📖 İbrâhîm Suresi 52. Ayette “Bu Kur’an İnsanlara Bir Bildiridir; Onunla Uyarılsınlar, Allah’ın Tek İlah Olduğunu Bilsinler ve Akıl Sahipleri Öğüt

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,467
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 52. Ayette “Bu Kur’an İnsanlara Bir Bildiridir; Onunla Uyarılsınlar, Allah’ın Tek İlah Olduğunu Bilsinler ve Akıl Sahipleri Öğüt Alsınlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 51. ayette Allah’ın herkese kazandığının karşılığını vereceği ve hesabı çok çabuk göreceği bildirilmişti. 52. ayet ise yalnız önceki birkaç ayeti değil, bütün surenin mesajını güçlü bir sonuç cümlesiyle tamamlar: ‘Bu, insanlara bir bildiridir; onunla uyarılsınlar, O’nun ancak tek bir ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye.’ Böylece Kur’an’ın amacı yalnız korkutmak, tarih anlatmak veya ahiret sahneleri tasvir etmek değildir. Amaç, insanın uyanması, tevhidi kavraması ve aklını kullanarak hayatına yön vermesidir. Ayetteki ‘belâğ’, mesajın insanlara ulaştırılmasını; ‘ülü’l-elbâb’ ise özünü kavrayan, düşünen ve ibret alan akıl sahiplerini ifade eder. Vahiy aklı devre dışı bırakmaz; onu hakikati düşünmeye çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 52. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Bu, insanlara bir bildiridir; onunla uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek bir ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye.” Ayetin Arapçası ise “Hâzâ belâğun li’n-nâsi ve li-yunzerû bihî ve li-ya‘lemû ennemâ huve ilâhun vâhidun ve li-yezzekkera ulû’l-elbâb.” şeklindedir.

Bu ayet, İbrâhîm Suresi’nin finalidir ve surenin ana hedeflerini birkaç cümlede özetler. Kur’an’ın insanlara ulaştırılması, uyarı, tevhid bilgisi ve düşünerek öğüt alma aynı ayette bir araya getirilir.

Dolayısıyla sure korkuyla değil, bilinçle; yalnız bilgiyle değil, düşünmeyle; yalnız tebliğle değil, dönüşümle sona erer.

2️⃣ “Bu, İnsanlara Bir Bildiridir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “hâzâ belâğun li’n-nâs”, yani “Bu, insanlar için bir bildiridir” denilir. “Belâğ”, mesajın ulaştırılması, açıklanması ve muhataba eriştirilmesi anlam alanına sahiptir.

Bu ifade vahyin yalnız belirli bir sınıfın, din adamlarının veya seçkin bir grubun özel mülkü olmadığını gösterir. Kur’an’ın mesajı insana ulaşmak içindir.

Ancak mesajın ulaşması ile insanın onu anlaması aynı şey değildir. Bir metni duymak başka, onun üzerinde düşünmek ve hayatına ne söylediğini kavramak başkadır.

3️⃣ “Belâğ” Zorla Kabul Ettirmek mi Demektir ❓​

Hayır. Bildirmek ile zorlamak birbirinden farklıdır. Peygamber mesajı açıklar, uyarır ve tebliğ eder; fakat insanın kalbini zorla ele geçirmek peygamberin görevi değildir.

Bu ayrım sure boyunca gördüğümüz özgürlük ve sorumluluk çizgisiyle uyumludur. İnsan uyarıyı işitir, düşünür ve kendi ahlaki sorumluluğuyla cevap verir.

Tebliğ, baskı değil açıklamadır; davet, zorunlu itaat üretme yöntemi değildir.

4️⃣ Kur’an Neden İnsanları Uyarıyor ❓​

Ayet ikinci amaç olarak “onunla uyarılsınlar” der. Uyarı, insanı henüz değiştirme imkânı varken yanlış sonuçlardan haberdar etmektir.

Bir önceki ayetlerde ahiret hesabı, zulüm, pişmanlık ve geciken adalet anlatılmıştı. Bunların amacı yalnız geleceğe ait korkutucu görüntüler çizmek değil, bugünkü hayatın ahlaki ağırlığını göstermekti.

Gerçek uyarının amacı insanı felç etmek değil, düşündürmek ve yönünü değiştirmeye çağırmaktır.

5️⃣ Uyarı ile Korkutma Arasında Fark Var mıdır ❓​

Evet. Gerçek bir tehlikeyi bildirmek uyarıdır; korkuyu insan üzerinde kontrol aracı hâline getirmek ise başka bir şeydir.

Kur’an ahireti ve hesabı açıkça bildirir. Fakat bir insan bu ayetleri kullanarak “Bana itaat etmezsen Allah seni mahveder” şeklinde kendi otoritesini kutsallaştırırsa, vahyin uyarısını kişisel baskı aracına dönüştürmüş olur.

İlâhî uyarı Allah’a karşı sorumluluk içindir; insanlara sınırsız itaat üretmek için değildir.

6️⃣ “Allah’ın Tek İlah Olduğunu Bilsinler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin merkezindeki ifade “ennemâ huve ilâhun vâhid”, yani “O ancak tek bir ilahtır” sözüdür. Bu, İbrâhîm Suresi’nin tevhid mesajını doğrudan özetler.

Hz. İbrâhîm’in duası, putlardan uzak durması, Allah’a güvenmesi ve nesli için ibadet istemesi hep bu tevhid ekseni üzerinde ilerlemişti.

Surenin sonunda ise bütün anlatı tek bir cümlede toplanır: İlah birdir; mutlak kulluk yalnız Allah’a aittir.

7️⃣ “Bir İlah” Demek Sadece Sayısal Olarak Bir Tane Demek midir ❓​

Hayır. Tevhid yalnız “tanrıların sayısı birdir” şeklinde matematiksel bir ifade değildir.

Allah’ın ilah oluşunda ortağının, dengi ve bağımsız rakibinin bulunmaması, kulluğun ve mutlak bağlılığın yalnız O’na yönelmesi anlamını taşır.

Bu yüzden tevhid, yalnız zihinsel bir sayı bilgisi değil, hayatın merkezini belirleyen bir kulluk ilkesidir.

8️⃣ Bir İnsan Allah’ın Bir Olduğunu Bilirse Otomatik Olarak Mümin Olur mu ❓​

Bilmek ile iman etmek arasında ilişki vardır; fakat ikisi her durumda tamamen aynı şey değildir. İnsan bir bilgiyi zihinsel olarak kabul ettiği hâlde onun gereğini hayatında reddedebilir.

Kur’an’ın çağrısı yalnız “Allah birdir” cümlesini ezberlemek değil, bu hakikati kulluk, güven, ahlak ve sorumluluk içinde ciddiye almaktır.

Dolayısıyla tevhid bilgisi kalpte ve davranışta karşılık bulduğunda daha bütünlüklü bir iman hâline gelir.

9️⃣ Tevhid İnsan Hayatını Nasıl Değiştirir ❓​

Tevhid, hiçbir insanı, makamı, serveti veya ideolojiyi Allah’ın yerine mutlaklaştırmamayı öğretir. İnsanlar saygı görebilir, yöneticiler yetki kullanabilir ve uzmanlara güvenilebilir; fakat hiçbiri ilahlaştırılmaz.

Bu nedenle tevhid yalnız ibadet şekilleriyle ilgili değildir; insanın güç, otorite ve bağımlılık anlayışını da dönüştürür.

Allah mutlaksa insan mutlak değildir. Bu, siyasi, ailevi ve dinî otoritenin sınırlarını da hatırlatan güçlü bir ilkedir.

🔟 “Akıl Sahipleri Öğüt Alsınlar” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve li-yezzekkera ulû’l-elbâb”, yani “öz akıl sahipleri öğüt alsınlar” denilir. “Lübb”, bir şeyin özü ve çekirdeği anlamına gelir; “ülü’l-elbâb” ise özü kavrayabilen, düşüncesini yüzeyde bırakmayan insanlar anlamında kullanılır.

Bu ifade çok önemlidir; çünkü sure aklı dışlamadan sona erer. İnsan yalnız duymakla yetinmemeli, duyduğunu düşünmeli ve anlamlandırmalıdır.

Kur’an burada pasif ezberi değil, tefekkür eden bir aklı över.

1️⃣1️⃣ Din ile Akıl Birbirine Rakip midir ❓​

Hayır. Bu ayet tam tersine vahiy ile aklı aynı cümlede buluşturur. Mesaj gelir, insan uyarılır ve akıl sahibi kişi öğüt alır.

Akıl vahyin yerine geçen bağımsız bir ilah değildir; vahiy de aklı devre dışı bırakmak için gelmemiştir. İnsan vahyi anlamak için dil, bağlam, muhakeme ve düşünme yeteneğini kullanır.

İslamî düşüncede sağlıklı yaklaşım, “ya akıl ya vahiy” karşıtlığı kurmak yerine aklı vahyin anlaşılmasında sorumlulukla kullanmaktır.

1️⃣2️⃣ “Akıl Sahibi” Olmak Sadece Zeki Olmak mıdır ❓​

Hayır. Yüksek zekâ ile hikmet aynı şey değildir. İnsan çok zeki olabilir fakat zekâsını aldatmak, sömürmek veya zarar vermek için de kullanabilir.

“Ülü’l-elbâb” ifadesi yalnız hızlı düşünen kişiyi değil, hakikatin özünü kavrayıp ondan ahlaki ders çıkarabilen kişiyi anlatır.

Bu nedenle aklın değeri yalnız ne kadar bilgi topladığıyla değil, bilgiyi neye dönüştürdüğüyle de ilgilidir.

1️⃣3️⃣ Soru Sormak veya Şüphe Duymak Akılsızlık mıdır ❓​

Hayır. Samimi soru, araştırma ve anlamaya çalışma aklın doğal faaliyetleridir.

Bir insan bir ayeti anlamakta zorlanabilir, bir yoruma itiraz edebilir veya “Bunu henüz tam anlamadım” diyebilir. Bu durum otomatik olarak inkâr veya kötü niyet değildir.

Ayetin akıl sahiplerini öğüt almaya çağırması, düşünmenin ve sorgulamanın dinî hayatın düşmanı olmadığını da gösterir.

1️⃣4️⃣ Her Dinî Yorum Vahyin Kendisi midir ❓​

Hayır. Kur’an vahiydir; insanların tefsiri, tercümesi ve yorumu ise vahyi anlamaya yönelik insan faaliyetidir.

Tefsir âlimleri büyük emek vermiştir; ancak hiçbir insan yorumu sırf dinî alanda üretildi diye Allah’ın kelamıyla aynı derecede yanılmaz hâle gelmez.

Bu nedenle bir yorumu sorgulamak otomatik olarak Kur’an’ı reddetmek değildir. Vahiy ile vahyin yorumu arasındaki fark korunmalıdır.

1️⃣5️⃣ Ayet Neden Önce Uyarı, Sonra Tevhid, Sonra Akıl Diyor ❓​

Bu sıra son derece anlamlıdır. İnsan önce mesajla karşılaşır ve uyarılır, ardından mesajın merkezindeki tevhidi bilir, sonra da bu hakikati aklıyla düşünüp öğüt alır.

Böylece dinî süreç yalnız korkudan oluşmaz. Bilgi, düşünce ve dönüşüm birbirine bağlanır.

Ayet sanki şöyle bir bütünlük kurar: Mesajı duy, ciddiye al, Allah’ın birliğini kavra ve düşündüğün hakikati hayatına taşı.

1️⃣6️⃣ İbrâhîm Suresi Baştan Sona Hangi Temaları İşledi ❓​

Sure “Elif Lâm Râ” ile başlayıp kitabın insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmasından söz etmiş, ardından tevhid, peygamberlik, şükür, geçmiş toplumlar, Musa, Hz. İbrâhîm’in duaları, insanın nankörlüğü, şeytanın hesap günündeki itirafı, güzel ve kötü söz örnekleri, zulüm, adalet ve ahiret hesabı gibi birçok temel konuyu işlemiştir.

Bütün bu başlıklar birbirinden kopuk değildir. Hepsi insanın Allah’la ilişkisi, özgür iradesi ve sorumluluğu etrafında birleşir.

Surenin son ayeti, bu geniş anlatıyı tebliğ, uyarı, tevhid ve düşünme kavramlarında toplar.

1️⃣7️⃣ Surenin Başındaki “Karanlıklardan Aydınlığa” ile Son Ayet Arasında Nasıl Bir Bağ Var ❓​

Surenin başlangıcında kitabın insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için indirildiği belirtilmişti. Son ayette ise bu kitabın insanlar için bir bildiri olduğu, onunla uyarılmaları, Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl sahiplerinin öğüt almaları istenir.

Böylece surenin başı ve sonu birbirini tamamlar. Aydınlığa çıkış, yalnız bilgi edinmek değil; uyarıyı ciddiye almak, tevhidi kavramak ve düşünerek yön değiştirmektir.

Bu yapı, İbrâhîm Suresi’nin bütünlüğünü son derece güçlü biçimde gösterir.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi’nin Son Ayeti Bize Nasıl Bir Din Anlayışı Sunuyor ❓​

Bu ayet bilgilendiren, uyaran, tevhidi merkeze alan ve aklı çalıştıran bir din anlayışı sunar. İnsan yalnız korkuyla yönetilen pasif bir varlık olarak görülmez.

Mesaj ona ulaşır; fakat ardından düşünmesi, anlaması ve öğüt alması beklenir. Bu, sorumluluk taşıyan bilinçli insan modelidir.

Dolayısıyla Kur’an’ı yalnız ses olarak okumak değerli olmakla birlikte, onun mesajını anlamaya ve hayatla ilişkilendirmeye çalışmak da son derece önemlidir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 52. Ayetin ve Bütün Surenin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 52. ayet, yalnız tek bir ayetin açıklaması değildir; 52 ayet boyunca kurulan bütün düşünce dünyasının sonuç cümlesidir. Sure kitabın insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmasıyla başlamış, şimdi ise bu mesajın insanlar için bir belâğ, yani açık bildirim olduğunu söyleyerek sona ermektedir. Başlangıç ile son arasında güçlü bir bütünlük vardır: Vahiy gelir, insan uyarılır, düşünür ve ışığa yönelir.

Surenin başından itibaren karşımıza çıkan en temel gerçek tevhiddir. Musa’nın çağrısında, Hz. İbrâhîm’in duasında, güzel sözün köklü ağaç benzetmesinde, şeytanın hesap günündeki itirafında ve zalimlerin son sahnelerinde aynı hakikat farklı yönlerden görünür: Mutlak ilah yalnız Allah’tır.

Tevhid bu nedenle yalnız dille söylenen bir inanç cümlesi değildir. Eğer Allah gerçekten tek mutlak ilah ise para, iktidar, liderler, insanlar ve ideolojiler ilahlaştırılamaz. Hiçbir insan sorgulanamaz, yanılmaz ve sınırsız otorite sahibi konuma çıkarılamaz. Tevhid, insanın Allah dışındaki bütün mutlaklık iddialarına karşı özgürleşmesidir.

İbrâhîm Suresi’nde şükür de büyük bir tema olmuştur. Allah “Şükrederseniz artırırım” buyurmuş, Hz. İbrâhîm de İsmail ve İshak nimetleri için hamdetmiştir. Fakat şükür yalnız dilde teşekkür değildir. Nimeti doğru kullanmak, paylaşmak ve nimetin insanı kibre götürmesine izin vermemek de şükrün parçasıdır.

Sure dua hakkında da son derece zengin bir tablo sunmuştur. Hz. İbrâhîm güvenlik, şirkten korunma, çocuklarının namazı, insanların gönülleri, rızık, şükür, mağfiret ve hesap günü için dua etmiştir. Bu dualar gösterir ki dinî hayat yalnız ahiret değil, güvenlikten geçime kadar insan hayatının bütününü kuşatır.

Ancak dualar boyunca bir başka denge de korunmuştur: Dua sebepleri terk etmek değildir. Rızık isterken çalışmak, güvenlik isterken tedbir almak, çocukların hidayeti için dua ederken iyi örnek olmak gerekir. Tevekkül, sorumluluktan kaçış değildir.

Sure, insanın özgür iradesi konusunda da güçlü bir çizgi taşır. Şeytan hesap gününde insanlara zorlayıcı bir hâkimiyet kurmadığını, yalnız çağırdığını söylemiştir. Bu, “Şeytan beni zorladı” mazeretini sınırlar. İnsan etkilenebilir, baskı yaşayabilir veya zaaf gösterebilir; fakat gerçek tercih imkânı ölçüsünde sorumluluk taşır.

Bununla birlikte Kur’an insan sorumluluğunu basit ve acımasız bir formüle de indirgemez. İnsanların bilgisi, baskı altında olup olmadığı ve gerçek imkânları farklıdır. Allah bütün şartları bilir. Bu nedenle ilahî hesap, insanların birbirine aceleyle yapıştırdığı etiketlerden çok daha kapsamlı ve adildir.

Surenin önemli temalarından biri de geçmiş toplumların hikâyeleridir. Bunlar yalnız tarih merakı için anlatılmamıştır. Geçmiş, bugünün aynasıdır. Fakat bu mesajı alırken her tarihsel felaketi veya yıkılmış medeniyeti gelişigüzel “Allah’ın cezası” diye etiketlememek gerekir. Kur’an’ın özel olarak bildirdiği olay ile bizim tarihsel tahminimiz aynı kesinlikte değildir.

İbrâhîm Suresi aynı zamanda dünyadaki gücün geçiciliğini tekrar tekrar hatırlatır. Zalimler plan kurabilir, büyük güçler oluşturabilir ve kendilerini dokunulmaz görebilirler. Fakat dağları sarsacak kadar büyük planlar bile Allah’ın bilgisinden çıkmaz. İnsan gücü ne kadar büyürse büyüsün mutlak olmaz.

Bu vurgu pasiflik üretmemelidir. “Nasıl olsa Allah bilir” diyerek zulme karşı susmak, mağduru yalnız bırakmak veya adalet aramayı terk etmek doğru değildir. İnsan elindeki hukuk ve imkânlarla haksızlığı engellemeye çalışmalı; nihai hükmün kendisine ait olmadığını da bilmelidir.

Sure ahiret hesabını çok sert görüntülerle anlatmıştır: zincirler, katran, ateş ve dehşet. Fakat bu tasvirler işkence rehberi, sadistçe seyir malzemesi veya insanlara korkuyla hükmetme aracı değildir. Amaç, insan henüz değişebiliyorken sorumluluğun ciddiyetini göstermektir.

İbrâhîm Suresi 51. ayet bu konuda çok önemli bir anahtar vermişti: “Allah herkese kazandığının karşılığını versin diye.” Böylece cezanın keyfî olmadığı açıklanmıştır. Allah’ın adaleti insanın öfkeli intikam psikolojisine benzemez. Karşılık, gerçek fiil ve sorumlulukla bağlantılıdır.

Şimdi 52. ayet bütün bunları “akıl sahipleri öğüt alsınlar” sözüyle kapatır. Bu son ifade son derece değerlidir. Kur’an insana “Düşünme, yalnız tekrarla” dememektedir. Tam tersine bütün sure boyunca verilen örneklerden, dualardan, tarihten ve ahiret uyarılarından ders çıkarmasını istemektedir.

Bu nedenle din adına düşünmeyi yasaklamak, soru soranı küçümsemek veya “Bunu sorgulama” sözünü sürekli kullanmak ayetin ruhuyla uyuşmaz. Elbette insanın bilgisi sınırlıdır; fakat sınırı bilmek de düşünmenin parçasıdır. Gerçek akıl, her şeyi bildiğini sanmak değil, bildiği ile bilmediğini ayırabilmektir.

Ayet aynı zamanda bilgiyi yalnız zihinde bırakmama çağrısıdır. İnsan Allah’ın bir olduğunu teorik olarak bilebilir, Kur’an hakkında çok kitap okuyabilir ve çok tartışabilir; fakat bunların davranışında hiçbir karşılığı olmayabilir. Öğüt almak, bilginin karaktere dönüşmesidir.

Bu yüzden İbrâhîm Suresi’nin sonu çok anlamlıdır: Sure bir azap tasviriyle değil, anlama ve düşünme çağrısıyla kapanır. İnsan korkunun içinde bırakılmaz; önüne bir yön gösterilir. Mesaj ulaşmıştır, uyarı yapılmıştır, tevhid açıklanmıştır ve şimdi insanın aklını, vicdanını ve iradesini kullanması beklenmektedir.

İbrâhîm Suresi’nin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Karanlıklardan aydınlığa çıkmak istiyorsan Allah’ı tek ilah olarak tanı; hiçbir yaratılmış gücü mutlaklaştırma. Nimet karşısında şükret, sıkıntıda dua et, fakat sebepleri terk etme. Geçmişten ders al, zulmü küçümseme, dünyadaki başarıyı ilahî onay sanma. Ahiret hesabını ciddiye al ama rahmetten ümit kesme. Vahyi yalnız okumakla yetinme; düşün, anlamaya çalış ve onu ahlaka dönüştür. Çünkü surenin son ayetinin büyük mesajı şudur: Kur’an insanlara ulaşmış bir bildiridir; amacı insanı uyarmak, tek ilah olan Allah’ı tanıtmak ve aklını kullanan insanı hakikatten öğüt alan bir hayat yaşamaya çağırmaktır.”

İbrâhîm Suresi burada 52. ayetle tamamlanmış olmaktadır. Surenin ilk ayetindeki “insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır” mesajı ile son ayetteki “Bu, insanlara bir bildiridir… akıl sahipleri öğüt alsınlar diye” ifadesi birbirini tamamlar. Böylece surenin başlangıcı vahyin amacıyla açılır, sonu ise vahyin insanda oluşturması gereken bilinçle kapanır.

Ve belki İbrâhîm Suresi’nin tamamının bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Kur’an bizim hayatımızda gerçekten ne yapıyor? Onu yalnız okunan kutsal bir metin olarak mı tutuyoruz, yoksa düşünmemize ve davranışlarımızı değiştirmemize izin veriyor muyuz? Allah’ın birliğini söylüyor ama başka güçleri fiilen mutlaklaştırıyor muyuz? Nimet geldiğinde şükrediyor, güç elimize geçtiğinde adil davranıyor ve hata yaptığımızda dönebiliyor muyuz? Geçmiş toplumların hatalarını anlatırken kendi hatalarımızı görebiliyor muyuz? Ve en önemlisi, İbrâhîm Suresi’nin son sözü olan “akıl sahipleri öğüt alsınlar” çağrısına gerçekten cevap veriyor muyuz?

“İbrâhîm 52, ‘Bu, insanlar için bir bildiridir; onunla uyarılsınlar, O’nun tek bir ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye’ buyurarak bütün sureyi tebliğ, tevhid ve düşünme çağrısıyla tamamlar. Kur’an’ın amacı yalnız korkutmak veya bilgi vermek değil, insanı karanlıklardan aydınlığa çıkaracak bilinç ve sorumluluğu oluşturmaktır. Vahiy aklı iptal etmez; aklı hakikatin özünü kavramaya çağırır. İbrâhîm Suresi’nin büyük dersi şudur: Allah birdir, insan sorumludur, dünya geçicidir, adalet kaybolmaz ve gerçek iman; duyduğunu düşünen, düşündüğünü ahlaka dönüştüren bir hayat ister.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt