Hicr Suresi 60. Ayette “Ancak Karısı Hariç; Onun Geride Kalanlardan Olmasını Takdir Ettik” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 59. ayette ‘Ancak Lût’un ailesi hariç; onların hepsini mutlaka kurtaracağız’ buyurulmuştu. 60. ayet ise aile içindeki herkesin aynı hükümde olmadığını açıkça bildirir: ‘Ancak karısı hariç; onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.’ Bu ayet, peygamberle aynı evde yaşamanın, onun eşi veya akrabası olmanın kişiye otomatik kurtuluş sağlamadığını gösterir. Aynı zamanda burada geçen ‘takdir ettik’ ifadesi, Hz. Lût’un eşinin iradesiz biçimde kötülüğe zorlandığı anlamına gelmez. Kur’an’ın genel sorumluluk anlayışında insan kendi tercihinden sorumludur; Allah’ın önceden bilmesi, insanı o tercihe zorlaması değildir. Ayetin en güçlü mesajlarından biri şudur: Aile bağı manevî sorumluluğun yerine geçmez; ne iyi bir eşin iyiliği diğerini otomatik kurtarır ne de kötü bir eşin günahı diğerine otomatik olarak yüklenir.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 60. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası “İllâ imra’etehû qaddarnâ innehâ le-mine’l-ghâbirîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Ancak karısı hariç; onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.” diye ifade edilebilir.Bir önceki ayette Hz. Lût’un ailesinin kurtarılacağı bildirilmişti. Şimdi ise bu genel ifadenin içinde bir istisna yapılır: Hz. Lût’un eşi kurtulanların arasında olmayacaktır.
Böylece Kur’an, toplumsal kimliğin ardından aile kimliğinin de tek başına kurtuluş garantisi olmadığını gösterir.
“Ancak Karısı Hariç” İfadesi Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü Hz. Lût peygamberdir.İlk bakışta insan, peygamberin ailesinin tamamının onun manevî konumundan yararlanacağını düşünebilir. Fakat Kur’an buna izin vermez.
Peygamberle evli olmak, peygamberle akraba olmak veya aynı evde yaşamak tek başına iman değildir.
İnsan kendi yönelişinden sorumludur.
Hz. Lût’un Eşi Neden Kurtarılmadı
Hicr Suresi 60. ayet burada ayrıntılı bir suç listesi vermez. Ancak Kur’an’ın başka ayetlerinde Hz. Lût’un eşinin peygamber olan eşinin iman yolunu paylaşmadığı anlaşılır.Tahrîm Suresi 10. ayette de Hz. Nûh’un ve Hz. Lût’un eşleri örnek verilerek onların peygamber eşleri olmalarına rağmen iman bakımından farklı bir yol tuttukları anlatılır.
Dolayısıyla mesele “Peygamberin eşi olduğu hâlde neden ayrı değerlendirildi?” sorusunun cevabını verir: Çünkü aile bağı kişinin kendi inanç ve ahlaki tercihlerinin yerine geçmez.
Hz. Lût’un Eşinin “İhaneti” Cinsel İhanet miydi
Kur’an’ın başka bir ayetinde Hz. Lût’un eşinin ihanetinden söz edilir. Ancak bunu doğrudan cinsel sadakatsizlik şeklinde anlamak doğru değildir.Klasik tefsirlerde bu ihanet genel olarak iman ve peygamberlik davasına sadakatsizlik, kavmin yanlış tarafıyla birliktelik veya Hz. Lût’un misafirleriyle ilgili bilgiyi kavme ulaştırmak gibi açıklamalarla ele alınmıştır.
Kur’an burada zina suçlaması yapmaz.
Bu nedenle metnin söylemediği bir cinsel suç isnadını kesin gerçek gibi anlatmamak gerekir.
“Takdir Ettik” Ne Anlama Gelir
Ayetteki “qaddarnâ”, takdir ettik, belirledik, hükme bağladık anlam alanına sahiptir.Burada Allah’ın Hz. Lût’un eşinin nihai olarak geride kalanlar arasında olacağını bildiği ve hükme bağladığı anlatılır.
Fakat bu ifade “Allah onu zorla kötülüğe sürükledi” anlamına gelmez.
Kur’an’ın genelinde insanın seçimi ile ilahî bilgi birlikte düşünülür.
Allah Önceden Biliyorsa İnsan Gerçekten Özgür mü
Allah’ın bir şeyi bilmesi ile insanı o şeye zorlaması aynı değildir.Bir davranışın Allah tarafından önceden bilinmesi, insanın o davranışı iradesiz biçimde gerçekleştirdiği anlamına gelmez.
Bilgi neden olmak zorunda değildir.
Allah insanın neyi seçeceğini bilir; insan ise gerçek hayatında seçimini kendi iradesi ve şartları içinde yapar.
Bu nedenle ilahî önbilgi ile insan sorumluluğu birbirine karşıt değildir.
“Allah Böyle Takdir Etmiş, O Hâlde Suçum Yok” Denilebilir mi
Hayır.Kader anlayışı, insanın bilinçli tercihleri karşısındaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Bir insan:
“Yalan söyledim ama kaderimde vardı.”
diyemez.
“Haksızlık yaptım ama Allah böyle yazmış.”
diyerek mağdurun hakkından kaçamaz.
İnsan kararını verir, davranışını gerçekleştirir ve kendi kapasitesi ölçüsünde sorumluluk taşır.
Kader sorumluluktan kaçış bahanesi değildir.
“Geride Kalanlardan” Ne Anlama Gelir
Ayetteki “el-ghâbirîn”, geride kalanlar, geri kalanlar anlamındadır.Bağlamda bu, Hz. Lût’un eşi için kurtulanlarla birlikte çıkmayıp hükme uğrayan topluluk arasında kalma anlamını taşır.
Buradaki “geride kalma” sıradan bir yolculuk gecikmesi değildir.
Kıssadaki ilahî hükmün dışında kurtulamama durumudur.
Hz. Lût’un Eşi Zorla mı Geride Bırakıldı
Ayetin mesajını böyle anlamak doğru değildir.Kur’an’ın genel sorumluluk anlayışında insanın kendi yönelişi vardır. Hz. Lût’un eşinin kurtarılmaması, yalnızca fiziksel olarak evden geç çıkması gibi tesadüfî bir nedene bağlanmaz.
Onun ahlaki ve imanî konumu, kurtulanlarla aynı yönde olmadığını göstermektedir.
Bu nedenle mesele yalnız coğrafi olarak nerede bulunduğu değil, hangi tarafta durduğu meselesidir.
Aynı Evde Yaşayan İnsanların İnancı Neden Farklı Olabilir
Çünkü aile yakınlığı insan iradesini ortadan kaldırmaz.Eşler aynı evde yaşayabilir fakat çok farklı değerler benimseyebilirler.
Bir eş çok dindar olabilir, diğeri olmayabilir.
Biri dürüstlüğe önem verirken diğeri sürekli yanlış davranışlar gösterebilir.
Evlilik iki insanı tek bir ahlaki kişiliğe dönüştürmez.
Her kişi kendi tercihlerinden sorumludur.

İyi Bir Eş Kötü Eşi Otomatik Kurtarır mı
Hayır.İnsan eşine iyi örnek olabilir, nasihat edebilir, destek olabilir ve doğruya çağırabilir. Ancak diğer insanın kalbini ve iradesini kontrol edemez.
Bu, peygamber için bile böyledir.
Hz. Lût peygamber olduğu hâlde eşinin tercihini zorla değiştirememiştir.
Bu gerçek, insan ilişkilerinde önemli bir sınır öğretir:
Sevgi ve rehberlik mümkündür; iradeyi ele geçirmek mümkün değildir.

Kötü Bir Eşle Evli Olmak İnsanı da Kötü Yapar mı
Hayır.Bir insan eşinin günahını otomatik olarak taşımaz.
Eşi haksızlık yapıyorsa ve kişi buna katılmıyor, desteklemiyor veya elinden geldiğince engellemeye çalışıyorsa onu yalnız evlilik bağı nedeniyle suçlu ilan etmek doğru değildir.
Eş olmak suç ortaklığı demek değildir.
Fakat kişi eşinin suçunu bilinçli biçimde gizliyor, yardım ediyor veya destekliyorsa kendi davranışı ayrıca değerlendirilir.

Bir Eş Diğerinin Günahından Sorumlu mudur
Otomatik olarak değil.Her insan kendi fiilinden sorumludur.
Ancak eşin yanlışına aktif biçimde destek verilirse, mağdurun susturulmasına yardım edilirse veya kötülük bilinçli biçimde kolaylaştırılırsa kişi kendi katkısından sorumlu olabilir.
Bu ayrım önemlidir:
Yakınlık suç değildir; suça katılmak başka bir şeydir.

Aile Birliğini Korumak İçin Her Yanlışa Sessiz Kalmak Gerekir mi
Hayır.“Yuvamız bozulmasın” düşüncesi her durumda zulme sessiz kalma gerekçesi yapılamaz.
Aile içinde şiddet, istismar, ağır haksızlık veya suç varsa mağdurun korunması gerekir.
Aileyi korumak, kötülüğün üzerini örtmek anlamına gelmez.
Gerçek aile sadakati adaleti yok etmez.

Peygamberle Evli Olmak Kurtuluş Sağlamıyorsa Soyun Önemi Yok mudur
Soy ve aile bağları dünya hayatında değerlidir. İnsan ailesini sever, akrabalık hukukunu korur ve aile geçmişine saygı duyabilir.Ancak manevî kurtuluş açısından soy tek başına yeterli değildir.
İnsanın atalarının kim olduğu onun kendi davranışının yerine geçmez.
Bu nedenle dinî üstünlüğü yalnız soya dayandırmak Kur’an’ın bireysel sorumluluk ilkesine uymaz.

Bu Ayet Eşler Arasında Sürekli Şüphe Oluşturmalı mı
Hayır.Hz. Lût’un eşinin kıssası, her insanın eşini:
“Acaba o da gizlice kötü tarafta mı?”
diye sürekli sorgulaması için anlatılmamıştır.
Sağlıklı ilişki güven, iletişim ve davranışlar üzerinden kurulur.
Delilsiz şüphe, takip ve mahremiyet ihlali doğru değildir.
Bir kıssayı aile içinde paranoya üretme aracına çevirmek ayetin amacı değildir.

Bu Ayet Kadınlar Hakkında Genel Bir Olumsuzluk mu Anlatıyor
Hayır.Ayette belirli bir tarihsel kişinin tercihi anlatılmaktadır.
Hz. Lût’un eşinin davranışından hareketle:
“Kadınlara güvenilmez.”
gibi genel bir hüküm çıkarmak açık bir genelleme hatasıdır.
Kur’an hem kadın hem erkek olumlu ve olumsuz insan örnekleri verir.
Ahlaki sorumluluk cinsiyete değil, kişiye aittir.

Hicr Suresi 59 ve 60. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hicr Suresi 59. ayette:“Ancak Lût’un ailesi hariç; onların hepsini mutlaka kurtaracağız.”
buyrulmuştu.
- ayette ise:
denir.
Bu iki ayet birlikte son derece güçlü bir bireysel sorumluluk ilkesi oluşturur:
Toplum insanı otomatik mahkûm etmez; aile de otomatik kurtarmaz.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 61. ayette kıssa doğrudan Hz. Lût’un evine geçecek ve şöyle buyrulacaktır: “Elçiler Lût’un ailesine geldiklerinde…” Böylece Hz. İbrahim’le yapılan konuşma tamamlanacak ve meleklerin Hz. Lût’un yanına ulaşmaları anlatılacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle meleklerin görevlerinin ikinci aşaması, Hz. Lût’un onları başlangıçta tanımaması, misafirlik ve güvenlik endişesi, meleklerin ilahî emirle hareket etmesi ve kıssanın doğrudan Lût kavminin davranışlarına yönelmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 60. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 60. ayet çok kısa fakat son derece güçlü bir cümle kurar:“Ancak karısı hariç; onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.”
Bu cümle, insanın sahip olabileceği en güçlü aile bağlarından birinin bile manevî sorumluluğu ortadan kaldırmadığını gösterir.
Hz. Lût peygamberdir.
Ama eşi peygamber değildir.
Hz. Lût doğruyu gösterebilir.
Fakat eşinin yerine iman edemez.
Onun yerine karar veremez.
Onun yerine tövbe edemez.
Ve onun tercihini zorla değiştiremez.
Bu, insan ilişkilerinde çok temel bir hakikattir:
Birini sevmek, onun iradesine sahip olmak değildir.
İnsan sevdiği kişiye doğruyu göstermek isteyebilir.
Anne-baba çocuğunun iyi insan olmasını ister.
Eş diğer eşin doğru yaşamasını ister.
Arkadaş arkadaşını zararlı alışkanlıktan kurtarmak ister.
Fakat nihayetinde herkesin iradesi vardır.
İnsan başka bir insana yardımcı olabilir ama onun yerine yaşayamaz.
Bu gerçek bazen çok acıdır.
Bir anne yıllarca çocuğuna güzel eğitim vermiş olabilir.
Çocuk yine yanlış seçim yapabilir.
Bir eş diğerine bütün desteğini verebilir.
Diğeri yine aldatabilir veya haksızlık yapabilir.
Bir arkadaş bağımlı bir insanı tedaviye götürmek isteyebilir.
Ama kişi yardımı reddedebilir.
Bu durum destek veren insanın bütün çabasının değersiz olduğu anlamına gelmez.
İnsan her sonucu kontrol edemez.
Hz. Lût gibi bir peygamberin ailesinde bile farklı tercihlerin bulunabilmesi bu sınırı çok güçlü biçimde gösterir.
Bu, özellikle ebeveynler açısından önemli bir rahatlatıcı gerçek olabilir.
Anne-baba elinden geleni yapar.
Eğitir.
Sever.
Sınır koyar.
Doğruyu öğretir.
Ama yetişkin hâle gelen çocuğun bütün kararlarından ebeveynin otomatik olarak sorumlu olduğunu söylemek doğru değildir.
İnsan kendi kapasitesi ve sorumluluğu ölçüsünde değerlendirilir.
Başkasının iradesini kontrol edemediğimiz için kendimizi sonsuz suçluluğa mahkûm etmemeliyiz.
Elbette ebeveynin ihmali varsa o başka konudur.
Fakat çocuk yetişkin olduktan sonra kendi tercihlerinden de sorumludur.
Hicr 60’ın başka büyük mesajı evliliğin manevi kimlik birliği olmadığıdır.
Evlilik çok yakın bir birlikteliktir.
İki insan hayatını paylaşır.
Aynı ev.
Aynı sofra.
Aynı çocuklar.
Aynı ekonomik düzen.
Ama iki ayrı vicdan vardır.
İki ayrı sorumluluk vardır.
Biri diğerinin sevabını otomatik olarak alamaz.
Biri diğerinin günahını otomatik olarak taşımaz.
Bu durum evliliği değersizleştirmez.
Tam tersine eşlerin birbirlerine karşı sorumluluğunu gerçekçi hâle getirir.
İyi eş olmak önemlidir.
Ama eşini kendi mülkiyetin gibi görmek doğru değildir.
İnsan:
“Ben böyle inanıyorum, sen de zorla böyle inanacaksın.”
diyemez.
İman zorlamayla oluşmaz.
Nasihat olabilir.
İletişim olabilir.
Örnek olmak olabilir.
Fakat kalbin gerçek yönelişi baskıyla üretilmez.
Hz. Lût’un eşi kıssası aynı zamanda dinî çevrede bulunmanın tek başına yeterli olmadığını gösterir.
Bir insan her gün peygamberle aynı evde bulunabilir ve yine de peygamberin mesajını benimsemeyebilir.
Bu çok çarpıcıdır.
O hâlde bugün bir insan:
“Ben çok dinî bir çevredeyim.”
“Babam hocadır.”
“Ailem çok dindardır.”
“Şu cemaatin içindeyim.”
diyerek kendi davranışlarını sorgulamaktan vazgeçemez.
Çevre önemli olabilir.
Fakat çevre kişisel ahlakın yerine geçmez.
İnsan kendisine bakmalıdır:
Ben adil miyim?
Dürüst müyüm?
Emanete sahip çıkıyor muyum?
Başkalarına zarar veriyor muyum?
Gücümü kötüye kullanıyor muyum?
İşte mesele burada başlar.
Bu ayet aynı zamanda soy üstünlüğü fikrini de sorgular.
Peygamberle evlilik bile otomatik kurtuluş sağlamıyorsa, sıradan insanın atalarıyla övünerek manevî dokunulmazlık iddiasında bulunması çok daha anlamsız hâle gelir.
İnsan değerini yalnız:
“Ben şu soydan geliyorum.”
diye kuramaz.
Soy tarihsel kimlik olabilir.
Aile hatırası olabilir.
Saygı duyulabilir.
Ama ahlaki üstünlük kişinin kendi yaşantısıyla ilişkilidir.
Bunun tersi de doğrudur.
Bir insan ailesinin yanlış geçmişi nedeniyle kendisini mahkûm hissetmemelidir.
Babası kötü olabilir.
Annesi hata yapmış olabilir.
Ailesinde suç işlemiş insanlar bulunabilir.
Ama kişi başka bir yol seçebilir.
Aile geçmişi kader değildir.
Bu ilke insanı hem kibirden hem utanç esaretinden kurtarır.
İyi atalarla kibirlenme.
Kötü atalar yüzünden de umutsuz olma.
Sen kendi tercihinden sorumlusun.
Hicr 60’ın kader meselesindeki mesajı da çok önemlidir.
Ayet:
“Takdir ettik.”
der.
Bunu okuyan insan:
“O zaman Hz. Lût’un eşinin başka seçeneği yoktu.”
diye düşünebilir.
Fakat bu, Kur’an’ın genel insan sorumluluğu anlayışıyla uyuşmaz.
Allah’ın bir kişinin hangi tercihi yapacağını bilmesi, onu zorladığı anlamına gelmez.
Bu ayrım günlük bir benzetmeyle tam olarak Allah’ın bilgisini açıklayamaz ama mantıksal farkı görmemize yardım eder:
Bir olayın sonucunu bilmek ile o sonucu zorla meydana getirmek aynı fiil değildir.
Allah’ın bilgisi elbette insan bilgisinden farklı ve kusursuzdur.
Fakat yine de bilmek ile zorlamak kavramsal olarak farklıdır.
İnsan seçer.
Allah insanın seçimini ezelden bilir.
Bunun bütün metafizik ayrıntısını kavramamız gerekmeyebilir.
Kur’an iki gerçeği birlikte korur:
Allah’ın ilmi ve hükmü.
İnsanın sorumluluğu.
Birini kabul etmek için diğerini silmek gerekmez.
Bu yüzden kader:
“Benim yapabileceğim hiçbir şey yok.”
diyerek pasiflik üretmemelidir.
İnsan önünde seçenek varken seçmekten sorumludur.
Bir bağımlı:
“Kaderimde varmış.”
deyip tedaviyi reddetmemelidir.
Bir saldırgan:
“Allah böyle yazmış.”
deyip şiddetinin sorumluluğundan kaçamaz.
Bir dolandırıcı:
“Rızkım böyleymiş.”
diyemez.
Kader kötülüğe mazeret değildir.
Ayetin başka önemli bir yönü kadınlar hakkında genelleme yapılmasını engellemektir.
Hz. Lût’un eşi olumsuz bir örnektir.
Ama Kur’an’da olumlu kadın örnekleri de vardır.
Hz. Meryem vardır.
Firavun’un iman eden eşi örnek gösterilir.
Kadın veya erkek olmak tek başına ahlaki yönü belirlemez.
Bu nedenle:
“Lût’un eşi böyleydi, demek ki kadınlar güvenilmez.”
gibi bir çıkarım hem mantıksız hem Kur’an’ın bütünlüğüne aykırıdır.
Aynı şekilde erkek bir karakterin kötülüğünden de bütün erkekler hakkında hüküm çıkarılamaz.
Kişisel günah cinsiyet suçu değildir.
Bu kıssanın ilişki ahlakı açısından başka önemli bir yönü, eşimizin bizimle aynı fikirde olmamasının tek başına düşmanlık olmadığıdır.
Hz. Lût’un eşinin kıssası çok daha ciddi bir iman ve taraf olma meselesidir.
Bunu modern evlilikte her görüş ayrılığına uyarlamak yanlış olur.
Eşiniz siyasi görüşünüzü paylaşmıyor olabilir.
Bir konuda farklı düşünmüş olabilir.
Bu onu Hz. Lût’un eşiyle eşitlemek için hiçbir gerekçe oluşturmaz.
Kur’an kıssaları günlük tartışmalarda birbirimize vuracağımız etiket silahları değildir.
Bir erkek eşine:
“Sen de Lût’un karısı gibisin.”
diyerek hakaret etmemelidir.
Bir kadın da eşini başka Kur’an karakterleriyle keyfî biçimde damgalamamalıdır.
Dinî kıssaların amacı aile içi aşağılamayı kutsallaştırmak değildir.
Ayet aynı zamanda insanı, aile içinde suça kör olmamaya çağıran önemli bir ilke düşündürür.
Sevdiğimiz insan yanlış yapabilir.
Bunu kabul etmek zordur.
İnsan yabancının suçunu kolay görür.
Kendi çocuğunun suçunu görmek istemez.
Kendi eşinin hatasını küçümseyebilir.
Kendi kardeşini savunabilir.
Ama gerçek adalet:
“Bizden biri yaptığı için doğru olmaz.”
diyebilmektir.
Bir yakın suç işlemişse onu seviyor olmamız mağdurun hakkını yok etmez.
Bu noktada aile onuru kavramı da dikkatle kullanılmalıdır.
Bazen mağdur:
“Ailenin adı çıkmasın.”
diye susturulur.
Bu son derece tehlikeli olabilir.
Özellikle aile içi şiddet veya istismar durumlarında itibar mağdurun güvenliğinin önüne geçirilemez.
Gerçek onur, kötülüğü saklamakta değil, yanlışla yüzleşmekte olabilir.
Hicr 60’ın belki en güçlü mesajlarından biri şudur:
Yakınlık hakikatin yerine geçmez.
İnsan bir peygambere fiziksel olarak çok yakın olabilir ama mesajına uzak olabilir.
Başka biri peygamberi hiç görmemiş olabilir ama yüzyıllar sonra onun getirdiği hakikate samimiyetle inanabilir.
Bu, maneviyatın coğrafi ve biyolojik yakınlıktan daha derin olduğunu gösterir.
Aynı evde olmak aynı kalpte olmak değildir.
Aynı soyadı taşımak aynı ahlakı taşımak değildir.
Aynı toplulukta bulunmak aynı iman seviyesinde olmak değildir.
İnsan kendisi olmak zorundadır.
Hicr Suresi 60. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hz. Lût’un eşinin durumunu cinsel ihanet diye delilsiz biçimde anlatma. ‘Takdir ettik’ ifadesini insanın zorla günaha sürüklendiği şeklinde yorumlama. Kaderi sorumluluktan kaçış bahanesi yapma. Peygamber ailesine veya dindar bir çevreye yakınlığı otomatik kurtuluş belgesi sanma. Bir eşin günahını diğer eşe yükleme ve bu kıssadan kadınlar hakkında genelleme çıkarma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah’ın adaletinde aile bağı insanın kendi iradesinin yerine geçmez. Peygamberin eşi bile kendi tercihinden sorumludur; insanı kurtaran soyadı, evlilik bağı veya çevresi değil, Allah karşısındaki gerçek yönelişi ve kendi ahlaki sorumluluğudur.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 61. ayette, Hz. İbrahim’in yanındaki konuşma tamamlanacak ve meleklerin Hz. Lût’un yanına ulaşması anlatılacaktır: “Elçiler Lût’un ailesine geldiklerinde…” Bu ayeti ele alırken özellikle meleklerin görevlerinin ikinci aşaması, Hz. Lût’un onları başlangıçta tanımaması, misafirlerin gelişi karşısındaki güvenlik kaygısı, meleklerin kendi başlarına değil Allah’ın emriyle hareket etmeleri, Hz. Lût’un kavminin tehdidi ve kıssanın bireysel sorumluluktan toplumsal davranışlara doğru nasıl ilerlediği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 60. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Kendi ahlaki sorumluluğumuzun yerine ailemizin dindarlığını mı koyuyoruz? Sevdiğimiz biri yanlış yaptığında sevgimiz nedeniyle gerçeği görmezden mi geliyoruz? Eşimizin günahını kendimize, kendi günahımızı da eşimize mi yüklüyoruz? “Kader böyleymiş” diyerek kendi tercihlerimizden kaçıyor muyuz? Aile içinde suç işlendiğinde itibar uğruna mağduru mu susturuyoruz? Başkasının ailesi yüzünden onu kolayca mı damgalıyoruz? Ve en önemlisi, peygamberin eşi olmak bile kişisel yönelişin yerine geçmiyorsa, biz hangi aile, soy, cemaat veya çevre aidiyetine güvenerek kendi davranışlarımızı sorgulamaktan vazgeçebiliriz?
“Hicr 60, ‘Ancak karısı hariç; onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik’ buyurarak aile bağının manevî sorumluluğun yerine geçmediğini gösterir. Hz. Lût’un peygamber olması eşini otomatik olarak kurtarmadığı gibi, eşinin tercihi de Hz. Lût’a yüklenmemiştir. Allah’ın önceden bilmesi insanı zorlamaz; kader sorumluluğu ortadan kaldıran bir mazeret değildir. Ayetin büyük dersi şudur: İnsan ne ailesinin iyiliğinin arkasına saklanabilir ne ailesinin kötülüğü yüzünden kendisini mahkûm saymalıdır. Allah karşısında herkes kendi yönelişi, tercihi ve sorumluluğuyla değerlendirilir.”
Ersan Karavelioğlu