📖 En‘âm Suresi 108. Ayette “Allah’tan Başkasına Dua Edenlere Sövmeyin ki Onlar da Bilgisizlikle ve Düşmanlıkla Allah’a Sövmeye Kalkmasınlar.

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,556
2,724,961
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 En‘âm Suresi 108. Ayette “Allah’tan Başkasına Dua Edenlere Sövmeyin ki Onlar da Bilgisizlikle ve Düşmanlıkla Allah’a Sövmeye Kalkmasınlar. Biz Her Ümmete Yaptıklarını Böylece Güzel Gösterdik. Sonra Dönüşleri Rablerinedir; O da Kendilerine Yaptıklarını Bildirecektir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

“En‘âm Suresi 108. ayet, hakikati savunurken bile üslubun ahlaki sınırlarını korumayı öğretir. Bir yanlışı eleştirmek başka, karşı tarafın kutsalına hakaret ederek daha büyük bir düşmanlığı tetiklemek başkadır.”
Ersan Karavelioğlu
En‘âm Suresi 108. ayet, dinî tartışmalarda son derece temel bir ahlak ilkesi koyar:

Hakarete başvurma.

Çünkü hakaret, muhatabı ikna etmek yerine öfkelendirebilir.

Öfke ise karşı hakareti doğurabilir.

Böylece bir tartışma hakikat arayışı olmaktan çıkıp karşılıklı kutsal değerlere saldırıya dönüşebilir.

Ayetin dikkat çekici tarafı şudur:

Kur’an, Müslüman’ın yalnız kendi niyetine değil, sözünün doğuracağı sonuca da dikkat etmesini ister.

1️⃣ “Allah’tan Başkasına Dua Edenlere Sövmeyin” Ne Demektir ❓

Burada Allah dışında kutsallaştırılan veya ibadet edilen varlıklara hakaret edilmemesi istenir.

Ayet:

“Onların inancını doğru kabul edin.”

demez.

Şirki eleştirmeye devam eder.

Ama eleştirinin dili konusunda sınır koyar:

Eleştir ama sövme.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

2️⃣ Bir İnancı Eleştirmek ile Ona Hakaret Etmek Arasında Ne Fark Vardır ❓

Eleştiri:

gerekçe sunar,

soru sorar,

çelişki gösterir,

delil getirir.

Hakaret ise:

aşağılar,

öfkelendirir,

kişinin onuruna saldırır.

Hakaretin amacı çoğu zaman hakikati açıklamak değil, karşı tarafı incitmektir.

Kur’an burada ikinci yöntemi reddeder.

3️⃣ Neden Yanlış Olduğu Düşünülen Bir Şeye Bile Sövmek Yasaklanıyor ❓

Çünkü ahlak sadece doğru tarafta bulunmak değildir.

Doğruyu nasıl savunduğun da önemlidir.

Bir insan haklı bir fikri:

kaba,

aşağılayıcı,

provokatif

bir dille savunabilir.

Bu durumda doğru bir içerik, yanlış bir üslupla zarar görebilir.

4️⃣ “Onlar da Allah’a Söverler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

İnsan kendi kutsalına saldırıldığında duygusal tepki verebilir.

Bunun sonucunda karşı taraf da öfkeyle Müslümanların kutsalına saldırabilir.

Ayet bu zinciri önceden görür:

Sen söversin → O öfkelenir → O da Allah’a hakaret eder.

Bu nedenle ilk kıvılcımı üretme.

5️⃣ Müslüman Başkasının Allah’a Hakaret Etmesinden de Sorumlu Olabilir mi ❓

Doğrudan o kişinin sözünün sorumluluğu ona aittir.

Ama ayet, insanın kendi davranışının öngörülebilir sonuçlarını da dikkate alması gerektiğini gösterir.

Eğer sırf provokasyon amacıyla bir davranış yapıp daha büyük bir kötülüğü tetikliyorsan, kendi davranışını da sorgulaman gerekir.

6️⃣ Bu Ayet “Kötülüğe Götüren Yolu Kapatma” İlkesine Örnek midir ❓

Evet, İslam hukuk ve ahlak düşüncesinde bu ayet sıkça önemli örneklerden biri olarak değerlendirilir.

Kendi başına bazı davranışlar daha küçük bir sorun gibi görünebilir.

Ama daha büyük bir kötülüğe kesin veya güçlü biçimde yol açıyorsa önlenebilir.

Burada amaç:

sonucu da hesaba katmaktır.

7️⃣ Hakaret Etmeden Şirk Eleştirilebilir mi ❓

Elbette.

Zaten Hz. İbrahim kıssasında bunun örneklerini gördük.

Sorular soruldu.

Mantıksal çelişkiler gösterildi.

Yaratılmış varlıkların ilah olamayacağı anlatıldı.

Bütün bunlar hakaret etmeden yapılabilir.

Bu da bize şu ilkeyi verir:

Keskin düşünce, kaba dil gerektirmez.

8️⃣ Bu Ayet Dinler Arası İlişkiler İçin Ne Öğretir ❓

Çok temel bir saygı ilkesi öğretir.

Farklı inançlar arasında gerçek teolojik ayrılıklar olabilir.

Bunları gizlemek gerekmez.

Ama:

küfür,

alay,

aşağılama

ilişkiyi zehirler.

İnanç farklılığı, insan onuruna saldırmayı meşru hâle getirmez.

9️⃣ “Bilgisizlikle ve Düşmanlıkla” Ne Demektir ❓

Karşı taraf öfkeyle Allah hakkında bilmediği şeyleri söyleyebilir.

Buradaki tepki:

bilgiye,

delile,

sakin düşünceye

dayanmaz.

Düşmanlık, insanın düşünme kapasitesini gölgeleyebilir.

Ayet böylece öfke ile cehalet arasındaki ilişkiye de dikkat çeker.

🔟 Tartışmada Öfke Neden Tehlikelidir ❓

Çünkü öfke yükseldiğinde amaç değişebilir.

Başlangıçta:

“Doğru nedir?”

diye konuşulurken,

sonra:

“Sana nasıl zarar veririm?”

noktasına geçilebilir.

Bu anda tartışma hakikat arayışından çıkar.

Ayet bu dönüşümü engelleyen bir dil ahlakı öğretir.

1️⃣1️⃣ “Her Ümmete Yaptıklarını Güzel Gösterdik” Ne Demektir ❓

Bu ifade insanın kendi kültürünü, inancını ve davranışlarını doğal olarak anlamlı ve doğru görme eğilimini düşündürür.

İnsan çoğu zaman kendi dünyasının içinden bakar.

Kendi geleneği ona:

normal,

tanıdık,

doğru

görünür.

Bu nedenle başkasını anlamak bazen zordur.

1️⃣2️⃣ Bu İfade Allah’ın Yanlışı Onayladığı Anlamına mı Gelir ❓

Hayır.

Ayetin bütünü ve Kur’an’ın genel öğretisi böyle bir anlamı desteklemez.

Burada insanların içinde bulundukları yolların kendilerine cazip veya doğru görünebilmesine dikkat çekilir.

Bu durum onların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Zaten ayetin sonunda:

Rablerine dönecekleri ve yaptıklarının kendilerine bildirileceği

söylenir.

1️⃣3️⃣ İnsan Kendi İnancını Neden Otomatik Olarak Doğru Görebilir ❓

Çünkü çocukluğundan itibaren:

ailesi,

kültürü,

dili,

çevresi

ona belirli bir dünya görüşü öğretir.

Bu nedenle herkesin kendi inancını belli ölçüde doğal görmesi anlaşılabilir.

Ama bu durum insanı düşünme sorumluluğundan kurtarmaz.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet Müslümanın da Kendi Tutumunu Sorgulamasını Gerektirir mi ❓

Evet.

İnsan:

“Ben doğru taraftayım, o hâlde söylediğim her şey doğrudur.”

diye düşünmemelidir.

Doğru bir inanca sahip olduğunu düşünmek, üslup hatalarını meşrulaştırmaz.

Ahlak, karşı taraf yanlış olduğunda da geçerlidir.

1️⃣5️⃣ Sosyal Medyada Bu Ayetin Mesajı Nasıl Uygulanabilir ❓

Son derece doğrudan.

Bugün insanlar saniyeler içinde:

dinlere,

mezheplere,

kişilere,

kutsallara

hakaret edebiliyor.

Ardından diğer taraf daha ağır bir cevap veriyor.

Sonuç:

hakikat değil,

öfke büyüyor.

En‘âm 108 bu döngüye neredeyse doğrudan bir sınır koyar:

Provokasyon üretme.

1️⃣6️⃣ Her Hakarete Cevap Vermek Gerekir mi ❓

Hayır.

Bazen en doğru cevap açıklamaktır.

Bazen sınır koymaktır.

Bazen de tartışmadan çekilmektir.

Her hakarete daha ağır hakaretle cevap vermek, sorunu çözmek yerine büyütebilir.

Ayet, tepki kontrolü açısından da çok güçlüdür.

1️⃣7️⃣ En‘âm 107 ve 108 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓

  1. ayette:
“Sen onların vekili değilsin.”

denmişti.

  1. ayette ise:
“O hâlde onları zorlamak veya kutsallarına hakaret ederek savaşa dönüştürmek de senin görevin değildir.”

gibi çok güçlü bir devamlılık görülür.

Yani:

Tebliğ et → Zorlama → Hakaret etme → Son hükmü Allah’a bırak.

1️⃣8️⃣ “Sonra Dönüşleri Rablerinedir” Ne Anlama Gelir ❓

Nihai hesap Allah’a aittir.

İnsan yanlış gördüğü bir düşünceyi eleştirebilir.

Ama başkasının nihai kaderi hakkında mutlak hüküm sahibi değildir.

Bu bilinç, tartışmada kibri azaltmalıdır.

Çünkü son yargıç insan değildir.

1️⃣9️⃣ En‘âm Suresi 108. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor ❓

En‘âm Suresi 108. ayet, özellikle bugünün dünyasında olağanüstü güncel görünen bir iletişim ahlakı öğretir:

Haklı olduğunu düşünmen, hakaret etme hakkı vermez.

Bu çok önemli.

Çünkü insan çoğu zaman şöyle düşünür:

“Onların inancı zaten yanlış.”

“O hâlde istediğim gibi konuşabilirim.”

Kur’an ise buna izin vermez.

Hatta çok ilginç biçimde karşı tarafın vereceği tepkiyi de hesaba katar.

Sen onun kutsalına söversen, o da öfkeyle Allah’a sövebilir.

Yani ayet sadece niyete değil:

sonuca

da bakar.

Bu, çok olgun bir ahlak anlayışıdır.

İnsan bazen:

“Ben doğruyu söyledim.”

der.

Ama şu soruyu sormaz:

“Nasıl söyledim ve neye yol açtım?”

Oysa doğru sözün yanlış üslubu, insanı hakikatten daha da uzaklaştırabilir.

Bugün sosyal medyada bunun binlerce örneğini görmek mümkündür.

Biri hakaret eder.

Diğeri daha ağır cevap verir.

Sonra iki taraf da birbirinin kutsalını aşağılar.

Hiç kimse kimseyi ikna etmez.

Sadece nefret büyür.

En‘âm 108’in çözümü ise şaşırtıcı derecede nettir:

Bu zinciri başlatma.

Eleştir.

Tartış.

Delil getir.

Katılma.

Ama aşağılamaya başlama.

Ayetin sonunda insanların yaptıklarının kendilerine güzel göründüğü hatırlatılır.

Bu da başka bir tevazu öğretir.

Karşındaki insan, büyük ihtimalle kendi davranışını senin gördüğün kadar anlamsız görmüyor.

Onun da bir zihinsel dünyası var.

Bu gerçeği anlamak, onun görüşünü kabul etmek değildir.

Ama onunla neden hakaret yerine açıklama yolunun seçilmesi gerektiğini anlamaya yardım eder.

Ve sonunda herkes Allah’a döner.

Bu da tartışmanın nihai sınırını çizer.

Sen insanı yargıç koltuğundan indirebilirsin.

Ama Allah’ın yerine oturamazsın.

Ve belki En‘âm 108’in bugün için en güçlü cümlesi şudur:

Hakikati savunmanın ahlakı, sadece ne söylediğinde değil, neyi söylememeyi seçtiğinde de ortaya çıkar; çünkü bazen bir hakaretten vazgeçmek, yüz tartışmayı kazanmaktan daha fazla iyiliği korur.

“En‘âm Suresi 108. ayet, inanç farklılığının hakaret hakkı vermediğini ve doğruyu savunurken doğacak sonuçları da hesaba katmak gerektiğini öğretir. Eleştiri yapılabilir, şirk reddedilebilir; fakat kutsala sövmek yerine delil, hikmet ve saygı korunmalıdır. Son hüküm ise Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt