📖 İbrâhîm Suresi 31. Ayette “Namazı Dosdoğru Kılsınlar ve Kendilerine Verdiğimiz Rızıktan Gizli ve Açık İnfak Etsinler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,454
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İbrâhîm Suresi 31. Ayette “Namazı Dosdoğru Kılsınlar ve Kendilerine Verdiğimiz Rızıktan Gizli ve Açık İnfak Etsinler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İbrâhîm Suresi 30. ayette Allah’a eşler edinmenin, insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırmanın ve dünya hayatındaki geçici faydalanmayı nihai haklılık sanmanın yanlışlığı anlatılmıştı. 31. ayette ise iman edenlere bunun karşısında nasıl bir hayat kurmaları gerektiği gösterilir: ‘İman eden kullarıma söyle: Namazı dosdoğru kılsınlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak infak etsinler; alışverişin ve dostluğun bulunmadığı gün gelmeden önce.’ Ayet, kulluğun iki yönünü aynı cümlede birleştirir: Namaz insanın Allah’la bağını, infak ise insanlara karşı sorumluluğunu görünür hâle getirir. ‘Gizli ve açık’ infak, yardımın yalnız gizlice yapılabileceği anlamına gelmez; niyet temiz olduğu sürece bazen gizlilik daha koruyucu, bazen açıklık başkalarına örnek olma bakımından faydalı olabilir. Ayetin sonundaki ‘alışverişin ve dostluğun bulunmadığı gün’ ifadesi ise dünya ticaretini veya dostluğu kötülemez; ahirette insanın hesabını para, pazarlık veya güçlü çevreleri sayesinde satın alamayacağını bildirir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İbrâhîm Suresi 31. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “İman eden kullarıma söyle: Namazı dosdoğru kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler; içinde alışverişin ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce.” Ayetin Arapçası ise “Kul li-ibâdiyellezîne âmenû yukîmû’s-salâte ve yunfikû mimmâ razaknâhum sirran ve alâniyeten min kabli en ye’tiye yevmun lâ bey‘un fîhi ve lâ hilâl.” şeklindedir.

Ayet çok dikkat çekici biçimde iman, namaz, infak ve ahiret bilincini aynı yerde buluşturur. İman kalpte kalan bir iddia değildir; namazla Allah’a yönelişe, infakla da başkalarına karşı sorumluluğa dönüşür.

Bunun için verilen süre ise dünya hayatıdır. İnsan yapabileceği iyiliği, imkân varken yapmalıdır; ahiret, yeni amel üretme değil yapılanların sonucuyla karşılaşma yeridir.

2️⃣ “İman Eden Kullarıma Söyle” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Ayet “li-ibâdiyellezîne âmenû”, yani “iman eden kullarıma” hitabını kullanır. Allah’ın onları “kullarım” diye anması, kulluğun aşağılayıcı değil, Allah’a aidiyet ve yakınlık ifade eden bir yönünü de gösterir.

İnsan dünyada birçok kimlik taşıyabilir; mesleği, ailesi, ülkesi veya sosyal konumu olabilir. Fakat Kur’an’ın merkezî kimliklerinden biri Allah’ın kulu olmaktır.

Bu kulluk insanı başka insanların mutlak kölesi hâline getirmez; tam tersine yalnız Allah’ı mutlaklaştırdığı için insan otoritelerini sınırlı görmeyi öğretir.

3️⃣ Neden Şirk Uyarısından Hemen Sonra Namaz ve İnfak Geliyor ❓​

İbrâhîm Suresi 30. ayette Allah’a “endâd”, yani eş ve rakipler edinmek eleştirilmişti. 31. ayet bunun karşısına tevhidin yaşayış biçimini çıkarır.

Allah gerçekten tek ilah kabul ediliyorsa bu yalnız teorik bir cümle olarak kalmamalıdır. Namaz kulluğun yönünü Allah’a çevirir, infak ise malın insanın ilahı hâline gelmesini engelleyen ahlaki bir eğitim oluşturur.

Bu nedenle namaz ve infak, tevhidin iki önemli pratiği gibi okunabilir: Beden Allah’a yönelir, mal da Allah’ın verdiği emanet bilinciyle paylaşılır.

4️⃣ “Namazı Dosdoğru Kılmak” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette yalnız “namaz kılsınlar” değil, “yukîmû’s-salâh”, yani namazı ikame etsinler denilir. Bu ifade namazı düzenli, bilinçli ve gereğine uygun biçimde sürdürmek anlamını taşır.

Namaz yalnız beden hareketlerinin tamamlanması değildir. Allah’ı hatırlama, kulluk bilinci, dua, teslimiyet ve zaman disiplinini de içerir.

Elbette insanın namazdaki dikkati her gün aynı olmayabilir. Namazı dosdoğru kılmak, hiçbir zaman zihnin dağılmaması değil; ibadeti ciddiyetle ve süreklilikle korumaya çalışmaktır.

5️⃣ Namaz Yalnız Allah ile Kul Arasındaki Özel Bir İbadet midir ❓​

Namaz doğrudan Allah’a yönelmiş bir ibadettir; fakat etkisinin insan ilişkilerinden tamamen kopması beklenmez. Allah’ın huzurunda duran insanın, insanların hakkı karşısında da daha sorumlu olması gerekir.

Bir kişi namazını düzenli kıldığı hâlde sürekli aldatıyor, zulmediyor veya emanete ihanet ediyorsa namazın ahlaki etkisi konusunda kendisini sorgulaması gerekir.

Bu, “Hata yapanın namazı değersizdir” demek değildir. İnsan kusurlu olabilir; fakat ibadet ile ahlak birbirinden bütünüyle bağımsız iki dünya hâline getirilmemelidir.

6️⃣ Namaz Kılan İnsan Otomatik Olarak Kusursuz Olur mu ❓​

Hayır. Namaz güçlü bir ibadet ve ahlaki eğitimdir; fakat insanı bir anda hatasız bir varlığa dönüştürmez.

Mümin namaz kıldığı hâlde hata yapabilir, öfkelenebilir veya yanlış karar verebilir. Önemli olan ibadetin insanı yanlışını fark etmeye, tövbeye ve kendisini düzeltmeye yöneltmesidir.

Dolayısıyla “Namaz kılıyor, demek yaptığı her şey doğrudur” anlayışı da “Hata yaptı, demek namazının hiçbir anlamı yok” anlayışı da aşırıdır.

7️⃣ “Kendilerine Verdiğimiz Rızıktan İnfak Etsinler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “mimmâ razaknâhum”, yani “kendilerine rızık olarak verdiklerimizden” denilir. Bu ifade insanın sahip olduğu malın nihai kaynağını Allah’a bağlar.

İnsan çalışır, üretir ve kazanır; bu emeği gerçektir. Fakat sağlığını, zekâsını, fırsatını, yaşadığı dünyayı ve emeğinin sonuç verebilmesini kendisi yoktan yaratmış değildir.

İnfak bu nedenle yalnız ekonomik paylaşım değil, “Sahip olduğum her şey mutlak olarak yalnız bana ait değildir” bilincidir.

8️⃣ İnfak Ne Demektir ❓​

İnfak genel olarak Allah’ın razı olduğu yerlerde maldan harcamak ve paylaşmak anlamına gelir. Zekât bunun önemli ve belirli hükümleri olan bir biçimidir; fakat infak kavramı zekâttan daha geniş kullanılabilir.

İhtiyaç sahibine yardım etmek, ailesinin meşru ihtiyaçlarını karşılamak, hayırlı bir çalışmaya katkı sunmak veya toplum yararına harcamak infak alanına girebilir.

Bu nedenle infak yalnız “fazladan parası olan zenginlerin yaptığı bir iyilik” değildir. Herkes imkânı ölçüsünde paylaşma ahlakına katılabilir.

9️⃣ İnfak Sadece Para Vermek midir ❓​

Ayet doğrudan “rızık olarak verdiklerimizden harcamak” dediği için maddi paylaşım önemli bir merkez oluşturur. Fakat insanın başkalarına sağlayabileceği iyilik yalnız para değildir.

Bilgi, zaman, emek ve beceri de insanlar için fayda üretir. Bununla birlikte bu geniş ahlaki anlam, ayetin maddi paylaşım sorumluluğunu görünmez hâle getirmek için kullanılmamalıdır.

Parası olan kişi yalnız “Ben insanlara gülümsüyorum, bu da infaktır” diyerek maddi sorumluluğunu tamamen yok sayamaz. Her nimet kendi imkânı ölçüsünde paylaşma sorumluluğu doğurabilir.

🔟 “Gizli İnfak” Neden Önemlidir ❓​

Ayette “sirran”, yani “gizlice” infaktan söz edilir. Gizli yardım özellikle gösterişten korunmak ve yardım alan insanın onurunu gözetmek bakımından çok değerli olabilir.

Bir insan yardım ettiğinde bunu herkesin önünde ilan etmek zorunda değildir. Özellikle ihtiyaç sahibinin mahremiyetini bozacak biçimde yapılan yardımlar onun gururunu incitebilir.

Yardım, yardım edileni teşhir etme hakkı vermez. Gizlilik bazen hem verenin niyetini hem de alanın onurunu korur.

1️⃣1️⃣ “Açık İnfak” Gösteriş Değil midir ❓​

Her zaman değil. Ayetin kendisi “gizli ve açık” infaktan söz etmektedir. Dolayısıyla açık yapılan her yardım otomatik olarak riya sayılamaz.

Bazen yardımın açık yapılması başkalarını teşvik edebilir, toplumda bir ihtiyaç konusunda farkındalık oluşturabilir veya şeffaflık açısından gerekli olabilir. Örneğin toplumsal yardım kampanyalarında bağışların açıklanması bazen güven ve örneklik sağlayabilir.

Asıl mesele niyettir. Açıklık her zaman riya olmadığı gibi, gizlilik de insanın niyetinin mutlaka kusursuz olduğunu garanti etmez.

1️⃣2️⃣ Gizli Yardım mı, Açık Yardım mı Daha Üstündür ❓​

Bunun cevabı her durumda aynı değildir. Gizli yardım çoğu zaman gösteriş riskini azaltması ve ihtiyaç sahibinin mahremiyetini koruması bakımından güçlü bir değere sahiptir.

Fakat açık yardımın insanları hayra teşvik ettiği veya toplumsal bir kampanyaya güven sağladığı durumlarda açıklık da faydalı olabilir. Ayetin iki yöntemi de zikretmesi bu esnekliği düşündürür.

En doğru soru yalnız “Kimse gördü mü?” değil, “Neden yaptım ve yaptığım biçim gerçekten hayır üretti mi?” sorusudur.

1️⃣3️⃣ İnfak Yaparken Yardım Alan İnsanı Teşhir Etmek Doğru mudur ❓​

Yardım alan insanın onuru ve mahremiyeti korunmalıdır. Özellikle kişinin zor durumunu fotoğraf, video veya hikâye hâline getirerek kendi iyiliğimizin reklamına çevirmek ciddi bir ahlaki sorun oluşturabilir.

Bazı durumlarda yardım faaliyetlerinin belgelenmesi şeffaflık için gerekli olabilir; fakat belgeleme ile insanı aşağılayıcı biçimde sergilemek aynı şey değildir.

İnfakın amacı ihtiyaç sahibini minnet altında bırakmak veya onu reklam malzemesine dönüştürmek değil, ihtiyacın giderilmesine katkı sağlamaktır.

1️⃣4️⃣ İnfak Edince İnsan Fakirleşmek Zorunda mıdır ❓​

İslam’ın infak anlayışı insanın kendisini ve sorumlu olduğu kişileri bilinçsizce mağdur etmesini emretmez. Paylaşma, ölçü ve sorumlulukla birlikte düşünülmelidir.

İnsan bütün varlığını kontrolsüz biçimde verip ardından ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle gelmeyi otomatik olarak daha dindar bir davranış saymamalıdır. Cömertlik ile sorumsuzluk aynı şey değildir.

İnfak, malı ilahlaştırmamak kadar malın emanet sorumluluğunu da doğru yönetmektir.

1️⃣5️⃣ Namaz ile İnfak Neden Aynı Ayette Birlikte Anılıyor ❓​

Bu birliktelik Kur’an’ın kulluk anlayışının ne kadar bütünlüklü olduğunu gösterir. Namaz insanın Allah’a karşı sorumluluğunu, infak ise kulluk bilincinin toplum içindeki yansımasını güçlü biçimde temsil eder.

Yalnız sosyal yardım yapıp Allah’la ilişkiyi bütünüyle gereksiz görmek Kur’an’ın iman çerçevesini tamamlamaz. Yalnız ibadet edip çevresindeki yoksulluğu ve haksızlığı hiç önemsememek de kulluğun sosyal boyutunu eksik bırakır.

Namaz göğe yönelen kulluk, infak ise bu kulluğun yeryüzünde merhamete dönüşmesidir. İkisi birbirinin alternatifi değildir.

1️⃣6️⃣ “Alışverişin Olmadığı Gün” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “lâ bey‘un fîhi”, yani “orada alışveriş yoktur” denilir. Bunun anlamı ahirette insanın hesabını parayla satın alamayacağıdır.

Dünyada para birçok sorunu çözebilir. İnsan bir ürün alabilir, borcunu ödeyebilir veya bir hizmet satın alabilir; fakat ahiret hesabı ekonomik pazarlığa açık değildir.

Bu ifade dünyadaki ticareti kötülemez. Helal ticaret meşrudur; fakat para ahiretin hâkimi değildir.

1️⃣7️⃣ “Dostluğun Bulunmadığı Gün” İnsanların Ahirette Hiç Dostu Olmayacağı mı Demektir ❓​

Ayette geçen “hilâl” kelimesi dostluk ve yakınlık anlamı taşır. Buradaki vurgu, dünyadaki kişisel ilişkilerin Allah’ın hükmünü iptal edecek bir kayırma ve kurtarma ağına dönüşememesidir.

Dünya hayatında insan bazen güçlü tanıdıkları sayesinde işlerini kolaylaştırabilir. Ahirette ise “Ben şu kişinin dostuydum, o hâlde hesap vermeyeyim” biçiminde bir sistem yoktur.

Bu, cennette hiçbir dostluk veya sevginin bulunmayacağı anlamına gelmez. Ayet özellikle hesap anında dünyevî bağlantıların kurtuluş satın alamayacağını vurgular.

1️⃣8️⃣ İbrâhîm Suresi 30 ve 31. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

İbrâhîm Suresi 30. ayette Allah’a eşler edinmek, başkalarını Allah’ın yolundan uzaklaştırmak ve geçici dünya faydasına aldanmak eleştirilmişti. 31. ayette ise iman edenlere bunun karşısında yapmaları gerekenler gösterilir: Namazı ikame etmek, rızıktan infak etmek ve ahiret gelmeden önce fırsatı değerlendirmek.

Bir tarafta dünya nimetini mutlaklaştırma, diğer tarafta nimeti Allah’ın emaneti bilerek paylaşma vardır. Bir tarafta Allah’a ortaklar edinme, diğer tarafta namazla kulluğu yalnız Allah’a yöneltme vardır.

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 32. ayette, bu rızık ve nimet bilinci daha geniş bir yaratılış tablosuyla açıklanacaktır: “Allah gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak ürünler çıkaran, emriyle denizde akıp gitmeleri için gemileri hizmetinize veren ve nehirleri de sizin hizmetinize sunandır.” Bu ayeti ele alırken özellikle yaratılış ile doğal sebepler arasındaki ilişki, yağmur ve tarımın bilimsel açıklamasının Allah’ın yaratmasını reddetmemesi, ‘hizmetinize verdi’ ifadesinin doğayı sınırsızca sömürme ruhsatı olmaması, gemilerin insan emeğiyle yapılmasının ilahî nimeti dışlamaması ve nimet bilincinin çevresel sorumluluk üretmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: İbrâhîm Suresi 31. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

İbrâhîm Suresi 31. ayet, imanın nasıl hayata dönüşeceğini son derece sade fakat güçlü iki ibadet üzerinden gösterir: namaz ve infak. Namaz insanı Allah’a yöneltirken infak, Allah’a yönelen insanın elindeki nimeti yalnız kendisine kapatmamasını sağlar. Böylece kulluk yalnız kalpteki inanç veya yalnız sosyal yardım hâline gelmez; Allah’a bağlılık ile insana karşı sorumluluk aynı hayatın içinde birleşir.

Namazın burada ilk sırada zikredilmesi anlamlıdır. İnsan gün içinde defalarca Allah’ın huzurunda durduğunda kendisine şunu hatırlatır: Ben hayatın mutlak sahibi değilim. Servetim, makamım ve diğer insanlar üzerinde kurduğum güç ilah değildir. Bu bilinç gerçekten yerleşirse namazın etkisi seccadenin dışında da görülmelidir. Allah karşısında eğilen insanın, insanları haksız yere kendisinin önünde eğilmeye zorlamaması gerekir.

İnfak ise mal ile insan arasındaki ilişkiyi dönüştürür. İnsan kazandığı için malı üzerinde meşru tasarruf hakkına sahiptir; fakat Kur’an aynı zamanda “Size rızık olarak verdiklerimizden” diyerek mülkiyetin arkasındaki daha büyük nimeti hatırlatır. Sağlığımızı, doğduğumuz zamanı, karşılaştığımız fırsatları ve emeğimizin sonuç verebilmesini bütünüyle biz yaratmadık. Bu bilinç mülkiyeti yok etmez, kibri sınırlar.

Ayetin “gizli ve açık” ifadesi yardım ahlakına önemli bir denge getirir. Dinî hayatta bazen “İyilik mutlaka gizli yapılmalıdır” şeklinde tek bir kural üretilir; oysa ayet açık infakı da zikreder. Gizlilik riya riskini azaltabilir ve ihtiyaç sahibinin mahremiyetini koruyabilir; açıklık ise bazen başkalarını iyiliğe teşvik edebilir. Ahlaki değer yalnız görünürlük veya görünmezlikte değil, niyet ve sonuçta aranmalıdır.

Bu denge özellikle sosyal medya çağında önemlidir. Bir yardım faaliyeti başka insanları harekete geçirmek için paylaşılabilir; fakat yardım alan kişinin yoksulluğunu kendi imajımızın dekoruna dönüştürmek doğru değildir. İnsanların yüzleri, evleri veya mahrem durumları onların rızası ve onuru dikkate alınmadan yayımlanmamalıdır. İnfak insanın haysiyetini koruyorsa güzeldir; yardım ederken yeni bir incinme üretmek ayetin ruhuna aykırı düşebilir.

Namaz ile infakın birlikte anılması, ibadet ve sosyal sorumluluğu birbirinden koparan anlayışlara da güçlü bir cevap verir. “Ben ibadetimi yaparım, başkasının açlığı beni ilgilendirmez” yaklaşımı eksik olduğu gibi, “Ben insanlara yardım ediyorum, Allah’la kulluk ilişkisinin hiçbir önemi yok” yaklaşımı da ayetin bütünlüğünü karşılamaz. Kur’an’ın idealinde kulluk hem dikey hem yataydır: İnsan Rabbine yönelirken yaratılmışlara karşı sorumluluğunu da hatırlar.

Ayet ayrıca iyiliği ertelememe çağrısıdır. “Bir gün daha çok param olunca yardım ederim, ileride namaza başlarım, yaşlanınca kulluğa yönelirim” düşüncesi insanı sürekli geleceğe borçlandırabilir. Oysa gelecekte elimizde hangi imkânın olacağını bilmiyoruz. Kur’an “o gün gelmeden önce” diyerek ahlaki sorumluluğu bugüne taşır. İnsan mükemmel şartları beklemek yerine mevcut imkânıyla başlayabilir.

“Alışverişin bulunmadığı gün” ifadesi de insanın para algısına önemli bir sınır çizer. Dünyada para ciddi bir güçtür ve hayatın birçok alanında gereklidir; fakat her şeyi satın alamaz. Sevgi, gerçek güven, ahlaki değer ve özellikle ahiret hesabı pazar mantığına indirgenemez. İnsan Allah’ın huzuruna çıktığında servetini vererek geçmişini satın alamayacaktır. Bu nedenle malın değeri, daha dünyadayken onu neye dönüştürdüğümüzde ortaya çıkar.

“Dostluğun bulunmadığı gün” sözü de dostluğu küçümsemez. Gerçek dostluk dünya hayatının büyük nimetlerinden biridir. Fakat hiçbir dost, hiçbir siyasi çevre, hiçbir cemaat ve hiçbir güçlü bağlantı insanın Allah karşısındaki kişisel sorumluluğunu silemez. Ahirette torpil sistemi yoktur. Dünya hayatında başkalarının gücüne yaslanarak kaçtığımız sorumluluklar, nihai hesapta yeniden önümüze çıkabilir.

Ayetin “kendilerine verdiğimiz rızıktan” sözü aynı zamanda infakı yalnız para transferi olmaktan çıkararak şükür bilinciyle ilişkilendirir. Elindeki nimeti paylaşan insan “Ben senden üstünüm ve sana lütfediyorum” diye değil, “Bana verilen imkânın bir bölümünü sorumlulukla kullanıyorum” diye düşünebilmelidir. Böyle bir anlayış yardım alanı aşağılamaz, yardım edeni de ilahlaştırmaz. Gerçek infak hem alanın haysiyetini hem verenin tevazusunu korur.

İbrâhîm Suresi 31. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **İmanı yalnız kalpte saklanan bir iddia hâline getirme; namazla Allah’a yönel, infakla nimeti başkalarıyla paylaş. Namazı ahlaktan, infakı kulluktan koparma. Gizli yardımı gösterişten korunmak için değerlendir ama açık yardımı otomatik olarak riya sayma. Yardım ederken insanları teşhir etme. Serveti mutlak güvence, güçlü dostları nihai kurtarıcı sanma. İyiliği sürekli geleceğe erteleme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah’a gerçek kulluk, insanın hem secdesinde hem malıyla ilişkisinde görünür; dünya hayatı namaz, infak ve dönüş için fırsattır, ahiret ise bu fırsatın artık parayla, pazarlıkla veya dost çevresiyle geri satın alınamayacağı hesap günüdür.”

Bir sonraki ayet olan İbrâhîm Suresi 32. ayette, Allah’ın insana verdiği rızkın arkasındaki büyük yaratılış düzeni hatırlatılacaktır: “Allah gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak ürünler çıkaran, emriyle denizde akıp gitmeleri için gemileri hizmetinize veren ve nehirleri de sizin hizmetinize sunandır.” Bu ayeti ele alırken özellikle yağmurun doğal süreçlerle açıklanmasının Allah’ın yaratmasını reddetmek anlamına gelmemesi, rızkın yalnız para olmadığı, gemilerin insan tarafından yapılması ile doğanın sunduğu imkânların birlikte düşünülmesi, ‘hizmetinize verdi’ ifadesinin çevreyi sınırsızca sömürme hakkı vermediği, suyun nimet oluşu ve nimetin çevresel sorumluluk doğurması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki İbrâhîm Suresi 31. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: İmanımız hem secdemizde hem paylaşmamızda görünüyor mu? Namazımız bizi daha dürüst ve merhametli yapıyor mu, yoksa ibadeti hayatımızın diğer alanlarından tamamen ayırıyor muyuz? Elimizdeki rızkı yalnız kendi başarımızın ürünü mü görüyoruz? Yardım ettiğimiz insanın onurunu koruyor muyuz, yoksa iyiliğimizi göstermek için onu teşhir mi ediyoruz? İyilik yapmayı sürekli daha uygun bir zamana mı erteliyoruz? Servetimizin veya güçlü çevremizin bir gün bizi her sonuçtan kurtaracağını mı sanıyoruz? Ve en önemlisi, alışverişin ve dünyevî bağlantıların hesabı değiştiremeyeceği gün gelmeden önce elimizdeki zamanı, namazı ve nimeti gerçekten doğru değerlendirebiliyor muyuz?

“İbrâhîm 31, ‘İman eden kullarıma söyle: Namazı dosdoğru kılsınlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak etsinler; alışverişin ve dostluğun bulunmadığı gün gelmeden önce’ buyurarak kulluğun Allah’a yönelen ve insana uzanan iki yönünü birleştirir. Namaz kulluğu, infak ise nimetin sorumluluğunu görünür hâle getirir; gizli yardım değerli olduğu gibi temiz niyetle yapılan açık yardım da başkalarını hayra teşvik edebilir. Ahirette ise para ve güçlü çevreler insanın hesabını satın alamaz. Ayetin büyük dersi şudur: İman yalnız söylenen değil, secdede Allah’a yönelen ve eldeki nimeti hayra dönüştüren yaşayan bir sorumluluktur; yapılabilecek iyiliğin en gerçek zamanı ise elimizde bulunan bugündür.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt