📖 Hicr Suresi 62. Ayette “Siz Tanınmayan Kimselersiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,531
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 62. Ayette “Siz Tanınmayan Kimselersiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 61. ayette Allah tarafından görevlendirilen meleklerin Hz. Lût’un yanına ulaştıkları bildirilmişti. 62. ayette Hz. Lût, karşısındaki kişilerin kim olduklarını bilmediğini açıkça ifade eder: ‘Siz tanınmayan kimselersiniz.’ Ayette geçen ‘münkerûn’ kelimesi burada doğrudan ‘kötü, günahkâr veya ahlaksız insanlar’ anlamına gelmez; bağlama göre tanınmayan, yabancı, daha önce görülmemiş kimseler anlamındadır. Bu ayrım son derece önemlidir. Hz. Lût yabancıları görür görmez suçlamaz; yalnızca onları tanımadığını söyler. Böylece ayet, ihtiyat ile önyargı arasındaki farkı düşündürür: Bir insanı tanımıyor olmak ona hemen güvenmek zorunda olduğumuz anlamına gelmediği gibi, onu suçlu ilan etme hakkı da vermez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 62. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Kâle innekum kavmun münkerûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Lût dedi ki: Siz tanınmayan kimselersiniz.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette meleklerin Hz. Lût’un yanına geldiği bildirilmişti. Hz. Lût onların gerçek kimliklerini henüz bilmemektedir.

Bu nedenle karşısındaki kişilere ilişkin bildiği kadarıyla konuşur:

“Sizi tanımıyorum.”

Bu kısa cümle, hem peygamberlerin insanî bilgi sınırını hem de yabancı karşısında makul ihtiyatı göstermesi bakımından oldukça dikkat çekicidir.

2️⃣ Ayetteki “Münkerûn” Ne Anlama Gelir ❓​

“Münkerûn”, burada tanınmayan, yabancı, alışılmadık kimseler anlamındadır.

Kelimenin kökü başka bağlamlarda kötü görülen, reddedilen davranış anlamıyla da kullanılabilir. Ancak bir kelimenin kökü aynı olsa bile bağlama göre anlam değişebilir.

Bu ayette Hz. Lût’un:

“Siz kötü insanlarsınız.”

dediği anlaşılmamalıdır.

Daha doğru anlam:

“Sizi tanımıyorum; bana yabancısınız.”

şeklindedir.

3️⃣ Aynı Kelime Farklı Ayetlerde Farklı Anlamlara Gelebilir mi ❓​

Evet.

Dil böyle işler.

Bir kelime farklı cümlelerde farklı anlam tonları kazanabilir. Bu nedenle Kur’an kelimelerini yalnız sözlükteki ilk anlamla yorumlamak yeterli değildir.

Bağlam, cümlenin yapısı ve kıssanın akışı birlikte değerlendirilmelidir.

“Münker” kelimesinin başka ayetlerde ahlaken yanlış davranış anlamına gelmesi, burada Hz. Lût’un misafirlerine ahlaki suç isnat ettiği anlamına gelmez.

4️⃣ Hz. Lût Melekleri Neden Tanımadı ❓​

Çünkü melekler insan suretinde gelmişlerdir ve Hz. Lût onların gerçek kimliğini ilk anda bilmemektedir.

Bu durum daha önce Hz. İbrahim kıssasında da görülmüştü.

Hz. İbrahim de misafirlerinin melek olduğunu başlangıçta anlamamıştı.

Böylece Kur’an tekrar tekrar şu sınırı gösterir:

Peygamberler Allah’ın bildirdiği dışında bağımsız biçimde bütün gaybı bilen varlıklar değildir.

5️⃣ Peygamberlerin Bir Şeyi Bilmemesi Onların Değerini Azaltır mı ❓​

Hayır.

Peygamberlik, insanın Allah’a dönüşmesi veya sınırsız bilgiye kavuşması değildir.

Peygamberler Allah’ın seçtiği kullardır ve kendilerine vahiy verilir.

Ama yine de insandırlar.

Bilmedikleri şeyler vardır.

Soru sorabilirler.

Şaşırabilirler.

Korkabilirler.

Bir kişiyi ilk anda tanımayabilirler.

Peygamber sevgisi, peygambere Allah’a ait özellikler yüklemeyi gerektirmez.

6️⃣ Hz. Lût’un “Sizi Tanımıyorum” Demesi Kötü Zan mıdır ❓​

Hayır.

Bir insanı tanımamak başka, onun hakkında delilsiz kötü hüküm vermek başkadır.

Hz. Lût:

“Siz suçlusunuz.”

demiyor.

“Siz yalancısınız.”

demiyor.

Yalnızca kendisi için açık olan gerçeği ifade ediyor:

“Sizi tanımıyorum.”

Bu, kötü zan değil bilgi sınırını dürüstçe ifade etmektir.

7️⃣ Yabancı Birine Karşı İhtiyatlı Olmak Doğru mudur ❓​

Evet.

İnsan tanımadığı bir kişiye karşı belirli ölçüde dikkatli olabilir.

Kapımıza gelen kişinin kimliğini sorabiliriz.

Banka bilgisi isteyen bir yabancıyı doğrulayabiliriz.

İnternetten gelen şüpheli bağlantıya tıklamayabiliriz.

Telefonla arayıp kendisini banka görevlisi olarak tanıtan kişinin gerçekten banka çalışanı olup olmadığını kontrol edebiliriz.

İhtiyat düşmanlık değildir.

8️⃣ Her Yabancıyı Tehlikeli Saymak Doğru mudur ❓​

Hayır.

İhtiyat ile önyargı arasındaki sınır tam burada ortaya çıkar.

İhtiyat:

“Bu kişiyi tanımıyorum, önce kim olduğunu öğreneyim.”

der.

Önyargı ise:

“Bu kişiyi tanımıyorum, dolayısıyla kesin kötüdür.”

der.

Birincisi bilgi arar.

İkincisi bilgiden önce hüküm verir.

Hicr 62’nin dili birinci tavra daha yakındır.

9️⃣ İnsanları Dış Görünüşlerinden Tanıyabilir miyiz ❓​

Bir ölçüde bazı ipuçları alabiliriz; fakat kişinin bütün karakterini dış görünüşünden bilemeyiz.

Kıyafet.

Irk.

Saç.

Sakal.

Yaş.

Servet.

Meslek.

Bunların hiçbiri tek başına insanın ahlakının kesin göstergesi değildir.

Hz. Lût’un karşısındaki kişiler görünüşte yabancı insanlardır; gerçekte ise Allah’ın melek elçileridir.

Bu da görünüşten kesin hüküm vermenin sınırını düşündürür.

🔟 “Tanımadığım İçin Güvenmiyorum” Demek Yanlış mıdır ❓​

Hayır.

Güven genellikle zaman, bilgi ve davranış üzerinden oluşur.

Bir kişiye ilk karşılaşmada sınırsız güvenmek zorunda değiliz.

Ancak “Henüz güvenmiyorum” ile “Bu kişi kesin kötüdür” aynı cümle değildir.

İlkinde ihtiyat vardır.

İkincisinde hüküm vardır.

Sağlıklı ilişki, güvenin sözden çok tutarlı davranışlarla zaman içinde oluşmasına izin verir.

1️⃣1️⃣ Din Bize Herkese Körü Körüne Güvenmeyi mi Öğretir ❓​

Hayır.

İyi niyetli olmak saf olmak anlamına gelmez.

İnsan doğrulama yapabilir.

Sözleşme yapabilir.

Borç verirken kayıt tutabilir.

İş ilişkilerinde güvenlik önlemleri alabilir.

Çocuklarını yabancılara karşı bilinçlendirebilir.

Tedbir almak insanlara düşman olmak değildir.

Allah’a güvenmek de insanın bütün güvenlik tedbirlerini bırakmasını gerektirmez.

1️⃣2️⃣ Misafire Kimliğini Sormak Ayıp mıdır ❓​

Şartlara göre hayır.

Özellikle güvenliğin önemli olduğu modern şehir hayatında, tanımadığımız birinin kapımıza gelmesi durumunda kim olduğunu sormak son derece makul olabilir.

Misafirperverlik:

“Kim olursa olsun kapımı sorgusuz açarım.”

demek değildir.

İnsan hem nazik hem tedbirli olabilir.

Nezaket ile güvenlik birbirinin düşmanı değildir.

1️⃣3️⃣ Hz. Lût’un Endişesi Yalnız Kendisi İçin miydi ❓​

Kıssanın devamı, asıl büyük endişesinin misafirleriyle ilgili olduğunu gösterecektir.

Hz. Lût kendi toplumundaki bazı insanların yabancılara yönelik kötü niyetlerini bilmektedir.

Dolayısıyla bu kişilerin evine gelmesi onda yalnız merak değil, misafirlerinin güvenliği konusunda ciddi kaygı da oluşturacaktır.

Bu, kıssanın toplumsal ahlak boyutunu güçlendirir:

Bir toplumun yabancı ve savunmasız insanlara nasıl davrandığı, o toplumun ahlaki durumunun önemli göstergelerinden biridir.

1️⃣4️⃣ Yabancı Olmak İnsanın Haklarını Azaltır mı ❓​

Hayır.

Bir kişinin bizim ailemizden, milletimizden veya ülkemizden olmaması onun insanlık değerini azaltmaz.

Yabancı kişi de saldırıya uğramama, onurunun korunması ve temel güvenlik açısından insandır.

Bu nedenle:

“Bizden değil.”

cümlesi başkasına yapılan haksızlığı meşrulaştıramaz.

Hz. Lût kıssasının ilerleyen bölümü, yabancı misafirlerin güvenliğini koruma meselesini çok güçlü biçimde gündeme getirecektir.

1️⃣5️⃣ Toplum Yabancılara Nasıl Davranmalı ❓​

Güvenlik kontrolleri yapılabilir.

Yasal düzenlemeler olabilir.

Kimlik doğrulaması yapılabilir.

Ancak bunların hiçbiri yabancıyı insanlık dışı muameleye maruz bırakmayı meşrulaştırmaz.

Bir toplum kendi güvenliğini korurken de adil olabilir.

Güvenlik ile insan onuru arasında zorunlu bir düşmanlık yoktur.

1️⃣6️⃣ Güvenlik Gerekçesi Her Türlü Kontrolü Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır.

Güvenlik önemlidir fakat sınırsız bir gerekçe değildir.

“Güvenlik” adı altında insanların özel hayatının tamamen ortadan kaldırılması, keyfî takibi veya delilsiz suçlanması ayrı bir sorun oluşturabilir.

Gerçek güvenlik:

tehdidi azaltırken insan onurunu ve hukuku da korumaya çalışmalıdır.

İhtiyat ile paranoya arasındaki çizgi burada da önemlidir.

1️⃣7️⃣ “Tanımıyorum” Diyebilmek Neden Bir Bilgi Erdemidir ❓​

Çünkü insan bazen her konuda kesin konuşmak ister.

Birini birkaç dakika görür ve:

“Ben insan sarrafıyım, bunun nasıl biri olduğunu anladım.”

der.

Ama insan karakteri çoğu zaman bu kadar kolay okunamaz.

Hz. Lût’un tavrı daha ölçülüdür.

O yalnız bildiği şeyi söyler:

“Sizi tanımıyorum.”

Bu cümle aslında büyük bir entelektüel erdem taşır:

Bilginin bittiği yerde hükmü durdurmak.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 61 ve 62. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 61. ayette meleklerin Hz. Lût’un yanına geldiği bildirilmişti. 62. ayette ise Hz. Lût onları tanımadığını açıklar:

“Siz tanınmayan kimselersiniz.”

Böylece karşılaşmanın ilk aşaması tamamlanır.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 63. ayette melekler kim olduklarını ve neden geldiklerini açıklamaya başlayacak ve şöyle diyeceklerdir: “Hayır, biz sana onların şüphe etmekte oldukları şeyi getirdik.” Bu ayeti ele alırken özellikle Lût kavminin hangi ilahî uyarı konusunda şüphe ettiği, meleklerin gelişinin ilahî hükmün haberi oluşu, şüphenin her durumda günah olmadığı fakat sürekli alaycı inkâr ve uyarıyı küçümseme tavrının farklı olduğu, peygamberin tehdidinin kişisel intikam olmadığı ve ilahî hükümle insan tehditlerinin birbirinden ayrılması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 62. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 62. ayet yalnız birkaç kelimedir:

“Siz tanınmayan kimselersiniz.”

Fakat bu kısa ifade çok önemli bir ahlak ve bilgi dersi içerir.

Hz. Lût karşısındaki kişileri tanımıyor.

Ve bunu açıkça söylüyor.

Ne daha fazlasını iddia ediyor.

Ne de eksik söylüyor.

Bildiklerinin sınırında kalıyor.

Bu, modern insan için düşündüğümüzden daha önemli bir erdemdir.

Bugün insan çok hızlı hüküm verebilir.

Bir fotoğraf görür.

Karar verir.

Bir cümle duyar.

Karar verir.

Bir insanın hangi şehirden olduğunu öğrenir.

Karar verir.

Siyasi görüşünü öğrenir.

Karar verir.

Dinini öğrenir.

Karar verir.

Mesleğini öğrenir.

Karar verir.

Fakat insanın gerçek karakteri bütün bu etiketlerden çok daha karmaşık olabilir.

Hızlı hüküm her zaman doğru hüküm değildir.

Hz. Lût:

“Sizi tanımıyorum.”

diyor.

Şu cümleyi söylemiyor:

“Sizi tanımıyorum, demek ki kötüsünüz.”

Bu iki cümle arasındaki fark çok büyüktür.

Birinci cümlede bilgi eksikliği vardır.

İkincisinde bilgi eksikliğinin üzerine kurulmuş hüküm vardır.

İşte önyargının temel mekanizmalarından biri budur.

İnsan bilmediği boşluğu tahminle doldurur.

Sonra tahminini gerçek sanır.

Bir yabancının yüzünü ciddi görür:

“Bana kesin kötü niyetli.”

der.

Bir insan cevap vermeyi geciktirir:

“Beni kesin küçümsüyor.”

der.

Bir arkadaş mesajını görür ama yazmaz:

“Artık beni sevmiyor.”

der.

Oysa başka açıklamalar olabilir.

Bu yüzden sağlıklı düşünmenin önemli kurallarından biri şudur:

Bilmediğin şeyi bilgi gibi kullanma.

Hz. Lût’un sözü bu açıdan çok temizdir.

“Sizi tanımıyorum.”

Hepsi bu.

Bu tavır sosyal medyada özellikle değerlidir.

İnsan birkaç saniyelik video izler ve bütün olay hakkında hüküm verir.

Videonun öncesi yoktur.

Sonrası yoktur.

Bağlam yoktur.

Ama yorumlar binlerce kesin hükümle dolar.

Biri:

“Kesin suçlu.”

der.

Diğeri:

“Kesin masum.”

der.

Oysa bazen en doğru cümle:

“Bu görüntüden bütün olayın ne olduğunu bilmiyoruz.”

olabilir.

Bilmiyorum diyebilmek cehalet değil, cehaletin farkında olmaktır.

Bu bilimde önemlidir.

Hukukta önemlidir.

Dinî yorumda önemlidir.

İnsan ilişkilerinde önemlidir.

Hicr 62’nin bir başka büyük mesajı ihtiyat ile önyargıyı ayırmaktır.

İnsan:

“Tanımadığım birinden banka şifremi isteyen mesaja güvenmeyeceğim.”

diyebilir.

Bu akıllıcadır.

Ama:

“Bu kişi başka ülkeden gelmiş, kesin suçludur.”

demek başka şeydir.

Birincisi davranış ve risk üzerinden değerlendirmedir.

İkincisi kimlik üzerinden suçlamadır.

İşte adalet bu ayrımı gerektirir.

İnsan kimlik yerine delile bakmalıdır.

Bir yabancı kötü olabilir.

Yerel biri de kötü olabilir.

Zengin biri dürüst olabilir.

Fakir biri de olabilir.

Her grubun içinde farklı insanlar bulunur.

Etiket karakter değildir.

Hz. Lût’un karşısındaki misafirler bunun çok çarpıcı örneğidir.

Dışarıdan bakıldığında yabancı kişilerdir.

Gerçekte ise Allah’ın melekleridir.

Elbette buradan:

“Her yabancı melek olabilir.”

gibi fantastik bir sonuç çıkarılamaz.

Ama ahlaki ders nettir:

Görünüş bütün hakikati söylemez.

İnsan davranışlarını zaman içinde görmeden karakter hakkında kesin hüküm vermemek gerekir.

Bu ayet peygamberlerin gayb bilgisi konusunda da çok güçlüdür.

Hz. Lût melekleri tanımıyor.

Bu olayın Kur’an’da açıkça yer alması önemlidir.

Eğer peygamberler bağımsız biçimde her şeyi biliyor olsaydı Hz. Lût:

“Siz tanınmayan kimselersiniz.”

demezdi.

Demek ki peygamberin bilgisi Allah’ın verdiği kadardır.

Bu, peygamberi küçültmez.

Tam tersine tevhidi korur.

Peygamberi sevmek için onu ilahlaştırmamız gerekmez.

Hz. Lût’un değeri her şeyi bilmesinden değil, Allah’ın elçisi olmasından ve görevine sadakatinden gelir.

Aynı ilke diğer dinî şahsiyetler için de geçerlidir.

Bir âlim çok şey biliyor olabilir.

Ama her şeyi bilmez.

Bir şeyh veya mürşid bilgili olabilir.

Ama insanların içinden geçen her şeyi bilmek zorunda değildir.

Bir din adamının bir insanın kalbini kesin biçimde okuduğunu düşünmek tehlikelidir.

Kalplerin tam bilgisi Allah’a aittir.

İnsan davranışları değerlendirir.

Delilleri inceler.

Ama kişinin iç dünyasının bütününü mutlak biçimde bildiğini iddia edemez.

Hicr 62 bunun sınırını düşündürür.

Ayetin güvenlik boyutu da günümüz açısından oldukça günceldir.

İnsanlar dolandırıcılıkla karşılaşabilir.

Telefon dolandırıcılığı.

Sahte banka mesajları.

Sahte yatırım teklifleri.

Sosyal medya üzerinden kurulan sahte ilişkiler.

Bütün bunlarda “İyi niyetli olacağım” diye sorgusuz güvenmek doğru değildir.

Tanımadığımız birinin:

“Bana inan.”

demesi tek başına yeterli değildir.

Kim olduğunu doğrulamak gerekir.

İşlem güvenli mi bakmak gerekir.

Gerekirse ilgili kurumun resmî numarasını kendimiz aramalıyız.

Bu tevekkülsüzlük değil, aklın kullanılmasıdır.

Ama güvenlik kaygısını paranoyaya dönüştürmek de yanlıştır.

Herkes dolandırıcı değildir.

Herkes düşman değildir.

İnsan bütün hayatını:

“Kimseye güvenilmez.”

düşüncesiyle yaşarsa sağlıklı ilişki kurmakta zorlanabilir.

Bu nedenle güven ya hep ya hiç değildir.

Derecelidir.

Yeni tanıştığımız birine temel nezaket gösteririz.

Zamanla davranışlarını görürüz.

Güven oluşur.

Daha özel bilgileri paylaşırız.

Bu doğal bir süreçtir.

Güven kazanılır, fakat insan onuru başlangıçtan itibaren korunur.

Bu cümle Hicr 62’nin çağdaş uygulamalarından biri olabilir.

Birini tanımıyor olmak ona hakaret etme hakkı vermez.

Ama tanımıyor olmak nedeniyle mahrem bilgilerimizi hemen teslim etmek zorunda da değiliz.

Bu iki ilke birlikte yürüyebilir.

Ayet göçmenler, yabancılar ve farklı toplumlara mensup insanlarla ilişkimiz açısından da düşündürücüdür.

Bir insan başka ülkeden gelmiş olabilir.

Dilini iyi konuşmuyor olabilir.

Kültürü farklı olabilir.

Bunlar onu otomatik olarak tehdit hâline getirmez.

Elbette devletler sınır güvenliği ve hukuk düzeni kurabilir.

Kimlik kontrolü yapabilir.

Suç işleyen kişi hakkında hukuk işletilebilir.

Ama bütün bir insan topluluğunu yalnız “yabancı” olduğu için suçlu ilan etmek adalet değildir.

Yabancılık suç değildir.

Bu özellikle Hz. Lût kıssasının devamı düşünüldüğünde daha da önemlidir.

Çünkü Hz. Lût’un kavmindeki problem yabancı misafirlerin varlığı değil, toplumdaki bazı insanların bu yabancılara tehdit oluşturmasıdır.

Ahlaki problem misafirin yabancı olması değildir.

Ahlaki problem yabancının güvenliğinin yok sayılmasıdır.

Bu ayrım çok değerlidir.

Bir toplumun medeniliğinin ölçülerinden biri de kendisini savunamayacak veya yerel sistemi bilmeyen kişilere nasıl davrandığıdır.

Turist.

Mülteci.

Çocuk.

Yaşlı.

Engelli.

Hasta.

Yoksul.

Bunların hepsi farklı biçimlerde daha savunmasız olabilir.

Ahlak güçlüye nasıl davrandığımızdan çok, bazen güçsüze nasıl davrandığımızda ortaya çıkar.

Hicr 62’nin bilgi ahlakı açısından başka bir mesajı, kelimeleri bağlamından koparmamaktır.

“Münkerûn” kelimesini gören biri:

“Münker kötü demek, demek ki Hz. Lût meleklere kötü insanlar dedi.”

şeklinde yanlış sonuca varabilir.

Bu, dilin bağlamını gözden kaçırmaktır.

Aynı kökten gelen kelimelerin farklı kullanımları olabilir.

Bu nedenle Kur’an çevirisinde yalnız kelime karşılığı değil, bağlam bilgisi önemlidir.

Tefsirin görevlerinden biri de budur.

Bir kelimeyi mekanik biçimde her yerde aynı Türkçe sözcükle çevirmek bazen anlamı bozabilir.

Bu durum Kur’an’ın başka pek çok kavramında da geçerlidir.

Dil yaşayan bir bağlam sistemidir.

Bu nedenle ayeti anlamak için önceki ve sonraki ayetlere bakmak gerekir.

Hicr 61:

Melekler geldi.

Hicr 62:

Hz. Lût onları tanımadı.

Hicr 63:

Onlar geliş amaçlarını açıklamaya başlayacak.

Bu akış içinde “münkerûn” kelimesinin yabancı/tanınmayan anlamı son derece doğal hâle gelir.

Bu da Kur’an okumada önemli bir yöntem öğretir:

Tek ayeti cımbızla çekip bütün anlamı onun üzerinden kurma.

Öncesine bak.

Sonrasına bak.

Kıssanın tamamına bak.

Sonra hüküm ver.

Aynı yöntem insan ilişkilerinde de işe yarar.

Bir insanın tek cümlesini bağlamından koparıp bütün karakteri hakkında hüküm vermek yanlış olabilir.

Onun ne öncesinde söylediğine bak.

Duruma bak.

Niyetini anlamaya çalış.

Elbette bazı sözler tek başına da ağır olabilir.

Ama çoğu durumda bağlam adaletin parçasıdır.

Hicr 62’nin belki en güzel mesajlarından biri de şudur:

Bilmediğini kabul etmek korkulacak bir şey değildir.

İnsan bazen:

“Bilmiyorum.”

demekten utanır.

Çünkü toplum bilgili görünmeyi ödüllendirir.

Ama yanlış bilgiyle kesin konuşmak, bilmiyorum demekten daha tehlikelidir.

Doktor bilmediği konuda uzmana yönlendirebilir.

Avukat başka hukuk alanına sevk edebilir.

Din âlimi:

“Bu konuda kesin bilgi yok.”

diyebilir.

Bir ebeveyn çocuğuna:

“Bu sorunun cevabını bilmiyorum, birlikte araştıralım.”

diyebilir.

Bunlar zayıflık değildir.

Bilginin sınırına saygıdır.

Hz. Lût’un cümlesi de tam olarak böyle sade bir bilgi sınırı taşır:

“Sizi tanımıyorum.”

İnsan gerçekten tanımadığı kişiyi tanıyormuş gibi davranmaz.

Bu dürüstlük bugün sosyal medyada, siyasette, bilimde ve dinî tartışmalarda çok değerlidir.

Hicr Suresi 62. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Münkerûn” kelimesini burada doğrudan ‘kötü insanlar’ şeklinde okuyup Hz. Lût’un yabancıları suçladığını sanma. Tanımadığın insana hemen güvenmek zorunda değilsin ama onu delilsiz biçimde suçlu da ilan etme. Peygamberin melekleri tanımamasını onun eksikliği değil, peygamberlerin Allah’ın bildirdiği kadar gayb bilgisine sahip oluşunun göstergesi olarak gör. İhtiyat ile önyargıyı, güvenlik ile paranoyayı birbirine karıştırma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Adalet, bilmediğimiz yerde hükmü durdurmayı gerektirir. ‘Seni tanımıyorum’ demek dürüstlüktür; ‘Seni tanımıyorum, o hâlde kötüsün’ demek ise bilgi yerine önyargıyı koymaktır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 63. ayette, melekler Hz. Lût’un bu sözünün ardından geliş nedenlerini açıklayacak ve şöyle diyeceklerdir: “Hayır; biz sana onların şüphe etmekte oldukları şeyi getirdik.” Bu ayeti ele alırken özellikle Lût kavminin peygamberin uyarıları konusunda nasıl bir şüphe ve inkâr tavrı sergilediği, ‘şüphe’ ile samimi soru sormanın birbirinden ayrılması, ilahî hükmün Hz. Lût’un kişisel intikamı olmadığı, meleklerin Allah’ın emriyle gelmesi, uyarıları sürekli alaya almanın sonuçları ve herhangi bir insanın kendi tehdidini ‘ilahî hüküm’ diye sunamayacağı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 62. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir insanı gerçekten tanımadan hakkında ne kadar hızlı hüküm veriyoruz? Yabancı olduğu için onu tehlikeli mi sayıyoruz? Tanımadığımız birine karşı tedbir alırken insan onurunu koruyabiliyor muyuz? Bize güzel konuştu diye hemen sınırsız güveniyor muyuz? Bir kişinin dış görünüşünden karakterini okuduğumuzu mu sanıyoruz? Bilmediğimiz bir konuda “Bilmiyorum” diyebiliyor muyuz? Sosyal medyada birkaç saniyelik görüntüden insanların bütün hayatına hüküm mü veriyoruz? Ve en önemlisi, Hz. Lût bile karşısındaki melekler hakkında bildiğinin ötesine geçmeyip yalnızca ‘Siz tanınmayan kimselersiniz’ diyorsa, bizim de bilgi bittiğinde hükmü durdurmayı öğrenmemiz gerekmez mi?

“Hicr 62, ‘Siz tanınmayan kimselersiniz’ buyurarak Hz. Lût’un karşısındaki yabancılar hakkında yalnız bildiği kadarıyla konuştuğunu gösterir. ‘Münkerûn’ burada doğrudan kötü veya suçlu demek değil, tanınmayan kimseler anlamındadır. İnsan tanımadığı kişiye karşı ihtiyatlı olabilir; fakat yabancılık tek başına suç değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Bilgi yoksa önyargıyla boşluğu doldurma. Güvenini akılla kur, tedbirini al ama insan onurunu koru; çünkü adalet yalnız doğru hüküm vermek değil, yeterli bilgi yokken hüküm vermemeyi de bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt