey şudur:
İletişim vardır.
Selâm vardır.
Allah’a hamd vardır.
Kötü,
boş,
incitici sözlerin yerine temiz bir iletişim vardır.
Tam mahiyeti ise Allah’a aittir.

Yûnus 9 ve 10 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 9:iman ve salih amel
ile başladı.
Sonra:
hidayet
ve:
nimet cennetleri
geldi.
Yûnus 10 ise o cennetin içindeki hayatı tasvir eder:
Allah’ı:
tesbih ediyorlar.
Birbirlerine:
selâm veriyorlar.
Sonunda:
hamd ediyorlar.
Bu sıra çok anlamlıdır.
Dünyada imanla başlayan yolculuk,
ahirette:
huzur ve hamd
ile tamamlanmaktadır.
Yani iman yalnızca kurtulmak için kullanılan bir kimlik değil, Allah’a doğru başlayan ve cennette de devam eden bir ilişkidir.

Sonuç: Yûnus Suresi 10. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 10. ayet bize cenneti çok farklı bir açıdan gösterir.Çoğu insan cennet denildiğinde önce:
bahçeleri,
ırmakları,
yiyecekleri,
güzellikleri
düşünebilir.
Bunlar Kur’an’ın cennet tasvirlerinin bir parçasıdır.
Fakat Yûnus 10, cennetin dilini anlatır.
Ve bu dil üç kelime etrafında şekillenir:
Tesbih.
Selâm.
Hamd.
İlk ifade:
“Sübhâneke Allahümme.”
Yani:
“Allah’ım, Seni her türlü eksiklikten uzak tutarız.”
Cennet halkı büyük nimetin ortasında bile nimetlere dalıp Nimet Vereni unutmaz.
Bu çok önemlidir.
Çünkü dünyada insan bazen tam tersini yapar.
Sıkıntı gelince:
Allah’ı hatırlar.
İşi düzelince:
unutur.
Para yokken dua eder.
Para gelince:
kendini yeterli görür.
Hastayken yalvarır.
Sağlığı düzelince:
gaflete düşebilir.
Cennette ise nimet arttıkça Allah’ı anma azalmaz.
Tam tersine mükemmelleşir.
Sonra:
“Tahiyyetuhum fîhâ selâm.”
Yani:
“Oradaki selamlaşmaları selâmdır.”
Bu ifade cennetin yalnızca güzel değil, güvenli bir yer olduğunu gösterir.
Dünyada insan en büyük acılarından bazılarını başka insanlardan yaşar.
İhanet.
Yalan.
Kıskançlık.
Düşmanlık.
Hakaret.
Şiddet.
Haksızlık.
Cennette bütün bunların yerine:
selâm
vardır.
Kimse senden bir şey çalmayacak.
Kimse arkandan plan yapmayacak.
Kimse seni küçümsemeyecek.
Kimse sevdiğini elinden almaya çalışmayacak.
Kimseye karşı savunma duvarları örmek zorunda kalmayacaksın.
Çünkü güven tamamlanmıştır.
Belki cennetin en büyük nimetlerinden biri tam da budur:
İnsanın artık kendisini korumak zorunda hissetmediği bir hayat.
Ayetin sonu ise:
“Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.”
ile gelir.
Bu ifade Fâtiha Suresi’nin başında da karşımıza çıkar.
İnsan dünyadaki kulluğuna:
“Elhamdülillah.”
ile başlar.
Cennetteki sözünün sonu da:
“Elhamdülillah.”
olur.
Bu çok güzel bir bütünlük oluşturur.
İnsan:
Allah’tan gelir.
Allah’ın nimetiyle yaşar.
Allah’a döner.
Ve sonunda:
“Hamd Allah’a mahsustur.”
der.
Yûnus 10 aynı zamanda dünyada nasıl bir hayat kurmamız gerektiğini de düşündürür.
Cennetin dili:
selâmsa,
biz neden dünyada sürekli kavga dili üretiyoruz?
Cennetin dili:
hamdsa,
biz neden nimetlerin içinde sürekli yalnızca eksikleri sayıyoruz?
Cennetin dili:
tesbihse,
biz neden Allah’a yaratılmışların kusurlarını nispet ediyoruz?
Belki de cennete hazırlık yalnızca:
“Bir gün oraya gitmek istiyorum.”
demek değildir.
Bir bakıma insan şimdiden cennetin ahlakına alışmaya çalışmalıdır.
Diline zarar vermeyen sözler koymak.
İnsanlara güven vermek.
Nimet karşısında şükretmek.
Allah hakkında güzel ve doğru düşünmek.
Kendisine selâm verilen bir insan değil yalnızca, varlığıyla selâm taşıyan bir insan olmaya çalışmak.
Düşünsene:
Bir insan geldiğinde çevresindekiler:
“Bu insan bana zarar vermez.”
diyorsa,
bu çok büyük bir ahlaki değerdir.
Elinden,
dilinden,
kararlarından
insanlar eminse, “selâm” kelimesinin ahlakı onun hayatında görünmeye başlamıştır.
Ve belki Yûnus Suresi 10. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir gün cennette dilimizin tesbih, selâm ve hamd ile dolmasını umuyorsak, bugünden itibaren konuşmalarımızı, insanlarla ilişkilerimizi ve nimetlere bakışımızı bu üç kelimenin ahlakına ne kadar yaklaştırabiliyoruz?
“Cennetin dili şimdiden sana bir hayat ölçüsü versin: Allah’ı kusurdan uzak bil, insanlara zarar değil selâm taşı, nimetin karşısında kibir değil hamd üret. Bir gün yaşayacağın huzuru beklerken, bugün bulunduğun yere de biraz huzur bırak.”
Ersan Karavelioğlu