📖 Hicr Suresi 92. Ayette “Rabbine Yemin Olsun ki Onların Hepsini Mutlaka Sorgulayacağız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,940
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 92. Ayette “Rabbine Yemin Olsun ki Onların Hepsini Mutlaka Sorgulayacağız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 91. ayette ‘Onlar Kur’an’ı parça parça ettiler’ buyurulmuştu. 92. ayette ise bu tavrın hesapsız kalmayacağı son derece güçlü bir ilahî yeminle bildirilir: ‘Rabbine yemin olsun ki onların hepsini mutlaka sorgulayacağız.’ Buradaki sorgulama Allah’ın bilmediği bir şeyi öğrenmesi için değildir; çünkü hemen önce Hicr 86’da Allah’ın ‘el-Alîm’, her şeyi bilen olduğu bildirilmişti. Hesap, bilginin tamamlanması için değil; insanın seçiminin, sorumluluğunun ve ilahî adaletin açık biçimde ortaya konulması içindir. Ayetteki ‘hepsini’ vurgusu da çok önemlidir: İnsan hangi gruba, makama veya kimliğe sahip olursa olsun, ilahî hesap karşısında dokunulmaz değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 92. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

فَوَرَبِّكَ لَنَسْأَلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

Okunuşu:

“Fe-ve rabbike le-nes’elennehum ecma‘în.”

Genel anlamı:

“Rabbine yemin olsun ki onların hepsini mutlaka sorgulayacağız.”

şeklindedir.

Ayet kısa olmasına rağmen son derece güçlüdür. Çünkü hem yemin, hem sorgulama, hem de hepsini anlamındaki kapsamlı vurgu aynı cümlede birleşir.

Bir sonraki ayet olan Hicr 93 ise bu sorgunun konusunu açıklayacaktır:

“Yapmakta oldukları şeylerden.”

Yani 92 ve 93. ayetler birlikte düşünülmelidir.

2️⃣ “Fe-ve Rabbike” Ne Anlama Gelir ❓​

“Fe-ve rabbike”, “Rabbine yemin olsun ki” anlamına gelir.

Burada hitap Hz. Peygamber’edir.

Allah, Hz. Muhammed’in Rabbine yemin ederek gelecek hükmün kesinliğini vurgular.

Bu ifade:

“Acaba sorgu olacak mı?”

sorusuna yer bırakmayacak kadar güçlüdür.

Kur’an dilinde ilahî yemin, haberin önemini ve kesinliğini kuvvetlendiren bir anlatım biçimidir.

3️⃣ Allah Neden Yemin Ediyor ❓​

İnsanlar genellikle söylediklerini güçlendirmek için yemin ederler.

Allah’ın ise doğruluğunu ispatlamak için başka bir otoriteye ihtiyacı yoktur.

Bu nedenle Kur’an’daki ilahî yeminleri:

“Allah sözünün doğru olduğundan emin olmadığı için yemin ediyor.”

şeklinde anlamak yanlış olur.

İlahî yemin, muhatabın dikkatini toplar ve konunun büyüklüğünü vurgular.

Burada da mesaj açıktır:

Hesap kesinlikle gerçekleşecektir.

4️⃣ Allah’ın Yemin Etmesi İnsanların Her Şey Üzerine Yemin Edebileceği Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır.

Allah’ın Kur’an’da kendi yarattıklarından bazılarına yemin etmesi ile insanın yemin hükümleri aynı şey değildir.

Allah:

Yaratan.

Hüküm sahibi.

Mutlak otoritedir.

İnsan ise kuldur.

Bu nedenle:

“Allah bir varlık üzerine yemin etti, demek ki ben de istediğim herkesin hayatı veya şerefi üzerine yemin edebilirim.”

sonucu çıkarılmaz.

İlahî hitap ile insanın dinî sorumluluğu birbirinden ayrılmalıdır.

5️⃣ “Le-Nes’elennehum” Ne Anlama Gelir ❓​

“Le-nes’elennehum”, “onları mutlaka sorgulayacağız” anlamına gelir.

Kelimenin içinde güçlü bir kesinlik vurgusu vardır.

Bu sıradan:

“Belki sorarız.”

ifadesi değildir.

İnsan yaptıklarıyla yüzleşecektir.

Bu, ahiret inancının temel boyutlarından biridir:

İnsan davranışları anlamsız biçimde kaybolmaz.

Yaptıklarının ahlaki bir karşılığı vardır.

6️⃣ Allah Her Şeyi Biliyorsa Neden Soru Soracak ❓​

Bu ayetin en önemli sorularından biri budur.

Allah Hicr 86’da:

“Her şeyi bilen.”

olarak tanıtılmıştı.

O hâlde sorgulama:

Bilgi edinmek için değildir.

Allah:

“Ne yaptın, bilmiyorum, bana anlat.”

demek için sorgulamaz.

Sorgu daha çok:

İnsanın yaptıklarının ortaya konması.

Sorumluluğun açıklanması.

Delilin tamamlanması.

Adaletin gerçekleşmesi.

ile ilgilidir.

Allah’ın sorgusu bilgisizliğin değil, adaletin ifadesidir.

7️⃣ Sorgulama İnsan İçin Neden Gereklidir ❓​

Çünkü hesap, insanın kendi yaptıklarıyla yüzleşmesini sağlar.

Dünyada insan birçok davranışını:

Unutabilir.

Küçümseyebilir.

Bahane üretebilir.

Başkasına yükleyebilir.

Ama hesap gününde gerçekler ortaya konur.

İnsan:

“Ben öyle demek istemedim.”

“Herkes yapıyordu.”

“Bana öyle söylediler.”


gibi savunmalar ileri sürebilir.

Fakat nihai hüküm eksiksiz bilgiyle verilecektir.

8️⃣ “Ecma‘în” Yani “Hepsini” Vurgusu Neden Önemlidir ❓​

“Ecma‘în”, “tamamını, hepsini” anlamına gelir.

Bu kelime ayetin kapsamını genişletir.

Hiç kimse:

“Ben güçlüydüm, bana hesap yok.”

“Ben dinî liderdim, bana hesap yok.”

“Ben zengindim, bana hesap yok.”

“Ben doğru gruptaydım, bana hesap yok.”


diyemez.

İlahî hesap karşısında statü dokunulmazlığı yoktur.

Bu insan adalet anlayışı açısından da çok güçlü bir ilkedir.

9️⃣ Müminler de Hesaba Çekilecek mi ❓​

Evet.

Ayetin genel hesap ilkesi yalnız inkârcılara yönelik bir düşünceye indirgenmemelidir.

Mümin olmak insanı:

Yanılmaz.

Hesapsız.

Otomatik olarak sorumsuz.

hâle getirmez.

Mümin de:

Yaptığından.

Söylediğinden.

İnsan hakkından.

Emanetten.

sorumludur.

İman sorumluluğu ortadan kaldırmaz; aksine bilinçli sorumluluk doğurur.

🔟 Peygamberler de Allah’a Karşı Kul mudur ❓​

Evet.

Peygamberler Allah’ın seçilmiş elçileridir.

Ama ilah değildirler.

Allah’a kulluk ederler.

Hz. Muhammed de:

Allah’ın kulu.

Elçisi.

Peygamberidir.

Hicr 92’de:

“Rabbine yemin olsun…”

denmesi bile bu ilişkiyi açık biçimde gösterir.

Hz. Peygamber’in de Rabbi Allah’tır.

Bu, peygamber sevgisinin ilahlaştırmaya dönüşmemesi gerektiğini hatırlatır.

1️⃣1️⃣ Bir Gruba Ait Olmak Hesaptan Kurtarır mı ❓​

Hayır.

İnsan:

“Ben Müslümanım.”

diyebilir.

Bu büyük bir iman kimliğidir.

Ama:

“O hâlde ne yaparsam yapayım sorun yok.”

diyemez.

Aynı şekilde bir:

Tarikata.

Mezhebe.

Cemaate.

Aileye.

Millete.

mensup olmak da insanı otomatik olarak ahlaki hesap dışında bırakmaz.

Kimlik tek başına davranışın yerini tutmaz.

1️⃣2️⃣ Dindar Görünmek Hesapta Avantaj Garantisi midir ❓​

Hayır.

Dindar görünüm:

Gerçek takvâya eşit olmayabilir.

İnsan:

Dini dil kullanabilir.

İbadetlerini görünür biçimde yapabilir.

Ama aynı zamanda insanların hakkını yiyebilir.

Bu nedenle:

Dış görünüş tek başına nihai ahlaki hüküm için yeterli değildir.

Allah görünüşü de bilir.

İç dünyayı da.

Davranışı da.

Niyeti de.

Bu yüzden gerçek hesap bütüncül olacaktır.

1️⃣3️⃣ İnsanların Ahiret Hükmünü Biz Verebilir miyiz ❓​

Hayır.

Bu ayetin en önemli sonuçlarından biri budur.

Allah:

“Biz sorgulayacağız.”

buyuruyor.

Yani nihai hesap Allah’a aittir.

Biz dünyada:

Bir davranışa yanlış diyebiliriz.

Bir suç hakkında delille hüküm verebiliriz.

Bir inancı İslam’a aykırı değerlendirebiliriz.

Ama belirli bir insan hakkında:

“Kesin cehennemlik.”

“Kesin Allah bunu affetmeyecek.”


gibi nihai hükümler konusunda çok dikkatli olmalıyız.

Ahiret mahkemesinin hâkimi insan değildir.

1️⃣4️⃣ “Allah Hesabını Soracak” Sözü İnsanlara Karşı Tehdit Olarak Kullanılabilir mi ❓​

Bir haksızlığa uğrayan insan:

“Allah adildir.”

diyebilir.

Bu doğal bir inanç ifadesidir.

Fakat her küçük tartışmada:

“Göreceksin, Allah seni mahvedecek.”

şeklinde özel felaket kehanetleri üretmek doğru değildir.

Çünkü Allah’ın belirli bir kişiye dünyada ne yapacağını biz bilmiyoruz.

Daha doğru ifade:

“Hepimiz yaptıklarımızdan Allah’a karşı sorumluyuz.”

olabilir.

Bu hem doğru hem de insanın kendisini de hesabın içine alan daha mütevazı bir ifadedir.

1️⃣5️⃣ Hesap İnancı İnsanı Sürekli Panik İçinde mi Yaşatmalıdır ❓​

Hayır.

Hesap bilinci:

Sorumluluk.

Dikkat.

Tövbe.

Adalet.

üretmelidir.

Sürekli:

“Acaba şu düşüncem yüzünden mahvoldum mu?”

şeklinde obsesif korku üretmek sağlıklı din bilinci değildir.

İnsan istemsiz düşünceler yaşayabilir.

Hata yapabilir.

Sonra tövbe edebilir.

Allah insanın kapasitesini ve gerçek niyetini bilir.

Hesap bilinci korkuyla birlikte umut ve rahmeti de içermelidir.

1️⃣6️⃣ Hesap İnancı İnsan Haklarını Güçlendirebilir mi ❓​

Evet.

Çünkü insan:

“Kimse görmedi.”

diyerek haksızlığı önemsizleştiremez.

Çalışanın parasını eksik verdin.

Kimse fark etmedi.

Ama sorumluluk bitmedi.

Bir insanın itibarına zarar verdin.

Delil yok diye kurtuldun.

Ama gerçek kaybolmadı.

Emaneti kötüye kullandın.

Dünyada ortaya çıkmadı.

Ahiret inancı şunu hatırlatır:

Gizli kalan haksızlık da ahlaken gerçektir.

Bu, insanı denetim olmadığı yerde de dürüst olmaya yöneltebilir.

1️⃣7️⃣ Hesap İnancı İntikam Duygusunu Azaltabilir mi ❓​

Evet.

Çünkü insan nihai adaletin kendi elinde olmadığını bilir.

Bu:

“Hakkını arama.”

demek değildir.

Mahkemeye gidebilirsin.

Zararın giderilmesini isteyebilirsin.

Sınır koyabilirsin.

Ama:

“Her hesabı ben kişisel olarak kapatacağım.”

düşüncesine mecbur değilsin.

Hicr 85’teki:

“Güzelce bağışla.”

çağrısıyla Hicr 92’deki hesap bilinci arasında güçlü bir ilişki vardır.

Nihai hesap Allah’a ait olduğu için insan ömrünü intikamın esiri yapmak zorunda değildir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 91 ve 92. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr 91’de:

“Onlar Kur’an’ı parça parça ettiler.”

buyrulmuştu.

Hicr 92’de:

“Rabbine yemin olsun ki onların hepsini mutlaka sorgulayacağız.”

denir.

Yani vahye karşı tavır da sorumluluk alanıdır.

İnsan Kur’an’ı:

Çarpıtırsa.

Küçümserse.

Kendi çıkarı için kullanırsa.

Bağlamını bile bile bozarsa.

bunun da ahlaki bir hesabı vardır.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 93. ayette, bu sorgulamanın konusu doğrudan açıklanacak ve şöyle buyurulacaktır: “Yapmakta oldukları şeylerden.” Bu ayeti ele alırken özellikle insanın davranışlarından sorumlu oluşu, niyet ile fiil arasındaki ilişki, sadece düşüncenin akla gelmesiyle bilinçli davranış arasındaki fark, bireysel sorumluluk, ‘emir aldım’ diyerek haksızlıktan tamamen kurtulamama, kul hakkı ve iyi niyetin her yanlış yöntemi otomatik olarak doğru hâle getirmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 92. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 92. ayet çok güçlü bir cümledir:

“Rabbine yemin olsun ki onların hepsini mutlaka sorgulayacağız.”

Bu ayetin ilk büyük mesajı:

Hiçbir şey tamamen hesapsız değildir.

İnsan dünyada bazı şeylerden kaçabilir.

Bir suç ispatlanmayabilir.

Bir yalan yıllarca ortaya çıkmayabilir.

Bir haksızlık unutulabilir.

İnsanların görmediği bir kötülük yapılabilir.

Ama Kur’an’ın ahiret anlayışında:

Gerçek kaybolmaz.

Bu, zalim için uyarıdır.

Mağdur için ise umut olabilir.

Çünkü dünyanın adaleti her zaman eksiksiz değildir.

Mahkemeler yanılabilir.

Deliller kaybolabilir.

Şahitler ölebilir.

Güçlü insanlar sistemi manipüle edebilir.

Bazı mağdurlar hiçbir zaman dünyada gerçek adaleti göremeyebilir.

Hicr 92 tam burada:

“Hesap bitmedi.”

der.

Bu düşünce çok güçlüdür.

Ama aynı zamanda bizi de rahat bırakmaz.

Çünkü insan ayeti yalnız:

“Bana haksızlık yapanlar hesap verecek.”

diye okumak isteyebilir.

Doğru.

Ama sen de hesap vereceksin.

İşte ayetin dönüştürücü tarafı budur.

Başkasının yalanı hesapta.

Senin yalanın da.

Başkasının kul hakkı hesapta.

Seninki de.

Başkasının kibri hesapta.

Seninki de.

Bu yüzden hesap ayeti yalnız rakibe yöneltilmez.

Önce insanın kendisine döner.

Hicr 92’nin “ecma‘în”, yani “hepsini” kelimesi tam da bunu çok güçlü biçimde ifade eder.

İnsan kendi grubunu ayrıcalıklı görmeye yatkındır.

“Biz doğru taraftayız.”

der.

Sonra kendi tarafının haksızlıklarını küçültür.

Karşı tarafın küçük yanlışını büyütür.

Ama Allah’ın adaleti grup fanatizmiyle çalışmaz.

Müslüman haksızlık yaparsa haksızlık yine haksızlıktır.

Sevmediğin biri doğru davranırsa doğru davranış yine doğrudur.

Adalet kimliğe göre renk değiştirmez.

Bu, insanın öğrenmesi gereken en zor ilkelerden biridir.

Çünkü kendi tarafımızı korumak isteriz.

Ailemiz.

Arkadaşımız.

Partimiz.

Cemaatimiz.

Milletimiz.

Ama hesap gününün anlamı şudur:

Herkes yaptığıyla karşılaşır.

Bu düşünce insanı dünyada da daha adil yapmalıdır.

Bir yakın arkadaşın yanlış yaptı.

Onu seviyorsun.

Ama:

“Arkadaşım olduğu için yanlışına doğru diyemem.”

diyebilmelisin.

Çocuğun başka çocuğa zarar verdi.

Kendi çocuğunu korumak doğal.

Ama mağdura iftira atmak doğru değil.

İş ortağın haksızlık yaptı.

Şirket zarar görmesin diye üstünü kapatmak isteyebilirsin.

Ama hesap bilinci:

“Kısa vadeli çıkar, gerçeği değiştirmez.”

der.

Bu nedenle ahiret inancı dünyadaki adalet duygusunu zayıflatmamalı; güçlendirmelidir.

Hicr 92 aynı zamanda insanın hesap verebilirlik kültürü oluşturmasına yardımcı olabilir.

Bir yöneticinin:

“Kimse bana soru soramaz.”

demesi tehlikelidir.

Çünkü Allah’ın bile nihai hesap düzeninde insanın fiilleri ortaya konuluyorsa dünyadaki insan otoritelerinin tamamen sorgulanamaz olması düşünülemez.

Elbette bu, her otoritenin herkes tarafından sürekli taciz edilmesi anlamına gelmez.

Ama sağlıklı sistemlerde:

Denetim.

Şeffaflık.

Soru sorma.

Hesap verme.

mekanizmaları bulunur.

Bir şirket yöneticisi hesap verir.

Bir kamu görevlisi hesap verir.

Bir dernek yöneticisi hesap verir.

Bir dinî yapı yöneticisi de insan olarak hesap verebilir.

Dindarlık hesap verebilirliğin yerine geçmez.

Hatta dinî iddia yükseldikçe ahlaki hassasiyetin daha da yükselmesi beklenebilir.

Hicr 92’nin bir başka büyük mesajı nihaî hüküm yetkisidir.

Allah:

“Biz sorgulayacağız.”

diyor.

İnsan ise bazen Allah’ın koltuğuna oturmak ister.

Birini görür.

“Bu kesin cehennemlik.”

der.

Başkasını görür.

“Bu kesin cennetlik.”

der.

Elimizde özel vahiy olmadıkça bu tür nihai kesinliklerden kaçınmak gerekir.

Belirli davranışlar hakkında Kur’an’ın hükümleri konuşulabilir.

Ama kişinin bütün:

Hayatını.

Niyetini.

Bilgisini.

Tövbesini.

Son anını.

Allah bilir.

Biz bilmeyebiliriz.

Bu yüzden ahiret konusunda tevazu çok önemlidir.

İnsan:

“Bu davranış dinen yanlıştır.”

diyebilir.

Bu, ilkeli bir değerlendirmedir.

Ama:

“Bu insanın Allah katındaki bütün sonucu kesin şudur.”

demek başka düzeyde bir iddiadır.

İkisini karıştırmamak gerekir.

Hicr 92 ayrıca insanların gizli niyetleri hakkında kesin konuşmayı da sınırlar.

Allah sorgulayacak.

Çünkü Allah gerçeğin tamamını bilir.

Biz ise çoğu zaman yalnız davranışı görürüz.

Örneğin biri yardım etti.

Gerçekten samimi mi?

Gösteriş için mi?

Belki bilemeyiz.

Bir kişi hata yaptı.

Kasıtlı mı?

Bilgisizlikten mi?

Baskı altında mı?

Bunların bazılarını araştırabiliriz.

Ama bütün iç dünyayı göremeyiz.

Bu nedenle insan hukukunda dışarıdan ispatlanabilir şeyler önemlidir.

Ahiret hesabında ise Allah hem dışı hem içi bilir.

Bu iki sistemi birbirine karıştırmamak gerekir.

Hicr 92’nin hesabı, insanın dünyadaki her davranışı için sürekli paranoya yaşaması gerektiği anlamına da gelmez.

Bazı insanlar hesap ayetlerini duyduğunda:

“Acaba bunu yanlış mı söyledim?”

“Şu düşünce aklımdan geçti, mahvoldum mu?”


diye aşırı kaygıya kapılabilir.

Burada dinî denge gerekir.

İnsanın zihninden istemsiz düşünceler geçebilir.

Öfke hissedebilir.

Kötü bir düşünce anlık olarak gelebilir.

Bununla bilinçli biçimde karar verip haksızlık yapmak aynı şey değildir.

Allah insanın gerçek kapasitesini bilir.

Bu nedenle hesap inancı:

Daha sorumlu yaşa.

der.

Ama:

Her saniye kendini mahkûm et.

demez.

Tövbe vardır.

Rahmet vardır.

Düzeltme vardır.

İnsan hata yapabilir ve geri dönebilir.

Bu yüzden hesap ayeti umutsuzluk değil ciddiyet üretmelidir.

Hicr 92’nin önceki ayetle ilişkisi ise özellikle dinî içerik üreten herkes için çok önemlidir.

Hicr 91:

“Kur’an’ı parça parça ettiler.”

Hicr 92:

“Hepsini sorgulayacağız.”

Bu sıralama bize din hakkında konuşmanın da sorumluluk taşıdığını hatırlatır.

Bir insan yanlışlıkla hatalı bilgi verebilir.

Düzeltilir.

Bu insani bir durumdur.

Ama bile bile:

“Bu ayet aslında bunu söylemiyor ama böyle yazarsam daha çok izlenir.”

diyorsa mesele farklıdır.

İnsanların dinî korkularını istismar etmek.

Allah adına uydurma vaatler vermek.

Ayetin bağlamını bilerek çarpıtmak.

Bunların hepsi ciddi ahlaki sorumluluk oluşturabilir.

Din adına konuşmak, normal konuşmadan daha az değil bazen daha fazla dikkat gerektirir.

Çünkü insan sana güvenebilir.

“Allah böyle diyor.”

dediğinde sözünün ağırlığı artar.

Bu yüzden din anlatıcısının en önemli cümlelerinden biri bazen:

“Bunu kesin bilmiyoruz.”

olmalıdır.

Başka önemli cümle:

“Bu benim yorumumdur.”

Bir diğeri:

“Tefsirlerde farklı görüşler vardır.”

Bu ifadeler bilgiyi zayıflatmaz.

Güvenilir hâle getirir.

Hicr 92 insanın günlük hayatında da güçlü bir soru oluşturur:

“Bugün yaptığım şey açıklığa çıktığında utanır mıyım?”

Bu çok pratik bir ahlak testidir.

Mesaj yazıyorsun.

Yarın herkes okusa?

Ticari karar veriyorsun.

Müşteriye açıkça anlatsan?

Bir insan hakkında konuşuyorsun.

O kişi karşında olsa aynı cümleyi söyler misin?

Bu sorular ilahî hesabın yerine geçmez.

Ama insanı daha şeffaf yaşamaya yöneltebilir.

Gizlilik ihtiyacı her zaman suç değildir.

Mahremiyet meşrudur.

Ama bazı davranışların yalnız ortaya çıkmamasına güvenerek yapılması insanı düşündürmelidir.

Hicr 92’nin bir diğer büyük mesajı, gücün geçiciliğidir.

Dünyada bazı insanlar hiç hesap vermeyecekmiş gibi yaşayabilir.

Çok güçlü.

Çok zengin.

Çok bağlantılı.

Kanun bile ulaşamıyor gibi görünebilir.

Kur’an:

“Hepsi.”

der.

Bu kelime insanın dünyadaki güç algısını değiştirir.

Bir imparator.

Bir milyarder.

Bir kral.

Bir başkan.

Bir din lideri.

Bir sıradan insan.

Allah’ın karşısında yaratılmış kuldur.

Makam dünyada farklılık üretir; kullukta ilahlık üretmez.

Bu düşünce hem güçlü kişiyi sınırlar hem güçsüz kişiye umut verir.

Güçlü:

“Ben dokunulmaz değilim.”

demelidir.

Güçsüz:

“Adalet tamamen kaybolmuş değil.”

diyebilir.

Ama bu inanç insanı dünyadaki adalet mücadelesinden koparmamalıdır.

Tam tersine:

“Ben de haksızlığa ortak olmayayım.”

sorumluluğu oluşturmalıdır.

Hicr Suresi 92. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Allah’ın sorgulamasını bilmediği bir şeyi öğrenmesi şeklinde anlama; çünkü Allah zaten her şeyi bilir. ‘Hepsini’ vurgusunu da yalnız sevmediğimiz insanlara yöneltme. Biz de sorumluluk taşıyoruz. İnsanların nihai ahiret hükmünü kendine ait yetki sanma ve hesap ayetlerini korku manipülasyonuna dönüştürme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Hiçbir güç, kimlik veya görünüş insanı Allah karşısında dokunulmaz yapmaz. Nihai hesap eksiksiz bilgi ve kusursuz adaletle Allah’a aittir. Bu bilinç insanı başkalarını mahkûm etmeye değil, önce kendi hayatını daha dürüst, adil ve hesap verebilir hâle getirmeye yöneltmelidir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 93. ayette, bu sorgunun konusu çok açık biçimde bildirilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Yapmakta oldukları şeylerden.” Bu ayeti ele alırken özellikle insanın fiillerinden sorumluluğu, niyet ile davranış arasındaki ilişki, istemsiz düşünce ile bilinçli seçim arasındaki fark, ‘emir aldım’ bahanesinin her haksızlığı ortadan kaldırmaması, grup baskısı ve zorlamanın sorumluluğa etkisi, iyi niyetin yanlış yöntemi otomatik olarak doğru yapmaması ve kul hakkının ciddi sorumluluk oluşu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 92. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hesap ayetini yalnız bize haksızlık yapanlar için mi seviyoruz, yoksa kendimizin de hesaba dahil olduğunu kabul ediyor muyuz? Kendi grubumuzun yanlışına aynı adaletle bakabiliyor muyuz? Güçlü veya dindar görünen kişileri hesap dışı mı sanıyoruz? Başkasının ahiret sonucunu kesin biçimde dağıtma hakkını kendimizde mi görüyoruz? “Allah biliyor” diyerek dünyada hesap vermekten kaçıyor muyuz? Ve en önemlisi, Allah ‘onların hepsini mutlaka sorgulayacağız’ buyuruyorsa, biz bugün yaptığımız hangi davranışı hesap günü önümüze konduğunda gönül rahatlığıyla savunabileceğiz?

“Hicr 92, ‘Rabbine yemin olsun ki onların hepsini mutlaka sorgulayacağız’ buyurarak hiçbir insanın güç, kimlik veya makam sebebiyle ilahî hesap dışında olmadığını bildirir. Allah’ın sorgusu bilgi edinmek için değildir; O zaten her şeyi bilir. Sorgu, insanın yaptıklarının ve ilahî adaletin açık biçimde ortaya konulmasıdır. Ayetin büyük dersi şudur: Hesap fikrini yalnız başkalarını korkutmak için kullanma; önce kendi hayatına çevir. Çünkü nihai hüküm Allah’a aittir ve gerçek hesap bilinci insanı kibirli bir yargıca değil, daha dürüst, adil ve sorumlu bir kula dönüştürmelidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt