Şems Suresi 14. Ayette “Onu Yalanladılar, Deveyi Kestiler; Bunun Üzerine Rableri Günahları Sebebiyle Onları Helâk Edip Birbirine Eşit Kıldı” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Uyarıyı Reddetme, Hak İhlali, Kolektif Suç, İlahi Adalet Ve Sonuçla Yüzleşme Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“Bir sınırı bilmeden aşmakla, sınır açıkça gösterildiği hâlde kibirle çiğnemek aynı değildir. İnsan bazen yaptığı kötülüğün büyüklüğünü, kendisine verilen bütün uyarıları susturduktan sonra ortaya çıkan sonuçta görür.”
Ersan Karavelioğlu
“فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا” Ne Demektir
Şems Suresi’nin on dördüncü ayetinde şöyle buyrulur:
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا
Anlam olarak:
“Fakat onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri, günahları sebebiyle onları helâk edip cezayı hepsinin üzerine eşit biçimde indirdi.”
(Şems Suresi, 91/14)
Bir önceki ayette Hz. Sâlih’in açık uyarısı vardı:
“Allah’ın devesine ve onun su içme hakkına dikkat edin.”
Şimdi ise uyarının çiğnendiği an anlatılır.
Önce:
Sonra:
Ardından:
“Fekezzebûhu — Onu Yalanladılar” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade Hz. Sâlih’in getirdiği uyarının reddedildiğini anlatır.
Kavim:
uyarıyı duymuş,
sınırı öğrenmiş,
sonucu konusunda uyarılmıştır.
Buna rağmen:
“Bunu kabul etmiyoruz.”
tavrını seçmişlerdir.
Dolayısıyla mesele yalnız bilgi eksikliği değildir.
Bilinen uyarının bilinçli biçimde reddedilmesidir.
“Feakarûhâ” Ne Anlama Gelmektedir
Ayetteki “akarûhâ” ifadesi devenin etkisiz hâle getirilmesi, bacaklarının kesilmesi ve öldürülmesi bağlamında kullanılır.
Kur’an’ın başka ayetlerinde de Semûd’un Allah’ın devesini öldürdüğü anlatılır.
Bu davranış sıradan bir hayvana zarar vermekten daha fazlasıdır.
Çünkü deve:
ilahî işaret, emanet ve sınavın merkezindeki varlık olarak sunulmuştu.
Deveyi öldürmek, kendilerine konulan sınırı açık biçimde parçalamak anlamına geliyordu.
Uyarıdan Sonra Gelen İhlal Neden Daha Ağırdır
Çünkü insan bazen bilmeden hata yapabilir.
Ama burada durum farklıdır.
Hz. Sâlih açıkça:
“Deveye dokunmayın.”
demiştir.
Ayrıca onun:
korunması gerektiği bildirilmiştir.
Buna rağmen sınır aşılmıştır.
Bu nedenle yapılan eylem yalnız yanlış değil, bilinçli bir meydan okuma niteliği kazanır.
Deveyi Öldürmek Aynı Zamanda Bir Hak İhlali midir
Evet.
Önceki ayette devenin açıkça:
su payı
bulunduğu belirtilmişti.
Bu nedenle kavmin eylemi:
bir hayvanı öldürmenin,
ilahî işareti reddetmenin
yanında,
kendisine tanınmış bir hakkı ortadan kaldırmak anlamına da gelir.
Bu kıssa böylece çok temel bir ahlaki ilkeyi gösterir:
Bir hakkı ortadan kaldırmak için hak sahibini ortadan kaldırmak, hakkı meşru biçimde yok etmez.
Deveyi Bir Kişi Öldürdüyse Neden Kavim “Onlar Öldürdüler” Diye Anlatılır
Kur’an’ın anlatımında eylemi gerçekleştiren belirli kişinin yanında kavmin genel onayı ve ortak yönelişi de önemlidir.
Bir kişi fiili gerçekleştirmiş olabilir.
Fakat toplum:
desteklemiş,
razı olmuş,
engellememiş,
eylemi benimsemiş
olabilir.
Bu nedenle suçun fiziksel faili ile ahlaki ve toplumsal sorumluluğu paylaşan çevre birbirinden ayrılmalıdır.
Bir eylemi yapmamak, onu onaylamadığımız anlamına her zaman gelmez.
Toplumsal Onay Bireysel Suçu Nasıl Büyütebilir
Bir kişi kötülük yapmak istediğinde çevresinden direnç görürse durabilir.
Fakat çevresi:
alkışlıyor,
teşvik ediyor,
sessizce destekliyorsa
eylem daha kolay gerçekleşebilir.
Bu nedenle toplumsal kültür önemlidir.
Bir toplum sürekli:
acımasızlığı,
kibri,
haksızlığı
ödüllendirirse sonunda bu değerleri en uç biçimde uygulayacak insanlar öne çıkabilir.
Kötü eylem bazen kötü kültürün görünür sonucudur.
“Fedemdeme Aleyhim Rabbuhum” Ne Anlama Gelir
“Demdeme” kelimesi son derece güçlüdür.
Ezici biçimde cezalandırmak,
helâk etmek,
üstlerine çökertmek
gibi anlamlarla açıklanır.
Ayet sıradan bir yaptırımdan söz etmez.
Semûd’un azgınlığının ardından gelen kapsamlı ilahî cezayı anlatır.
Bu ifade, insanın sürekli küçümsediği uyarının sonunda ne kadar ağır bir sonuç doğurabileceğini gösterir.
“Bi Zenbihim — Günahları Sebebiyle” İfadesi Neden Çok Önemlidir
Çünkü cezanın sebepsiz olmadığı özellikle belirtilir:
“Günahları sebebiyle…”
Yani sonuç:
rastgele,
keyfî,
nedensiz
değildir.
Öncesinde:
uyarı,
reddediş,
hak ihlali,
azgınlık,
bilinçli eylem
vardır.
Ardından sonuç gelir.
Bu, ilahî adalet düşüncesinde çok önemli bir ilkedir:
Sorumluluk ile sonuç arasında ahlaki bağ vardır.
Bir Toplumun Gücü Onu Sonuçlardan Korur mu
Hayır.
Semûd güçlü bir toplumdu.
Kayaları yontuyor,
yerleşimler kuruyor,
maddi imkânlara sahip bulunuyordu.
Fakat bütün bu güç:
ahlaki sınırların üzerinde bir dokunulmazlık
sağlamadı.
Bu nedenle kıssa insanlık tarihinin tekrar eden yanılgılarından birine karşı uyarıdır:
“Güçlüyüz, öyleyse bize bir şey olmaz.”
Güç sonucu geciktirebilir.
Ama adaleti ortadan kaldırmaz.

Medeniyetin Büyüklüğü Ahlaki Çöküşü Gizleyebilir mi
Evet.
Bir toplumun:
büyük binaları,
gelişmiş ekonomisi,
güçlü kurumları
olabilir.
Ancak aynı toplum:
zayıfları eziyor,
hakları çiğniyor,
uyarıları susturuyorsa
dışarıdaki gelişmişlik içerideki ahlaki bozulmayı gizleyebilir.
Semûd örneği şu temel ayrımı ortaya koyar:
Teknik ilerleme ile ahlaki ilerleme aynı şey değildir.
İnsan taşları şekillendirebilir.
Ama kendi nefsini şekillendiremeyebilir.

Şems 10’daki Nefsin Kirlenmesi Bu Ayette Nasıl Somutlaşır
- ayette:
“Nefsini kirletip örten ziyana uğramıştır.”
denilmişti.
Şimdi bu ilkenin tarihsel sonucu görülür.
Önce:
kibir büyür.
Sonra:
uyarı reddedilir.
Ardından:
hak çiğnenir.
Son olarak:
yıkıcı eylem gerçekleştirilir.
Yani nefsin içindeki bozulma dış dünyada somut zulme dönüşür.
Bu nedenle iç ahlak ile toplumsal davranış birbirinden kopuk değildir.

İnsan Yanlışını Sürekli Savunduğunda Ne Olabilir
İlk yanlışın ardından insan iki yola ayrılabilir.
Birincisi:
“Hata yaptım.”
demektir.
İkincisi:
“Ben haklıydım.”
diyerek yanlışı savunmaktır.
İkinci yol devam ettikçe insan:
daha fazla gerekçe,
daha fazla yalan,
daha fazla kötülük
üretmek zorunda kalabilir.
Semûd kıssası bu açıdan bir anda gerçekleşen felaketten çok, adım adım büyüyen ahlaki körleşmeyi anlatır.

Bir Sınırı Çiğnemek Sonraki Sınırları Aşmayı Kolaylaştırabilir mi
Evet.
İnsan bir sınırı aştığında ve hiçbir içsel direnç hissetmediğinde sonraki ihlal kolaylaşabilir.
Önce:
uyarı küçümsenir.
Sonra:
hak ihlal edilir.
Sonra:
şiddet uygulanır.
Böylece kötülüğün eşiği giderek düşebilir.
Bu nedenle küçük ahlaki sınırlar önemsiz değildir.
Bazen büyük yıkımların önündeki ilk savunma hattı küçük ilkelerden vazgeçmemektir.

Toplumun Tamamının Sonuçla Karşılaşması Kolektif Ahlak Hakkında Ne Düşündürür
Toplumların ortak davranışları ortak sonuçlar doğurabilir.
Bir ülkede veya toplulukta:
yolsuzluk,
şiddet,
adaletsizlik,
kaynakların kötü kullanımı
yaygınlaşırsa bunun ekonomik ve sosyal sonuçları yalnız doğrudan failleri değil başkalarını da etkileyebilir.
Bu, herkesin aynı derecede suçlu olduğu anlamına gelmez.
Ancak toplumların ortak kararlarının ortak sonuçları olabileceğini gösterir.

İlahi Ceza İle Dünyevi Sebep Sonuç Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Şems 14 doğrudan Semûd’a gelen ilahî cezayı anlatır.
Bunu her tarihsel felakete uygulayıp:
“Bu kesinlikle ilahî cezadır.”
demek doğru değildir.
Çünkü belirli olayların ilahî hükmünü insanların kesin biçimde bilmesi mümkün olmayabilir.
Ancak ayetin genel ahlaki ilkesi açıktır:
Davranışların sonuçları vardır.
Zulüm,
kibir,
haksızlık
hem dünyevi hem ahlaki sonuçlar üretebilir.

Böyle Bir Kıssanın Amacı Yalnız Korkutmak mıdır
Hayır.
Amaç aynı zamanda:
uyarmak,
düşündürmek,
yön değiştirmeye çağırmaktır.
Geçmiş toplumların hikâyeleri:
“Onlara ne oldu?”
sorusundan daha fazlasını taşır.
Asıl soru:
“Biz aynı hatayı hangi biçimlerde tekrar ediyor olabiliriz?”
sorusudur.
Bir kıssa yalnız tarihin anlatısı olarak kalırsa ahlaki gücünün önemli bir bölümü kaybolur.

Şems Suresinin 11, 12, 13 Ve 14. Ayetleri Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Bu dört ayet çok güçlü bir süreç oluşturur:
11. Ayet:
İç ve toplumsal bozulma.
12. Ayet:
Fail harekete geçti.
13. Ayet:
Açık uyarı ve sınır.
14. Ayet:
Böylece süreç:
Azgınlık → Eylem → Uyarı → İhlal → Sonuç
şeklinde tamamlanır.

Sonuç: Semûd’un Felaketi Bir Anda Başlamadı; Nefsin Kirlenmesi, Hakikatin Reddedilmesi Ve Hakkın Bilinçli Biçimde Çiğnenmesiyle Adım Adım İnşa Edildi
Şems Suresi’nin on dördüncü ayetindeki:
“Onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onları helâk etti…”
ifadesi, surenin başından beri anlatılan ahlaki ilkenin tarih içindeki somut sonucudur.
Önce insan nefsine:
ve
kapasitesi verildiği anlatılmıştı.
Sonra:
denildi.
Semûd ise ikinci yolun örneği oldu.
Kibir büyüdü.
Uyarı küçümsendi.
Hak reddedildi.
Bir kişi ileri çıktı.
Toplum destekledi.
Deve öldürüldü.
Ve sonunda yapılanların sonucu geldi.
Bu kıssanın en derin derslerinden biri şudur:
Büyük felaketlerden önce çoğu zaman küçük ahlaki kırılmalar vardır.
Bir hakkı küçümsemek.
Bir uyarıyı alaya almak.
Bir sınırı çıkar uğruna kaldırmak.
Bir haksızlığı alkışlamak.
Bir kez yapılan yanlışı normalleştirmek.
Sonra bütün bunlar birleşir ve artık mesele tek bir yanlış davranış olmaktan çıkar.
Bir karaktere ve toplum düzenine dönüşür.
Şems Suresi’nin son ayetinde ise son derece çarpıcı bir cümle gelecektir:
“Allah bunun sonucundan korkmaz.”
Böylece sure, insanın güç karşısındaki korkusuyla ilahî adalet arasındaki farkı son bir ifadeyle ortaya koyarak tamamlanacaktır.
“Bir toplumun yıkımı çoğu zaman son darbede başlamaz; hak küçümsendiğinde, vicdan susturulduğunda ve haksızlık normalleştirildiğinde çoktan başlamıştır. Sonuç yalnız en son görünen şeydir; asıl çöküş insanın içinde daha önce gerçekleşmiştir.”
Ersan Karavelioğlu