-
Bu geçiş çok anlamlıdır.
Önce yaratılış gösterilir.
Ardından soru gelir:
Bütün bunları yaratan Allah iken, nasıl oluyor da yaratılmış bazı varlıklar O’na ortak kabul ediliyor?
Ayet özellikle iki yanlış yönelişi eleştirir:
Cinleri Allah’a ortak koşmak.
Ve:
Allah’a çocuklar isnat etmek.
Bu iki davranışın ortak problemi aynıdır:
Yaratılmışı, Yaratan’ın seviyesine yükseltmek.
Bazı insanlar cinlere bağımsız kutsal güçler atfetmiş olabilir.
Onlardan:
koruma,
zarar,
haber,
yardım
beklemiş olabilirler.
Kur’an bu anlayışı reddeder.
Çünkü cinler de yaratılmış varlıklardır.
Çünkü ayet çok güçlü bir mantık kurar:
Allah onları da yarattı.
Eğer cinler yaratılmışsa, yaratıcı olamazlar.
Bir varlığın mevcut olması, onu ilah yapmaz.
Yaratılmış olan sınırlıdır.
Mutlak ilahlık ise Allah’a aittir.
Hayır.
Kur’an cinlerin varlığından söz eder.
Ama onların:
Allah’ın ortağı,
bağımsız güç sahibi,
mutlak koruyucu
olduğunu söylemez.
Yani varlıklarını kabul etmek başka, onları ilahlaştırmak başkadır.
Çünkü görünmeyen şey kolayca gizemleştirilebilir.
İnsan bilmediği şeyden korkar.
Sonra korktuğu şeye:
abartılı güç,
sınırsız yetki,
mistik otorite
atfedebilir.
Ayet burada korkunun da tevhidle sınırlandırılması gerektiğini gösterir.
Doğal korku tek başına şirk değildir.
İnsan bilinmeyen bir şeyden ürkebilir.
Ama bir cine Allah’tan bağımsız, mutlak zarar verme gücü atfetmek tevhid açısından sorunlu hâle gelir.
Yani mesele korkunun varlığı değil, o varlığa hangi güç atfedildiğidir.
Bu cümle şirk mantığını kökten kırar.
Çünkü yaratılan bir varlığın:
yaratıcıyla eşit,
O’nun rakibi,
O’nun ortağı
olması mümkün değildir.
Ayet çok sade bir ilke koyar:
Yaratılan, Yaratan’ın ortağı olamaz.
Bazı topluluklar Allah’a çeşitli biçimlerde çocuk isnadında bulunmuşlardır.
Kur’an bunu reddeder.
Buradaki temel eleştiri şudur:
Allah hakkında delilsiz ve insanbiçimci iddialar üretmek.
Yani insan aile yapısını doğrudan Allah’a taşımaktadır.
Çünkü çocuk fikri:
soy,
üreme,
benzerlik,
ihtiyaç,
devamlılık
gibi yaratılmış varlıklara ait özellikler taşır.
Kur’an ise Allah’ı bütün bu biyolojik ve yaratılmış sınırlardan münezzeh kabul eder.
Allah varlığını sürdürmek için nesle ihtiyaç duymaz.
Çünkü bu tür iddiaların sağlam bir bilgiye dayanmadığı vurgulanır.
İnsan bazen:
atalardan duyduğu,
kültürden aldığı,
hayal ettiği
bir düşünceyi Allah hakkında kesin hakikat gibi sunabilir.
Ayet bunu reddeder.
Allah hakkında konuşmak, ciddi bilgi sorumluluğu gerektirir.
Kur’an’da Allah hakkında insan dilinin anlayabileceği bazı ifadeler kullanılır.
Ama bunlar Allah’ı insanla aynı varlık kategorisine indirmek anlamına gelmez.
İslam düşüncesinde temel ilke şudur:
Allah yaratılmışlara benzemez.
Bu yüzden mecaz ile biyolojik gerçeklik birbirine karıştırılmamalıdır.
“Münezzeh”, eksikliklerden ve yanlış yakıştırmalardan uzak demektir.
Yani insanlar Allah hakkında:
yanlış,
eksik,
insan biçimli
tasvirler üretebilir.
Ama Allah, bu tasvirlerle sınırlı değildir.
Bu, Allah’ın yaratılmış kategorilerin üzerinde olduğunu vurgular.
İnsan:
zamanla,
mekânla,
bedenle,
ihtiyaçla
sınırlıdır.
Allah ise bu sınırlara indirgenemez.
Bu nedenle tevhid sadece “tek Tanrı” demek değil, Allah’ı yaratılmışlara benzetmemektir.
Evet.
İnsan Allah hakkında istediği her şeyi söyleyemez.
“Bana göre Allah şöyledir.”
demek tek başına yeterli değildir.
Kur’an, Allah hakkında konuşurken vahiy ve sağlam bilgi ölçüsünü öne çıkarır.
Bu, dinî düşüncede büyük bir disiplin getirir.
bitkiler,
meyveler
üzerinden yaratıcı kudret gösterilmişti.
sorusu ima edilir.
Yani:
Yaratılışı gör → Yaratan’ı tanı → Yaratılmışı ilahlaştırma.
İnsan birinden dua isteyebilir.
Bir âlime saygı gösterebilir.
Bir büyüğünü sevebilir.
Ama hiçbir yaratılmış varlık:
Allah’tan bağımsız,
mutlak,
ilahî
güç sahibi olarak görülmemelidir.
Tevhid bu sınırı korur.
Hayır.
Ayet görünmeyen varlıkların tamamını reddetmez.
Cinlerden zaten söz eder.
Ama görünmeyen varlıklar hakkında:
abartı,
hurafe,
delilsiz güç atfetme
konusunda dikkatli olunmasını gerektirir.
İman, hurafeyle aynı şey değildir.
Çok güçlü bir ölçü verir:
Delilsiz biçimde görünmeyen güçler üretme.
İnsan her açıklayamadığı olayı:
cin,
büyü,
gizemli varlık
ile açıklamaya başladığında gerçek nedenleri gözden kaçırabilir.
İslam’da görünmeyene iman vardır; ama bu, her bilinmeyeni hurafeyle doldurmak anlamına gelmez.
Belki de şu:
Gizemli olanı mutlaklaştırma.
Bir şeyi anlamıyor olman, onun sınırsız ilahî güce sahip olduğu anlamına gelmez.
Korku ile bilgi arasındaki farkı koru.
Ve Allah hakkında konuşurken hayalden çok vahye dayan.
En‘âm Suresi 100. ayet, insanın çok eski bir eğilimini eleştirir:
Anlayamadığı şeyi kutsallaştırmak.
İnsan bir şeyi görmez.
Nasıl çalıştığını bilmez.
Ondan korkar.
Sonra ona büyük güçler atfeder.
Bu tarih boyunca cinler, ruhlar, doğa güçleri veya başka görünmeyen varlıklar üzerinden ortaya çıkmıştır.
Ayet ise son derece sade bir ölçü koyar:
Onları da Allah yarattı.
Bu cümle bütün hiyerarşiyi yerine oturtur.
Cin varsa yaratılmıştır.
Melek varsa yaratılmıştır.
İnsan yaratılmıştır.
Yıldız yaratılmıştır.
Güneş yaratılmıştır.
Hiçbiri Allah’ın ortağı değildir.
Sonra ayet Allah’a çocuk isnadını eleştirir.
Bu da başka bir insan eğilimini gösterir:
Allah’ı kendimize benzetmek.
İnsan ailesi vardır.
Çocuk sahibi olur.
Soyunu devam ettirir.
Sonra aynı yapıyı Allah’a taşımaya çalışabilir.
Kur’an ise tam burada durur ve der ki:
Allah sizin nitelemelerinizden münezzehtir.
Yani Allah’ı anlamak için insan dilini kullanabiliriz; ama Allah’ı insan ölçülerine hapsetmemeliyiz.
Bu ayet bu nedenle iki büyük zihinsel hatayı birlikte düzeltir:
Yaratılmışı ilahlaştırmak.
Ve:
Yaratıcıyı yaratılmışa benzetmek.
Tevhid ikisine de karşıdır.
Ve belki En‘âm 100’ün bugün için en güçlü cümlesi şudur:
İnsan bazen bilmediği varlıkları büyütür, bazen de Allah’ı kendi ölçülerine küçültür; tevhid ise yaratılmışı yerine koyar, Yaratan’ı da yaratılmışların bütün sınırlarının üzerinde tanır.
En‘âm Suresi 100. Ayette “Cinleri Allah’a Ortak Koştular; Oysa Onları da Allah Yaratmıştır. Bilgisizce O’na Oğullar ve Kızlar İsnat Ettiler. O, Onların Nitelemelerinden Münezzeh ve Yücedir” İfadesi Ne Anlama Gelir
En‘âm Suresi 100. ayet, önceki ayetlerde doğadaki düzen, yıldızlar, yağmur, bitkiler ve yaratılış işaretleri anlatıldıktan sonra yeniden şirk meselesine döner.“En‘âm Suresi 100. ayet, yaratılmış varlıkları ilahlaştırmanın ve Allah hakkında delilsiz soy bağları kurmanın tevhidle bağdaşmadığını açıkça ortaya koyar. Yaratılmış olan, Yaratan’ın ortağı olamaz.”
Ersan Karavelioğlu
Bu geçiş çok anlamlıdır.
Önce yaratılış gösterilir.
Ardından soru gelir:
Bütün bunları yaratan Allah iken, nasıl oluyor da yaratılmış bazı varlıklar O’na ortak kabul ediliyor?
Ayet özellikle iki yanlış yönelişi eleştirir:
Cinleri Allah’a ortak koşmak.
Ve:
Allah’a çocuklar isnat etmek.
Bu iki davranışın ortak problemi aynıdır:
Yaratılmışı, Yaratan’ın seviyesine yükseltmek.
“Cinleri Allah’a Ortak Koştular” Ne Demektir
Bazı insanlar cinlere bağımsız kutsal güçler atfetmiş olabilir.Onlardan:
koruma,
zarar,
haber,
yardım
beklemiş olabilirler.
Kur’an bu anlayışı reddeder.
Çünkü cinler de yaratılmış varlıklardır.
Cinlerin Yaratılmış Olması Neden Önemlidir
Çünkü ayet çok güçlü bir mantık kurar:Allah onları da yarattı.
Eğer cinler yaratılmışsa, yaratıcı olamazlar.
Bir varlığın mevcut olması, onu ilah yapmaz.
Yaratılmış olan sınırlıdır.
Mutlak ilahlık ise Allah’a aittir.
Cinlere İnanmak ile Cinleri İlahlaştırmak Aynı Şey midir
Hayır.Kur’an cinlerin varlığından söz eder.
Ama onların:
Allah’ın ortağı,
bağımsız güç sahibi,
mutlak koruyucu
olduğunu söylemez.
Yani varlıklarını kabul etmek başka, onları ilahlaştırmak başkadır.
İnsan Neden Görünmeyen Varlıklara Aşırı Güç Atfedebilir
Çünkü görünmeyen şey kolayca gizemleştirilebilir.İnsan bilmediği şeyden korkar.
Sonra korktuğu şeye:
abartılı güç,
sınırsız yetki,
mistik otorite
atfedebilir.
Ayet burada korkunun da tevhidle sınırlandırılması gerektiğini gösterir.
Cinlerden Korkmak Şirk midir
Doğal korku tek başına şirk değildir.İnsan bilinmeyen bir şeyden ürkebilir.
Ama bir cine Allah’tan bağımsız, mutlak zarar verme gücü atfetmek tevhid açısından sorunlu hâle gelir.
Yani mesele korkunun varlığı değil, o varlığa hangi güç atfedildiğidir.
“Oysa Onları da Allah Yaratmıştır” İfadesi Neyi Çürütür
Bu cümle şirk mantığını kökten kırar.Çünkü yaratılan bir varlığın:
yaratıcıyla eşit,
O’nun rakibi,
O’nun ortağı
olması mümkün değildir.
Ayet çok sade bir ilke koyar:
Yaratılan, Yaratan’ın ortağı olamaz.
“Bilgisizce O’na Oğullar ve Kızlar İsnat Ettiler” Ne Demektir
Bazı topluluklar Allah’a çeşitli biçimlerde çocuk isnadında bulunmuşlardır.Kur’an bunu reddeder.
Buradaki temel eleştiri şudur:
Allah hakkında delilsiz ve insanbiçimci iddialar üretmek.
Yani insan aile yapısını doğrudan Allah’a taşımaktadır.
Allah’a Çocuk İsnadı Neden Tevhidle Bağdaşmaz
Çünkü çocuk fikri:soy,
üreme,
benzerlik,
ihtiyaç,
devamlılık
gibi yaratılmış varlıklara ait özellikler taşır.
Kur’an ise Allah’ı bütün bu biyolojik ve yaratılmış sınırlardan münezzeh kabul eder.
Allah varlığını sürdürmek için nesle ihtiyaç duymaz.
“Bilgisizce” İfadesi Neden Özellikle Kullanılıyor
Çünkü bu tür iddiaların sağlam bir bilgiye dayanmadığı vurgulanır.İnsan bazen:
atalardan duyduğu,
kültürden aldığı,
hayal ettiği
bir düşünceyi Allah hakkında kesin hakikat gibi sunabilir.
Ayet bunu reddeder.
Allah hakkında konuşmak, ciddi bilgi sorumluluğu gerektirir.
Allah Hakkında İnsan Özellikleri Kullanmak Her Zaman Yanlış mıdır
Kur’an’da Allah hakkında insan dilinin anlayabileceği bazı ifadeler kullanılır.Ama bunlar Allah’ı insanla aynı varlık kategorisine indirmek anlamına gelmez.
İslam düşüncesinde temel ilke şudur:
Allah yaratılmışlara benzemez.
Bu yüzden mecaz ile biyolojik gerçeklik birbirine karıştırılmamalıdır.

“O, Onların Nitelemelerinden Münezzehtir” Ne Demektir
“Münezzeh”, eksikliklerden ve yanlış yakıştırmalardan uzak demektir.Yani insanlar Allah hakkında:
yanlış,
eksik,
insan biçimli
tasvirler üretebilir.
Ama Allah, bu tasvirlerle sınırlı değildir.

“Yücedir” İfadesi Ne Ekler
Bu, Allah’ın yaratılmış kategorilerin üzerinde olduğunu vurgular.İnsan:
zamanla,
mekânla,
bedenle,
ihtiyaçla
sınırlıdır.
Allah ise bu sınırlara indirgenemez.
Bu nedenle tevhid sadece “tek Tanrı” demek değil, Allah’ı yaratılmışlara benzetmemektir.

Bu Ayet Dinî Hayal Gücüne Sınır Koyuyor mu
Evet.İnsan Allah hakkında istediği her şeyi söyleyemez.
“Bana göre Allah şöyledir.”
demek tek başına yeterli değildir.
Kur’an, Allah hakkında konuşurken vahiy ve sağlam bilgi ölçüsünü öne çıkarır.
Bu, dinî düşüncede büyük bir disiplin getirir.

En‘âm 99 ve 100 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
- ayette:
bitkiler,
meyveler
üzerinden yaratıcı kudret gösterilmişti.
- ayette ise:
sorusu ima edilir.
Yani:
Yaratılışı gör → Yaratan’ı tanı → Yaratılmışı ilahlaştırma.

Bu Ayet İnsanların Manevi Aracılara Bakışını Nasıl Sınırlar
İnsan birinden dua isteyebilir.Bir âlime saygı gösterebilir.
Bir büyüğünü sevebilir.
Ama hiçbir yaratılmış varlık:
Allah’tan bağımsız,
mutlak,
ilahî
güç sahibi olarak görülmemelidir.
Tevhid bu sınırı korur.

Görünmeyen Âleme İnanmak Akılsızlık mıdır
Hayır.Ayet görünmeyen varlıkların tamamını reddetmez.
Cinlerden zaten söz eder.
Ama görünmeyen varlıklar hakkında:
abartı,
hurafe,
delilsiz güç atfetme
konusunda dikkatli olunmasını gerektirir.
İman, hurafeyle aynı şey değildir.

Bu Ayet Hurafeler Açısından Nasıl Okunabilir
Çok güçlü bir ölçü verir:Delilsiz biçimde görünmeyen güçler üretme.
İnsan her açıklayamadığı olayı:
cin,
büyü,
gizemli varlık
ile açıklamaya başladığında gerçek nedenleri gözden kaçırabilir.
İslam’da görünmeyene iman vardır; ama bu, her bilinmeyeni hurafeyle doldurmak anlamına gelmez.

Bu Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şu:Gizemli olanı mutlaklaştırma.
Bir şeyi anlamıyor olman, onun sınırsız ilahî güce sahip olduğu anlamına gelmez.
Korku ile bilgi arasındaki farkı koru.
Ve Allah hakkında konuşurken hayalden çok vahye dayan.

En‘âm Suresi 100. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
En‘âm Suresi 100. ayet, insanın çok eski bir eğilimini eleştirir:Anlayamadığı şeyi kutsallaştırmak.
İnsan bir şeyi görmez.
Nasıl çalıştığını bilmez.
Ondan korkar.
Sonra ona büyük güçler atfeder.
Bu tarih boyunca cinler, ruhlar, doğa güçleri veya başka görünmeyen varlıklar üzerinden ortaya çıkmıştır.
Ayet ise son derece sade bir ölçü koyar:
Onları da Allah yarattı.
Bu cümle bütün hiyerarşiyi yerine oturtur.
Cin varsa yaratılmıştır.
Melek varsa yaratılmıştır.
İnsan yaratılmıştır.
Yıldız yaratılmıştır.
Güneş yaratılmıştır.
Hiçbiri Allah’ın ortağı değildir.
Sonra ayet Allah’a çocuk isnadını eleştirir.
Bu da başka bir insan eğilimini gösterir:
Allah’ı kendimize benzetmek.
İnsan ailesi vardır.
Çocuk sahibi olur.
Soyunu devam ettirir.
Sonra aynı yapıyı Allah’a taşımaya çalışabilir.
Kur’an ise tam burada durur ve der ki:
Allah sizin nitelemelerinizden münezzehtir.
Yani Allah’ı anlamak için insan dilini kullanabiliriz; ama Allah’ı insan ölçülerine hapsetmemeliyiz.
Bu ayet bu nedenle iki büyük zihinsel hatayı birlikte düzeltir:
Yaratılmışı ilahlaştırmak.
Ve:
Yaratıcıyı yaratılmışa benzetmek.
Tevhid ikisine de karşıdır.
Ve belki En‘âm 100’ün bugün için en güçlü cümlesi şudur:
İnsan bazen bilmediği varlıkları büyütür, bazen de Allah’ı kendi ölçülerine küçültür; tevhid ise yaratılmışı yerine koyar, Yaratan’ı da yaratılmışların bütün sınırlarının üzerinde tanır.
“En‘âm Suresi 100. ayet, cinler de dâhil olmak üzere bütün yaratılmışların Allah’ın kulları olduğunu ve hiçbirinin O’na ortak olamayacağını öğretir. Allah hakkında delilsiz soy bağları ve insan biçimli tasavvurlar kurmak yerine, O’nu vahyin bildirdiği yücelik ve benzersizlik içinde tanımak gerekir.”
Ersan Karavelioğlu