Hicr Suresi 56. Ayette “Sapmışlardan Başka Kim Rabbinin Rahmetinden Ümit Keser” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 55. ayette melekler Hz. İbrahim’e ‘Seni gerçekle müjdeledik; sakın ümidini kesenlerden olma’ demişlerdi. 56. ayette Hz. İbrahim, aslında Allah’ın rahmetinden ümidini kesmediğini açıkça ortaya koyar: ‘Sapmışlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser?’ Buradaki söz, her üzgün veya psikolojik olarak umutsuz hisseden insanı ‘sapmış’ ilan etmek için kullanılamaz. Ayetin bağlamında söz konusu olan, Allah’ın kudretini ve rahmetini bilinçli biçimde kapalı görmek, ‘Allah’ın bana ulaşabilecek hiçbir rahmeti kalmadı’ şeklinde kesin bir teolojik umutsuzluğa düşmektir. Hz. İbrahim’in önceki şaşkınlığı ise böyle bir inkâr değil, ileri yaşında aldığı olağanüstü müjde karşısındaki doğal hayrettir.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 56. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası “Kâle ve men yaknatu min rahmeti rabbihî ille’d-dâllûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “İbrahim dedi ki: Sapmışlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser?” diye ifade edilebilir.Bu cevap, Hz. İbrahim’in önceki ayetteki şaşkınlığının gerçek anlamını açıklığa kavuşturur. O, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş değildir. Yalnızca yaşlılık döneminde kendisine verilen çocuk müjdesinin olağanüstülüğüne hayret etmiştir.
Dolayısıyla 54, 55 ve 56. ayetler birlikte okunduğunda şaşırmak, soru sormak ve ümitsizliğe düşmek arasındaki fark açık biçimde görülür.
“Rabbinin Rahmeti” Ne Anlama Gelir
Ayette özellikle “rahmeti rabbihî”, yani “Rabbinin rahmeti” ifadesi kullanılır.“Rab” kelimesi insanı yaratan, yaşatan, geliştiren, yöneten ve terbiye eden Allah’ı hatırlatır. Rahmet ise yalnız bir insanın istediği belirli nimeti elde etmesinden çok daha geniştir.
Allah’ın rahmeti sağlık, bağışlanma, hidayet, rızık, korunma, yeni başlangıç imkânı, tövbe kapısı ve ahiret kurtuluşu gibi çok geniş bir anlam alanına sahiptir.
Bu nedenle rahmeti yalnız “İstediğim şey gerçekleşti mi?” sorusuna indirgemek doğru değildir.
“Yaknatu” Ne Anlama Gelir
Ayetteki “yaknatu” fiili, ümidini kesmek, büyük bir ümitsizliğe düşmek anlamına gelir.Burada sıradan bir moral bozukluğu veya geçici hayal kırıklığından daha derin bir tavır söz konusudur.
İnsan bir olayın gerçekleşmeyeceğini düşünmüş olabilir; bu tek başına Allah’ın rahmetinden ümit kesmek değildir. Asıl sorun, Allah’ın rahmetinin ve dönüş kapısının bütünüyle kendisine kapandığını kesin biçimde düşünmek olabilir.
“Dâllûn” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “dâllûn”, yolunu şaşıranlar, doğru yönü kaybedenler anlamında kullanılabilir.Fakat bu kelimeyi bağlamından koparıp her üzgün, karamsar veya psikolojik olarak zorlanan insana yöneltmek doğru değildir.
Hz. İbrahim burada Allah’ın kudretini ve rahmetini tanıyan insanın, Allah’ın rahmetini mutlak biçimde imkânsız görmemesi gerektiğini vurgular.
Bu, insanlara hakaret etmek için kullanılacak bir etiket değildir.
Hz. İbrahim Önceki Ayette Ümitsiz miydi
Hayır.Eğer gerçekten Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş olsaydı, şimdi “Rabbinin rahmetinden kim ümit keser?” şeklinde cevap vermesi anlamlı olmazdı.
Onun önceki sözü:
“Bana yaşlılık gelip çatmışken mi beni müjdeliyorsunuz?”
bir inkâr değil, şaşkınlıktır.
Bu nedenle ayetler birlikte okunduğunda önemli bir ilke ortaya çıkar: Hayret etmek ile Allah’tan ümit kesmek aynı şey değildir.
Bir Şeyin Gerçekleşmeyeceğini Düşünmek Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmek midir
Her zaman değil.Bir doktor bazı tıbbi şartlar nedeniyle gebelik ihtimalinin son derece düşük olduğunu söyleyebilir. Bir insan belirli bir iş başvurusunun artık sonuçlanmayacağını düşünebilir. Bir ilişki gerçekten sona ermiş olabilir.
Bunları kabul etmek Allah’ın rahmetini inkâr etmek değildir.
Çünkü Allah’ın rahmeti yalnız o tek sonucun gerçekleşmesine bağlı değildir.
Bir kapının kapanması bütün rahmet kapılarının kapanması değildir.
Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmemek “Her İstediğim Olur” Demek midir
Hayır.Bu ayetin en önemli ayrımlarından biri budur.
Bir insan:
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmiyorum.”
dediğinde bunun anlamı:
“Allah benim istediğim her şeyi kesin verecek.”
değildir.
İnsan Allah’ın rahmetine güvenir; fakat rahmetin hangi biçimde tecelli edeceğine kendisi karar vermez.
Dua Ettiğim Şey Olmazsa Allah Bana Merhamet Etmemiş mi Olur
Hayır.Bu düşünce rahmeti tek bir sonuca indirgemek olur.
Bir insan belirli bir iş için dua eder ve o işe giremez. Daha sonra başka bir fırsatla karşılaşabilir veya hiçbir benzer fırsat çıkmayabilir. Her iki durumda da Allah’ın rahmeti yalnız ilk talebin gerçekleşip gerçekleşmemesi üzerinden ölçülemez.
Allah’ın rahmeti, bizim bütün hayatı görebildiğimizden çok daha geniş bir kavramdır.
Umutsuz Hissetmek ile Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmek Aynı Şey midir
Hayır.İnsan ağır bir kayıp yaşadığında:
“Hiçbir şey düzelmeyecek gibi hissediyorum.”
diyebilir.
Bu bir duygudur.
Teolojik ümitsizlik ise daha farklıdır:
“Allah bana hiçbir şekilde merhamet edemez, benim için dönüş ve bağışlanma imkânı yoktur.”
gibi kesin bir inanca dönüşebilir.
Duygu ile bilinçli inanç birbirine karıştırılmamalıdır.
Depresyon Yaşayan Bir İnsan “Dâllûn” Sayılır mı
Böyle bir hüküm verilemez.Depresyon kişinin umut hissetme kapasitesini ciddi biçimde etkileyebilir. İnsan istemediği hâlde kendisini çaresiz hissedebilir.
Bu durumda ona “Sen sapmışsın, çünkü ümitsizsin” demek hem teolojik hem insani açıdan yanlış olabilir.
Psikolojik hastalık ahlaki isyanla aynı şey değildir. Gerektiğinde profesyonel destek almak da Allah’a güvenmeye aykırı değildir.

Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmemek Tövbe ile Nasıl İlişkilidir
Çok güçlü biçimde ilişkilidir.İnsan ağır günah işlemiş olabilir ve bir noktadan sonra şöyle düşünebilir:
“Benim için artık af yok.”
Bu düşünce tövbeyi engelleyebilir.
Oysa Kur’an’ın genel mesajında insan hayatta olduğu ve gerçek bir dönüş imkânı bulunduğu sürece Allah’ın rahmetine yönelmekten vazgeçmemelidir.
Ümit, günahı küçümsemek değil; günahtan dönüşün anlamsız olmadığını bilmek demektir.

Çok Büyük Günah İşleyen İnsan da Ümitli Olabilir mi
Evet.Günahın büyüklüğü sorumluluğu artırabilir, fakat Allah’ın rahmetinin kulun günahından küçük olduğu sonucu çıkarılamaz.
İnsan mümkün olan telafiyi yapmalı, haksızlık ettiği kişilerin haklarını gözetmeli ve yanlışından dönmeye çalışmalıdır.
Rahmet ümidi, sorumluluğu silmez; insana sorumluluğuyla yüzleşebilme cesareti verir.

“Allah Beni Asla Affetmez” Demek Neden Tehlikelidir
Çünkü insan Allah’ın kendi hakkında vermediği nihai hükmü kendisi vermiş olabilir.Bir kişi günahını çok büyük görebilir. Fakat Allah’ın bağışlama alanının sınırlarını insan belirleyemez.
Günahımızı küçümsememeliyiz ama Allah’ın rahmetini de küçültmemeliyiz.
İnsan kendisine “Asla affedilmem” dediğinde bazen farkında olmadan Allah’ın rahmetinden daha kesin hüküm vermeye başlamış olabilir.

Başkasına “Allah Seni Asla Affetmez” Diyebilir miyiz
Böyle kesin bir hüküm vermek doğru değildir.Bir insan çok ağır bir kötülük yapmış olabilir. Onun davranışını sert biçimde eleştirebilir, mağdurun hakkını savunabilir ve hukukî sorumluluğunu destekleyebiliriz.
Fakat yaşayan bir insanın ileride samimi biçimde tövbe edip etmeyeceğini bilmiyoruz.
Allah’ın rahmet kapısını başkalarının yüzüne kendi öfkemizle kapatamayız.

Ümit Etmek Kötülüğün Sonuçlarını Görmezden Gelmek midir
Hayır.Bir suç işleyen insan Allah’ın rahmetini umabilir ve aynı zamanda hukuki sorumluluğuyla yüzleşebilir.
Bir bağımlılık yaşayan kişi “Allah bana yardım eder” diyebilir ve tedaviye gidebilir.
Borcu olan insan dua edebilir ama aynı zamanda ödeme planı yapabilir.
Gerçek ümit eylemsizlik değil, doğru yönde hareket edebilme gücü vermelidir.

Rahmet Ümidi İnsan Hayatındaki Kayıplarla Nasıl İlişkilidir
Bazı kayıplar geri döndürülemez.Sevdiğimiz biri ölebilir.
Bir dönem sona erebilir.
Bazı fırsatlar gerçekten geçebilir.
Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek, “Kaybettiğim şey mutlaka aynen geri gelecek” demek değildir.
Bazen rahmet, kaybın geri verilmesinden değil, insanın o kaybı taşıyabilecek güç, anlam ve yeni yön bulmasından ortaya çıkabilir.

Bu Ayet Pozitif Düşünme Öğretisi midir
Hayır.Ayet “Olumlu düşünürsen istediğin her şeyi çekersin” şeklinde bir düşünce öğretmez.
Kur’anî ümit Allah’a yöneliktir; evrene sipariş vermek şeklinde değildir.
İnsan dua eder, çalışır, tedbir alır ve Allah’tan hayır bekler. Ancak sonucu kendi düşünce gücünün zorunlu ürünü saymaz.
Olumlu düşünce faydalı olabilir; fakat ilahî vaat değildir.

Hicr Suresi 55 ve 56. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hicr Suresi 55. ayette melekler “Seni gerçekle müjdeledik; sakın ümidini kesenlerden olma” demişti. 56. ayette Hz. İbrahim “Sapmışlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser?” diyerek aslında Allah’ın rahmetinden ümidini kesmediğini açıkça belirtir.Böylece önceki şaşkınlığının inkâr veya ümitsizlik değil, olağanüstü müjde karşısındaki hayret olduğu kesinleşir.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 57. ayette Hz. İbrahim meleklerin başka bir görev için de geldiklerini anlayacak ve şöyle soracaktır: “Öyleyse ey elçiler, göreviniz nedir?” Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. İbrahim’in müjdeden sonra misafirlerin geliş amaçlarını sorması, meleklerin ‘elçiler’ olarak Allah’ın emriyle hareket etmesi, meleklerin bağımsız güç sahibi olmaması, soru sormanın merak ve bilgi arayışı oluşu ve kıssanın Hz. Lût’un kavmine yönelik hükme geçişi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 56. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 56. ayet, Hz. İbrahim’in çok güçlü bir sorusunu bize aktarır:“Sapmışlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser?”
Bu söz, kıssanın önceki bölümünde yaşanan şaşkınlığı açıklığa kavuşturur.
Hz. İbrahim ümitsiz değildir.
Allah’ın kudretinden şüphe etmemektedir.
Yalnızca yaşlılık döneminde gelen olağanüstü çocuk müjdesi karşısında hayret etmiştir.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Çünkü insan bazen dinî hayatında doğal duygularını yanlış yorumlayabilir.
Şaşırır ve:
“Demek ki imanım zayıf.”
der.
Korkar ve:
“Demek ki Allah’a güvenmiyorum.”
der.
Bir konuda soru sorar ve:
“Demek ki şüpheye düştüm.”
diye suçluluk yaşayabilir.
Oysa Kur’an’ın peygamber kıssaları bize insan duygularının bu kadar basit biçimde iman ölçüsüne dönüştürülemeyeceğini gösterir.
Hz. İbrahim şaşırabilir ve yine de Allah’ın rahmetinden sonuna kadar umutlu olabilir.
İnsan hem gerçekliği görebilir hem umut taşıyabilir.
Bu ayetin en büyük derslerinden biri budur.
Umut, gerçekle savaşmak değildir.
Bir insan yaşlandığını kabul edebilir.
Bir hasta hastalığının ağır olduğunu kabul edebilir.
Bir aile maddi sıkıntısını kabul edebilir.
Bir kişi kaybettiği şeyin geri dönmeyeceğini kabul edebilir.
Ve yine de Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyebilir.
Çünkü rahmet yalnız şartların istediğimiz biçimde değişmesi değildir.
Bazen insan Allah’ın rahmetini yalnız sonuç üzerinden ölçer.
“İşim olduysa Allah beni seviyor.”
“Hastalığım geçtiyse duam kabul oldu.”
“Çocuğum olduysa Allah bana merhamet etti.”
Peki iş olmadıysa?
Hastalık devam ettiyse?
Çocuk olmadıysa?
Allah’ın rahmeti bitti mi?
Elbette böyle düşünmek doğru değildir.
Dünyevî sonuçlar Allah’ın sevgisinin ve rahmetinin doğrudan ölçüm cihazı değildir.
Çok zengin bir insan Allah’ın özel sevgisinin kesin kanıtına sahip değildir.
Çok fakir bir insan da Allah tarafından terk edilmiş değildir.
Sağlıklı insan mutlaka Allah’ın en sevdiği kişi değildir.
Hasta insan da mutlaka cezalandırılmıyordur.
Dünya şartlarından doğrudan ilahî değer puanı çıkaramayız.
Hicr 56’daki rahmet ümidi bu yüzden çok daha derindir.
İnsan şöyle diyebilir:
“Ben şu anda istediğim sonucu göremiyorum ama Allah’ın rahmeti yalnız benim gördüğüm tek ihtimalden ibaret değildir.”
Bu cümle çok güçlüdür.
Çünkü insanın görüş alanı sınırlıdır.
Bugünü görür.
Bir miktar geçmişi bilir.
Geleceği ise tahmin eder.
Allah’ın bilgisi ise bundan farklıdır.
Bu nedenle insan kendi tahminini mutlaklaştırmamalıdır.
Ancak bu düşünceyi “Her kötü şeyin sonunda kesin daha iyisi gelir” sloganına da dönüştürmemek gerekir.
Bazen dünya hayatında kayıplar gerçekten kayıptır.
Bir çocuk ölürse:
“Kesin daha iyisi olacak.”
demek acıyı küçümseyebilir.
Bir insan ağır hastalık yaşadığında:
“Bunda mutlaka hemen göreceğin bir hayır var.”
demek her zaman uygun olmayabilir.
Bazı olayların hikmetini dünyada anlamayabiliriz.
Allah’ın rahmetinden ümit etmek, her acının nedenini bildiğimizi iddia etmek değildir.
Bazen rahmet, insanın acısını anında kaldırmaz.
Ama insanın acının içinde yalnız olmadığını bilmesine yardımcı olabilir.
Bazen rahmet, yeni bir imkân olarak gelir.
Bazen tövbe kapısı olarak.
Bazen bir dost olarak.
Bazen dayanma gücü olarak.
Bazen de dünyada tamamlanmayan adaletin ahirette tamamlanacağı ümidi olarak.
Rahmetin biçimini yalnız biz belirlemeyiz.
Bu ayet özellikle günahkâr insan için çok büyük bir mesaj taşır.
İnsan geçmişte öyle şeyler yapmış olabilir ki kendi kendisine bakmakta zorlanabilir.
“Ben nasıl böyle bir şey yaptım?”
diyebilir.
Pişmanlık değerlidir.
Fakat pişmanlık bir noktadan sonra:
“Ben artık kurtulamayacak kadar kötüyüm.”
düşüncesine dönüşürse tövbeyi engelleyebilir.
Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek burada devreye girer.
İnsan yanlışını kabul eder.
Bahane üretmez.
Zarar verdiği insan varsa mümkün olan telafiyi yapar.
Gerekirse hukuki sonucuyla yüzleşir.
Ama yine de Allah’a döner.
Tövbe, insanın geçmişi yokmuş gibi davranması değil; geçmişin geleceğini tamamen belirlemesine izin vermemesidir.
Bu nedenle rahmet ümidi sorumluluğa karşı değil, sorumlulukla birlikte düşünülmelidir.
Bir hırsız:
“Allah merhametlidir.”
deyip çaldığını yanında tutamaz.
Bir insan iftira atmışsa:
“Allah beni affeder.”
deyip yayılan yalanı düzeltmemek için rahmeti kullanamaz.
Bir eş sürekli haksızlık yapıp:
“Kalbim temiz.”
diyemez.
Gerçek rahmet ümidi insanı mümkün olduğunca onarım yapmaya yöneltir.
Rahmetin insan psikolojisindeki en güçlü yönlerinden biri de budur:
İnsana değişmenin hâlâ anlamlı olduğunu söyler.
Eğer hiçbir bağışlanma imkânı olmasaydı insan:
“Artık ne yaparsam yapayım fark etmez.”
diyebilirdi.
Ama rahmet kapısı açık olduğunda şöyle diyebilir:
“Geçmişi değiştiremem ama bundan sonrasını değiştirebilirim.”
Bu, ahlaki dönüşümün çok güçlü motorudur.
Hicr 56’yı psikolojik hastalık yaşayan insanlara karşı kullanırken ise özellikle dikkat gerekir.
Ayette “dâllûn” ifadesi vardır.
Bunu gören biri:
“Ben depresyondayım ve umut hissedemiyorum; demek ki sapmışım.”
diye korkabilir.
Bu sonuç doğru değildir.
Depresyon insanın düşünce ve duygu sistemini etkileyebilir.
Kişi Allah’a inanmak ve umut etmek istediği hâlde duygusal olarak bunu hissedemeyebilir.
İstem dışı psikolojik durum ile bilinçli teolojik reddediş aynı şey değildir.
Bu nedenle depresyondaki birine daha fazla suçluluk yüklemek yerine destek olmak gerekir.
Din insanın yarasını büyütmek için değil, iyileşme yollarından biri olmak için kullanılmalıdır.
Kişi dua edebilir.
Yakınlarından destek alabilir.
Ve gerektiğinde psikolog veya psikiyatri uzmanına başvurabilir.
Bunlar birbirinin rakibi değildir.
Allah’a güvenmek profesyonel yardım almaya engel değildir.
Aynı şekilde psikolojik tedavi almak da Allah’tan ümit kesmek anlamına gelmez.
Tam tersine tedavi aramak umudun davranışa dönüşmüş biçimi olabilir.
Ayet bize başkaları hakkında hüküm verirken de sınır öğretir.
Bir insan ağır bir yanlış yapmış olabilir.
Biz ona kızabiliriz.
Güvenimizi kaybedebiliriz.
Hakkımızı arayabiliriz.
Onunla görüşmemeyi seçebiliriz.
Fakat:
“Allah seni asla affetmeyecek.”
dediğimiz anda başka bir alana geçmiş oluruz.
Çünkü nihai af yetkisi bize ait değildir.
Kendi affımızı vermeyebiliriz.
Ama Allah’ın affını yönetemeyiz.
Bu özellikle büyük mağduriyetlerde anlaşılması zor olabilir.
Bir kişi bize ağır zarar verdiğinde onun bağışlanması fikri bile öfke yaratabilir.
Bu insani bir duygudur.
Fakat ilahî adalet bizim öfkemizden daha kapsamlıdır.
Allah mağdurun hakkını da bilir.
Failin gerçek tövbesini de bilir.
Bütün ayrıntıları bilir.
Bizim bilmediğimiz şeyi O bilir.
Bu nedenle nihai hükmü Allah’a bırakmak mağdurun hakkını küçümsemek değildir.
Aksine adaletin bizim sınırlı bilgimizden daha büyük olduğunu kabul etmektir.
Hicr 56’nın başka bir önemli mesajı, insanın başarı veya başarısızlığıyla Allah’ın rahmetini birbirine karıştırmamasıdır.
Bir proje başarısız olabilir.
Bir yatırım zarar edebilir.
Bir sınav kazanılamayabilir.
Bir evlilik sona erebilir.
Bunların her biri ciddi olabilir.
Ama hiçbiri tek başına:
“Allah’ın rahmeti benden çekildi.”
sonucunu kanıtlamaz.
Bazen insan dünyadaki başarısını dinî değerinin kanıtı gibi kullanır.
“İşim iyi gidiyor, demek ki Allah benden memnun.”
Bu da güvenli bir sonuç değildir.
Firavun da güç sahibiydi.
Dünyevî imkân, otomatik ilahî onay değildir.
Aynı şekilde sıkıntı da otomatik ilahî reddediş değildir.
Rahmet ile dünya başarısını birebir eşitlemek Kur’an’ın geniş adalet anlayışını daraltır.
Ayetin umut anlayışı aynı zamanda sabırla ilişkilidir.
Sabır, hiçbir şey hissetmeden taş gibi durmak değildir.
İnsan sabrederken ağlayabilir.
Yorulabilir.
Yardım isteyebilir.
Bir süre “Artık dayanamıyorum” diye hissedebilir.
Ve yine de yoluna devam edebilir.
Bu nedenle sabır ile duygusal acıyı birbirine zıt görmemek gerekir.
Gerçek sabır bazen çok zorlanırken bile yanlış yola sapmamaya çalışmaktır.
Allah’ın rahmetinden ümit etmek de benzer biçimde duygusal coşku olmak zorunda değildir.
Bazen insan hiçbir şey hissetmeden yalnızca şu cümleye tutunur:
“Şu an göremiyorum ama Allah’ın rahmetinin tamamen bittiğine hükmetmeyeceğim.”
Bu bile çok güçlü bir iman tavrı olabilir.
Hicr 56 modern başarı kültürünün ürettiği umutsuzluk açısından da düşündürücüdür.
İnsan kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslayabilir.
Bir başkası daha zengin.
Daha genç.
Daha başarılı.
Daha çok takipçisi var.
Daha mutlu görünüyor.
İnsan sonra:
“Benim hayatım başarısız.”
diyebilir.
Oysa insan hayatının değeri sosyal medya karşılaştırmasıyla ölçülemez.
Allah’ın rahmeti beğeni sayısına, servete veya statüye bağlı değildir.
Kişi hayatında büyük dünyevî başarı elde etmemiş olabilir ama dürüst, merhametli ve faydalı biri olabilir.
Bazen görünmeyen iyilikler Allah katında görünürdür.
Bu nedenle insan kendi hayatını yalnız dış ölçülerle değerlendirmemelidir.
Rahmet ümidi, insanın kendisine yeni bir şans verebilmesini de sağlar.
Bir kişi eğitimini yarıda bırakmış olabilir.
Bir bağımlılıktan kurtulmaya çalışıyor olabilir.
Yıllarca kötü bir alışkanlıkla yaşamış olabilir.
Ailesiyle ilişkisini bozmuş olabilir.
Her şeyi tek günde düzeltemez.
Ama bir adım atabilir.
Sonra bir adım daha.
Ümit, bütün yolu gördüğümüz için değil, bir sonraki doğru adımın hâlâ mümkün olduğuna inandığımız için değerlidir.
Hz. İbrahim’in sözü de nihayetinde Allah’ın rahmetine ilişkin çok derin bir güven açıklamasıdır.
O aslında şöyle demektedir:
“Ben Rabbimin rahmetini kapalı görmüyorum.”
Yaşlılık gerçektir.
Biyolojik şartlar gerçektir.
Şaşkınlık gerçektir.
Ama Allah’ın rahmeti de gerçektir.
İşte iman bu gerçekleri birbirine düşman etmeden birlikte taşıyabilmektir.
Gerçeği inkâr etme.
Rahmeti de inkâr etme.
Bu denge Hicr 56’nın kalbidir.
Hicr Suresi 56. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hz. İbrahim’in önceki şaşkınlığını ümitsizlik sanma. Her üzgün, depresif veya çaresiz hisseden insanı ‘sapmış’ diye damgalama. Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeyi her kişisel dileğin kesin gerçekleşeceği şeklinde yorumlama. Günahkâr insanın dönüş kapısını kendi hükmünle kapatma. Ve dünya başarısızlığını Allah’ın rahmetinden mahrum kalmanın kanıtı sayma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan şartların zorluğunu kabul edebilir, kayıplar yaşayabilir, hatta zaman zaman umut hissedemeyebilir; fakat Allah’ın rahmetini kendi sınırlı görüşüyle bütünüyle kapatmaya hakkı yoktur. Bir kapı kapanabilir, fakat Rabbin rahmeti tek bir kapıdan ibaret değildir.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 57. ayette, Hz. İbrahim meleklerin yalnızca çocuk müjdesi için gelmediklerini anlayacak ve şöyle soracaktır: “Öyleyse ey elçiler, göreviniz nedir?” Bu ayeti ele alırken özellikle “elçiler” ifadesinin meleklerin Allah tarafından görevlendirildiğini göstermesi, meleklerin bağımsız güç ve karar sahibi ilahlar olmadığı, Hz. İbrahim’in onların görevini merak edip sormasının meşru oluşu, bilgi istemenin iman eksikliği sayılmaması ve kıssanın Hz. Lût’un kavmine yönelik ilahî hükme geçiş hazırlığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 56. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir istediğimiz gerçekleşmediğinde bütün Allah rahmetini o tek sonuca mı bağlıyoruz? Dünya hayatındaki başarısızlığı “Allah beni terk etti” şeklinde mi yorumluyoruz? Geçmiş günahlarımız yüzünden kendimize “Ben artık affedilmem” mi diyoruz? Başkalarının tövbe ihtimalini kendi öfkemizle mi kapatıyoruz? Depresyondaki insanın istem dışı umutsuzluğunu iman problemi mi sayıyoruz? Bir kapı kapandığında hayatın bütün kapılarının kapandığına mı inanıyoruz? Ve en önemlisi, Hz. İbrahim’in yaşlılığın bütün gerçekliğini görmesine rağmen ‘Rabbinin rahmetinden kim ümit keser?’ diyebilmesi bize, gerçek iman ile gerçekçiliğin birbirine düşman olmadığını göstermiyor mu?
“Hicr 56, ‘Sapmışlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser?’ buyurarak Hz. İbrahim’in önceki şaşkınlığının Allah’a karşı ümitsizlik olmadığını açıkça gösterir. Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek, her dileğimizin kesin gerçekleşeceğine inanmak değil; bir kapı kapandığında Allah’ın bütün rahmet kapılarının kapandığını sanmamaktır. Ayetin büyük dersi şudur: Gerçekliği gör, kaybı inkâr etme, gereken tedbiri al; fakat ne günahının büyüklüğünü ne hayatındaki bir başarısızlığı Allah’ın rahmetinden daha büyük gör. Çünkü insanın gördüğü yollar tükenebilir, Rabbin rahmeti ise bizim gördüğümüz tek yoldan ibaret değildir.”
Ersan Karavelioğlu