Şems Suresi 8. Ayette “Sonra Ona Fücurunu Ve Takvasını İlham Etti” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İyilik, Kötülük, Vicdan, Ahlaki Bilinç, Özgür İrade, Günah, Takva Ve İnsan Sorumluluğu Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan yalnız seçim yapan bir varlık değildir; aynı zamanda seçimlerinin iyiye mi, kötülüğe mi yöneldiğini sezebilecek bir ahlaki bilinç taşır. Asıl sınav, yolu görmekten çok hangi yöne yürümeyi seçtiğinde başlar.”
Ersan Karavelioğlu
“فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا — Fe Elhemehâ Fücûrahâ Ve Takvâhâ” Ne Demektir
Şems Suresi’nin sekizinci ayetinde şöyle buyrulur:
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا
Anlam olarak:
“Sonra ona fücurunu ve takvasını ilham etti.”
(Şems Suresi, 91/8)
Bir önceki ayette:
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene andolsun.”
denilmişti.
Şimdi ise bu nefsin ahlaki boyutu açıklanır.
İnsan yalnız:
düşünen,
hisseden,
arzulayan
bir varlık değildir.
Aynı zamanda iyi ile kötü arasındaki farkı kavrayabilecek ahlaki bir kapasiteye sahiptir.
“Fücur” Ne Anlama Gelmektedir
Fücur kelimesi:
sınırı aşmak,
doğruluktan sapmak,
ahlaki ölçüyü çiğnemek,
kötülüğe yönelmek
anlam alanına sahiptir.
Kelimenin temelinde bir sınırın yarılması veya aşılması düşüncesi bulunur.
Bu nedenle fücur yalnız tek bir günahı değil, insanın ahlaki sınırları ihlal eden yönelimini ifade edebilir.
Yalan,
zulüm,
ihanet,
kibir,
haksızlık
bu yönelişin farklı biçimleri olabilir.
“Takva” Ne Anlama Gelmektedir
Takva kelimesi:
korunmak,
sakınmak,
Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşımak,
kötülükten uzak durmaya çalışmak
anlamlarını taşır.
Takva yalnız korku değildir.
Daha derin anlamıyla:
“Yaptığım şeyin ahlaki bir karşılığı var.”
bilincidir.
Takvalı insan yalnız:
“Bunu yapabilir miyim?”
diye sormaz.
Aynı zamanda:
“Bunu yapmak doğru mu?”
diye sorar.
Fücur Ve Takvanın Aynı Ayette Anılması Neden Çok Önemlidir
Çünkü insan tek yönlü bir varlık değildir.
İçinde:
iyiliğe yönelme
ve
kötülüğe yönelme
potansiyeli bulunabilir.
Bu ayet insanı:
doğuştan tamamen iyi
veya
değişmez biçimde kötü
olarak tanımlamaz.
Daha çok insanı ahlaki seçeneklerle karşılaşan bir varlık olarak sunar.
Bu nedenle insanın değeri, hangi potansiyeli beslediğinde ortaya çıkar.
“İlham Etmek” Burada Ne Anlama Gelir
Ayetteki “elhemehâ” ifadesi:
ilham etmek,
bildirmek,
sezdirmek,
içsel farkındalık kazandırmak
anlamlarıyla açıklanabilir.
Burada insanın kötü davranışa zorlandığı veya takvanın otomatik olarak yerleştirildiği anlamı çıkarılmamalıdır.
Asıl vurgu, insanın:
iyi ile kötü,
doğru ile yanlış
arasındaki farkı kavrayabilecek ahlaki farkındalık kapasitesine sahip olmasıdır.
Bu Ayet Özgür İrade Fikrini Destekler mi
Güçlü biçimde evet.
Eğer insan:
fücur ile takvayı ayırt edebiliyor
ve iki yöne de yönelebiliyorsa,
ahlaki seçim anlam kazanır.
İnsan:
doğruyu seçebilir,
yanlışı seçebilir,
sonra kararının sonucuyla karşılaşabilir.
Bu yüzden Şems Suresi’nin bu ayeti, Beled Suresi’ndeki:
“Biz ona iki yolu göstermedik mi?”
ifadesiyle güçlü bir anlam bağı taşır.
Yol gösterilir.
Ama yürüyüş insana aittir.
Vicdan Bu Ayetin Anlattığı Ahlaki Bilincin Bir Parçası Olarak Düşünülebilir mi
Evet.
Vicdan insanın:
haksızlık yaptığında rahatsızlık,
doğru davrandığında içsel huzur
duymasına katkıda bulunabilir.
Bu nedenle vicdan, insanın içindeki ahlaki değerlendirme mekanizmalarından biri olarak düşünülebilir.
Ancak vicdan:
eğitimden,
çevreden,
alışkanlıklardan
etkilenebilir.
Bu yüzden vicdanı yalnız his olarak değil, akıl ve ahlaki eğitimle beslenen bir bilinç olarak görmek daha sağlıklıdır.
İnsan Kötü Olduğunu Bildiği Bir Şeyi Neden Yine de Yapabilir
Çünkü bilmek ile seçmek aynı şey değildir.
İnsan:
yalanın yanlış olduğunu bilir ama yalan söyleyebilir.
Haksızlığın kötü olduğunu bilir ama çıkarı için haksız davranabilir.
Kibrin zararlı olduğunu bilir ama üstünlük duygusundan vazgeçmeyebilir.
Bu nedenle ahlaki sınav yalnız:
“Doğruyu biliyor musun?”
değildir.
Daha zor soru:
“Doğru olduğunu bildiğin şeyi yapabiliyor musun?”
sorusudur.
Fücur Neden Çoğu Zaman Küçük Bir Tavizle Başlayabilir
İnsan büyük bir kötülüğe her zaman bir anda yönelmez.
Bazen süreç şöyle başlar:
küçük bir yalan,
küçük bir haksızlık,
küçük bir çıkar tercihi.
Sonra insan bunu gerekçelendirir.
Tekrarlandıkça alışkanlık oluşabilir.
Alışkanlık karaktere dönüşebilir.
Bu nedenle fücur yalnız büyük suçlarda değil, küçük ama sürekli ahlaki tavizlerde de büyüyebilir.
Takva da Alışkanlıklarla Güçlenebilir mi
Evet.
Takva yalnız büyük anlarda ortaya çıkan olağanüstü bir hâl değildir.
Gündelik küçük davranışlarla güçlenebilir:
doğru söylemek,
emaneti korumak,
öfkeyi yönetmek,
hakkı gözetmek,
yardım etmek.
Bu davranışlar tekrarlandıkça insanın ahlaki refleksleri güçlenebilir.
Böylece iyilik yalnız tercih olmaktan çıkar ve zamanla karakter hâline gelebilir.

Kibir Fücurun En Tehlikeli Biçimlerinden Biri Olabilir mi
Evet.
Çünkü kibir yalnız başkasını küçümsetmez.
İnsanın kendi yanlışını görmesini de zorlaştırır.
Kibirli kişi:
eleştiriyi reddedebilir,
özür dilemeyebilir,
hatasını kabul etmeyebilir.
Bu nedenle kibir, insanın ahlaki düzeltme mekanizmasını zayıflatabilir.
Hata yapmak tehlikelidir.
Ama hatasını göremeyecek kadar kibirlenmek daha da tehlikeli olabilir.

Takva Yalnız İbadetlerle mi Ölçülür
Hayır.
Takva ibadetlerle ilişkilidir.
Ama yalnız onlarla sınırlı değildir.
Takva:
ticarette dürüstlük,
insanlara adalet,
güçsüzlere merhamet,
emanete sadakat,
dilde doğruluk
gibi alanlarda da görünür.
Bir insanın ibadeti ile günlük ahlakı birbirinden tamamen kopuksa ciddi bir tutarsızlık ortaya çıkar.
Takva hayatın tamamını kapsayan sorumluluk bilincidir.

Ahlaki Bilinç Evrensel midir, Yoksa Kültürden Kültüre Değişir mi
İnsan toplumlarında bazı ahlaki ilkelerin güçlü biçimde tekrarlandığı görülür:
adalet,
sadakat,
dürüstlük,
haksız yere zarar vermeme
gibi.
Fakat kültürler bazı davranışları farklı biçimde değerlendirebilir.
Bu nedenle ahlaki bilinç hem:
insani ortaklıklar
hem de:
kültürel öğrenmeler
içinde gelişir.
Şems 8’in temel vurgusu ise insanın ahlaki ayrım yapabilen bir varlık olmasıdır.

İnsan Kendi Kötülüğünü “İyilik” Gibi Gösterebilir mi
Evet.
İnsan zihni kendi çıkarını korumak için güçlü gerekçeler üretebilir.
Örneğin:
intikamı adalet,
kibri özgüven,
bencilliği kendini koruma
olarak isimlendirebilir.
Bu nedenle yalnız iç sesimizi dinlemek her zaman yeterli değildir.
İnsan kendisini:
akıl,
vicdan,
ahlaki ilkeler,
eleştiri
ile sınamalıdır.
Çünkü nefs bazen kendi davranışını kendisine bile güzel gösterebilir.

Kendini Sorgulamak Takvayı Güçlendirir mi
Evet.
İnsan düzenli olarak kendisine şu soruları sorabilir:
Bugün kimi incittim?
Nerede haksız davrandım?
Nerede doğru olanı yaptım?
Hangi davranışımı değiştirmeliyim?
Bu tür sorgulama kendini suçlama değil, ahlaki farkındalık geliştirme sürecidir.
Kendi hatasını görebilen insanın değişme ihtimali, hatasını sürekli başkalarına yükleyen insandan daha yüksektir.

Fücurdan Takvaya Dönüş Mümkün müdür
Evet.
İnsan hata yaptığında kaderi mühürlenmiş değildir.
Fark edebilir.
Pişman olabilir.
Tövbe edebilir.
Zarar verdiği şeyi mümkün olduğunca düzeltebilir.
Yeni alışkanlıklar geliştirebilir.
Bu nedenle Şems Suresi insanı değişmez bir kişilik olarak değil, arınabilen veya bozulabilen bir varlık olarak ele alır.
Bir sonraki ayet tam olarak bu dönüşüm meselesini açıklayacaktır.

Şems Suresinin 7. Ve 8. Ayetleri Birlikte Nasıl Okunmalıdır
7. Ayet:
İnsanın iç yapısı.
8. Ayet:
İnsanın ahlaki ayrım kapasitesi.
Böylece iki aşama oluşur:
Önce insan oluşturulur.
Sonra ahlaki seçim alanı ortaya çıkar.
Ve artık doğal olarak şu soru gelecektir:
Bu nefisle ne yapılacak?

Bir Sonraki Ayet Neden Şems Suresinin En Büyük Sonuçlarından Birini Verecektir
Çünkü güneşten başlayarak yapılan bütün yeminler şimdi bir sonuca bağlanacaktır.
Bir sonraki ayette:
“Nefsini arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir.”
buyrulacaktır.
Bu çok önemlidir.
Çünkü suredeki:
üzerine yapılan yeminlerin ardından gelen büyük hüküm:
İnsanın kendi nefsini nasıl şekillendirdiğidir.

Sonuç: İnsan İyilik Ve Kötülük Arasındaki Farkı Fark Edebilen, Fakat Hangi Yöne Gideceğini Seçmek Zorunda Olan Bir Varlıktır
Şems Suresi’nin sekizinci ayetindeki:
“Sonra ona fücurunu ve takvasını ilham etti.”
ifadesi insanın ahlaki doğasını son derece özlü biçimde anlatır.
İnsan:
Ama bu kapasitenin kendisi insanı otomatik olarak iyi yapmaz.
Asıl mesele:
hangi yönü beslediğidir.
İnsan her gün küçük seçimlerle kendisini şekillendirir.
Bir doğru söz takvayı güçlendirebilir.
Bir bilinçli haksızlık fücuru büyütebilir.
Bir merhamet karakteri değiştirebilir.
Bir kibir başka bir karanlığın kapısını açabilir.
Bu nedenle insanın en büyük ahlaki projesi yalnız dışarıdaki dünyayı değiştirmek değildir.
Kendi içindeki iyilik ve kötülük eğilimlerinin hangisine alan açacağını belirlemektir.
Şems Suresi artık bütün hazırlığını tamamlamıştır.
Bir sonraki ayette büyük hüküm gelecektir:
“Nefsini arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir.”
Ve böylece surenin merkezindeki asıl kavram ortaya çıkacaktır:
Tezkiye — insanın kendi nefsini arındırması ve geliştirmesi.
“İnsan kendi içinde hem karanlığa hem aydınlığa açılan kapılar taşır. Ahlaki olgunluk, karanlığın varlığını inkâr etmek değil, hangi kapıyı her gün biraz daha fazla açtığını fark edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu