Kaf Suresi'nin Arapça ve Türkçe Okunuşu Nasıldır
“Kur'an, sadece okunmak için değil; anlaşılmak ve yaşanmak için indirilmiştir.”
— Ersan Karavelioğlu
Kaf Suresi Hakkında Kısa Bilgi
Arapça Metin (Tamamı)
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
- ق ۚ وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ
- بَلْ عَجِبُوا أَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَجِيبٌ
- أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ۖ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَعِيدٌ
- قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْأَرْضُ مِنْهُمْ ۖ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَفِيظٌ
- بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَهُمْ فِي أَمْرٍ مَرِيجٍ
- أَفَلَمْ يَنْظُرُوا إِلَى السَّمَاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ
- وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ
- تَبْصِرَةً وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍ مُنِيبٍ
- وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مُبَارَكًا فَأَنْبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ
- وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضِيدٌ
- رِزْقًا لِلْعِبَادِ ۖ وَأَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا ۚ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ
- كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَأَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُ
- وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَانُ لُوطٍ
- وَأَصْحَابُ الْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ ۚ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ
- أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ ۚ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
- وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ ۖ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
- إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ
- مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
- وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ۖ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحِيدُ
- وَنُفِخَ فِي الصُّورِ ۚ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَعِيدِ
- وَجَاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَائِقٌ وَشَهِيدٌ
- لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ
- وَقَالَ قَرِينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ
- أَلْقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ
- مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُرِيبٍ
- الَّذِي جَعَلَ مَعَ اللَّهِ إِلٰهًا آخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّدِيدِ
- قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا أَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ
- قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُمْ بِالْوَعِيدِ
- مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَا أَنَا بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ
- يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ
- وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ
- هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ
- مَنْ خَشِيَ الرَّحْمَٰنَ بِالْغَيْبِ وَجَاءَ بِقَلْبٍ مُنِيبٍ
- ادْخُلُوهَا بِسَلَامٍ ۖ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ
- لَهُمْ مَا يَشَاءُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ
- وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ أَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِ هَلْ مِنْ مَحِيصٍ
- إِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ
- وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ
- فَاصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ
- وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَارَ السُّجُودِ
- وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَرِيبٍ
- يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّ ۚ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ
- إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا الْمَصِيرُ
- يَوْمَ تَشَقَّقُ الْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ۚ ذٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ
- نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ ۖ وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ ۖ فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ
Türkçe Meali (Tamamı)
- Kaf. Şanlı Kur'an'a andolsun.
- İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da kâfirler: “Bu, şaşılacak bir şey!” dediler.
- “Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (diriltileceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür.”
- Şüphesiz biz, yerin onlardan neleri eksilttiğini biliriz; yanımızda (her şeyi) koruyan bir kitap vardır.
- Hayır, kendilerine hak gelince yalanladılar. Bu yüzden onlar karmakarışık bir durum içindedirler.
- Üstlerindeki göğe bakmadılar mı? Onu nasıl bina ettik, süsledik; onda hiçbir çatlak yoktur.
- Yeri de yayıp döşedik, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada her güzel çiftten bitirdik.
- (Bunlar) Allah'a yönelen her kul için bir ibret ve öğüttür.
- Gökten bereketli bir su indirdik; onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
- Yüksek hurma ağaçları (bitirdik); onların salkımları birbirine dizilmiştir.
- Kullara rızık olsun diye. Onunla ölü bir beldeyi diriltip canlandırdık. İşte (ölülerin) çıkışı da böyledir.
- Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud yalanlamıştı.
- Âd, Firavun ve Lût'un kardeşleri de.
- Eyke halkı ve Tübba' kavmi de. Hepsi peygamberleri yalanladı da tehdidim gerçekleşti.
- İlk yaratmada aciz mi kaldık? Hayır, onlar yeni bir yaratılış konusunda şüphe içindedirler.
- Andolsun insanı biz yarattık; nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.
- Sağında ve solunda oturmuş iki (melek) alıcı (sözleri) alır.
- İnsanın söylediği her sözün yanında, mutlaka onu gözetleyen hazır bir kayıtçı vardır.
- Ölüm sarhoşluğu gerçekten (hak olarak) gelir. İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir.
- Sûra üfürülür. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür.
- Her nefis yanında bir sevk edici ve bir şahit ile gelir.
- (Ona): “Sen bundan gafletteydin; şimdi senden perdeni kaldırdık, artık bugün gözün keskindir” (denir).
- Yanındaki (melek): “İşte yanımda hazır olan budur” der.
- “İkiniz, her inatçı kâfiri cehenneme atın.”
- “Hayra engel olan, saldırgan, şüpheciyi.”
- “Allah'la beraber başka bir ilâh edinen kimseyi. Onu şiddetli azaba atın.”
- Yanındaki (şeytan): “Rabbimiz, ben onu azdırmadım; fakat o uzak bir sapıklık içindeydi” der.
- (Allah): “Benim huzurumda çekişmeyin; size daha önce tehdidi bildirmiştim” der.
- “Benim katımda söz değiştirilmez; ben kullara zulmedici değilim.”
- O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. O: “Daha var mı?” der.
- Cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır; uzak değildir.
- “İşte size vaat edilen budur: Allah'a çokça yönelen, (emrini) koruyan herkes içindir.”
- “Rahmân'dan gaybte korkan ve içten bir kalple gelen kimse içindir.”
- “Oraya esenlikle girin. Bu, ebedilik günüdür.”
- Orada onlara diledikleri vardır; katımızda daha fazlası da vardır.
- Onlardan önce nice nesiller helâk ettik ki onlar bunlardan daha güçlüydü. (Yurtlarında) dolaştılar. Kaçacak bir yer var mı?
- Şüphesiz bunda, kalbi olan veya şahit olarak kulak veren kimse için bir öğüt vardır.
- Andolsun gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık; bize bir yorgunluk dokunmadı.
- Öyleyse onların söylediklerine sabret; güneş doğmadan önce ve batmadan önce Rabbini hamd ile tesbih et.
- Geceleyin de O'nu tesbih et; secdelerin ardından da.
- Yakın bir yerden çağıranın çağıracağı gün (ona) kulak ver.
- O gün onlar çağrıyı hak olarak işitirler. İşte bu, çıkış günüdür.
- Şüphesiz biz diriltiriz ve öldürürüz; dönüş ancak bizedir.
- O gün yer onlardan çatlayıp hızlıca ayrılır; bu toplanma bize göre kolaydır.
- Biz onların söylediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde zorba değilsin. O hâlde, benim tehdidimden korkan kimseye Kur'an ile öğüt ver.
Sûrenin Ana Temaları
Kaf Harfinin Hikmeti
Diriliş Mesajı
İlahi Bilgi Vurgusu
İnsan ve Sorumluluk
Meleklerin Rolü
Kalbin Önemi

Peygamberlik Mesajı

İnkarcıların Tutumu

Doğa Delilleri

Kıyamet Tasviri

Cennet Tasviri

Cehennem Uyarısı

İman ve Sabır

Kur'an'ın Rolü

Son Söz
İlahi Hatırlatma
“İnsan, ölümden kaçtığını sanır; oysa ölüm ona hakikati hatırlatmak için yaklaşır.”
— Ersan Karavelioğlu
Son düzenleme: