Meryem Suresi 67. Ayette “İnsan Daha Önce Hiçbir Şey Değilken Kendisini Yarattığımızı Hatırlamaz mı” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan ölümden sonra yeniden yaratılmayı uzak görebilir; fakat kendi başlangıcını düşündüğünde çok daha büyük bir hakikatle karşılaşır: Bir zamanlar bu dünyada yoktu, sonra Allah onu var etti. Meryem 67 insanı ölümün sonrasına bakmadan önce doğumunun öncesine bakmaya çağırır. Seni ilk defa var eden Rab için ikinci yaratılışı imkânsız saymak, kendi varlığının başlangıcını unutmak demektir.”
Ersan Karavelioğlu
Meryem Suresi 67. Ayetin Anlamı Nedir
Meryem Suresi'nin 67. ayeti, bir önceki ayette ölümden sonra dirilişi şaşkınlıkla sorgulayan insanın itirazına doğrudan cevap vermektedir. 66. ayette insan, “Öldüğüm zaman gerçekten diri olarak yeniden çıkarılacak mıyım?” diye soruyordu.- ayette ise Allah insanın dikkatini kendi başlangıcına çevirir:
Ayetin mantığı son derece güçlüdür: İnsan ikinci yaratılışı imkânsız görmeden önce ilk yaratılışını düşünmelidir.“İnsan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yarattığımızı hatırlamaz mı?”
Meryem Suresi, 19:67
Bir zamanlar bu dünyada yaşayan bir insan olarak mevcut değildi.
Sonra Allah'ın yaratmasıyla var oldu.
İlk yaratılışı gerçekleştiren Allah’ın yeniden diriltmeye de gücü yeter.
“İnsan Hatırlamaz mı” İfadesi Ne Anlama Gelir
Buradaki “hatırlama” ifadesini insanın anne karnından önceki hâlini kişisel hafızasıyla hatırlaması şeklinde anlamamak gerekir.Hiçbirimiz:
“Yaratılmadan önceki zamanımı hatırlıyorum.”
diyemeyiz.
Buradaki çağrı daha çok düşünme, akletme ve kendi yaratılış gerçeğini hatırlama anlamındadır.
İnsan kendisine bakar.
Doğum tarihini bilir.
Kendisinden önce dünyanın var olduğunu bilir.
Bir zamanlar bu dünyada mevcut olmadığını bilir.
Sonra şu soruyu düşünür:
“Ben yokken beni var eden kim?”
Ayet insanı bu temel yaratılış gerçeği üzerinde düşünmeye çağırmaktadır.
“Daha Önce Hiçbir Şey Değilken” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade insanın dünya hayatındaki kişisel varlığının başlangıcını hatırlatır.Bugün:
adın var,
bedenin var,
hatıraların var,
ailen var,
karakterin var.
Fakat bir zamanlar bunların hiçbiri senin dünya hayatındaki varlığın olarak mevcut değildi.
Bu nedenle ayetin:
“Hiçbir şey değilken…”
ifadesi insanın yaratılmış ve başlangıcı olan bir varlık olduğunu vurgular.
Buradan gereksiz metafizik ayrıntılar üretmek yerine ayetin açık mesajında kalmak daha doğrudur:
İnsan ezelî değildir; yaratılmıştır.
Ezelî olan yalnız Allah'tır.
Ayet İnsanın İlk Yaratılışını Neden Hatırlatmaktadır
Çünkü 66. ayetteki itiraz yeniden dirilişin imkânsız görülmesine dayanıyordu.İnsan şöyle düşünüyor:
“Öldüm.”
“Bedenim dağıldı.”
“Nasıl yeniden yaşayacağım?”
Kur’an ise bakış açısını değiştiriyor:
“Peki ilk defa nasıl var oldun?”
Bir şeyi ikinci defa yaratmanın imkânsız olduğunu söyleyen insan, önce ilk yaratılış gerçeğini açıklamak zorundadır.
Kur’an'ın mantığı şudur:
Seni ilk defa yaratmaya kadir olan Allah, seni yeniden yaratmaya da kadirdir.
Bu, ahiret inancının Kur’an'daki en güçlü aklî hatırlatmalarından biridir.
İlk Yaratılış Yeniden Dirilişe Nasıl Delil Olur
İnsan ölümden sonra dirilişi:“Ben bunu yapamam.”
ölçüsüyle değerlendirirse elbette çok zor görür.
Fakat mesele insanın gücü değildir.
Mesele Allah'ın kudretidir.
Sen kendini ilk defa yaratmadın.
Anne ve baba da nihai yaratıcı değildir; onlar yaratılış sürecindeki sebeplerdir.
Allah insanı yaratmıştır.
Dolayısıyla yeniden diriliş konusunda temel soru:
“İnsan bunu yapabilir mi?”
değil,
“Allah buna kadir mi?”
sorusudur.
Kur’an'ın cevabı açıktır.
İlk yaratılış, Allah’ın yaratma kudretinin önümüzde duran büyük işaretlerinden biridir.
Ayet İnsanın Kendi Varlığını Düşünmesini mi İstiyor
Evet.İnsan bazen çok uzak deliller arar.
Göklere bakar.
Yıldızlara bakar.
Evrenin büyüklüğünü düşünür.
Bunların hepsi değerlidir.
Fakat Meryem 67 insanı çok yakın bir delile getiriyor:
Kendine.
Sen varsın.
Düşünüyorsun.
Hatırlıyorsun.
Seviyorsun.
Karar veriyorsun.
Ve bir zamanlar bu dünyada yoktun.
Bu başlı başına büyük bir düşünme alanıdır.
İnsan bazen Allah’ın kudretine dair en yakın işareti aynaya baktığında görebilir.
Kendi varlığını sıradanlaştırdığı için bu mucizevi yaratılış gerçeğini gözden kaçırabilir.
Bu Ayet “İnsan Tesadüfen Var Oldu” Düşüncesine Ne Söyler
Ayet insanın varlığını Allah'ın yaratmasına bağlamaktadır.Kur’an'ın dünya görüşünde insan başıboş ve amaçsız biçimde ortaya çıkmış bir varlık değildir.
Yaratılmıştır.
Bu nedenle hayatının da sorumluluk boyutu vardır.
Ancak bu ayeti modern bilimsel teoriler hakkında tek cümlelik bir laboratuvar kanıtına dönüştürmek doğru değildir.
Ayetin temel mesajı teolojiktir:
İnsanın varlığının nihai yaratıcısı Allah’tır.
Kur’an insanı kendi varlığının arkasındaki ilahî kudreti görmeye çağırır.
Bilim yaratılış süreçlerinin fiziksel ve biyolojik yönlerini araştırabilir.
İman ise varlığın nihai kaynağını ve anlamını Allah'a bağlar.
İlk Yaratılış ile Anne Baba Arasındaki İlişkiyi Nasıl Anlamalıyız
İslam sebepleri inkâr etmez.İnsan anne ve babadan dünyaya gelir.
Biyolojik süreçler vardır.
Gebelik vardır.
Doğum vardır.
Bunların hepsi gerçektir.
Fakat Kur’an bu süreçleri Allah'tan bağımsız yaratıcı güçler olarak görmez.
Anne ve baba sebep, yaratıcı ise Allah'tır.
Bu denge hayatın başka alanlarında da geçerlidir.
Doktor tedavi eder.
İlaç vesile olur.
Çiftçi eker.
İnsan çalışır.
Ama varlığı ve sonucu yaratan Allah'tır.
Sebepleri kullanmak tevhidin karşıtı değildir; sebepleri Allah’tan bağımsız mutlak güç sanmak problemdir.
İnsan Kendi Yaratılışını Düşünürse Kibri Azalır mı
Azalması gerekir.İnsan büyüyebilir.
Zenginleşebilir.
Ünlü olabilir.
Milyonlarca insan onu tanıyabilir.
Sonra kendisini çok büyük görebilir.
Meryem 67 ona başlangıcını hatırlatır:
Bir zamanlar dünyada sen diye yaşayan biri yoktu.
Bugünkü:
malın,
makamın,
bedenin,
şöhretin
sonradan sana verildi.
Bu düşünce insanı değersizleştirmez.
Tam tersine haddini öğretir.
Başlangıcını hatırlayan insan, büyüklüğünü kendinden bilmekte daha ihtiyatlı olur.
Kibir çoğu zaman insanın nereden geldiğini ve nereye gideceğini unutmasıyla büyür.
Bu Ayet İnsanın Değersiz Olduğunu mu Söylüyor
Hayır.“Bir zamanlar yoktun.”
demek:
“Şimdi değersizsin.”
demek değildir.
Tam tersine insanın Allah tarafından var edilmiş olması büyük bir nimettir.
İnsan yaratılmıştır.
Akıl verilmiştir.
İrade verilmiştir.
Sorumluluk verilmiştir.
Allah'ın vahyine muhatap olmuştur.
Dolayısıyla ayetin amacı insanı aşağılamak değil, yaratılmışlığını hatırlatarak gerçek konumunu göstermektir.
İnsan ne ilah kadar mutlak ne de anlamsız bir hiçtir.
İnsan Allah’ın yarattığı, değer verdiği ve sorumluluk yüklediği bir kuldur.
Bu denge çok önemlidir.

Bir Zamanlar Yok Olmak Hayatın Bir Nimet Olduğunu Nasıl Gösterir
İnsan sahip olduğu şeylere alışır.Nefesine alışır.
Görmeye alışır.
Yürümeye alışır.
Hayatta olmaya bile alışır.
Öyle ki varlığın kendisini artık nimet gibi görmeyebilir.
Meryem 67 ise bizi başlangıca götürür:
Senin var olman zorunlu değildi; Allah seni var etti.
Bu düşünce şükrü derinleştirebilir.
İnsan yalnız:
“Şu nimeti aldım.”
diye değil,
“Ben varım.”
diye de şükredebilir.
Hayatın her günü kolay olmayabilir.
Acı vardır.
Kayıp vardır.
Sınav vardır.
Ama hayatın kendisinin Allah tarafından verilmiş olması yine de büyük bir nimettir.

Ayet Ölüm Korkusuna Nasıl Bir Cevap Verir
Ölüm korkusunun bir bölümünde:“Artık tamamen yok olacağım.”
endişesi bulunabilir.
Meryem 67 bunu Allah'ın yaratma kudreti üzerinden cevaplar.
Seni ilk defa var eden Allah için ölümden sonra yeniden yaratmak imkânsız değildir.
Bu, ölümün acısını veya ayrılığı yok saymaz.
Mümin de sevdiklerini kaybettiğinde üzülür.
Ölümden çekinebilir.
Fakat ölümün Allah’ın kudretini sona erdiren bir duvar olmadığını bilir.
Mezar Allah'ın yaratma gücünün bittiği yer değildir.
İnsan için ölüm son derece büyük bir sınırdır; Allah’ın kudreti için değildir.
Bu düşünce ölüm korkusunu daha anlamlı bir çerçeveye yerleştirir.

İnsan İlk Yaratılışını Kabul Edip Ahireti Neden Reddedebilir
İnsan Allah'ın yaratıcı olduğunu kabul edip yeniden dirilişi yine de uzak görebilir.Bunun farklı sebepleri olabilir.
Ahireti zihninde tasavvur etmekte zorlanabilir.
Dünya düzenine alışmış olabilir.
Felsefi itirazları bulunabilir.
Ya da hesap fikrinden rahatsız olabilir.
Fakat herkes için aynı niyeti varsayamayız.
İnsanların neden inanıp inanmadığını Allah en iyi bilir.
Kur’an'ın verdiği genel cevap ise nettir:
İlk yaratılışı kabul ediyorsan Allah'ın yeniden yaratma kudretini imkânsız görmenin sağlam bir temeli kalmaz.
Ayet insanı küçümsemek yerine kendi varlığı üzerinde yeniden düşünmeye çağırır.

Yeniden Dirilişin Nasıl Olacağını Tam Olarak Bilmek Zorunda mıyız
Hayır.Kur’an yeniden dirilişin gerçekleşeceğini bildirir.
Bu, iman açısından temel hakikattir.
Fakat insan:
hücrelerin tam olarak nasıl yeniden oluşturulacağı,
ahiret bedeninin bütün fiziksel özellikleri,
kıyamet sonrası zaman ve mekânın bütün ayrıntıları
gibi konularda her şeyi bilmek zorunda değildir.
Gayb alanında sınırımız vardır.
Gerçek olduğuna iman etmek ile mekanizmasının bütün ayrıntılarını bilmek aynı şey değildir.
Bugün bile insan birçok şeyin varlığını bilir ama bütün ayrıntılarını bilmez.
Ahiret konusunda ise temel kaynağımız vahiydir.
Bize bildirilen kadarını kabul eder, bildirilmeyen ayrıntıları dinin kesin hükmü hâline getirmeyiz.

Bu Ayet Allah’ın Kudreti Hakkında Ne Öğretir
Meryem 67, Allah'ın kudretinin insanın alıştığı sınırlarla ölçülemeyeceğini öğretir.İnsan bir şeyi yapamadığında:
“Bu mümkün değil.”
diyebilir.
Fakat kendi imkânsızlığını Allah'a taşımamalıdır.
İnsan yoktan bir insan yaratamaz.
Ölüyü kıyamet günü yeniden diriltemez.
Ama Allah yaratıcıdır.
Kulun aczi, Rabbin aczi değildir.
Bu, tevhidin çok önemli bir sonucudur.
İnsan Allah'ın kudretini kabul ettiğinde mucizeleri ve yeniden dirilişi de yalnız insan kapasitesine göre değerlendirme hatasından uzaklaşır.
Allah'ı Allah olarak, insanı insan olarak düşünmek gerekir.

Kendi Başlangıcımızı Hatırlamak Günlük Hayatımızı Nasıl Değiştirebilir
Bu düşünce insanı daha mütevazı yapabilir.Daha şükreden biri hâline getirebilir.
Malını mutlak mülk sanmamasını sağlayabilir.
Kendisini başkalarından üstün görmesini azaltabilir.
Bir gün bir insanı:
“Sen kimsin?”
diye küçümsemek üzereyken şunu hatırlayabilir:
Sen de yaratılmış bir kulsun.
Bir zamanlar sen de bu dünyada yoktun.
Sana verilen:
zeka,
para,
güzellik,
güç,
makam
senin ezelî hakkın değildi.
Bu farkındalık insanı diğer insanlara karşı daha merhametli yapmalıdır.
Yaratılmış olduğunu hatırlamak, başka yaratılmışları küçümseme hakkını elinden alır.

Meryem Suresi 66–68. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
- ayette insanın ölümden sonra yeniden dirilişe yönelik şaşkınlığı aktarılmıştı:
- ayet buna doğrudan cevap veriyor:
Yani insanın ilk yaratılışı, ikinci yaratılışın imkânsız olmadığını gösteren bir delil olarak hatırlatılıyor.
- ayette ise anlatım artık yalnız teorik diriliş meselesinden fiilî toplanma ve hesap sahnesine geçecektir. Allah, insanları ve şeytanları toplayacağını, ardından onları cehennemin çevresinde diz çökmüş hâlde hazır edeceğini bildirecektir.
Kur’an yalnız:
“Diriliş mümkündür.”
demiyor.
Ardından:
“Ve o dirilişin hesabı vardır.”
mesajına geçiyor.

Meryem Suresi 67. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Başlangıcını unutma.
İnsan nereden geldiğini unuttuğunda kendisini mutlaklaştırabilir.
Sanki hep varmış gibi.
Sanki sahip olduğu her şeyi kendisi yaratmış gibi.
Sanki ölüm ona ulaşmayacakmış gibi yaşayabilir.
Meryem 67 bir cümleyle bütün bu kibri kırar:
Bir zamanlar sen yoktun. Allah seni var etti.
O hâlde varlığını küçümseme ama kendinden de bilme.
Şükret.
Sorumluluğunu taşı.
Ve seni ilk defa yaratan Allah'ın, ölümden sonra yeniden diriltmeye de kadir olduğunu unutma.

Meryem Suresi 67. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Meryem Suresi'nin 67. ayeti, ölümden sonra diriliş tartışmasını insanın kendi varlığı üzerinden cevaplayan son derece güçlü bir ayettir. İnsan uzaklara bakmadan önce kendisine bakmalıdır. Çünkü yeniden yaratılmanın mümkün olup olmadığı sorusunun karşısında ilk yaratılış gerçeği durmaktadır.Bugün sen varsın.
Konuşuyorsun.
Düşünüyorsun.
Hatırlıyorsun.
Plan yapıyorsun.
Seviyorsun.
Üzülüyorsun.
Fakat bir zamanlar dünya hayatında sen diye yaşayan bu insan mevcut değildi.
Bunu düşünmek bile insanın varlığa bakışını değiştirebilir.
İnsan genellikle varlığını sıradan kabul eder.
Her sabah kalkar.
Aynaya bakar.
İşine gider.
Hayatına devam eder.
Bir süre sonra:
“Ben niçin varım?”
sorusunu bile unutabilir.
Meryem 67 insanı bu alışkanlıktan çıkarır.
Sanki şöyle sorar:
“Sen kendini kendin mi var ettin?”
Hayır.
O hâlde varlığının kaynağı üzerinde düşün.
Bu düşünce ilk olarak şükür üretmelidir.
İnsan çoğu zaman sahip olmadığı şeylere bakar.
Daha büyük ev.
Daha iyi araba.
Daha fazla para.
Daha yüksek makam.
Bunları istemek tek başına yanlış değildir.
Ama insan bazen sahip olduğu en temel nimeti unutur:
Var olmak.
Nefes alabilmek.
Sevebilmek.
Düşünebilmek.
Allah'a dua edebilmek.
Tevbe edebilmek.
Bugün hâlâ iyilik yapabilecek kadar hayatta olmak.
Bunların kendisi çok büyük nimetlerdir.
Şükür yalnız fazladan aldıklarını görmek değil, zaten sahip olduğun temel nimetleri yeniden fark etmektir.
Meryem 67'nin ikinci büyük mesajı kibir hakkındadır.
İnsan bir noktaya geldiğinde:
“Ben yaptım.”
diyebilir.
Şirket kurdu.
“Ben yaptım.”
Para kazandı.
“Ben yaptım.”
Bir başarı elde etti.
“Ben yaptım.”
Elbette insanın emeği vardır.
Çalışmıştır.
Sabretmiştir.
Risk almıştır.
Bunları yok saymak gerekmez.
Ama daha temel bir soru vardır:
Çalışabilecek bedeni sana kim verdi?
Aklı kim verdi?
Zamanı kim verdi?
Karşılaştığın fırsatları kim yarattı?
Sen kendi varlığının bile nihai kaynağı değilsen bütün başarıyı yalnız kendine mal etmek ne kadar doğru olabilir?
Bu düşünce emeği küçültmez.
Kibri küçültür.
Çalış ama kendini yaratıcı sanma.
Meryem 67 aynı zamanda insanın başkalarını küçümseme hakkını da elinden alır.
Bir insan fakir olabilir.
Bir diğeri zengin.
Biri eğitimli.
Diğeri az eğitim görmüş.
Biri sağlıklı.
Diğeri engelli.
Dünyadaki şartlarımız farklıdır.
Fakat hepimiz yaratılmış kullarız.
Hiçbirimiz kendimizi yokluktan var etmedik.
Bu nedenle insanın:
“Ben senden daha değerliyim çünkü daha çok param var.”
demesi yaratılış gerçeğini unutmasıdır.
Mal farklı olabilir; kulluk gerçeği ortaktır.
Bu düşünce toplumsal kibri azaltmalıdır.
İnsanlara tepeden bakmayı zorlaştırmalıdır.
Ayet ayrıca insanın ölümden sonra dirilişi kendi kapasitesine göre değerlendirmesindeki hatayı gösterir.
Sen ölüyü diriltemezsin.
Doğru.
Ama ayetin söylediği zaten senin dirilteceğin değildir.
Allah diriltecektir.
Bu, temel meseledir.
İnsan bazen Allah hakkında düşünürken farkında olmadan Allah'ı kendisine benzetir.
“Ben yapamıyorsam nasıl olacak?”
diye sorar.
Oysa Allah yaratılmış değildir.
Kudreti insan kudreti gibi sınırlı değildir.
Allah’ın kudretini insanın laboratuvar kapasitesiyle ölçmek, yaratıcı ile yaratılan arasındaki farkı kaybetmektir.
Bu, bilimi küçümsemek değildir.
Bilim insanın yaratılmış dünyayı anlamaya çalışmasının son derece değerli yollarından biridir.
Ama bilimin yaptığı şey ile Allah'ın yaratma kudreti aynı kategori değildir.
Meryem 67 bize bilim ile iman arasında yapay kavga üretmemeyi de öğretir.
Bilim:
İnsan bedeni nasıl gelişiyor?
Hücreler nasıl çoğalıyor?
Genetik bilgi nasıl aktarılıyor?
gibi soruları araştırabilir.
Bunlar önemlidir.
Kur’an ise başka bir düzlemde:
“Seni var eden kim?”
sorusunu sorar.
Biyolojik mekanizma ile nihai yaratıcı sorusu aynı değildir.
Bir sürecin nasıl işlediğini öğrenmek, o sürecin nihai yaratıcısı olmadığı anlamına gelmez.
Bu ayrımı korumak hem bilime hem dine daha adil yaklaşmayı sağlar.
Ayetin bir başka büyük mesajı ölüm korkusu üzerindedir.
İnsan ölümden korkabilir çünkü kendisini yokluğun beklediğini düşünebilir.
Meryem 67:
“Bir kez seni yokluk hâlinden dünya hayatına çıkaran Allah'ın kudreti ölümle sona ermez.”
mesajını verir.
Bu, müminin ölüm karşısındaki bütün duygularını bir anda yok etmeyebilir.
İnsan yine ayrılıktan üzülür.
Sevdiklerini kaybetmek ağır gelir.
Ama ölüm artık mutlak karanlık değildir.
Arkasında yeniden diriliş vardır.
Bu, ölümün anlamını tamamen değiştirir.
Mezar son durak değil, dünya hayatının sona erip ahiret safhasına geçildiği sınırdır.
Meryem 67 aynı zamanda hayatın değerini artırır.
Bir gün yeniden diriltileceksen bugün yaptıkların önemlidir.
İyilik önemlidir.
Zulüm önemlidir.
Kul hakkı önemlidir.
Namaz önemlidir.
Tevbe önemlidir.
Çünkü insanın hayatı:
“Doğdum, biraz yaşadım, öldüm ve tamamen yok oldum.”
hikâyesinden ibaret değildir.
Hayatının ahirete uzanan sonucu vardır.
Bu düşünce insanın davranışlarına ağırlık kazandırır.
Bir cümle söylüyorsun.
Geçiyor sanıyorsun.
Ama bunun hesabı olabilir.
Bir insanın hakkını yiyorsun.
Dosya kapanıyor sanıyorsun.
Ama Allah unutmaz.
Bir iyilik yapıyorsun.
Kimse bilmiyor.
Ama Allah bilir.
Meryem 64'te:
“Rabbin unutkan değildir.”
denilmişti.
Meryem 67 ile birlikte düşündüğümüzde çok güçlü bir bütünlük oluşuyor:
Seni yaratan Allah unutmaz.
Seni yeniden diriltecek Allah da bütün hayatını bilir.
Bu yüzden insanın Allah'a karşı sorumluluğu kesintisizdir.
Ayet insanın geçmişiyle ilişkisini de düşündürür.
Bir zamanlar sen yoktun.
Sonra doğdun.
Çocuk oldun.
Genç oldun.
Yıllar geçti.
Bugünkü hâline geldin.
Bütün bunlara baktığında hayatın ne kadar hızlı değiştiğini görebilirsin.
Bir fotoğraf albümünü aç.
On yıl önceki hâline bak.
Belki kendini bile farklı hissedersin.
Bu değişim insana şunu hatırlatır:
Dünya hayatında hiçbir hâlin kalıcı değil.
Gençliğe güvenme.
Sağlığa güvenme.
Makamına güvenme.
Ama bunları değersiz de görme.
Allah'ın emaneti olarak güzel kullan.
Bu, dünya-ahiret dengesidir.
Meryem 67'nin “hatırlama” çağrısı aslında insanın hafıza ahlakını da düşündürür.
İnsan güzel günlerini hatırlar.
Kötü günlerini hatırlar.
Ama varlığının kaynağını unutabilir.
Kur’an bu unutmayı düzeltir.
Başarı elde ettiğinde nereden geldiğini hatırla.
Zor durumda olduğunda seni daha önce nice aşamadan geçiren Rabbini hatırla.
Yaşlandığında bir zamanlar çocuk olduğunu hatırla.
Bir çocuğu küçümserken senin de bir zamanlar hiçbir şey bilmeyen çocuk olduğunu hatırla.
Hatırlamak insanı hem şükre hem merhamete götürebilir.
Bu ayet özellikle kendisini “kendi kendini yaratmış insan” gibi gören başarı kültürüne güçlü bir sınır koyar.
Modern dünyada:
“Ben tamamen kendi eserimim.”
sözü bazen gururla söylenebilir.
İnsan emeğinin önemini kabul edelim.
Ama hiçbir insan tamamen kendi eseri değildir.
Ailesi.
Toplumu.
Bedeni.
Doğduğu yer.
Zekâ kapasitesi.
Karşılaştığı insanlar.
Bunların çok büyük kısmını kendisi seçmedi.
En önemlisi:
Kendi varlığını kendisi başlatmadı.
Bu nedenle başarıya şükür eşlik etmelidir.
Şükür insanı pasif yapmaz.
Tam tersine:
“Bana verilenleri daha iyi kullanmalıyım.”
dedirtebilir.
Meryem 67 ayrıca bize insanın Allah karşısında hesap verebilir bir yaratılmış olduğunu hatırlatır.
Seni var eden Allah'ın senin üzerinde hüküm hakkı vardır.
İnsan:
“Hayat benim, istediğimi yaparım.”
diyebilir.
Belirli alanlarda insanın seçim özgürlüğü vardır.
Ama mutlak bağımsızlık yoktur.
Bedenin bile sana ebedî olarak ait değildir.
Bir gün bırakacaksın.
Bu nedenle özgürlük ile sorumluluk birlikte düşünülmelidir.
İrade verilmiş olması, hesabın olmadığı anlamına gelmez.
Tam tersine seçim yapabildiğin için sorumluluk vardır.
Meryem 67'nin ardından gelecek 68. ayet tam da bu hesabın ciddiyetini gösterecektir.
İnsanlar diriltilecek.
Toplanacak.
Yani yeniden diriliş yalnız:
“Tekrar yaşayacağız.”
şeklinde romantik bir sonsuzluk fikri değildir.
Hesap vardır.
Bu yüzden ahiret inancının iki yönü birlikte tutulmalıdır:
Umut.
Sorumluluk.
Cennet var.
Ama hesap da var.
Rahmet var.
Ama adalet de var.
Bu denge insanı hem umutsuzluktan hem sorumsuzluktan korur.
Meryem Suresi'nin 67. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: Bir zamanlar bu dünyada olmadığımı gerçekten düşünüyor muyum? Sahip olduğum hayatı ve imkânları yalnız kendimden mi biliyorum? İlk yaratılışımı kabul ederken yeniden dirilişi neden imkânsız göreyim? Yaratılmış olduğumu bilmek beni daha şükreden ve daha mütevazı biri yapıyor mu?
Bu sorular ayetin yalnız yeniden dirilişi ispatlayan kısa bir cevap olmadığını; yaratılış, Allah’ın kudreti, şükür, kibir, ölüm, ahiret, insanın değeri ve kulluk sorumluluğu hakkında son derece kapsamlı bir hayat ölçüsü sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Meryem 67 bize şunu öğretmektedir: İnsan ölümden sonra yeniden dirilişi imkânsız görmeden önce kendi ilk yaratılışını düşünmelidir. Bir zamanlar dünya hayatında mevcut değilken Allah onu var etmiştir. İlk yaratılışı gerçekleştiren Allah’ın yeniden yaratmaya da gücü yeter.
Başlangıcını unutma.
Varlığını yalnız kendinden bilme.
Başarını kibir sebebi yapma.
Yaratılmış olduğunu değersizlik değil kulluk bilinci olarak gör.
Ölümü Allah'ın kudretinin sınırı sanma.
Ahireti düşünürken ilk yaratılışını hatırla.
Ve şu büyük ölçüyü kalbinin merkezinde tut:
Bir zamanlar bu dünyada sen yoktun; bugün varsın. Seni ilk defa var eden Allah’ın, öldükten sonra yeniden diriltmesini imkânsız görmek kendi yaratılışının en büyük dersini unutmak olur. İnsan başlangıcını hatırladığında hem kibri küçülür hem şükrü büyür hem de ahiretin Allah’ın kudreti için uzak olmadığını daha derinden kavrar.
⠀
Son Söz
“İnsan bazen mezara bakıp yeniden dirilişi uzak görür; Meryem 67 ise ona aynaya bakmasını söyler. Çünkü bugün gördüğün insan bir zamanlar bu dünyada yoktu ve Allah onu var etti. O hâlde hayatını kendinden bilip kibirlenme, ölüm gelince de Allah’ın kudretini bitmiş sanma. Sana verilen zamanı şükürle, doğrulukla ve kullukla değerlendir; çünkü seni ilk defa yaratan Rab, seni yeniden diriltmeye de kadirdir. Başlangıcını hatırlayan insan, hem ne kadar küçük bir kul olduğunu hem de ne kadar büyük bir Rabbin kudreti altında yaşadığını daha iyi anlar.”
Ersan Karavelioğlu