İsrâ Suresi 16. Ayette “Bir Memleketi Helâk Etmek İstediğimizde Oranın Refah İçinde Yaşayanlarına Emir Veririz; Onlar Orada Yoldan Çıkarlar ve Böylece O Memleket Hakkında Hüküm Kesinleşir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Bir toplumun çöküşü çoğu zaman bir anda başlamaz; gücü elinde tutanların sorumluluklarını unutması, haksızlığın normalleşmesi ve insanların yanlış karşısında duyarsızlaşmasıyla yavaş yavaş büyür. Servet ve makam insanı değerli kılan şeyler değil, nasıl kullanıldığı sorulacak emanetlerdir. Güç yükseldikçe hesap da ağırlaşır.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 16. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 16. ayeti, toplumların ahlaki çöküşünde özellikle imkân, nüfuz ve refah sahibi kesimlerin sorumluluğuna dikkat çekmektedir. İlahi emir ve uyarıya rağmen toplumun ileri gelenleri büyük bir bozulmaya sürüklendiğinde bunun bütün toplumu etkileyebilecek ağır sonuçları olabileceği bildirilmektedir.Ayetin anlamı şöyledir:
Bu ayet ilk bakışta çok dikkatli anlaşılması gereken bir ifade taşır.“Bir memleketi helâk etmek istediğimizde oranın refah içinde yaşayanlarına emrederiz; fakat onlar orada yoldan çıkarlar. Böylece o memleket hakkında hüküm kesinleşir ve biz onu bütünüyle yıkarız.”
İsrâ Suresi, 17:16
Allah insanlara kötülük yapmalarını emretmez.
Buradaki emir, Allah'a itaat etmeleri ve doğru yaşamaları yönündeki ilahi sorumluluğu ifade eder. Onlar ise bu emrin tersine hareket ederek taşkınlık ve bozgunculuk yaparlar.
Dolayısıyla ayetin mesajı:
“Allah insanlara günah işlemelerini emretti, sonra da onları cezalandırdı.”
değildir.
Tam tersine:
İlahi emir ve uyarıya rağmen bilinçli biçimde bozulmanın tercih edilmesi ve bunun ağır sonuçlara ulaşmasıdır.
“Bir Memleketi Helâk Etmek İstediğimizde” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade, Allah'ın sebepsiz yere masum bir toplumu yok etmek istemesi şeklinde anlaşılmamalıdır.Ayetin bağlamında helâk, uzun süre devam eden ahlaki ve toplumsal bozulmanın ardından gelen ilahi hükümle ilişkilidir.
Bir önceki ayette de:
“Biz bir peygamber göndermedikçe azap etmeyiz.”
buyurulmuştu.
Yani önce bilgi gelir.
Uyarı gelir.
Doğru yol gösterilir.
İnsanlara değişme fırsatı tanınır.
Buna rağmen toplumsal bozulma bilinçli biçimde sürdürülürse ağır sonuç ortaya çıkabilir.
İlahi helâk keyfî değil; uyarı, sorumluluk ve ısrar edilen bozulmayla bağlantılıdır.
Allah Bir Toplumu Önceden Helâk Etmek İsteyip Sonra mı Günaha Sürükler
Hayır.Bu ayetin en çok yanlış anlaşılabilecek noktalarından biri budur.
Allah insanlara:
“Günah işleyin.”
diye emretmez.
Allah'ın emirleri adalet, kulluk ve doğruluk yönündedir.
Fakat insanlar kendi iradeleriyle bu emirlere karşı çıkabilir.
Ayetin anlamı bu açıdan şöyledir:
Allah sorumluluk yükler; insanlar ise isyanı seçer.
Sonunda davranışlarının sonucu ortaya çıkar.
Bu yüzden ilahi bilgi veya hüküm, insanın iradesini ortadan kaldırmaz.
Allah'ın ne olacağını bilmesi, insanı kötülüğe zorlaması anlamına gelmez.
“Oranın Refah İçinde Yaşayanları” Kimlerdir
Ayet özellikle toplumun imkân sahibi, rahat yaşayan, nüfuzlu ve ayrıcalıklı kesimlerine dikkat çekmektedir.Bunlar:
Zenginler.
Yöneticiler.
İleri gelenler.
Toplum üzerinde etkisi bulunan kişiler.
Ekonomik ve siyasi gücü olanlar.
olabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır.
Ayet:
“Her zengin kötüdür.”
dememektedir.
Servet sahibi olmak tek başına günah değildir.
Sorun, nimet ve gücün insanı şımarıklığa, haksızlığa ve Allah'a karşı isyana sürüklemesidir.
Problem zenginlik değil, zenginliğin insanın karakterini bozmasıdır.
Neden Özellikle Refah İçindeki İnsanlardan Söz Ediliyor
Çünkü toplum üzerindeki etkileri genellikle daha büyüktür.Sıradan bir insanın yaptığı yanlış belirli bir çevreyi etkileyebilir.
Ama büyük ekonomik veya siyasi güce sahip kişinin kararı binlerce hatta milyonlarca insanın hayatına dokunabilir.
Bir yöneticinin adaletsizliği.
Bir işverenin sömürüsü.
Bir medya sahibinin yalanı.
Bir güçlü grubun yolsuzluğu.
çok geniş sonuçlar üretebilir.
Bu yüzden güç arttıkça sorumluluk da büyür.
Allah'ın verdiği imkân yalnız ayrıcalık değildir.
Aynı zamanda emanettir.
Zengin Olmak veya Refah İçinde Yaşamak Günah mıdır
Hayır.İslam zenginliği başlı başına günah saymaz.
Helal kazanç.
Ticaret.
Mal sahibi olmak.
Rahat yaşamak.
bunların hiçbiri kendiliğinden haram değildir.
Hz. Peygamber döneminde de mal sahibi müminler vardı ve servetlerini hayır için kullanan insanlar bulunuyordu.
Asıl mesele malın insanın kalbindeki yeridir.
Mal insanın elinde olabilir; fakat kalbinin efendisi hâline gelmemelidir.
Servet şükür, yardım ve adalet için kullanılırsa nimet olur.
Kibir, sömürü ve zulüm için kullanılırsa sınava dönüşür.
Refah İnsanları Neden Bazen Bozabilir
Çünkü insan uzun süre hiçbir eksiklik yaşamazsa sahip olduklarını kendi gücünün doğal sonucu sanmaya başlayabilir.“Bunları ben yaptım.”
“Kimse bana dokunamaz.”
“Ben istediğimi yaparım.”
duygusu gelişebilir.
İşte bu noktada nimet, şükür yerine kibri besleyebilir.
İnsan kendisini başkalarından üstün görebilir.
Yoksulları küçümseyebilir.
Hesap verme duygusunu kaybedebilir.
Refahın tehlikesi rahat yaşamak değil, rahatlığın insana sınırlarını unutturmasıdır.
Bu yüzden insanın en zor sınavlarından biri bazen yokluk değil, bolluktur.
Ayetteki “Yoldan Çıkarlar” İfadesi Ne Anlama Gelir
Buradaki ifade sıradan bir hata değil, Allah'ın sınırlarının dışına çıkma ve toplum içerisinde bozulmayı yaygınlaştırma anlamı taşır.Bu bozulma:
Zulüm.
Yolsuzluk.
Haksızlık.
Ahlaki çürüme.
Hukuksuzluk.
İnsanların haklarının çiğnenmesi.
şeklinde ortaya çıkabilir.
Bir toplumda yanlış bireysel olmaktan çıkar ve sistematik hâle gelirse durum çok daha ağırlaşır.
Günahın toplumsallaşması, kötülüğün artık istisna değil düzen hâline gelmesidir.
Ayet bu tehlikeye dikkat çekmektedir.
Bir Toplumun İleri Gelenleri Bozulursa Halk da Etkilenir Mi
Evet.Toplumdaki güçlü kişiler davranışlarıyla örnek oluşturabilir.
Eğer yöneticiler yolsuzluk yapıyorsa insanlar:
“Demek ki böyle yapılabiliyor.”
diye düşünebilir.
Zenginler vergiden kaçıyorsa küçük esnaf da bunu normal görebilir.
İleri gelenler yalan söylüyorsa yalan toplumda sıradanlaşabilir.
Bu nedenle liderlerin ahlakı çok önemlidir.
Üstten başlayan bozulma zamanla aşağıya yayılabilir.
Ama bu, halkın bütün sorumluluğunu kaldırmaz.
Her bireyin yine kendi ölçüsünde sorumluluğu vardır.
Halkın Hiç mi Sorumluluğu Yoktur
Elbette vardır.İleri gelenlerin bozulması büyük etki oluşturabilir ama sıradan insanlar da kendi davranışlarından sorumludur.
Bir insan:
“Yöneticiler çalıyor, ben de çalayım.”
diyemez.
“Toplum yalan söylüyor, ben de söyleyeyim.”
diyemez.
Başkalarının yanlışları bizim yanlışımızı doğru hâle getirmez.
Kötü örnek mazeret değildir.
Ancak toplumda yanlışın yaygınlaşmasını önlemek için herkesin kendi imkânı ölçüsünde doğruyu koruması önemlidir.
Bazen toplumun kurtuluşu, kötülüğe katılmayı reddeden insanların varlığıyla başlar.

“Hüküm Kesinleşir” Ne Anlama Gelir
Bu ifade toplumun yanlışta öylesine ileri gittiğini anlatır ki artık uyarıların etkisiz kaldığı ve ilahi hükmün gerçekleşme aşamasına geldiği bir noktaya ulaşılmıştır.Bu bir anda gerçekleşen süreç değildir.
Öncesinde:
Uyarılar.
Fırsatlar.
Dönüş imkânları.
vardır.
Fakat toplum ısrarla aynı yola devam ettiğinde sonuç ağırlaşabilir.
Bu bize önemli bir hayat ilkesi öğretir:
Yanlışın sonuç vermemesi, sonsuza kadar sonuç vermeyeceği anlamına gelmez.
Bazen insanın veya toplumun karşılaştığı sonuç, uzun yıllar biriktirilen hataların sonucudur.

Bir Toplum Ne Zaman Çöküşe Yaklaşmış Olabilir
Bunun tek bir işareti yoktur.Ancak ahlaki açıdan tehlikeli bazı durumlar vardır.
Adaletin yalnız güçlüler için çalışması.
Yolsuzluğun normalleşmesi.
Liyakatin kaybolması.
Yalanın sıradanlaşması.
İnsan haklarının değersizleşmesi.
Zengin ile yoksul arasındaki uçurumun haksız biçimde büyümesi.
Eleştirinin tamamen susturulması.
İnsanların birbirine güvenini kaybetmesi.
Bunların yaygınlaşması toplumun iç yapısını zayıflatabilir.
Toplumların gerçek çöküşü bazen binalar yıkılmadan önce ahlakta başlar.

Bir Toplumdaki Felakete Bakıp “Allah Bunları Günahlarından Dolayı Cezalandırdı” Diyebilir Miyiz
Vahyin açıkça bildirmediği güncel olaylarda böyle kesin konuşmamak gerekir.Bir deprem olur.
Sel olur.
Savaş çıkar.
Ekonomik kriz yaşanır.
Biz:
“Allah kesin olarak şu günah nedeniyle bunları cezalandırdı.”
diyemeyiz.
Çünkü böyle bir hüküm için vahiy bilgisine sahip değiliz.
Kur’an geçmişteki bazı olayların ilahi sebebini açıkça bildirir.
Fakat biz günümüzde yaşanan her felaketin arkasındaki ilahi hikmeti kesin olarak bilemeyiz.
İbret çıkarabiliriz; Allah adına kesin sebep ilan edemeyiz.
Bu ayrım çok önemlidir.

Toplumsal Bir Felakette Masum İnsanlar Neden Etkilenebilir
Dünya hayatındaki toplumsal olaylar çoğu zaman bireyleri birbirinden tamamen ayırmaz.Savaş çıkarsa masum çocuklar da etkilenir.
Ekonomik sistem çökerse dürüst insanlar da zarar görebilir.
Yanlış bir yönetim kararı milyonlarca kişiye dokunabilir.
Bu, Allah'ın ahirette herkesi aynı suçtan sorumlu tutacağı anlamına gelmez.
Dünyevi sonuçların ortak yaşanması ile ahiret hesabının kişisel olması birbirinden ayrılmalıdır.
Dünyada bir felaket ortak yaşanabilir; ahirette ise herkes kendi sorumluluğuna göre hesap verir.
Bu ilahi adaletin önemli bir boyutudur.

Toplumun Güçlüleri Sorumluluklarını Nasıl Kullanmalıdır
Güç sahibi insanın görevi yalnız kendi servetini büyütmek değildir.Adaletli olmalıdır.
Çalışanın hakkını vermelidir.
Yetkisini kötüye kullanmamalıdır.
Kendisine bağlı insanları ezmemelidir.
Toplumun imkânlarını yalnız kendisine yönlendirmemelidir.
Eğer yönetici ise hukuku korumalıdır.
Eğer işveren ise emeğe saygı göstermelidir.
Eğer zenginse malını meşru biçimde kullanmalıdır.
Güç, insanın başkalarından daha değerli olduğunu değil, daha büyük bir sorumluluk taşıdığını gösterir.

Toplum Çöküşe Gitmeden Önce Kendini Düzeltebilir Mi
Evet.Kur’an'ın uyarılarının amacı:
“Artık hiçbir şey değişmez.”
demek değildir.
Tam tersine insanı ve toplumları değişmeye çağırır.
Adalet yeniden kurulabilir.
Yolsuzlukla mücadele edilebilir.
Hukuk güçlendirilebilir.
Kul hakları korunabilir.
Toplum kendi yanlışlarını açık biçimde konuşabilir.
Tövbe ve reform mümkündür.
Uyarı varsa dönüş imkânı da vardır.
En tehlikeli durum, yanlışın varlığı değil; yanlışın yanlış olduğunun artık kabul edilmemesidir.
Bir toplum hatasını görebildiği sürece değişme ihtimali vardır.

İsrâ Suresi 15 ve 16. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
15. ayette:Her insanın kendi hidayetinden veya sapmasından sorumlu olduğu, hiç kimsenin başkasının günah yükünü taşımayacağı ve uyarı yapılmadan azap edilmeyeceği bildirilmişti.
16. ayette ise bunun toplumsal boyutu gösterilmektedir.
İnsanlar uyarılır.
Toplumun özellikle güçlü ve imkân sahibi kesimleri sorumluluk taşır.
Fakat onlar ilahi emrin tersine giderek bozulmayı yaygınlaştırırlarsa ağır bir toplumsal sonuç ortaya çıkabilir.
Böylece iki ayet arasında çok güçlü bir denge vardır:
15. ayet kişisel hesabı, 16. ayet toplumsal sonuçları anlatır.
İnsan ahirette kendi günahından sorumludur.
Fakat dünyada davranışlarımız başkalarının hayatını da etkileyebilir.

İsrâ Suresi 16. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Nimet ve güç seni Allah'tan uzaklaştırmasın.
İnsan fakirken dua edip zenginleşince unutabilir.
Güçsüzken adalet isteyip güçlenince başkalarına adaletsiz davranabilir.
Haksızlığa uğrarken özgürlük talep edip yetki sahibi olduğunda başkasının hakkını sınırlayabilir.
İşte gerçek ahlak burada sınanır.
Kendin güçsüzken istediğin adaleti, güçlü olduğunda başkasına verebiliyor musun?
Bu soru yalnız devlet yöneticilerine değil, hayatında herhangi bir gücü bulunan herkese yöneliktir.

İsrâ Suresi 16. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 16. ayeti, bir toplumda özellikle refah ve güç sahibi kesimlerin ilahi emre karşı çıkarak büyük bozulma üretmesi hâlinde bu yozlaşmanın ağır toplumsal sonuçlara ulaşabileceğini anlatmaktadır.Bu ayetin ilk büyük mesajı, Allah'ın kimseyi sebepsiz yere cezalandırmadığıdır.
Bir önceki ayette açıkça:
“Biz bir peygamber göndermedikçe azap etmeyiz.”
buyurulmuştu.
Bu nedenle 16. ayet, uyarılmamış masum insanların keyfî biçimde yok edilmesini anlatmaz.
Önce hakikat bildirilir.
Doğru yol gösterilir.
İnsanlara değişme fırsatı verilir.
Hesap, bilgiden ve sorumluluktan sonra gelir.
İkinci büyük mesaj, Allah'ın insanlara günahı emretmediğidir.
Ayetin:
“Emrederiz, onlar da yoldan çıkarlar.”
ifadesini:
“Allah günah işlemelerini emreder.”
şeklinde okumak büyük bir yanlış olur.
Allah kullarına doğru olanı emreder.
İnsan ise iradesiyle buna karşı çıkabilir.
İlahi emir iyiliğe, insanın isyanı ise bozulmaya yönelir.
Üçüncü büyük mesaj, toplumun güçlülerinin sorumluluğudur.
Bir insanın sahip olduğu servet, makam veya nüfuz arttıkça kararlarının etkisi de büyür.
Küçük bir haksızlık yapan kişinin zararı sınırlı olabilir.
Fakat büyük bir şirket sahibinin haksızlığı binlerce çalışanı etkileyebilir.
Bir yöneticinin yanlışı milyonlarca kişiye ulaşabilir.
Bu nedenle:
Büyük güç, büyük hesap getirir.
Dördüncü büyük mesaj, zenginliğin suç olmadığıdır.
Kur’an zenginleri yalnız zengin oldukları için mahkûm etmez.
Sorun servetin insanı bozmasıdır.
Zengin insan son derece adaletli ve cömert olabilir.
Yoksul insan da yanlış yapabilir.
Dolayısıyla ahlaki ölçü banka hesabı değildir.
Ölçü, nimetin nasıl kullanıldığıdır.
Beşinci büyük mesaj, şımarıklığın tehlikesidir.
İnsan sürekli nimet içinde yaşadığında bir süre sonra nimeti hak edilmiş ve garanti edilmiş görebilir.
Şükür azalabilir.
Merhamet azalabilir.
Başkalarının yaşadığı sıkıntıyı anlamakta zorlanabilir.
İşte refahın en büyük tehlikelerinden biri budur.
Nimet insanı başkalarının acısına kör etmemelidir.
Altıncı büyük mesaj, toplumdaki örnek kişilerin etkisidir.
İnsanlar yalnız sözlerden değil, gördüklerinden de öğrenir.
Eğer toplumun güçlüleri dürüstse dürüstlük değer kazanır.
Adaletsizse adaletsizlik normalleşebilir.
Eğer yöneticiler hesap veriyorsa hesap verebilirlik kültürü oluşur.
Eğer güçlüler kendilerini hukukun üstünde görüyorsa toplumun ahlakı zarar görebilir.
Örnek olan insanın sorumluluğu, yalnız kendi davranışından daha geniştir.
Yedinci büyük mesaj, halkın da sorumluluğudur.
“Bütün kötülükleri yöneticiler yapıyor.”
deyip bireysel sorumluluktan kaçmak mümkün değildir.
Toplumun her üyesi kendi alanında bir seçim yapar.
Yalanı paylaşabilir veya reddedebilir.
Rüşvete katılabilir veya karşı çıkabilir.
Haksız kazanç sağlayabilir veya helali seçebilir.
Toplum yalnız yukarıdan değil, aşağıdan da şekillenir.
Sekizinci büyük mesaj, kötülüğün normalleşmesidir.
Bir toplumda en tehlikeli aşama sadece yanlış yapılması değildir.
Yanlışın artık yanlış görülmemesidir.
Rüşvet:
“Normal.”
Yalan:
“Herkes yapıyor.”
Kul hakkı:
“Düzen böyle.”
denmeye başlanırsa bozulma derinleşmiş demektir.
Bir kötülüğün sıradanlaşması, onun ortadan kalkmasından daha tehlikeli olabilir; çünkü vicdan artık tepki vermemeye başlar.
Dokuzuncu büyük mesaj, toplumsal çöküşün önce içeride başlayabileceğidir.
Bir devlet dışarıdan çok güçlü görünebilir.
Büyük ekonomisi olabilir.
Ordusu güçlü olabilir.
Şehirleri ihtişamlı olabilir.
Ama içeride:
Adalet çökmüşse.
Güven bitmişse.
Yolsuzluk yaygınlaşmışsa.
İnsanlar birbirine düşman olmuşsa.
büyük bir iç zayıflık oluşmuş olabilir.
Medeniyetlerin en önemli temellerinden biri ahlaki ve hukuki güven duygusudur.
Onuncu büyük mesaj, günümüzdeki felaketlere Allah adına kesin hüküm koymamaktır.
Bir yerde deprem olduğunda:
“Bunlar günahkârdı.”
demek doğru değildir.
Bir toplum savaş kaybettiğinde:
“Allah kesin onları cezalandırdı.”
diyemeyiz.
Kur’an'ın açıkça sebebini bildirdiği tarihsel olay başka, bizim güncel olaylar hakkındaki tahminimiz başkadır.
İbret almak gerekir; gayb hakkında kesin konuşmak değil.
On birinci büyük mesaj, masum insanların ahiret sorumluluğunun kişisel olmasıdır.
Dünyadaki toplumsal sonuçlar herkese dokunabilir.
Ama Allah ahirette herkesi kendi yaptığından hesaba çeker.
Bu yüzden:
“Bir şehir felaket yaşadı, demek ki oradaki herkes suçluydu.”
gibi bir sonuç çıkarılamaz.
Ortak acı, ortak suç anlamına gelmez.
Bu ayrım ilahi adalet anlayışının temelidir.
On ikinci büyük mesaj, değişmenin mümkün olmasıdır.
Bir toplum bozulmaya başlamış olabilir.
Ama henüz dönüş mümkündür.
Adalet yeniden kurulabilir.
Kötü uygulamalar değiştirilebilir.
İnsanlar yanlışlarını kabul edebilir.
Yönetim düzelebilir.
Toplum tövbe edebilir.
Ayetin uyarısını duyan insanın görevi:
“Demek ki her şey bitecek.”
demek değildir.
“Aynı sona gitmemek için neyi düzeltmeliyiz?”
diye sormaktır.
İsrâ Suresi'nin 16. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:
Elimdeki imkân beni daha şükreden biri mi, daha kibirli biri mi yapıyor?
Güçsüzken istediğim adaleti güçlü olduğumda başkasına verebiliyor muyum?
Kazancımda başkalarının hakkını gözetiyor muyum?
Toplumdaki yanlışlara “herkes yapıyor” diyerek ben de mi katılıyorum?
Serveti ahlaki üstünlük sanıyor muyum?
Bir felaket gördüğümde Allah adına kesin hüküm vermeye mi kalkıyorum?
Yanlışın normalleşmesine karşı kendi alanımda ne yapıyorum?
Bana verilen gücü emanet mi, ayrıcalık mı görüyorum?
Bu sorular ayetin yalnız geçmişte helâk olmuş toplumları anlatmadığını gösterir.
Ayet bugün de insanı güç, servet, toplumsal sorumluluk, adalet ve ahlaki bozulma konusunda ciddi biçimde düşünmeye çağırmaktadır.
Sonuç olarak İsrâ Suresi'nin 16. ayeti bize şunu öğretmektedir:
Gücünü dokunulmazlık sanma.
Servetini üstünlük belgesi yapma.
Allah'ın nimetini isyana dönüştürme.
Toplumda yanlış normalleşti diye ona katılma.
Güçlü insanların sorumluluğunun daha büyük olduğunu unutma.
Her felaketi kendi yorumunla ilahi ceza ilan etme.
Masum insanları toplu suçlamalarla yargılama.
Bozulmayı fark ettiğinde düzeltmek için harekete geç.
Ve elinde ne kadar güç bulunursa bulunsun şu gerçeği unutma:
Allah'ın verdiği her imkân bir ayrıcalıktan önce emanettir.
Çünkü gerçek başarı, insanın ne kadar güç kazandığıyla değil, o gücü eline aldığında adaletten ne kadar ayrılmadığıyla ölçülür.
⠀
Son Söz
⠀“Bir insanın gerçek karakteri çoğu zaman güçsüzken değil, gücü eline geçtiğinde ortaya çıkar. Haksızlığa uğrarken adalet istemek kolaydır; asıl sınav, başkasına haksızlık yapabilecek konuma geldiğinde yine adaleti seçebilmektir. Servet, makam ve nüfuz kalıcı değildir; fakat onları nasıl kullandığımızın hesabı kalır. Elindeki nimet seni daha merhametli, daha adaletli ve daha şükreden biri yapıyorsa nimet gerçekten güzelleşmiştir. Seni başkalarının hakkını görmez hâle getiriyorsa, sahip olduğun şey büyürken insanlığın küçülüyor olabilir.”
Ersan Karavelioğlu