Meryem Suresi 81. Ayette “Kendilerine İzzet ve Güç Olsunlar Diye Allah’tan Başka İlahlar Edindiler” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan bazen güçlü olmak için gücün gerçek kaynağından uzaklaşabilir; çevresine, servetine, makamına veya kutsallaştırdığı varlıklara tutunarak kendisini dokunulmaz sanabilir. Meryem 81 ise izzetin yanlış yerde arandığında insanı özgürleştirmek yerine esir edebileceğini gösterir. Allah’tan başka hiçbir varlık mutlak güç, mutlak güven ve mutlak kulluk makamına sahip değildir. Gerçek izzet, insanın yaratılmışlara kulluk ederek büyümesi değil, yalnız Allah’a kul olarak başını sahte ilahların önünde eğmemesidir.”
Ersan Karavelioğlu
Meryem Suresi 81. Ayetin Anlamı Nedir
Meryem Suresi'nin 81. ayeti, önceki ayetlerde mal, evlat ve dünyevî dayanaklarla güven arayan insanın ardından daha temel bir yanılgıyı gündeme getirmektedir.Ayetin genel anlamı şöyledir:
Burada insanın Allah'tan başka varlıkları ilah edinmesi ve bunun arkasındaki beklenti eleştirilmektedir: Onların kendisine güç, itibar, koruma ve üstünlük sağlayacağını düşünmektedir.“Kendilerine izzet ve güç olsunlar diye Allah’tan başka ilahlar edindiler.”
Meryem Suresi, 19:81
Fakat ayetin asıl mesajı açıktır:
Allah’tan başka hiçbir varlık bağımsız ve mutlak güç sahibi değildir.
İnsan yaratılmış olanı, Yaratan'ın makamına yükselttiğinde güven ararken aslında büyük bir yanılgıya düşmektedir.
“Allah’tan Başka İlahlar Edindiler” İfadesi Ne Anlama Gelir
Buradaki temel mesele şirktir.Yani Allah'a ait olan ilahlık ve kulluk hakkının başka varlıklara verilmesidir.
İnsan:
bir puta,
bir varlığa,
bir güce,
bir kutsallaştırılmış kişiye
Allah'a ait kulluk makamından pay verebilir.
Bu yalnız:
“Bir heykelin önünde eğilmek.”
gibi dar bir görüntüye indirgenmemelidir.
İlah edinmenin özü, yaratılmış bir varlığa Allah'a ait olan mutlak kulluk, bağımsız güç veya ilahî yetkiyi vermektir.
Bununla birlikte günlük hayattaki her bağlılığı veya sevgiyi hemen şirk ilan etmek de doğru değildir.
İnsanın ailesini sevmesi, doktora gitmesi, devlete başvurması veya birinden yardım istemesi kendi başına ilah edinmek değildir.
Şirk ile normal insan ilişkilerini birbirine karıştırmamak gerekir.
İnsan Neden Allah’tan Başka Bir Varlığı İlah Edinmek İster
Ayette bunun önemli sebeplerinden biri açıklanmaktadır:İzzet ve güç beklentisi.
İnsan korunmak ister.
Güçlü olmak ister.
Toplumda itibarlı olmak ister.
Kendisini güvende hissetmek ister.
Bunlar insanın doğal ihtiyaçları olabilir.
Problem, bu ihtiyaçları karşılamak için yaratılmış varlıklara ilahî ve mutlak bir güç atfetmeye başladığında ortaya çıkar.
İnsan şöyle düşünebilir:
“Bu varlık beni mutlaka korur.”
“Bu güç olmasa ben hiçbir şeyim.”
“Bunun desteği varsa bana kimse zarar veremez.”
Bu düşünce zamanla kulluk ilişkisine dönüşebilir.
İnsan güven ararken kimi mutlaklaştırdığına dikkat etmelidir.
Ayette Geçen “İzzet” Ne Anlama Gelir
İzzet:güç,
şeref,
onur,
üstünlük,
saygınlık
gibi anlam alanları taşır.
Fakat Kur’an'ın izzet anlayışı yalnız insanların gözündeki prestij değildir.
Bir insan çok tanınabilir fakat ahlaken küçük olabilir.
Bir başkası toplumda görünmez olabilir fakat Allah katında değerli olabilir.
Bu nedenle gerçek izzet yalnız:
makam,
servet,
şöhret,
kalabalık
ile ölçülmez.
İzzet insanın Allah’a kullukla taşıdığı onur ve bağımsızlıkla da ilgilidir.
Allah'a kul olan insan, yaratılmışları ilahlaştırmaktan özgürleşir.
Allah’tan Başka Varlıklardan Yardım İstemek Her Zaman Şirk midir
Hayır.Bu ayrımı çok açık yapmak gerekir.
Bir doktora:
“Beni tedavi eder misiniz?”
demek şirk değildir.
Bir arkadaşına:
“Şunu taşımama yardım eder misin?”
demek şirk değildir.
Bir avukattan hukuki yardım istemek şirk değildir.
Çünkü bunlar insanların Allah'ın yarattığı sebepler içinde sahip oldukları sınırlı imkânlardan yararlanmaktır.
Problem, bir yaratılmışa Allah'tan bağımsız ve mutlak güç atfetmektir.
Örneğin bir varlığın Allah'tan bağımsız biçimde kaderi yönettiğine veya mutlak olarak her şeyi bildiğine inanmak başka bir meseledir.
Sebebe başvurmak ile sebebi ilahlaştırmak aynı şey değildir.
Mümin sebeplere sarılır fakat sonuçların nihai sahibinin Allah olduğunu bilir.
Para İnsanın İlahı Hâline Gelebilir mi
Meryem 81'in doğrudan konusu Allah'tan başka ilahlar edinilmesidir. Bunu mecazî çağdaş uygulamalara taşırken dikkatli olmak gerekir.Para kendi başına ilah değildir.
Para kazanmak da şirk değildir.
Fakat insan parayı hayatının mutlak değeri ve nihai güveni hâline getirirse ciddi bir manevi problem doğabilir.
Her şeyi para için yapmaya başlar.
Hakkı satar.
İnsanları kullanır.
Helal-haram sınırını önemsemez.
“Param varsa bana hiçbir şey olmaz.”
diye düşünür.
Bu, insanın kalbindeki kulluk dengesinin bozulduğunu gösterebilir.
Ancak her para sevgisine otomatik olarak:
“Şirk.”
demek doğru değildir.
Meryem 81'in bize sordurduğu soru, kalbimizin nihai güvenini nereye bağladığımızdır.
Makam ve Güç de İnsan İçin Sahte Bir Güvenceye Dönüşebilir mi
Evet.İnsan makamı sayesinde:
kapılar açıldığını,
insanların kendisine saygı gösterdiğini,
sözünün dinlendiğini
görebilir.
Bir süre sonra makamını gerçek kimliği sanabilir.
“Bu koltuk olmasa ben neyim?”
diyecek kadar ona bağlanabilir.
Oysa makam geçicidir.
Bugün vardır.
Yarın başkası oturur.
Makam insanın kulluğunu büyütmeli, egosunu değil.
Bir insan gücü Allah'ın kendisine verdiği emanet olarak görürse onu adalet için kullanabilir.
Kendisinin mutlak üstünlük belgesi olarak görürse aynı güç onu kibre sürükleyebilir.
İnsanların Desteğine Güvenmek Yanlış mıdır
Hayır.İnsan sosyal bir varlıktır.
Ailesine güvenir.
Dostlarına güvenir.
Ekibine güvenir.
Bunların hepsi güzel ve değerlidir.
Sorun insan desteğini mutlaklaştırmaktır.
Bir insan:
“Benim arkamda şu kişiler var, artık bana hiçbir şey olmaz.”
diye düşünüyorsa büyük bir yanılgıya düşebilir.
Çünkü insanlar sınırlıdır.
Bugün yanında olan yarın olmayabilir.
Kendisi de güçsüzleşebilir.
İnsanların desteği nimettir; mutlak güvence değildir.
Mümin insanları sever ve desteklerinden yararlanır, fakat nihai güvenini Allah'a bağlamaya çalışır.
Gerçek İzzet Allah’a Kullukla Nasıl Bağlantılıdır
İlk bakışta kulluk ile özgürlük zıt gibi görülebilir.Oysa tevhid anlayışında insan yalnız Allah'a kul oldukça yaratılmışlara kulluktan özgürleşir.
Paranın kölesi olmak zorunda değildir.
İnsanların alkışına bağımlı olmak zorunda değildir.
Makam için onurunu satmak zorunda değildir.
Bir kişinin önünde hakikati terk etmek zorunda değildir.
Çünkü gerçek değerinin kaynağını Allah'ta bulur.
Bu nedenle:
Allah’a kulluk, insanı insanlara karşı kibirli değil; sahte ilahlar karşısında özgür yapar.
Gerçek izzetin önemli bir yönü budur.
İzzet ile Kibir Arasında Ne Fark Vardır
İzzet insanın onurunu korumasıdır.Kibir ise kendisini başkasından üstün görmesi ve hakikate karşı büyüklük taslamasıdır.
İzzetli insan:
“Ben Allah'ın kuluyum, haksızlığa boyun eğmem.”
diyebilir.
Kibirli insan ise:
“Ben herkesten üstünüm.”
der.
Bu iki tavrı birbirine karıştırmamak gerekir.
İzzet insanı küçülmekten korur; kibir başkalarını küçültmeye götürür.
Müminin hedefi kibirsiz izzettir.
Onurlu ama merhametli.
Güçlü ama adil.
Kararlı ama hakikate açık.
Meryem 81'in eleştirdiği güç arayışı, insanı Allah'tan uzaklaştıran sahte bir izzete dayanmaktadır.

Bir İnsan Allah’a İnanıp Yine de Dünyevî Gücü Fazla Yüceltebilir mi
Evet.İnsan dilinde:
“Allah'a inanıyorum.”
diyebilir.
Ama kalbi bütün güvenini:
parasına,
makamına,
çevresine,
kendi zekâsına
bağlamış olabilir.
Bu durumun dereceleri ve dinî hükmü hakkında insanların kolayca kesin teşhisler vermesi doğru değildir.
Fakat manevi açıdan insan kendisini sorgulayabilir:
“Her şey elimden alınsa Rabbime güvenmeye devam edebilir miyim?”
Bu ağır bir sorudur.
Allah'a güvenmek dünyadaki bütün sebepleri terk etmek değildir.
Tam tersine sebepleri kullanırken onların Allah'tan bağımsız olmadığını bilmektir.

Güçlü İnsanlarla Yakın Olmak İnsana Gerçek İzzet Kazandırır mı
Bazen sosyal hayatta avantaj sağlar.Güçlü çevre:
iş fırsatı,
koruma,
itibar
getirebilir.
Bunların kendisi kötü değildir.
Fakat insan değerini yalnız:
“Kimleri tanıyorum?”
sorusuna bağlamamalıdır.
Bir insan dünyanın en güçlü kişilerini tanıyabilir ama karakteri zayıf olabilir.
Bir başka insan kimse tarafından tanınmayabilir fakat dürüst ve onurlu olabilir.
Bağlantıların kapı açabilir; Allah katındaki değerinin yerine geçemez.
Bu nedenle çevre kur fakat çevreni kimliğinin ilahı hâline getirme.

Şöhret ve İnsanların Alkışı da Bir Güç Arayışına Dönüşebilir mi
Evet.İnsan beğenilmek ister.
Bu doğal bir ihtiyaçtır.
Fakat bütün hayatını alkışa göre kurarsa kendi iç özgürlüğünü kaybedebilir.
İnsanlar seviyor diye yanlışını sürdürür.
Takipçi kaybetmemek için hakikati söylemez.
Herkes beğensin diye olmadığı biri gibi davranır.
Bu noktada alkış insanın davranışlarını yönetmeye başlar.
İnsanların seni sevmesi güzel olabilir; insanların sevgisine mahkûm olmak başka şeydir.
Meryem 81'in izzet mesajı bize gerçek onuru insanların alkışından daha kalıcı bir kaynağa bağlamayı öğretir.

Allah’a Güvenmek İnsanlardan ve Sebeplerden Uzaklaşmak mıdır
Hayır.Bu çok önemli bir dengedir.
Allah'a güvenen insan:
çalışır,
doktoruna gider,
iş planı yapar,
güvenilir insanlardan destek alır,
tedbir alır.
Tevekkül sebepleri terk etmek değildir.
Sebebe sarılmak kulluğun, sonucu Allah’tan bilmek tevekkülün parçasıdır.
Bir insan:
“Allah beni korur.”
deyip bütün güvenlik tedbirlerini bırakmamalıdır.
Aynı şekilde:
“Bütün önlemleri aldım, artık Allah'a ihtiyacım yok.”
da dememelidir.
Tevhid insanı bu iki uçtan korur.

Bu Ayet Günümüzde İnsanları veya Kurumları “İlahlaştırmak” Konusunda Ne Öğretir
Bir insana saygı göstermek başka, onu hatasız ve sorgulanamaz hâle getirmek başkadır.Bir lider.
Bir dinî kişi.
Bir sanatçı.
Bir öğretmen.
Bir aile büyüğü.
Hiçbir insan mutlak değildir.
İnsan yanılabilir.
Bu nedenle:
“Bu kişi ne söylerse doğrudur.”
gibi ölçüsüz bağlılıklar insanı hakikatten uzaklaştırabilir.
Ancak her güçlü sevgi veya bağlılığı dinî anlamda doğrudan “ilah edinme” diye nitelendirmek de aşırı olur.
Sağlıklı bağlılık insana değer verir ama onu Allah’ın makamına yükseltmez.
Mümin kişilere değil, hakikate mutlak sadakat gösterir.

Bu Ayet İnsanın Korkularıyla Nasıl İlişkilendirilebilir
İnsan çoğu zaman güçlü varlıklara korku nedeniyle bağlanabilir.“Beni korusun.”
“Bana zarar gelmesin.”
“Arkamda dursun.”
Bu ihtiyaç insanı yanlış yerlere yöneltebilir.
Meryem 81 ise insanın en derin güvenini Allah'a bağlamasını öğretir.
Bu, hiç korkmamak anlamına gelmez.
İnsan korkabilir.
Tedbir alabilir.
Ama korkusu yüzünden hakikati satmamalıdır.
Korku seni tedbire götürebilir; kulluğunu başkasına teslim etmeye götürmemelidir.
Gerçek izzet bazen korktuğu hâlde doğruyu seçebilmektir.

Meryem Suresi 80–82. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
- ayette insanın övündüğü mal ve evlat gibi dünyevî dayanakların geride kalacağı ve insanın Allah'a bireysel hesabıyla geleceği bildirilmişti.
- ayette insanların bunun dışında başka güç kaynakları aradıkları anlatılmaktadır: Kendilerine izzet ve destek sağlayacağını umarak Allah'tan başka ilahlar edinmişlerdir.
- ayette ise bu güven tamamen tersine çevrilecektir: Hayır! O ilah edinilenler onların ibadetini reddedecek ve onlara karşı olacaklardır.
80. ayette mal ve evlat geride kalır, 81. ayette sahte ilahlarla güç aranır, 82. ayette ise o sahte dayanakların bile insanın karşısına çıkacağı bildirilir.
Kur’an insanı bütün sahte güvenlerden çıkarıp Allah'a kulluk ve gerçek tevhide yöneltmektedir.

Meryem Suresi 81. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Meryem 81'in en büyük manevi mesajlarından biri şudur:İzzeti yanlış yerde arama.
İnsanların önünde güçlü görünmek uğruna Allah'ın huzurunda küçülme.
Para için onurunu satma.
Makam için hakkı terk etme.
Çevre kazanmak için vicdanını kaybetme.
Bir insanı veya bir gücü mutlaklaştırma.
Gerçek izzet, insanın:
“Ben yalnız Allah’ın kuluyum.”
diyebilmesidir.
Bu cümle insanı hem kibirden hem kölelikten korur.
Çünkü Allah'a kulluk eden kişi kendi gücünü de ilahlaştırmaz, başkasının gücünü de.

Meryem Suresi 81. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Meryem Suresi'nin 81. ayeti insanın çok temel bir ihtiyacını gündeme getirmektedir: Güvende, güçlü ve saygın olmak.İnsan izzet ister.
Kimse aşağılanmak istemez.
Kimse tamamen güçsüz hissetmek istemez.
İnsan kendisini koruyacak bir dayanak arar.
Ayet bu ihtiyacı küçümsemiyor; insanın izzeti nerede aradığına dikkat çekiyor.
Çünkü doğru ihtiyaç yanlış kaynağa yönelirse insan kendisini kaybedebilir.
İnsan gücü para içinde arar.
Bir süre para verir.
Daha sonra para azalır ve güveni çöker.
Gücü makamda arar.
Makam biter ve kendisini değersiz hisseder.
Gücü insanların alkışında arar.
İnsanlar başka tarafa döner ve kimliği sarsılır.
Geçici şeylere bağlanan mutlak güven, o şeylerle birlikte geçicidir.
Meryem 81 bunun yerine insanın nihai güvenini Allah'a bağlamasını ister.
Bu, dünyevî araçları değersizleştirmez.
Para yine önemlidir.
İyi çevre önemlidir.
Makam önemlidir.
Ama bunların hepsi araçtır.
Araç, Rab hâline getirilmemelidir.
Bir iş insanı parasını kullanır fakat para uğruna bütün değerlerini satmaz.
Bir yönetici makamını kullanır fakat makam uğruna adaleti terk etmez.
Bir insan çevresinden yardım alır fakat çevresi uğruna Allah'ın sınırlarını görmezden gelmez.
İşte tevhidin günlük hayattaki yansımalarından biri budur.
Meryem 81 bize izzetin yönünü de öğretir.
Bazı insanlar izzetli görünmek için başkalarını ezer.
Sesini yükseltir.
İnsanlara korku verir.
Servetini gösterir.
Gücünü sergiler.
Bunun izzet olduğunu sanır.
Oysa bu bazen derin bir güvensizliğin dış görüntüsü olabilir.
Gerçek izzet sürekli kendini kanıtlamaya ihtiyaç duymaz.
Gerçekten onurlu insan, başkasını aşağılayarak büyümeye çalışmaz.
Çünkü kendi değerini başka insanın küçüklüğünden üretmez.
Allah'a kul olduğunu bilen kişi hem kendisini hem başkasını Allah'ın yaratılmış kulu olarak görür.
Bu ona tevazu kazandırır.
Ayet aynı zamanda insanların güçlü kişilere aşırı bağlılığına da önemli bir ölçü getirir.
Bir lider iyi olabilir.
Desteklenebilir.
Bir öğretmen sevilebilir.
Bir âlimden faydalanılabilir.
Ama hiçbiri hatasız değildir.
Bir insan:
“Benim bağlı olduğum kişi yanlış yapamaz.”
demeye başladığında ciddi bir körlük gelişebilir.
Çünkü insan insandır.
Kişiye sevgi, hakikate sadakatin önüne geçmemelidir.
Doğruyu kişi belirlemez; kişi doğruya uygun olduğu ölçüde desteklenir.
Bu, insanın hem dinî hem sosyal hayatında çok önemli bir özgürlük ilkesidir.
Meryem 81'in mesajını aile hayatına da taşıyabiliriz.
Bir çocuk babasını çok güçlü görebilir.
Bu doğaldır.
Ama anne baba çocuğa:
“Ben senin hayatının mutlak sahibiyim.”
duygusu vermemelidir.
Anne baba saygıyı hak eder.
Fakat Allah'ın kullarıdır.
Çocuk da Allah'ın kuludur.
Ailede otorite vardır; ilahlık yoktur.
Bu nedenle anne baba sevgisini ve otoritesini çocuğu zorla kendi kişiliğinin uzantısına dönüştürmek için kullanmamalıdır.
Ailede gerçek güç korku üretmek değil, güven üretmektir.
Meryem 81 iş hayatında da insanı özgürleştiren bir ayettir.
İnsan patronundan korkabilir.
İşini kaybetmek istemez.
Bu anlaşılır.
Fakat bir noktada kendisine açıkça haksızlık yaptırılıyorsa:
“Patronum söyledi, o hâlde her şey meşrudur.”
diyemez.
İnsanlara itaat ve kurumlara bağlılık ahlaki sınırların üzerinde değildir.
Bir yöneticinin yetkisi vardır.
Ama mutlak değildir.
Bu düşünce çalışanı isyana değil, sağlıklı bir ahlaki sınıra götürür.
Hiçbir insanın emri Allah’ın ve ahlakın sınırlarını ortadan kaldırmaz.
Bu tevhidin insan onuruna kazandırdığı çok önemli bir güçtür.
Meryem 81'in servet açısından mesajı da güçlüdür.
Para insana gerçek imkân verir.
Bunu inkâr etmek anlamsızdır.
Para olmadan birçok ihtiyaç karşılanamaz.
Fakat para insanın korkularını tamamen yok edemez.
Çok zengin bir insan da:
hastalanabilir,
yalnız kalabilir,
çocuğuyla sorun yaşayabilir,
ölebilir.
Bu nedenle para tanrılaştırıldığında taşıyamayacağı bir yükün altına sokulur.
Paradan ekonomik işlevini bekle.
Ama kalbinin kurtuluşunu bekleme.
Servetini kullan.
Ama ona secde etme.
Bu ifade mecazîdir; asıl mesaj, insanın bütün değerlerini servete teslim etmemesidir.
Para iyi bir hizmetkâr olabilir; kötü bir efendiye dönüşebilir.
Meryem 81'in sosyal medya çağındaki karşılığı da son derece dikkat çekicidir.
Bugün izzet bazen:
beğeni,
takipçi,
mavi tik,
görünürlük
ile karıştırılabilir.
Bir insan paylaşım yaptığında çok ilgi görür.
Kendisini değerli hisseder.
Ertesi gün ilgi azalır.
Moral bozulur.
Eğer insan bütün değerini insanların ekran üzerindeki tepkisine bağlamışsa çok kırılgan bir kimlik oluşturur.
Beğeni sayısı değerin değil, görünürlüğün ölçüsüdür.
Bunu ayırmak gerekir.
İnsanların sevgisi güzeldir.
Ama gerçek kimliğini yalnız onların onayı üzerine kurmamak gerekir.
Meryem 81 bize Allah'a kulluğun neden özgürleştirici olduğunu burada gösterir.
Eğer asıl değerimin kaynağı Allah ise herkesin beni beğenmesi şart değildir.
Eleştiri alabilirim.
Yanlış anlaşılabilirim.
Yine de doğru olduğuna inandığım ve Allah'ın ölçüsüne uygun olanı yapmaya çalışabilirim.
Bu insanı toplumdan koparmaz.
Ama topluma bağımlı köle hâline gelmesini engeller.
Hakikate sadakat, alkış bağımlılığından daha büyük bir özgürlüktür.
Ayetin “ilahlar” ifadesini günümüzde kullanırken ise dikkatli olmak gerekir.
Her tutkuyu:
“Sen bunu ilah edindin.”
diye suçlama aracına çevirmemeliyiz.
Dinî anlamda şirk ciddi ve belirli bir kavramdır.
Bir insanın telefona çok vakit ayırması onu otomatik müşrik yapmaz.
Parayı çok sevmesi de tek başına böyle bir hüküm için yeterli değildir.
Fakat bunlar kalbin yönünü sorgulamak için manevi benzetmeler oluşturabilir.
Dinî hüküm başka, ahlaki öz muhasebe başka şeydir.
Bu ayrımı korumak insanları haksız yere ağır dinî sıfatlarla suçlamaktan bizi korur.
Meryem 81 bizi özellikle şu soruyla baş başa bırakır:
“Gücümü nereden alıyorum?”
Bu soru insanın kendi içine bakmasını sağlar.
Ben kendimi yalnız param varken mi değerli hissediyorum?
Makamım giderse kimliğim çöküyor mu?
İnsanlar beni eleştirdiğinde bütün benliğim dağılıyor mu?
Belki de izzet kaynağımı yanlış yere bağladım.
Allah'a kulluk insana daha sağlam bir merkez kazandırır.
Para varsa şükreder.
Yoksa insan olarak değerinin sıfırlanmadığını bilir.
Makam varsa emanettir.
Yoksa kulluğu devam eder.
İnsanlar alkışlarsa şükreder.
Alkışlamazsa hakikati terk etmek zorunda olmadığını bilir.
Allah’a bağlı kimlik, dünyanın değişken şartları içinde insanın iç merkezini korumasına yardımcı olur.
Bu, Meryem 81'in çok güçlü bir psikolojik ve manevi yönüdür.
Ayet aynı zamanda korkuyla itaat meselesini de düşündürür.
İnsan bazen kendisine zarar verebilecek bir gücü o kadar büyütür ki doğruyu söyleyemez hâle gelir.
Bu noktada tevhid kalbe şu güveni getirir:
O insanın gücü sınırlıdır.
Benim Rabbim Allah'tır.
Bu, insanın dikkatsizce tehlikeye atılması anlamına gelmez.
Tedbir gerekir.
Güvenlik gerekir.
Bazen susmak veya uzaklaşmak gerekir.
Fakat kalbin içinde kimseyi Allah'ın gücüne ortak gibi büyütme.
Tevhid, tedbiri kaldırmaz; korkunun mutlaklaşmasını engeller.
Bu özellikle zulüm yaşayan insan için önemli bir manevi dayanaktır.
Meryem 81'in bir diğer büyük mesajı şudur:
İzzet Allah'a yakınlıkla aranırken başkalarını küçültmeyi gerektirmez.
Bazen dinî kimlik de yanlış biçimde kibir aracına dönüşebilir.
İnsan:
“Ben Müslümanım, o hâlde herkesten üstünüm.”
deyip insanlara hakaret edebilir.
Bu doğru bir izzet anlayışı değildir.
İman insanı sorumluluğa ve tevazuya çağırır.
Hidayet nimetse şükür gerekir.
Şükür ise:
“Ben bunu kendi üstünlüğümle kazandım.”
değil,
“Allah bana nimet verdi.”
demektir.
Gerçek dinî izzet, kibre değil kulluğa götürür.
Meryem 81 ahiret açısından da çok ciddi bir uyarı taşır.
Dünyada güç sağladığını düşündüğün şey, ahirette seni koruyabilecek mi?
İşte 82. ayet bu soruya çok sert bir cevap verecektir.
İnsan ilah edindiği varlıkların kendisine yardım edeceğini düşünürken, onlar onun ibadetini reddedecek ve ona karşı olacaklardır.
Bu, sahte güvenin tam çöküşüdür.
İnsan dünyada neye yaslandığına dikkat etmelidir; çünkü her dayanak ahirette dayanacak güçte değildir.
Allah dışında mutlak dayanak yoktur.
Meryem Suresi'nin 81. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: İzzeti ve güveni nerede arıyorum? Paramı, makamımı veya çevremi Allah'tan bağımsız bir güvence gibi mi görüyorum? Sevdiğim ve takip ettiğim insanları sorgulanamaz hâle mi getiriyorum? İnsanların alkışı uğruna hakikati terk ediyor muyum? Allah'a kulluk beni yaratılmışlara bağımlılıktan gerçekten özgürleştiriyor mu?
Bu sorular ayetin yalnız geçmişte bazı insanların Allah'tan başka ilahlar edinmesini anlatmadığını; tevhid, şirk, izzet, güç, makam, servet, insan bağımlılığı, özgürlük ve tevekkül hakkında çok kapsamlı bir hayat ölçüsü sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Meryem 81 bize şunu öğretmektedir: İnsan kendisine güç ve izzet sağlayacağını düşünerek Allah'tan başka varlıkları ilah edinirse gerçek güveni yanlış yerde aramış olur. Allah'tan başka hiçbir yaratılmış mutlak güç, mutlak koruma ve kulluk hakkına sahip değildir.
İnsanları sev ama ilahlaştırma.
Parayı kullan ama ona teslim olma.
Makam sahibi ol ama makamı kimliğinin Rabbi yapma.
Çevrenden destek al ama desteği mutlaklaştırma.
Güçlü ol ama kibirlenme.
Allah'a dayan ama sebepleri terk etme.
Ve şu büyük ölçüyü kalbinin merkezinde tut:
Gerçek izzet, seni insanların önünde büyük gösteren şeylerin çokluğu değildir. Gerçek izzet, bütün yaratılmışların sınırlı olduğunu bilip yalnız Allah’a kul olabilmektir. Çünkü insan Allah’tan uzaklaşarak güç aradığında sahte dayanaklara bağımlı olur; Allah’a kullukta ise yaratılmışların önünde manevi özgürlüğünü kazanır.
⠀
Son Söz
“Meryem 81, insanın en derin güç arayışını sorgular: Seni gerçekten güçlü yapan nedir? Paran mı, makamın mı, çevren mi, insanların alkışı mı? Bunların hepsi nimet olabilir ama hiçbiri mutlak değildir. Onları kullan, değerlendir ve şükrünü yap; fakat kalbinin tahtına oturtma. Çünkü yaratılmıştan mutlak izzet bekleyen insan bir gün onun sınırlılığıyla yüzleşir. Yalnız Allah’a kul olan ise başka kulları ilahlaştırmak zorunda kalmaz; gerçek onurunu da tam burada bulur.”
Ersan Karavelioğlu