En‘âm Suresi 101. Ayette “Gökleri ve Yeri Benzersiz Şekilde Yaratan O’dur. O’nun Eşi Olmadığı Hâlde Nasıl Çocuğu Olabilir? Her Şeyi O Yaratmıştır ve O Her Şeyi Hakkıyla Bilendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
En‘âm Suresi 101. ayet, bir önceki ayetteki çok önemli tevhid vurgusunu daha da derinleştirir.“En‘âm Suresi 101. ayet, Allah’ı yaratılmışların biyolojik ve toplumsal özellikleriyle düşünmenin yanlışlığını ortaya koyar. O, varlığı başlatan ve her şeyi yaratan ise soy, eş ve çocuk gibi yaratılmışlara ait ihtiyaçlarla tanımlanamaz.”
Ersan Karavelioğlu
- ayette:
cinleri ilahlaştırmak,
Allah’a çocuklar isnat etmek
eleştirilmişti.
- ayet ise bu yanlışlığın neden mantıksız olduğunu açıklar:
Eşi yoktur.
Her şeyi O yaratmıştır.
Her şeyi hakkıyla bilir.
Yani ayet, Allah’ın yaratılmışlara benzetilemeyeceğini hem akli hem teolojik açıdan temellendirir.
“Gökleri ve Yeri Benzersiz Şekilde Yaratan O’dur” Ne Demektir
Buradaki ifade, Allah’ın yaratmasının örneksiz ve başlangıç niteliğinde olduğunu anlatır.Allah hazır bir modelin kopyasını yapmaz.
Başka bir yaratıcıdan öğrenmez.
Başka bir plana muhtaç değildir.
Yani Allah’ın yaratması, yaratılmışların üretmesine benzemez.
“Benzersiz Yaratmak” Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü insan üretirken mevcut malzemeleri kullanır.Bir mimar taş ve beton kullanır.
Bir sanatçı boya kullanır.
Bir mühendis önceden var olan fiziksel yasalar içinde çalışır.
Ama Kur’an açısından Allah:
varlığın kendisinin kaynağıdır.
Bu yüzden O’nun yaratması mutlak anlamda benzersizdir.
Allah’ın “Eşi Olmaması” Ne Anlama Gelir
Allah biyolojik bir varlık değildir.İnsanlarda ve diğer canlılarda:
eşleşme,
üreme,
neslin devamı
vardır.
Bunlar yaratılmış hayat biçimlerine ait özelliklerdir.
Allah’ın ise böyle bir ihtiyacı yoktur.
Bu nedenle eş fikri Allah’a uygulanamaz.
“Eşi Olmadığı Hâlde Nasıl Çocuğu Olabilir?” Sorusu Ne Söyler
Bu, güçlü bir mantıksal sorgulamadır.İnsan dünyasında çocuk:
anne,
baba,
biyolojik süreç
ile ilişkilidir.
Allah ise bu yaratılmış düzenin içinde bir canlı değildir.
Dolayısıyla “Allah’ın biyolojik çocuğu” fikri Kur’an açısından kategorik olarak yanlıştır.
Allah’a Çocuk İsnadı Neden Bu Kadar Sert Reddedilir
Çünkü çocuk sahibi olmak yaratılmışlara özgü:ihtiyaç,
soy,
devamlılık,
benzerlik
gibi kavramları çağrıştırır.
Allah’ın ise varlığını sürdürmek için nesle ihtiyacı yoktur.
O ezelî ve ebedîdir.
Bu yüzden Kur’an, Allah’ın çocuk sahibi olduğu fikrini tevhidle bağdaşmaz görür.
Hristiyanlıktaki “Tanrı’nın Oğlu” İfadesi Bu Ayetle Nasıl İlişkilidir
Ana akım Hristiyanlıkta “Tanrı’nın Oğlu” ifadesi biyolojik üreme anlamında kullanılmaz; İsa’nın ilahî kimliği Teslis öğretisi içinde açıklanır.İslam ise bu teolojik anlayışı kabul etmez.
Kur’an, Allah’ın:
tek,
benzersiz,
eşsiz,
çocuksuz
olduğunu vurgular ve Hz. Îsâ’yı Allah’ın kulu ve peygamberi olarak konumlandırır.
Dolayısıyla iki gelenek burada temel bir teolojik farklılığa sahiptir.
Allah’ın Çocuğu Olmadığını Söylemek Hz. Îsâ’nın Değerini Azaltır mı
Hayır.İslam Hz. Îsâ’ya çok yüksek bir değer verir.
Onu:
Mesih,
peygamber,
mucizevi biçimde doğmuş seçkin bir kul
olarak kabul eder.
Ama değer vermek ile ilahlaştırmak aynı şey değildir.
Kur’an açısından Hz. Îsâ’nın büyüklüğü, Allah’ın kulu ve elçisi oluşundadır.
“Her Şeyi O Yaratmıştır” İfadesi Neden Belirleyicidir
Çünkü çok net bir ontolojik sınır çizer:Bir tarafta:
Yaratan.
Diğer tarafta:
Yaratılanlar.
Eğer her şeyi Allah yaratmışsa, hiçbir yaratılmış varlık O’nun:
eşiti,
ortağı,
biyolojik devamı
olamaz.
Tevhidin en temel ayrımlarından biri budur.
Yaratılmış Olan ile Yaratan Arasındaki Fark Nedir
Yaratılmış:başlangıçlıdır,
sınırlıdır,
muhtaçtır,
değişir.
Allah ise Kur’an açısından:
yaratan,
muhtaç olmayan,
mutlak,
benzersiz
olandır.
Bu nedenle yaratılmışlardan herhangi birine ilahî özellikler vermek tevhid sınırını bozar.
Allah Her Şeyi Yaratmışsa Kötülüğü de mi Yarattı
Bu, kelâm ve felsefede çok derin bir meseledir.İslam düşüncesinde genel olarak varlığın ve imkânların yaratılması Allah’a bağlanır.
Ama insanın:
niyeti,
seçimi,
ahlaki sorumluluğu
kendisine aittir.
Yani “Allah yaratmıştır” demek, insanın yaptığı kötülükten sorumsuz olduğu anlamına gelmez.

“O Her Şeyi Bilendir” Neden Yaratma İfadesinin Ardından Geliyor
Çünkü yaratma ile bilgi birlikte düşünülür.Allah ne yarattığını bilir.
Yaratılış:
bilgisiz,
rastgele,
kontrolsüz
bir süreç olarak sunulmaz.
İlahî yaratma, kuşatıcı bilgiyle birlikte anılır.

Allah’ın Her Şeyi Bilmesi İnsan İçin Ne Anlama Gelir
İki yönlü bir anlam taşır.Birincisi:
Teselli.
Çünkü görünmeyen emeğin bilinmektedir.
İkincisi:
Sorumluluk.
Çünkü gizli haksızlık da bilinmektedir.
Yani ilahî bilgi hem güven hem ahlaki ciddiyet üretir.

Allah’ı İnsan Gibi Düşünmek Neden Sorunludur
Çünkü insan zihni soyut olanı anlamak için kendi tecrübelerinden benzetmeler yapar.Ama bu benzetmelerin bir sınırı vardır.
Allah:
insan gibi yaşlanmaz,
insan gibi çoğalmaz,
insan gibi ihtiyaç duymaz.
Bu nedenle teolojide antropomorfizm konusunda dikkat gerekir.

Allah Hakkında Konuşurken Hangi Sınırı Korumak Gerekir
Kur’an’ın bildirdiği nitelikleri kabul etmek.Ama onları yaratılmışların özellikleriyle birebir aynılaştırmamak.
Bu denge önemlidir.
Allah’ı tamamen bilinemez hâle getirmek de doğru değildir.
Onu insanlaştırmak da.
Kur’an, tanınabilir ama benzersiz bir Allah tasavvuru sunar.

En‘âm 100 ve 101 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
- ayet:
- ayet ise bunun neden yanlış olduğunu açıklar:
Yani:
İddia → Mantıksal reddiye.

Bu Ayet Tevhidi Nasıl Derinleştiriyor
Tevhid burada sadece:“Bir Allah vardır.”
demek değildir.
Aynı zamanda:
Allah yaratılmış değildir.
Allah biyolojik değildir.
Allah’ın eşi yoktur.
Allah’ın çocuğu yoktur.
Allah’ın benzeri yoktur.
demektir.
Yani tevhid, Allah’ın benzersizliğini de içerir.

Bu Ayet İnsanların Kutsal Kişilere Bakışına Ne Söyler
Bir insan çok büyük olabilir.Peygamber olabilir.
Aziz olabilir.
Âlim olabilir.
Ama yine de yaratılmıştır.
Bu nedenle hiçbir insan:
Allah’ın parçası,
O’nun biyolojik çocuğu,
O’nun eşiti
olarak görülmez.
Saygı, ilahlaştırmaya dönüşmemelidir.

Bu Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şu:Allah’ı kendi ölçülerine göre küçültme.
İnsan bildiği aile yapısını, biyolojiyi ve sosyal ilişkileri doğrudan Allah’a taşıyabilir.
Ama ayet:
“O her şeyi yaratandır.”
diyerek bu düşüncenin sınırını çizer.
Yaratan, yaratılmışların kategorisine indirgenemez.

En‘âm Suresi 101. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
En‘âm Suresi 101. ayet insan zihninin çok temel bir eğilimini sorgular:Bilinmeyeni bildiğimiz şeylere benzetmek.
İnsan aileyi bilir.
Anne vardır.
Baba vardır.
Çocuk vardır.
Soy devam eder.
Sonra bu yapıyı Allah’a da uygulamaya kalkabilir.
Kur’an ise burada çok güçlü bir sınır çizer:
Allah yaratılmışların sistemine ait değildir.
O, sistemin yaratıcısıdır.
Göklerin yaratıcısı.
Yerin yaratıcısı.
Canlıların yaratıcısı.
Aile düzeninin yaratıcısı.
Biyolojik çoğalmanın yaratıcısı.
Dolayısıyla kendisini yarattığı biyolojik süreçlere muhtaç görmek büyük bir kategori hatasıdır.
Bu ayetin tevhid açısından çok önemli bir sonucu vardır:
Allah’ı yüceltmek, O’na daha fazla insan özelliği eklemek değildir.
Tam tersine O’nu yaratılmışların sınırlarından münezzeh bilmektir.
Ve bu durum insanın kutsal kişilere bakışını da dengeler.
Bir peygamber ne kadar yüce olursa olsun kuldur.
Bir melek ne kadar güçlü olursa olsun yaratılmıştır.
Bir cin ne kadar gizemli olursa olsun yaratılmıştır.
Bir insan ne kadar etkileyici olursa olsun yaratılmıştır.
Çünkü temel ayrım değişmez:
Allah yaratır.
Diğer her şey yaratılmıştır.
Ayetin sonunda:
“O her şeyi hakkıyla bilendir.”
denmesi de çok anlamlıdır.
Çünkü Allah’ın yaratması bilgiyle birliktedir.
İnsan kendisini bile tamamen anlayamazken, Allah yaratılan her şeyi bütünüyle bilir.
Ve belki En‘âm 101’in bugün için en güçlü cümlesi şudur:
Tevhid, Allah’ı yalnız tek kabul etmek değil, O’nu yaratılmışların bütün sınırlamalarından arındırarak tanımaktır; her şeyi yaratan, yaratılmışların biyolojik, toplumsal ve varoluşsal ihtiyaçlarıyla tanımlanamaz.
“En‘âm Suresi 101. ayet, Allah’ın gökleri ve yeri benzersiz biçimde yaratan, eşi ve çocuğu olmayan, her şeyin yaratıcısı ve her şeyi bilen olduğunu öğretir. Allah’ı gerçekten yüceltmek, O’nu insan özellikleriyle büyütmek değil; yaratılmışların hiçbir sınırına indirgememektir.”
Ersan Karavelioğlu