📖 Hicr Suresi 61. Ayette “Elçiler Lût’un Ailesine Geldiklerinde” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,531
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 61. Ayette “Elçiler Lût’un Ailesine Geldiklerinde” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 60. ayette Hz. Lût’un eşinin kurtulanlardan olmayacağı bildirilmişti. 61. ayette ise kıssanın sahnesi değişir ve Hz. İbrahim’in yanındaki konuşma sona ererek meleklerin asıl görev yerlerinden birine ulaştıkları anlatılır: ‘Elçiler Lût’un ailesine geldiklerinde…’ Ayet kısa olmasına rağmen önemli bir geçiştir. Hz. İbrahim’e müjde getiren aynı elçiler, şimdi Hz. Lût’un bulunduğu yere gelmektedir. Böylece Kur’an’da rahmet ile adaletin aynı ilahî düzen içinde nasıl birlikte bulunduğu yeniden görülür. Melekler kendi kararlarıyla hareket eden bağımsız güçler değildir; Allah tarafından gönderilmiş elçilerdir. Hz. Lût ise onların gerçek kimliğini ilk anda bilmeyecek ve bir sonraki ayette ‘Siz tanınmayan kimselersiniz’ diyerek karşısındaki yabancılar hakkında doğal bir ihtiyat gösterecektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 61. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Fe-lemmâ câe âle Lûtin el-murselûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Elçiler Lût’un ailesine geldiklerinde…” diye ifade edilebilir.

Bu ayet tek başına tamamlanmış uzun bir konuşma içermez. Daha çok kıssanın yeni sahnesini açan geçiş cümlesidir.

Hz. İbrahim’in yanında bulunan melekler artık Hz. Lût’un bulunduğu yere gelmişlerdir. Bundan sonraki ayetlerde hem Hz. Lût’un onlara karşı tavrı hem de kavmin yaşadığı ciddi ahlaki bozulma ayrıntılı biçimde anlatılacaktır.

2️⃣ “El-Murselûn” Yani “Elçiler” Kimlerdir ❓​

Buradaki elçiler, daha önce Hz. İbrahim’e gelen meleklerdir.

Onlar Hz. İbrahim’e çocuk müjdesi vermiş, ardından başka bir görevleri bulunduğunu açıklamışlardı.

Şimdi bu görevlerinin devamı olarak Hz. Lût’un yanına gelmektedirler.

Burada “elçi” kelimesi önemlidir; çünkü onların bağımsız hareket etmediklerini gösterir.

Gönderen Allah’tır, melekler ise görevlidir.

3️⃣ Melekler Neden Hz. Lût’un Yanına Geldiler ❓​

Kıssanın devamından iki temel amaç anlaşılır.

Birincisi, Hz. Lût’u ve kurtarılacak olanları yaklaşan ilahî hükümden haberdar etmek ve güvenli biçimde çıkmalarını sağlamak.

İkincisi ise kavme yönelik ilahî hükmün gerçekleşmesidir.

Dolayısıyla meleklerin gelişi hem kurtuluş haberi hem de hesap haberi taşımaktadır.

4️⃣ Aynı Melekler Neden Bir Yerde Müjde, Başka Bir Yerde Azap Haberi Getiriyor ❓​

Çünkü meleklerin kişisel bir gündemi yoktur.

Hz. İbrahim’e geldiklerinde Allah’ın emriyle müjde taşımışlardır.

Hz. Lût’un kavmine geldiklerinde ise yine Allah’ın emriyle hüküm taşımaktadırlar.

Bu, Allah’ın rahmeti ile adaletinin birbirine rakip olmadığını gösterir.

Aynı ilahî düzen, iyiliğe müjde verirken zulümde ısrarı da sonuçsuz bırakmaz.

5️⃣ Meleklerin Hz. Lût’un Evine Gelmesi Onların İnsan Suretinde Olduğunu mu Gösterir ❓​

Kıssanın akışı onların Hz. Lût tarafından başlangıçta sıradan yabancılar gibi algılandığını gösterir.

Bir sonraki ayette Hz. Lût:

“Siz tanınmayan kimselersiniz.”

diyecektir.

Bu da onların gerçek kimliğinin ilk anda anlaşılmadığını gösterir.

Ancak insan suretinde görünmeleri, onların ontolojik olarak insan oldukları anlamına gelmez.

Melek melek olarak kalır; görünüş biçimi onun yaratılış türünü değiştirmez.

6️⃣ Hz. Lût Melek Olduklarını Neden Hemen Anlamadı ❓​

Çünkü peygamberler de Allah’ın kendilerine bildirmediği gayb bilgisini bağımsız olarak bilmezler.

Hz. Lût karşısındaki varlıkların görünüşüne ve mevcut bilgiye göre hareket edecektir.

Bu durum peygamberliğin değerini azaltmaz.

Tam tersine önemli bir tevhid sınırı koyar:

Peygamber Allah değildir; gaybı ancak Allah’ın bildirdiği ölçüde bilir.

7️⃣ Bu Ayet Peygamberlerin Gayb Bilgisi Hakkında Ne Öğretir ❓​

Hz. İbrahim melekleri ilk anda tanımamıştı.

Şimdi Hz. Lût da onları ilk anda tanımamaktadır.

Bu tekrar, Kur’an’ın önemli bir ilkesini güçlendirir:

Peygamberlerin gayb bilgisi kendilerinden kaynaklanan sınırsız bilgi değildir.

Allah dilediği şeyi bildirir.

Bildirmediğinde peygamber de insanî bilgi şartları içinde değerlendirme yapar.

Bu nedenle peygamber sevgisini bağımsız her şeyi bilme iddiasına dönüştürmemek gerekir.

8️⃣ Hz. Lût’un Yabancılardan Şüphelenmesi Kötü Zan mıdır ❓​

Bir sonraki ayette Hz. Lût onları tanımadığını ifade edecektir.

Bir yabancıyı tanımamak ve onun kim olduğunu sormak kötü zan değildir.

Kötü zan, yeterli delil olmadan kişiye suç yüklemektir.

İhtiyat ise bilmediğimiz bir durumda bilgi istemek ve gerekli güvenlik tedbirini almaktır.

Bu ikisi birbirine karıştırılmamalıdır.

9️⃣ Tanımadığımız İnsanlara Karşı Tedbirli Olmak Tevekküle Aykırı mıdır ❓​

Hayır.

Bir yabancı kapımıza geldiğinde kim olduğunu sormak mümkündür.

İnternette tanımadığımız birinden gelen bağlantıya hemen tıklamamak mümkündür.

Kişisel bilgilerimizi doğrulanmamış kişilere vermemek mümkündür.

Bunların hiçbiri Allah’a güvensizlik değildir.

Tedbir aklın kullanılmasıdır; tevekkül ise bütün tedbirlerden sonra nihai sonucu Allah’a bırakmaktır.

🔟 Misafirperverlik ile Güvenlik Nasıl Dengelenir ❓​

Hz. Lût kıssasında bu denge özellikle önemlidir.

Misafir kutsal dokunulmazlığı olan bağımsız bir kavram değildir; fakat misafire zarar vermemek, onu korumak ve onurlu davranmak güçlü bir ahlaki değerdir.

Bununla birlikte ev sahibi de güvenlik kaygısı yaşayabilir.

Misafirperverlik, insanın aklını ve güvenlik tedbirlerini kapatması anlamına gelmez.

İyilik ile tedbir birlikte bulunabilir.

1️⃣1️⃣ Hz. Lût Neden Misafirleri Konusunda Endişe Edecek ❓​

Kıssanın ilerleyen ayetlerinde Hz. Lût’un kavminin yeni gelen misafirleri öğrendiğinde onların evine doğru geldiği görülecektir.

Hz. Lût toplumundaki bazı kişilerin niyetlerini ve davranışlarını bildiği için misafirlerinin güvenliği konusunda ciddi kaygı yaşayacaktır.

Bu, kıssanın önemli boyutlarından biridir:

Misafire yönelik tehdit, toplumsal zorbalığın göstergesidir.

Mesele yalnız kişisel arzu değil, başkasının güvenliğini ve rızasını yok sayan bir taşkınlık ortamıdır.

1️⃣2️⃣ Lût Kavmi Kıssasında Rıza ve Zorbalık Neden Önemlidir ❓​

Kur’an’ın farklı surelerindeki anlatımlarda kavmin Hz. Lût’un evine topluca yöneldiği, misafirlerine ulaşmaya çalıştığı ve Hz. Lût’un büyük sıkıntı yaşadığı görülür.

Bu tablo zorbalık, tehdit ve başkasının sınırlarına saldırı boyutunu taşır.

Bu nedenle kıssayı yalnız modern kimlik kategorilerine indirgemek eksik olabilir.

Özellikle rıza dışı davranış, toplu tehdit, misafir güvenliğinin ihlali ve kötülüğün açıkça normalleştirilmesi kıssanın ciddi ahlaki boyutlarıdır.

1️⃣3️⃣ Bu Kıssa Modern İnsanlara Karşı Nefret Üretmek İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Kur’an’ın belirli tarihsel topluluk hakkındaki hükmü, bugün belirli bireylere veya gruplara yönelik hakaret, saldırı ve şiddet ruhsatı değildir.

Bir dinî veya ahlaki görüşü savunmak mümkündür.

Ancak insanın can güvenliği, insan onuru ve hukuk önündeki hakları keyfî biçimde ortadan kaldırılamaz.

Ahlaki anlaşmazlık, zulüm yetkisi değildir.

1️⃣4️⃣ Hz. Lût’un Misafirlerini Korumaya Çalışması Ne Öğretir ❓​

Kıssanın devamı Hz. Lût’un misafirlerinin güvenliğini ciddi biçimde önemsediğini gösterecektir.

Bu, ev sahibinin sorumluluğu açısından düşünülebilir.

Bir insan kendi koruması altındaki kişinin güvenliğini önemsemelidir.

Bu yalnız misafir için değil, çocuk, çalışan, öğrenci, hasta veya herhangi bir şekilde bize emanet edilen insan için de ahlaki bir ilke düşündürür:

Gücü olan, güçsüzü tehdit etmek değil korumak için kullanmalıdır.

1️⃣5️⃣ Toplumun Çoğunluğu Bir Davranışı Normal Görürse O Davranış Doğru Olur mu ❓​

Hayır.

Hz. Lût’un yaşadığı ortamda sorunlardan biri, bazı ağır yanlışların artık bireysel gizli davranışlar olmaktan çıkıp toplumsal biçimde normalleşmiş olmasıdır.

Bir topluluğun büyük bölümünün bir şeyi onaylaması, onun otomatik olarak ahlaken doğru olduğunu göstermez.

Fakat bunun tersi de doğrudur:

Azınlıkta olmak da tek başına doğruluk kanıtı değildir.

Doğruluk, yalnız sayı üzerinden değil delil ve ahlaki ölçüler üzerinden değerlendirilmelidir.

1️⃣6️⃣ Allah Neden Hz. Lût’u Önceden Uyarıyor ❓​

Kıssanın devamında melekler Hz. Lût’a yaklaşan hükmü bildirecek ve ailesiyle birlikte çıkmasını isteyeceklerdir.

Bu, ilahî hükmün kurtarılacak olanlarla cezaya uğrayacak olanları ayırdığını gösterir.

Hz. Lût’un hazırlıksız yakalanmaması, çıkış için yönlendirilmesi ve güvenliğinin sağlanması da kıssadaki rahmet boyutudur.

Adalet uygulanırken masumun korunması unutulmaz.

1️⃣7️⃣ Bu Ayetten “İyi İnsan Her Felaketten Önceden Haber Alır” Sonucu Çıkar mı ❓​

Hayır.

Hz. Lût peygamberdir ve burada doğrudan ilahî bir görev söz konusudur.

Bugün iyi bir insan depremi önceden bilmeyebilir.

Bir kaza geçirebilir.

Bir hastalığa yakalanabilir.

Bu onun Allah katındaki değerinin düşük olduğunu göstermez.

Peygamberlere özgü vahiy bilgisini sıradan insanların günlük hayatı için genel garantiye dönüştürmemek gerekir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 60 ve 61. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 60. ayette Hz. Lût’un eşinin kurtuluş dışında kalacağı bildirilmişti. 61. ayette ise melekler artık doğrudan Hz. Lût’un bulunduğu yere ulaşırlar.

Böylece ilahî kararın bildirilmesinden uygulama aşamasına geçilir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 62. ayette Hz. Lût onlara şöyle diyecektir: “Siz tanınmayan kimselersiniz.” Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. Lût’un yabancıları hemen tanımaması, ‘münkerûn’ kelimesinin burada ne anlama geldiği, tanımadığımız kişiye karşı ihtiyatın kötü zan olmadığı, peygamberlerin bağımsız gayb bilgisine sahip olmaması, misafirlik ile güvenlik dengesi ve insanları tanımıyor olmanın onları otomatik suçlu saymak anlamına gelmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 61. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 61. ayet kısa bir geçiş cümlesidir:

“Elçiler Lût’un ailesine geldiklerinde…”

Fakat bu kısa cümle kıssanın bütün yönünü değiştirir.

Hz. İbrahim’in evindeydik.

Orada korku vardı.

Sonra güven geldi.

Çocuk müjdesi geldi.

Allah’ın rahmetinden ümit kesmeme konuşuldu.

Meleklerin başka bir görevleri olduğu ortaya çıktı.

Şimdi melekler Hz. Lût’un bulunduğu yere gelirler.

Yani kıssa müjdeden toplumsal krize doğru ilerler.

Bu geçiş bize Allah’ın rahmeti ile adaletinin birbirinden kopuk olmadığını yeniden gösterir.

Hz. İbrahim’in evinde aynı melekler güzel haber taşırlar.

Hz. Lût’un toplumunda ise ağır bir hesap sürecinin habercisidirler.

Meleklerin kendi kişisel duygularına göre hareket etmemesi burada özellikle önemlidir.

Onlar bir topluluğu sevip diğerinden nefret ettikleri için görev seçmezler.

Gönderilirler.

Bu kelimenin kendisi tevhid açısından çok güçlüdür.

Melekler ne kadar büyük ve olağanüstü olursa olsun Allah’ın kullarıdır.

Bu nedenle onları bağımsız kader yöneticileri hâline getirmek doğru değildir.

Meleklerden söz edildiğinde bazı kültürel inanışlar kolayca Kur’an’ın önüne geçebilir.

İnsan belirli melekleri kendi isteğini gerçekleştiren bağımsız güçler gibi düşünebilir.

Özel ritüellerle melek çağırmaya çalışabilir.

Onlardan bağımsız gelecek bilgisi istemeye kalkabilir.

Hicr kıssası böyle bir anlayışı desteklemez.

Hz. İbrahim melekleri çağırmamıştır.

Hz. Lût da onları çağırmamıştır.

Melekler Allah tarafından gönderilmiştir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Ayetin bir başka temel dersi, Hz. Lût’un karşısındaki kişileri hemen tanımamasıdır.

Bir sonraki ayette:

“Siz tanınmayan kimselersiniz.”

diyecektir.

Bu, peygamberlerin insanî bilgi şartlarını bir kez daha gösterir.

Hz. Lût karşısına gelen kişinin kim olduğunu yüzüne bakarak metafizik biçimde çözmez.

Bunu bilmiyor.

Ve bilmediğini ifade ediyor.

Bu durum aslında günlük hayat için çok değerli bir örnektir:

Bilmediğimiz şeyi bilmediğimizi söyleyebilmek.

İnsan bazen birkaç saniyede karşısındaki kişi hakkında kesin hüküm verebilir.

Giyimine bakar.

Konuşmasına bakar.

Memleketine bakar.

Mesleğine bakar.

Ve hemen karakter analizi yapar.

Oysa görünüş bilgi verir ama insanın bütününü vermez.

Hz. Lût meleklerle karşı karşıyadır ve onları tanımamaktadır.

Bu yüzden sadece bildiği şeyi söyler:

“Sizi tanımıyorum.”

Bu, suçlama değildir.

Bu, bilgi sınırının kabulüdür.

Modern dünyada da aynı denge çok önemlidir.

Bir yabancıya hemen güvenmek zorunda değiliz.

Ama yabancı diye onu suçlu da sayamayız.

Kimlik doğrulayabiliriz.

Sorular sorabiliriz.

Tedbir alabiliriz.

Ama delilsiz şekilde:

“Bu kesin kötü biridir.”

dememeliyiz.

İhtiyat ile önyargı arasında fark vardır.

İhtiyat:

“Henüz bilmiyorum, kontrol edeceğim.”

der.

Önyargı:

“Bilmiyorum ama kötü olduğuna karar verdim.”

der.

Bu iki tavır aynı değildir.

Hicr 61 ve hemen ardından gelecek 62. ayet bu ayrımı çok güzel düşündürür.

Kıssanın önemli başka bir yönü misafir güvenliğidir.

Hz. Lût’un endişesi, yalnız kendi canı için değildir.

Onun yaşadığı toplumda yabancıların güvenliği konusunda ciddi bir tehdit vardır.

Bu durum günümüz için çok güçlü bir etik soru ortaya çıkarır:

Bir toplum yabancılara ne kadar güvenli?

Bir şehirde turist güvenli mi?

Bir mülteci insan muamelesi görüyor mu?

Bir kadın gece sokakta güven içinde yürüyebiliyor mu?

Bir çocuk kendisini koruyamayan konumdayken yetişkinlerden güvende mi?

Bir çalışan patronunun gücünün kötüye kullanılmayacağından emin mi?

Bunların tamamı bir toplumun ahlaki kalitesiyle ilişkilidir.

Bir toplum yalnız ibadethanelerinin sayısıyla ölçülemez.

İnsanların birbirinden ne kadar güvende olduğu da önemli bir ahlak ölçüsüdür.

Hicr 46’da cennet anlatılırken:

“Oraya selâmet ve güven içinde girin.”

buyrulmuştu.

Şimdi Hz. Lût kıssasında bunun karşıtı gibi bir toplumsal ortam ortaya çıkacaktır:

İnsanların, özellikle yabancıların güvenliğinin tehdit altında bulunduğu bir yer.

Bu iki bölüm arasında düşündürücü bir karşıtlık vardır.

Cennet güven yeridir.

Ahlaki çürüme ise insanları birbirinden korkutan bir toplum oluşturabilir.

Bu nedenle dindarlığın en önemli sonuçlarından biri insanlara güven vermek olmalıdır.

Bir insan çok ibadet ediyor olabilir.

Fakat ailesi ondan korkuyorsa burada ciddi sorun vardır.

Bir yönetici sürekli dinî dil kullanıyor olabilir.

Fakat halk onun keyfî gücünden korkuyorsa burada ahlaki problem vardır.

Bir öğretmen ahlak anlatıyor olabilir.

Ama öğrencilerini aşağılıyor ve korkutuyorsa söylediğiyle yaptığı arasında çelişki vardır.

Dindarlık insanı başkaları için tehdit hâline getirmemelidir.

Hz. Lût kıssasının ilerleyen bölümü bu açıdan çok güçlüdür.

Toplumun bazı bireyleri arzularını başkalarının güvenliğinin önüne koyacaktır.

Bu noktada önemli bir kavram rızadır.

Bir insanın isteği, başka insanın sınırını yok etmez.

Arzu:

“Ben istiyorum.”

diyebilir.

Ahlak ise:

“Karşı tarafın hakkı ne?”

diye sorar.

İnsan ne kadar güçlü olursa olsun diğer kişinin bedeni, mahremiyeti ve güvenliği üzerinde sınırsız hak sahibi değildir.

Bu ilke yalnız cinsel davranışlarda değil, bütün insan ilişkilerinde önemlidir.

Bir patron:

“Ben patronum.”

diye çalışanının sınırlarını ihlal edemez.

Bir ebeveyn:

“Ben babayım veya anneyim.”

diye çocuğuna istediği her şeyi yapamaz.

Bir eş:

“Biz evliyiz.”

diye diğer eşin insanlık sınırlarını yok sayamaz.

Yakınlık rızayı tamamen ortadan kaldırmaz.

Güç de hak üretmez.

Lût kıssasının toplumsal zorbalık boyutu tam da bu nedenle günümüzde çok dikkatli okunmalıdır.

Ancak kıssayı bugünkü belirli insan gruplarına karşı nefret üretmek için kullanmak da yanlış olur.

Kur’an’ın amacı insanları hedef hâline getirmek değil, ahlaki sınırları öğretmektir.

Bir davranışı dinî açıdan yanlış bulmak mümkündür.

Ama yanlış bulduğumuz kişiyi insanlıktan çıkaramayız.

Hakaret edemeyiz.

Şiddet uygulayamayız.

Hukuk dışına itemeyiz.

Çünkü biz de ahlaki sınırlar içindeyiz.

Başkasının yanlışını gerekçe göstererek kendi zulmümüzü meşrulaştıramayız.

Bu nokta özellikle Lût kıssasında önemlidir.

Kıssayı okuyan insan kendisini otomatik olarak haklı tarafın infazcısı gibi görmemelidir.

Allah’ın özel tarihsel hükmünün uygulayıcısı meleklerdir.

Onları gönderen Allah’tır.

Biz değiliz.

Bu nedenle bugün bir insan:

“Bu kişiler Lût kavmi gibidir; onlara istediğimizi yapabiliriz.”

diyemez.

Bu, vahyin kendisine vermediği bir yetkiyi ele geçirmektir.

Dinî hüküm, nefret ruhsatına dönüştürülemez.

Ayet aynı zamanda kişinin kendi evinde veya sorumluluğu altındaki insanlara karşı güvenlik sorumluluğunu düşündürür.

Hz. Lût misafirlerin evine gelmesiyle birlikte onların güvenliğinden de kaygılanacaktır.

Bugün evimize misafir gelen kişinin güvenliği için elimizden geleni yapmak güzel bir ahlaki davranıştır.

Ama bunun daha geniş anlamı da vardır.

Bir işveren çalışanının güvenli çalışma ortamını sağlamalıdır.

Bir okul öğrencisini şiddet ve tacizden korumalıdır.

Bir hastane hastanın mahremiyetini korumalıdır.

Bir devlet vatandaşının temel güvenliğini sağlamalıdır.

Yetki, koruma sorumluluğu doğurur.

Gücümüz arttıkça başkasına karşı sorumluluğumuz azalmaz; çoğu zaman artar.

Lût kavminin problemi tam tersine gücün başkasının güvenliğini yok etmek için kullanılmasına dönüşecektir.

Bu nedenle kıssa yalnız bireysel cinsellik hakkında değil, gücün ahlakı hakkında da okunmalıdır.

Kim güçlü?

Kim savunmasız?

Kim kimi zorlayabiliyor?

Kim kimin sınırını yok sayıyor?

Bunlar ahlaki değerlendirmede önemli sorulardır.

Ayetin başka bir önemli yönü, ilahî hükmün uygulanmadan önce kurtarılacak kişilerin ayrılmasıdır.

Hz. Lût ve onunla birlikte kurtarılacak olanlar için önceden yol hazırlanacaktır.

Bu, önceki ayetlerde gördüğümüz bireysel adalet ilkesini sürdürür.

Allah:

“Şehir kötü, o hâlde herkes aynı.”

şeklinde kör bir genelleme yapmaz.

Kimin hangi konumda olduğunu bilir.

Bu da bize insan olarak daha dikkatli olmayı öğretmelidir.

Biz Allah değiliz.

İnsanların kalplerini bilmiyoruz.

Bütün şartlarını bilmiyoruz.

Bu nedenle toplumsal eleştiri yaparken bile bireyleri keyfî biçimde aynılaştırmamalıyız.

Bir topluluk içinde farklı insanlar bulunabilir.

Ahlaki değerlendirme mümkün olduğunca delile dayanmalıdır.

Hicr 61 ayrıca bize bazen büyük olayların çok sıradan bir başlangıçla gelebileceğini gösterir.

Melekler yalnızca gelirler.

Henüz azap yoktur.

Henüz kalabalık evin önünde değildir.

Henüz gece yolculuğu emri verilmemiştir.

Ama büyük dönüşüm başlamıştır.

Hayatta da bazı önemli süreçler ilk anda küçük görünebilir.

Bir telefon.

Bir ziyaret.

Bir haber.

Bir doktor randevusu.

Bir görüşme.

Sonra hayatın yönü değişebilir.

Fakat buradan her sıradan olaya gizli kader şifresi çıkarmak doğru değildir.

Kur’an bize özel olarak bildirilen kıssayı anlatır.

Biz kendi hayatımızda her karşılaşma için:

“Bu kesin ilahî işarettir.”

dememeliyiz.

İnsan olayları yaşar, değerlendirmesini yapar ve gerektiğinde anlam çıkarır; fakat vahiy olmayan yerde kesin ilahî mesaj iddiası kurmaz.

Bu, dinî olgunluk açısından önemlidir.

Hicr Suresi 61. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Melekleri Allah’tan bağımsız güçler olarak görme. Hz. Lût’un onları ilk anda tanımamasını peygamberlik eksikliği sayma. Yabancıya karşı makul ihtiyatı kötü zanla karıştırma. Misafirperverliği güvenliksizliğe dönüştürme. Lût kavmi kıssasını modern insanlara yönelik nefret veya şiddet ruhsatı olarak kullanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah’ın elçileri görevlerini yerine getirmek üzere Hz. Lût’un yanına ulaşmıştır; bundan sonraki anlatı, bir toplumun ahlaki çürümesinin en açık göstergelerinden birinin insanların birbirinin sınırlarından, gücünden ve zorbalığından artık güvende olamaması olduğunu gösterecektir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 62. ayette, Hz. Lût karşısındaki yabancı misafirleri tanımadığını açıkça söyleyecek ve şöyle buyurulacaktır: “Dedi ki: Siz tanınmayan kimselersiniz.” Bu ayeti ele alırken özellikle “münkerûn” kelimesinin ‘tanınmayan/yabancı’ anlamı, bunun doğrudan ‘kötü insanlar’ demek olmadığı, Hz. Lût’un melekleri neden tanımadığı, yabancı karşısında ihtiyat ile önyargı arasındaki fark, kimlik doğrulamanın meşruluğu, peygamberlerin bağımsız gayb bilgisine sahip olmaması ve insanları yalnız tanımıyor olduğumuz için suçlu ilan etmenin yanlışlığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 61. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Güç sahibi olduğumuzda yanımızdaki insanlar bizden emin olabiliyor mu? Yabancı bir insana karşı tedbir alırken onu delilsiz biçimde suçlu mu ilan ediyoruz? Misafirperverliği safça güvenmekle mi karıştırıyoruz? Bir insanın rızasını ve sınırlarını kendi arzumuzdan daha önemsiz mi görüyoruz? Başkasının yanlışını gerekçe göstererek ona haksızlık yapmayı kendimize hak mı görüyoruz? Dinî kıssaları ahlaki ders almak için mi okuyoruz, yoksa hoşlanmadığımız insanlara vuracağımız bir silaha mı dönüştürüyoruz? Ve en önemlisi, Hz. Lût kıssasının merkezinde insanların birbirinden güvende olup olmadığı gibi çok temel bir ahlak sorusu varsa, bizim bulunduğumuz evde, işyerinde ve toplumda insanlar gerçekten birbirlerinden emin olabiliyor mu?

“Hicr 61, ‘Elçiler Lût’un ailesine geldiklerinde…’ buyurarak Hz. İbrahim’e müjde getiren meleklerin şimdi Hz. Lût’un bulunduğu yere ulaştığını bildirir. Onlar bağımsız güçler değil, Allah tarafından görevlendirilmiş elçilerdir; Hz. Lût’un onları ilk anda tanımaması da peygamberlerin Allah’ın bildirdiği kadar gayb bilgisine sahip olduğunu gösterir. Ayetin büyük dersi şudur: İyilik tedbirsizlik değildir, yabancılık suç değildir ve güç başkasının sınırını çiğneme hakkı vermez. Gerçek ahlakın önemli ölçülerinden biri, özellikle bizden daha savunmasız insanların yanımızda kendilerini ne kadar güvende hissedebildikleridir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt