Meryem Suresi 5. Ayette “Benden Sonra Yakınlarım İçin Endişe Ediyorum, Eşim de Kısırdır; Bana Katından Bir Veli Bağışla” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Zekeriyyâ’nın duası, insanın geleceğe dair kaygısını Allah’tan saklaması gerekmediğini gösterir. O yaşlılığını bilir, eşinin çocuk sahibi olamadığını bilir ve kendisinden sonra ne olacağı konusunda endişe taşır; fakat bütün bu gerçekleri ümitsizlik sebebi yapmak yerine duasının içine koyar. Çünkü tevekkül, geleceği düşünmemek değil; geleceğin yükünü taşırken kalbin nihai güvenini Allah’a bırakabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Meryem Suresi 5. Ayetin Anlamı Nedir
Meryem Suresi'nin 5. ayeti, Hz. Zekeriyyâ'nın gizli duasının devamıdır. Bir önceki ayette kemiklerinin zayıfladığını, saçlarının ağardığını ve geçmişte Rabbine dua etmekle mahrum kalmadığını söylemişti. Şimdi ise onu dua etmeye yönelten gelecek kaygısını ve ailevi durumunu açıklamaktadır.Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:
Buradaki “veli” ifadesi, Zekeriyyâ'nın ardından görev ve sorumluluğu taşıyacak uygun bir yakın, destekçi veya evlat talebiyle ilişkilidir. Bir sonraki 6. ayette bu kişinin Zekeriyyâ'ya ve Yakub ailesinin mirasına varis olması ayrıca açıklanacaktır. Dolayısıyla “varis” ayrıntısını doğrudan 5. ayetin kelimeleri içine yerleştirmek yerine, 5 ve 6. ayetleri birlikte okumak daha doğru olur.“Doğrusu ben, benden sonra yakınlarımın durumundan endişe ediyorum. Eşim de kısırdır. Bana katından bir veli bağışla.”
Meryem Suresi, 19:5
Ayetin merkezindeki büyük ders şudur: Zekeriyyâ geleceği düşünmekte, sebeplerin zorluğunu görmekte fakat bütün bunların içinde Rabbine yönelmektedir.
“Benden Sonra Yakınlarım İçin Endişe Ediyorum” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen ifade, Zekeriyyâ'nın kendisinden sonra gelecek yakın çevre, akrabalar veya sorumluluğu devralabilecek kişiler konusunda duyduğu kaygıyı anlatmaktadır. Buradaki endişenin ayrıntıları konusunda tefsirlerde çeşitli açıklamalar bulunmuştur.Zekeriyyâ yalnız:
“Ben yaşlandım ve çocuğum olsun.”
şeklinde kişisel bir arzu ifade etmiyor olabilir. Kıssanın devamı, onun kendisinden sonra dini ve ailevi sorumluluğun doğru biçimde devam etmesini önemsediğini düşündürür.
Bu önemli bir farktır. Çünkü dua yalnız kişisel mutluluk arayışına indirgenmemektedir. Zekeriyyâ gelecekte emanetin kim tarafından taşınacağını da düşünmektedir.
Olgun insan yalnız kendi dönemini değil, kendisinden sonra ne kalacağını da düşünür.
Ayetteki “Yakınlar” veya “Mevâlî” Kimlerdir
Ayette kullanılan “mevâlî” kelimesi bağlama göre yakınlar, akrabalar, himaye ve bağlılık ilişkisi bulunan kişiler veya bir kimsenin ardından gelen çevre anlamları taşıyabilir.Bu nedenle kelimeyi yalnız:
“Amcaoğulları.”
veya yalnız:
“Belirli şu kişiler.”
şeklinde daraltmak için açık bir zorunluluk yoktur.
Tefsir geleneğinde Zekeriyyâ'nın kendisinden sonra ailesi ve dini sorumluluk konusunda endişe taşıdığı yönünde açıklamalar yapılmıştır. Ancak Kur’an'ın açıkça vermediği isimleri veya ayrıntıları kesinleştirmemek gerekir.
Buradaki güvenli mesaj şudur: Zekeriyyâ kendisinden sonraki dönemin sağlıklı biçimde devam etmesini istemekte ve mevcut yakın çevrenin bu sorumluluğu gereği gibi taşıyamamasından kaygı duymaktadır.
Zekeriyyâ’nın Endişesi Malının Kime Kalacağıyla mı İlgilidir
Ayeti yalnız maddi miras endişesine indirgemek eksik olabilir. Bir sonraki ayette miras kavramı geçecektir; ancak peygamberlik kıssasının bağlamı düşünüldüğünde bunun yalnız para, ev veya arazi paylaşımıyla sınırlı olup olmadığı tartışılmıştır.Zekeriyyâ'nın kaygısının dini bilgi, aile sorumluluğu, salih çizginin devamı ve topluma rehberlik gibi daha geniş bir miras anlayışıyla ilişkili olduğu yönünde güçlü yorumlar bulunmaktadır.
Bu nedenle:
“Zekeriyyâ yalnız servetini bırakacak bir çocuk istiyordu.”
demek kıssanın manevi boyutunu gereğinden fazla daraltabilir.
Kur’an'ın burada gösterdiği daha büyük kaygı şudur:
“Ben gittikten sonra doğru olan nasıl devam edecek?”
Bu, her sorumluluk sahibi insanın düşünmesi gereken bir sorudur.
İnsan Kendisinden Sonrasını Düşünmeli midir
Evet. Ölümü hatırlamak yalnız:“Bir gün öleceğim.”
demek değildir. Aynı zamanda:
“Ben gittikten sonra geride ne bırakacağım?”
sorusunu düşünmektir.
Bir anne veya baba çocuklarının geleceğini düşünür.
Bir iş insanı kurduğu yapının kendisinden sonra nasıl devam edeceğini planlar.
Bir öğretmen öğrencilerine yalnız bilgi değil, yöntem bırakmaya çalışır.
Bir yönetici bütün sistemi yalnız kendisine bağımlı kurmamalıdır.
Zekeriyyâ'nın duası bu açıdan çok güçlüdür. O yalnız bugünü değil, kendinden sonraki zamanı da düşünmektedir.
Gerçek sorumluluk, yalnız bugün işleri yürütmek değil; yarının da sahipsiz kalmaması için hazırlık yapmaktır.
Bu Ayet Ailede Manevi Mirasın Önemini Nasıl Gösterir
İnsan çocuklarına yalnız mal bırakmaz. Ahlak, inanç, davranış biçimi, dua alışkanlığı, dürüstlük ve hayat anlayışı da bırakır.Çocuk bazen anne babasının söylediğini değil, yaptığını miras alır.
Baba:
“Dürüst ol.”
der ama sürekli yalan söylüyorsa çocuğun gördüğü miras sözden farklı olabilir.
Anne:
“Namazını önemse.”
der fakat dini hayatı yalnız başkalarını yargılamak için kullanıyorsa çocuk başka bir mesaj alabilir.
Bu nedenle manevi miras konuşarak değil, yaşayarak da aktarılır.
Zekeriyyâ'nın kendisinden sonrası hakkındaki kaygısı bugün anne babalara şu soruyu sordurabilir:
“Çocuğuma yalnız ne kadar mal bırakacağımı mı düşünüyorum, yoksa nasıl bir insanlık mirası bırakacağımı da düşünüyor muyum?”
“Eşim de Kısırdır” İfadesi Ne Anlama Gelir
Zekeriyyâ duasında karşısındaki biyolojik şartı da açıkça dile getirmektedir. Eşinin çocuk sahibi olamadığını belirtir. Bu ifade, talebinin insan açısından neden son derece zor göründüğünü daha belirgin hâle getirir.Bir önceki ayette kendi yaşlılığını anlatmıştı.
Şimdi eşinin durumunu söylüyor.
Yani dua ederken gerçeği saklamıyor.
Bu çok önemli bir kulluk dersidir.
İman:
“Şartları görmezden gel.”
demez.
Zekeriyyâ bütün zorlukları görmektedir fakat buna rağmen:
“Bana katından bir veli bağışla.”
diye dua etmektedir.
Tevekkül, ihtimali yanlış hesaplamak değil; bütün ihtimalleri gördükten sonra Allah’ın kudretini unutmamaktır.
Ayette Çocuk Sahibi Olamamak Bir Kusur Gibi mi Sunulmaktadır
Hayır. Ayetteki ifade bir durum tespitidir, insanın değerini belirleyen bir aşağılama değildir.Bir kadının veya erkeğin çocuk sahibi olamaması onu değersiz, eksik veya Allah katında aşağı bir insan yapmaz.
Bu noktada özellikle dikkatli olmak gerekir. Zekeriyyâ kıssasındaki özel mucizevi sonuçtan hareketle çocuğu olmayan insanlara:
“Demek ki yeterince dua etmediniz.”
veya:
“İmanınız güçlü olsaydı çocuğunuz olurdu.”
demek son derece yanlış ve incitici olabilir.
Her insanın imtihanı farklıdır.
Zekeriyyâ'ya Yahyâ'nın verilmesi özel bir ilahî takdirdir.
Çocuk sahibi olmak nimettir; çocuk sahibi olamamak insanın değerini azaltan bir hüküm değildir.
Zekeriyyâ Sebepler Zor Olduğu Hâlde Neden Dua Etmeye Devam Etmiştir
Çünkü Zekeriyyâ kendi biyolojik gücünü Allah'ın kudretinin ölçüsü hâline getirmemektedir.O şartlarını bilir.
Yaşlıdır.
Eşi çocuk sahibi olamamaktadır.
Fakat Rabbini de bilir.
Bu yüzden:
“Benim gücüm yetmiyor, demek ki Allah'ın kudreti de yetmez.”
gibi bir sonuca ulaşmaz.
Burada dua ile gerçekçilik muhteşem biçimde birleşmektedir.
Zekeriyyâ:
“Her şey normal, hiçbir sorun yok.”
demiyor.
Sorunu kabul ediyor.
Ama sorunun büyüklüğünü Allah'ın büyüklüğünden daha büyük görmüyor.
Bu nedenle ayetin önemli mesajlarından biri şudur:
Kendi imkânsızlığın ile Allah’ın kudretini birbirine karıştırma.
“Bana Katından Bir Veli Bağışla” İfadesindeki “Katından” Sözü Ne Anlama Gelir
Bu ifade Zekeriyyâ'nın istediği nimeti doğrudan Allah'ın ihsanı ve bağışı olarak gördüğünü gösterir.O:
“Ben bunu hakkımla kazanacağım.”
dememektedir.
“Bana bağışla.”
demektedir.
Bu dilde kulluğun derin tevazusu vardır.
Kul ister.
Fakat isteğini Allah üzerinde zorunlu bir alacak gibi görmez.
Nimeti hak edilmiş bir borç olarak değil, ilahî ihsan olarak bekler.
Bu anlayış dua ahlakı açısından çok değerlidir.
İnsan:
“Ben şu kadar ibadet ettim, o hâlde Allah bana bunu vermek zorunda.”
diyemez.
İbadet ticari pazarlık değildir.
Dua talepte bulunur; kulluk nimeti bağış olarak görür.

Ayetteki “Veli” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Buradaki “veli” kelimesi, bağlama göre yakın, destekçi, sorumluluğu üstlenen veya ardından gelen kimse anlam alanları taşır.Zekeriyyâ'nın duasında bu kişinin bir evlat olduğu, sonraki ayetlerden daha açık biçimde anlaşılacaktır.
Ancak kelimenin seçimi dikkat çekicidir. Çünkü yalnız biyolojik anlamda:
“Bir çocuğum olsun.”
demekten daha geniş bir sorumluluk boyutu vardır.
Zekeriyyâ kendinden sonra hayırlı biçimde görevi sürdürecek bir yakın istemektedir.
Bu nedenle onun duası yalnız neslin devamı değil, emanetin devamı kaygısı taşımaktadır.
Bir insanın çocuğu olması güzel bir nimet olabilir; fakat asıl büyük dua yalnız:
“Çocuğum olsun.”
değil,
“Hayırlı bir insan olsun.”
duasıdır.

Zekeriyyâ’nın Duası Çocuk İsteyen İnsanlara Ne Öğretir
Çocuk isteyen bir insan Allah'a dua edebilir ve tıbbi sebeplere başvurabilir. Bu ikisi birbirinin alternatifi değildir.Doktora gitmek tevekkülsüzlük değildir.
Tedavi görmek dua eksikliği değildir.
Allah dünyada birçok sonucu sebepler üzerinden yaratmaktadır.
Bu nedenle insan hem:
“Rabbim bana hayırlı bir evlat nasip et.”
diye dua edebilir hem de uzman değerlendirmesine başvurabilir.
Ancak sonuç her zaman bizim istediğimiz biçimde olmayabilir.
Bu noktada Zekeriyyâ kıssasını bir garanti belgesine çevirmemek gerekir.
Kıssa umut verir; dünyevî sonucu garanti eden bir formül vermez.
İnsan dua eder, tedbirini alır ve sonucu Allah'a teslim eder.

Evlat İstemek Bencillik midir
Hayır. Evlat istemek insanın doğal arzularından biridir ve Zekeriyyâ'nın duası bunun meşru olabileceğini açıkça göstermektedir.Fakat Zekeriyyâ'nın duasında dikkat çekici olan, isteğinin yalnız:
“Ben yalnız kalmayayım.”
şeklindeki kişisel bir ihtiyaçla sınırlı görünmemesidir.
O geleceği, sorumluluğu ve kendisinden sonra kalacak emaneti de düşünmektedir.
Bu bize evlat duasının daha derin biçimini öğretir:
“Rabbim bana yalnız bir çocuk değil, hayırlı bir insan nasip et.”
Çünkü çocuk anne babanın mülkü değildir.
Kendisine ait kişiliği ve sorumluluğu olan bir insandır.
Anne babanın görevi onu kendi egosunun devamı yapmak değil, hayırlı bir insan olarak yetişmesine yardımcı olmaktır.

Çocuk Anne Babanın Hayallerini Gerçekleştirmek İçin mi Vardır
Hayır. Bir çocuğu:“Benim yarım kalan hayatımı tamamlayacak kişi.”
olarak görmek ona ağır bir yük yükleyebilir.
Zekeriyyâ'nın duasındaki manevi miras kaygısı, çocuğu bir kişisel proje veya statü göstergesi hâline getirmek değildir.
Anne baba çocuklarının iyi eğitim almasını, başarılı olmasını ve güzel bir hayat yaşamasını isteyebilir.
Fakat çocuğun hayatı bütünüyle anne babanın yazacağı bir senaryo değildir.
Çocuk kendi kişiliğini geliştirir.
Kendi yetenekleri vardır.
Kendi imtihanları vardır.
Bu nedenle hayırlı evlat duası, çocuğu kontrol etmekten çok ona doğru değerleri kazandırıp Allah'a emanet etmeyi de içerir.
Evlat emanet olabilir; mülk değildir.

Bu Ayet Liderlik ve Kurumsal Devamlılık Açısından Ne Öğretir
Zekeriyyâ'nın kendisinden sonra ne olacağına dair kaygısı, liderlik açısından çok güçlü bir prensip düşündürür: Gerçek lider yalnız kendi dönemini yönetmez, kendisinden sonraki dönemi de hazırlar.Bir kurum tek kişiye bağlıysa o kişi ayrıldığında sistem çökebilir.
Bu nedenle iyi yönetici bilgi aktarır.
Yetki devreder.
İnsan yetiştirir.
Sistem kurar.
Kendisinden sonra gelecek kişilerin işi sürdürebilmesini sağlar.
Bu yalnız şirketlerde değil, ailelerde, sivil yapılarda ve eğitim ortamlarında da geçerlidir.
Başarılı liderlik, vazgeçilmez görünmek değil; sen olmadığında da doğru işleyebilen bir yapı bırakabilmektir.
Zekeriyyâ'nın duası manevi bağlamda çok daha büyük olmakla birlikte, bu sorumluluk bilinci günlük hayata da taşınabilir.

Gelecek Kaygısı İman Eksikliği midir
Hayır. Gelecek hakkında endişelenmek tek başına iman eksikliği değildir.Zekeriyyâ bir peygamber olduğu hâlde kendisinden sonrası konusunda kaygı taşımaktadır.
Burada önemli olan kaygının insanı neye götürdüğüdür.
Kaygı insanı felç edebilir.
Veya plan yapmaya ve dua etmeye yöneltebilir.
Zekeriyyâ ikinci yolu seçmektedir.
Endişesini Allah'tan saklamaz.
Onu dua hâline getirir.
Bu bize çok önemli bir ölçü verir:
Tevekkül, hiç kaygı duymamak değil; kaygıyı Allah’tan kopuşa dönüştürmemektir.
İnsan geleceği düşünür.
Plan yapar.
Tedbir alır.
Sonra kontrol edemediği kısmı Allah'a bırakmaya çalışır.

Meryem Suresi 4–6. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
- ayette Zekeriyyâ kemiklerinin zayıfladığını, saçlarının ağardığını ve geçmişte Rabbine yaptığı dualarda mahrum kalmadığını anlatmıştı. Böylece hem kendi güçsüzlüğünü hem Allah'a olan güvenini ortaya koymuştu.
- ayette duasının arkasındaki kaygı daha açık hâle gelir. Kendisinden sonra yakınlarının durumundan endişe ettiğini, eşinin çocuk sahibi olamadığını ve Allah'tan katından bir veli bağışlamasını istediğini söyler.
- ayette ise istediği kişinin nasıl biri olması gerektiğini daha ayrıntılı biçimde açıklayacaktır: Kendisinin ve Yakub ailesinin mirasına varis olacak, Allah'ın razı olduğu bir kul istemektedir.
Bu sıra duanın yalnız:
“Bana ver.”
demekten ibaret olmadığını gösterir.
Zekeriyyâ neden istediğini ve nasıl bir hayır umduğunu Rabbine sunmaktadır.

Meryem Suresi 5. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Geleceğe dair kaygını Allah’tan saklama; fakat kaygını da Allah’ın rahmetinden daha büyük hâle getirme.
Zekeriyyâ'nın önünde iki güçlü engel vardır.
Kendisi yaşlıdır.
Eşi çocuk sahibi olamamaktadır.
Ayrıca kendisinden sonraki dönem konusunda endişelidir.
Buna rağmen duası bitmez.
Bu bize insanın:
“Şartlar zor.”
demesiyle:
“Hiçbir umut yok.”
demesi arasında büyük fark olduğunu öğretir.
Birincisi gerçekçi olabilir.
İkincisi ise insanın görebildiği imkânları Allah'ın bütün kudreti yerine koyma riskini taşır.
Ayetin manevi özü şudur:
Şartları doğru gör, tedbirini al, geleceği düşün; fakat bütün ihtimallerin Rabbini hesabının dışında bırakma.

Meryem Suresi 5. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Meryem Suresi'nin 5. ayeti, Hz. Zekeriyyâ'nın duasındaki gelecek sorumluluğunu, aile arzusunu, insanî kaygıyı ve Allah'a güveni aynı anda göstermektedir. Zekeriyyâ yaşlıdır, eşinin çocuk sahibi olamadığını bilmektedir ve kendisinden sonra ne olacağı konusunda endişe taşımaktadır. Buna rağmen bu şartların hiçbirini Rabbine yönelmekten vazgeçme gerekçesi yapmamaktadır.Bu ayetin ilk önemli dersi, gelecek kaygısının tek başına iman eksikliği olmadığıdır. İnsan geleceğini düşünebilir. Çocuklarının ne olacağını merak edebilir. İşinin kendisinden sonra devam edip etmeyeceğini düşünebilir. Yaşlandığında kendisine ne olacağını merak edebilir.
Bütün bunlar insanidir.
Mesele, kaygının insanın bütün kalbini ele geçirmesidir.
İnsan:
“Geleceği tamamen kontrol etmek zorundayım.”
diye düşündüğünde büyük bir yükün altına girebilir.
Çünkü hiçbir insan geleceği tamamen kontrol edemez.
Plan yapabiliriz.
Sigorta yaptırabiliriz.
Para biriktirebiliriz.
Çocuklarımızı eğitebiliriz.
İş sistemleri kurabiliriz.
Ama hayatın bütün sonuçlarını garanti edemeyiz.
İşte tevekkül burada devreye girer:
Tedbirini al; fakat geleceğin ilahı olmaya çalışma.
Zekeriyyâ'nın duasında tam olarak bu teslimiyet vardır.
O kendi sorumluluğunu hissetmektedir.
Kendisinden sonrasını düşünmektedir.
Ama çözümü kendi elinde mutlak biçimde tutmadığını da bilmektedir.
Bu nedenle:
“Bana katından bağışla.”
der.
Bu ifade çok derin bir kulluk bilinci taşır.
İnsan bazen hayatındaki her şeyi kendi emeğinin sonucu sanabilir.
“Ben yaptım.”
“Ben kazandım.”
“Ben kurdum.”
“Ben başardım.”
Elbette insanın emeği gerçektir ve küçümsenmemelidir.
Fakat bütün imkânlarımızın altında bize verilmiş sayısız nimet bulunur.
Sağlık.
Akıl.
Zaman.
Fırsat.
İnsanlar.
Çevre.
Bu yüzden mümin başarıyı sahiplenirken bile nimeti veren Allah'ı unutmaz.
Zekeriyyâ'nın:
“Katından bana bağışla.”
ifadesi, nimete bu gözle bakmanın güzel örneğidir.
Ayetin aile hayatına yönelik mesajı da son derece güçlüdür. İnsan evlat isteyebilir. Bu doğal ve güzel bir arzudur.
Fakat evlat sahibi olmayı insanın değerinin ölçüsüne dönüştürmek doğru değildir.
Çocuğu olmayan bir insan eksik insan değildir.
Çocuk sahibi bir insan da sırf bundan dolayı Allah katında daha üstün değildir.
Böyle bir konuda özellikle insanların birbirlerini incitmemesi gerekir.
“Ne zaman çocuk yapacaksınız?”
gibi dışarıdan sıradan görünen sorular, yıllardır bunun acısını yaşayan insanlar için çok ağır olabilir.
Meryem Suresi'ni okuyup rahmet öğrenirken insanlara karşı merhametsiz davranmak büyük bir çelişki olur.
Zekeriyyâ kıssası çocuk sahibi olamayan insanlara umut verebilir; fakat onların üzerine baskı kurmak için kullanılmamalıdır.
“Zekeriyyâ dua etti oldu, sen de daha çok dua et.”
demek insanın taşıdığı acıyı yanlış biçimde yorumlamak olabilir.
Her dua aynı dünyevî sonuçla karşılanmak zorunda değildir.
Allah'ın her kul için takdiri farklı olabilir.
Kıssa ümit öğretir; başkalarının kaderi hakkında kesin formül öğretmez.
Bu ayrım mutlaka korunmalıdır.
Ayetin başka bir önemli yönü, Zekeriyyâ'nın evlat isteğinin yalnız biyolojik soy arzusu olmamasıdır. Kendisinden sonraki manevi ve toplumsal sorumluluğu da düşünmektedir.
Bu, anne babalara çok büyük bir soru bırakır:
“Ben çocuğumun yalnız gelecekteki mesleğini mi düşünüyorum, yoksa karakterini de düşünüyor muyum?”
Bir çocuk hangi okulda okuyacak?
Ne iş yapacak?
Ne kadar para kazanacak?
Bunların hepsi önemli olabilir.
Ama daha temel sorular da vardır:
Dürüst olacak mı?
Merhametli olacak mı?
Kul hakkına dikkat edecek mi?
Allah'la bağı olacak mı?
İnsanlara faydalı olacak mı?
İşte Zekeriyyâ'nın duası evlat yetiştirmenin yalnız ekonomik gelecek planından ibaret olmadığını hatırlatır.
Çocuğuna bırakacağın en büyük miras belki de ev değil, ahlak olabilir.
Bir baba çocuğuna büyük servet bırakabilir.
Ama dürüstlük öğretmemişse servet çocuğu bozabilir.
Bir anne çocuğuna çok iyi eğitim verebilir.
Ama merhamet öğretmemişse bilgi kibir üretebilir.
Bu nedenle manevi miras maddi mirasın rakibi değil, onu doğru kullanmayı öğreten temeldir.
Mal bırakmak güzel olabilir; malı doğru kullanacak karakter bırakmak daha da değerlidir.
Meryem 5 iş hayatındaki insan için de güçlü bir ders taşır. Bir kişi yıllarca büyük bir yapı kurabilir ve her şeyi kendisine bağlayabilir.
Bütün şifreler onda.
Bütün kararlar onda.
Bütün ilişkiler onda.
O olmayınca hiçbir şey çalışmıyor.
İlk bakışta bu kişi vazgeçilmez görünür.
Ama gerçekte kurduğu sistem kırılgandır.
Çünkü gerçek liderlik insanların:
“Sensiz hiçbir şey yapamayız.”
demesini sağlamak değildir.
Gerçek liderlik, sen olmadığında da doğru çalışmaya devam edebilecek insanlar ve sistemler yetiştirmektir.
Zekeriyyâ'nın kendisinden sonrası hakkındaki kaygısı bu açıdan çok anlamlı bir sorumluluk bilinci sunar.
İnsan kendisine:
“Ben gittikten sonra burada ne kalacak?”
diye sorabilir.
Bu soru yalnız iş sahibi için değildir.
Bir forum yöneticisi için de geçerlidir.
Bir öğretmen için de.
Bir baba için de.
Bir anne için de.
Bir toplum öncüsü için de.
Geride yalnız isim bırakmak başka, işleyen bir iyilik bırakmak başkadır.
İnsan adı unutulsa bile kurduğu hayırlı sistem yaşamaya devam edebilir.
İşte kalıcı mirasın en güzel biçimlerinden biri budur.
Ayet bize ayrıca evlat ile sahiplik arasındaki farkı öğretir. İnsan bazen:
“Benim çocuğum.”
ifadesini:
“Benim istediğim gibi yaşayacak insan.”
anlamına çevirebilir.
Oysa çocuk Allah'ın yarattığı bağımsız bir kişidir.
Anne babanın sorumluluğu vardır.
Terbiye eder.
Eğitir.
Korur.
Değer kazandırır.
Fakat onun bütün hayatını kendi egosunun uzantısı hâline getiremez.
Evlat, anne babanın ikinci hayatı değil; Allah’ın onlara emanet ettiği ayrı bir hayattır.
Bu nedenle hayırlı evlat yetiştirmek, yalnız itaat eden çocuk yetiştirmek anlamına gelmez.
Doğruyu bilen.
Ahlaklı.
Sorumluluk sahibi.
Allah'la bağını kurabilen.
Kendi ayakları üzerinde durabilen bir insan yetiştirmek de önemlidir.
Zekeriyyâ'nın duasındaki gelecek kaygısı bize nesiller arası sorumluluğu hatırlatmaktadır.
Bir nesil yalnız kendi rahatını düşünürse sonraki nesillere büyük problemler bırakabilir.
Borç bırakabilir.
Bozuk kurumlar bırakabilir.
Çevre sorunları bırakabilir.
Ahlaki çöküş bırakabilir.
Bu nedenle:
“Ben yaşarken bana yeter.”
anlayışı sorumsuz olabilir.
İnsan:
“Benden sonra gelenler neyle karşılaşacak?”
diye de düşünmelidir.
Bu yaklaşım uzun vadeli düşünmenin temelidir.
Kehf Suresi'nde Zülkarneyn'in toplumu koruyacak yapı kurmasını okumuştuk. Meryem Suresi'nde ise Zekeriyyâ'nın insan ve manevi miras açısından geleceği düşündüğünü görüyoruz.
Kur’an böylece bize yalnız bugünün değil, yarının da ahlakını öğretir.
Meryem 5'in dua açısından başka bir büyük mesajı, insanın isteğini açıkça söyleyebilmesidir.
Zekeriyyâ dolaylı konuşmamaktadır.
Rabbine ihtiyacını anlatır.
Sonra:
“Bana katından bir veli bağışla.”
der.
Bu bize Allah'a dua ederken isteklerimizi açıkça ifade edebileceğimizi gösterir.
“Rabbim, bana hayırlı bir eş nasip et.”
“Rabbim, aileme huzur ver.”
“Rabbim, çocuğumu koru.”
“Rabbim, bana doğru karar vermeyi nasip et.”
diyebiliriz.
Duanın açık olması teslimiyete aykırı değildir.
Teslimiyet:
“Hiçbir şey istemeyeyim.”
demek değildir.
Teslimiyet:
“İstiyorum ama en doğrusunu Sen bilirsin.”
diyebilmektir.
Bu, dua ile tevekkülün muhteşem dengesidir.
Zekeriyyâ'nın duası, insanın zor şartlarda bile Allah'tan istemekten utanmaması gerektiğini de gösterir.
Bazen insan kendi isteğini:
“Çok büyük.”
bulabilir.
“Bu artık mümkün değil.”
diye dua etmekten vazgeçebilir.
Oysa dua sonucu garanti eden bir mekanizma değildir; Rabbine yöneliştir.
İnsan Allah'tan hayırlısını isteyebilir.
Sonuç Allah'ın takdiridir.
Bu yüzden:
“Olmaz diye dua etmiyorum.”
demek yerine:
“Rabbim, benim için hayırlıysa nasip et.”
demek daha güzel bir kulluk olabilir.
Buradaki anahtar, Allah'ın iradesini kendi arzumuzun hizmetkârı hâline getirmemektir.
Dua büyük olabilir.
Ama kul yine kuldur.
Duan büyük olsun; teslimiyetin de büyük olsun.
Meryem 5 aynı zamanda insanın yaş ilerledikçe miras kavramını yeniden düşünmesi gerektiğini gösterir.
İnsan gençken:
“Ne kazanacağım?”
diye düşünür.
Yaş ilerledikçe:
“Ne bırakacağım?”
sorusu daha önemli hâle gelebilir.
Bu yalnız mal değildir.
Bir güzel söz.
Bir faydalı eser.
Yetiştirilmiş bir insan.
Kurulmuş bir sistem.
İnsanlara fayda sağlayan bir bilgi.
Bir hayır.
Bunların bazıları insan öldükten sonra da etkisini sürdürebilir.
Bu nedenle hayatın ikinci yarısında insanın en değerli hedeflerinden biri kalıcı fayda üretmek olabilir.
İnsan:
“Adım hatırlansın.”
diye değil,
“Ben gittikten sonra da bir hayır devam etsin.”
diye düşünebilir.
Bu, egodan mirasa geçiştir.
Ayet ayrıca bize geleceği planlarken ölümü inkâr etmemeyi öğretir. Zekeriyyâ kendisinden sonraki zamanı düşünmektedir.
Birçok insan ölüm planını konuşmaktan korkar.
Vasiyet.
Borçlar.
Miras.
İşlerin devri.
Aile sorumlulukları.
Bunları konuşmak sanki ölümü çağırmak gibi algılanabilir.
Oysa ölüm hayatın gerçeğidir.
İnsan sorumluluk sahibi biçimde bu konuları düzenleyebilir.
Borçlarını kayıt altına alabilir.
Ailesinin bilmesi gereken şeyleri açıklayabilir.
İş hayatında devir planı yapabilir.
Bu karamsarlık değil, sorumluluktur.
Ölümü hatırlamak hayatı bırakmak değil, arkada düzensizlik bırakmamaya çalışmaktır.
Meryem Suresi'nin 5. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: Benden sonra ne kalacağını düşünüyor muyum? Çocuklarıma yalnız maddi imkân mı, yoksa güzel ahlak da bırakmaya çalışıyor muyum? Gelecek kaygımı dua ve tedbire mi dönüştürüyorum, yoksa kaygının beni yönetmesine mi izin veriyorum? Kendi imkânımın sınırlı olmasıyla Allah'ın kudretini birbirine mi karıştırıyorum?
Bu sorular ayetin yalnız Zekeriyyâ'nın çocuk talebini anlatmadığını; gelecek sorumluluğu, aile, manevi miras, nesil yetiştirme, dua, planlama ve tevekkül hakkında son derece kapsamlı bir hayat dersi sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Meryem 5 bize şunu öğretmektedir: Hz. Zekeriyyâ kendisinden sonraki dönem için kaygı taşımış, eşinin çocuk sahibi olamaması gerçeğini Rabbine açıkça ifade etmiş ve buna rağmen Allah'tan katından hayırlı bir veli bağışlamasını istemiştir. Böylece şartları inkâr etmeden dua etmenin, geleceği düşünürken Allah'a güvenmenin ve yalnız bugünü değil yarını da sorumlulukla planlamanın örneğini vermiştir.
Geleceği düşün ama geleceğin sahibi olduğunu sanma.
Çocuğu iste ama onu mülkün gibi görme.
Miras bırak ama yalnız mal bırakmakla yetinme.
Tedbir al ama kalbini tedbire bağlama.
Ve şartlar zorlaştığında şu hakikati unutma:
Sen ihtimalleri görürsün; bütün ihtimallerin Rabbi ise Allah’tır.
⠀
Son Söz
“Zekeriyyâ geleceği düşündü, kendi yaşlılığını gördü, eşinin durumunu bildi ve yine de duasını bırakmadı. Çünkü iman, şartları inkâr etmek değil; şartların ötesinde Allah’ın kudretini unutmamaktır. Sen de senden sonra ne kalacağını düşün: Yalnız mal değil, ahlak; yalnız isim değil, fayda; yalnız çocuk değil, hayırlı nesil bırakmaya çalış. Geleceğini planla ama geleceği kontrol etme yükünü kendine yükleme. Çünkü kul tedbir alır, dua eder ve emanetini taşır; bütün yarınların gerçek sahibi ise yalnız Allah’tır.”
Ersan Karavelioğlu