📖 Bakara Suresi 61. Ayette “Hani ‘Ey Musa! Tek Bir Yemeğe Asla Dayanamayacağız; Rabbine Dua Et de Bize Yerin Bitirdiklerinden Sebze, Salatalık

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,732
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 61. Ayette “Hani ‘Ey Musa! Tek Bir Yemeğe Asla Dayanamayacağız; Rabbine Dua Et de Bize Yerin Bitirdiklerinden Sebze, Salatalık, Sarımsak, Mercimek Ve Soğan Çıkarsın’ Demiştiniz. Musa da ‘Daha Hayırlı Olanı Daha Aşağı Olanla mı Değiştirmek İstiyorsunuz?’ Demişti” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Men İle Selvadan Bıkmak, Çeşitlilik Arzusu, Nimete Alışmak, Tüketim Psikolojisi, Daha Fazlasını İsteme, Özgürlükten Sonra Eski Hayata Özlem, Kanaat, Şükür Ve İnsanın Elindekinin Değerini Kaybettikten Sonra Anlaması Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsan bazen kötü durumda olduğu için değil, iyi olana alıştığı için mutsuzlaşır. Dün mucize diye karşılayacağı nimet bugün sıradanlaşır; sonra mesele ihtiyaç olmaktan çıkar, sürekli başka bir şey istemeye dönüşür. Bakara 61, fakirlikten çok daha derin bir yoksulluğu düşündürür: Elindekinin değerini hissedemeyen arzunun yoksulluğunu.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 61. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin altmış birinci ayeti oldukça uzun ve çok katmanlıdır.


Anlam olarak ayetin ilk bölümünde İsrailoğullarının Hz. Musa'ya:


“Ey Musa! Tek çeşit yemeğe dayanamayacağız. Rabbine dua et de bize yerin bitirdiği sebzelerden, salatalıktan, sarımsaktan, mercimekten ve soğandan çıkarsın.”


dedikleri anlatılır.


Hz. Musa ise:


“Daha hayırlı olanı daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz?”


diye karşılık verir ve bunların şehirlerde bulunabileceğini söyler.


Ayetin devamında ise çok daha ağır bir tarihsel değerlendirme gelir:


zillet,


yoksulluk,


ilahi gazap,


ayetleri inkâr,


peygamberlere karşı işlenen suçlar,


isyan ve sınır aşma


gündeme gelir.


Dolayısıyla Bakara 61 yalnız yemek tercihlerini anlatan bir ayet değildir.


Nimet psikolojisinden ahlaki isyana kadar uzanan geniş bir toplumsal eleştiridir.


2️⃣ “Tek Bir Yemeğe Dayanamayacağız” Ne Demektir ❓


Buradaki ifade men ve selvanın sürekli verilmesine karşı duyulan bıkkınlığı anlatır.


İnsan aynı yiyeceği sürekli tükettiğinde çeşitlilik istemesi başlı başına garip değildir.


İnsan doğasında:


çeşitlilik,


yenilik,


farklı tatlara yönelme


bulunur.


Bu nedenle ayeti:


“Farklı yemek istemek başlı başına günahmış.”


gibi okumak eksik olur.


Problem sadece menü tercihi değildir.


Asıl mesele, kendilerine olağanüstü biçimde sağlanan nimetin değerini küçümseyip daha sıradan seçenekleri şikâyet diliyle talep etmeleridir.


3️⃣ Sebze, Salatalık, Sarımsak, Mercimek Ve Soğan Neden Sayılıyor ❓


Ayet, insanların talebini son derece somut biçimde aktarır.


Yerin bitirdiklerinden:


sebze,


salatalık,


“fûm”,


mercimek,


soğan


istenir.


Buradaki “fûm” kelimesi hakkında klasik dil ve tefsir geleneğinde farklı açıklamalar vardır.


Bazı yorumlarda:


sarımsak


olarak,


bazılarında ise:


buğday veya tahıl


ile ilişkili biçimde açıklanmıştır.


Türkçe meallerde sarımsak çevirisi yaygındır.


Dolayısıyla ayetin temel mesajı belirli sebzenin kendisinin kötü olması değildir.


Mercimek veya soğan ahlaken düşük yiyecekler değildir.


Eleştiri, nimetin niteliği ile talebin arkasındaki tavır arasındadır.


4️⃣ “Daha Hayırlı Olanı Daha Aşağı Olanla mı Değiştiriyorsunuz?” Ne Demektir ❓


Bu ifade bazen yanlış biçimde:


“Sebze kötüdür, et veya men daha üstündür.”


şeklinde anlaşılabilir.


Mesele beslenme hiyerarşisi değildir.


Buradaki karşılaştırma verilen özel rızık ile onların talep ettiği sıradan şehir yiyecekleri arasındadır.


Yani:


Allah'ın özel biçimde verdiği nimeti küçümseyip,


kolaylıkla başka yerlerde bulunabilecek şeyleri onun yerine istemek


eleştirilmektedir.


Dolayısıyla “daha aşağı” ifadesi yiyeceklerin besin değerinden çok nimetin bağlamı ve değeriyle ilgilidir.


5️⃣ İnsan Nimete Neden Bu Kadar Hızlı Alışır ❓


Çünkü insan zihninin güçlü özelliklerinden biri alışmadır.


İlk gün olağanüstü görünen şey, sürekli tekrarlandığında normalleşir.


İlk maaş.


İlk araba.


İlk ev.


İlk büyük başarı.


İlk seyahat.


Bir süre sonra hepsi gündelik hayatın parçasına dönüşür.


Psikolojide buna yakın biçimde “hedonik adaptasyon” denilen bir süreçten söz edilir.


İnsan iyi şartlara alışır ve eski mutluluk seviyesine yaklaşabilir.


Bakara 61'in kıssası çok eski bir metinde aynı insan özelliğini düşündürür:


Mucize bile sürekli olduğunda sıradanlaşabilir.


6️⃣ Men Ve Selva Nasıl Sıradanlaşmış Olabilir ❓


Daha önce bu rızık büyük nimet olarak sunulmuştu.


Ama nimet tekrarlandığında insanlar artık:


“Bize ne büyük bir ikram yapılıyor.”


demek yerine:


“Yine mi aynı şey?”


demeye başlamış görünür.


Bu insan psikolojisinin çarpıcı tarafıdır.


Nimet azalmamıştır.


Algı değişmiştir.


Dün büyük lütuf olan şey bugün sıkıcıdır.


Dolayısıyla insanın tatminsizliği her zaman sahip olduklarının azlığından kaynaklanmaz.


Bazen sorun:


sahip olduklarına zihninin ne kadar hızlı alıştığıdır.


7️⃣ Çeşitlilik İstemek İle Nankörlük Arasındaki Sınır Nerede Başlar ❓


Çeşitlilik istemek normaldir.


İnsan:


farklı yemek,


farklı deneyim,


daha güzel yaşam


isteyebilir.


Dini ahlak insanı bütün arzularından vazgeçmeye çağırmaz.


Sorun şu noktada başlayabilir:


Elindekini değersiz görmek.


Sürekli şikâyet etmek.


Yeni şeyi elde edene kadar mevcut nimetin hiçbir değerini görmemek.


Ve daha fazlasını istemeyi hayatın temel amacı hâline getirmek.


Kanaat:


“Hiçbir şey istemeyeceğim.”


değildir.


“Daha fazlasını isterken elimdekini hor görmeyeceğim.”


diyebilmektir.


8️⃣ Kanaat İle Hedef Sahibi Olmak Birbirine Zıt Mıdır ❓


Hayır.


İnsan hem şükredebilir hem daha iyisini arayabilir.


Bir kişi:


mevcut işine şükreder,


ama daha iyi bir iş için çalışabilir.


Evinden memnun olabilir,


ama daha güzel bir eve geçmek isteyebilir.


Bilgisini takdir eder,


ama daha çok öğrenmeye çalışabilir.


Kanaatin düşmanı gelişim değildir.


Kanaatin karşıtı daha çok doyumsuzluktur.


Doyumsuzluk şöyle der:


“Bir sonraki şeyi elde etmeden mutlu olamam.”


Kanaat ise:


“Bugünün değerini yaşayarak yarına yürüyebilirim.”


der.


9️⃣ Tüketim Psikolojisi Açısından Bu Ayet Ne Söyler ❓


Modern ekonomi önemli ölçüde insanın yeni şey isteme kapasitesi üzerine kuruludur.


Yeni telefon.


Yeni araba.


Yeni kıyafet.


Yeni tat.


Yeni deneyim.


Bunların varlığı tek başına sorun değildir.


Ancak insanın zihni sürekli:


“Şu an sahip olduğun yeterli değil.”


mesajıyla karşılaşırsa tatminsizlik kalıcı hâle gelebilir.


Bir ürün alınır.


Kısa süre mutluluk gelir.


Sonra normalleşir.


Yeni bir ürün gerekir.


Bakara 61'in kıssası bu döngünün çok eski bir biçimini gösterir:


Verilen şey artık heyecan yaratmıyorsa başka bir şey istenir.


🔟 “Bir Şehre İnin, İstedikleriniz Orada Var” Sözü Ne Anlama Gelir ❓


Ayette Hz. Musa'nın cevabında anlam olarak:


“Bir şehre inin; istediğiniz orada vardır.”


denir.


Buradaki “şehir” için kesin bir özel yer adı verilmez.


Temel fikir şudur:


İstedikleri sebze ve ürünler olağan yerleşik hayat içinde bulunabilen şeylerdir.


Yani insanlar kendilerine özel verilen çöl rızkını bırakıp sıradan tarım ve şehir hayatının yiyeceklerini istiyorsa bunları elde etmenin doğal yolu vardır.


Bu cümle adeta:


“İstediğiniz şey mucize gerektiren bir şey değil.”


der.


1️⃣1️⃣ Özgürleşmiş İnsan Neden Eski Hayatına Özlem Duyabilir ❓


Bu ayetin en derin psikolojik boyutlarından biri burada olabilir.


İsrailoğulları Mısır'daki ağır baskıdan kurtulmuştu.


Ama Mısır aynı zamanda:


tanıdıkları yemekler,


yerleşik hayat,


alıştıkları düzen


demekti.


Özgürlük ise çölde:


belirsizlik,


yolculuk,


yeni düzen


getirmişti.


İnsan bazen kötü ama tanıdık olanı, iyi fakat belirsiz olana tercih edebilir.


Bu nedenle eski yiyeceklere duyulan özlem sadece damak zevki değil, eski hayatın tanıdıklığına duyulan psikolojik çekim olarak da düşünülebilir.


1️⃣2️⃣ İnsan Gerçekten Köleliği Özleyebilir Mi ❓


Doğrudan zulmü özlemek zorunda değildir.


Ama zulüm düzenindeki bazı tanıdık unsurları özleyebilir.


Çünkü özgürlük:


karar vermeyi,


sorumluluk almayı,


belirsizlikle yaşamayı


gerektirir.


Eski düzende insanın hayatı kötü olabilir ama ne olacağı bellidir.


Yeni düzende daha özgürdür ama geleceği belirsizdir.


Bu durum psikolojik olarak şu paradoksu doğurabilir:


İnsan zalimi istemez ama zalimin dünyasındaki alışkanlıkları özleyebilir.


Bu da fiziksel kurtuluş ile zihinsel kurtuluş arasındaki farkı yeniden gösterir.


1️⃣3️⃣ Ayetin Devamındaki “Zillet Ve Yoksulluk” Ne Anlama Gelir ❓


Ayetin devamında onların üzerine:


zillet ve meskenet


damgasının vurulduğu ifade edilir.


Bunlar:


aşağılanma,


yoksulluk,


düşkünlük,


güçsüzlük


gibi anlamlarla açıklanmıştır.


Ancak bu ifadeleri bütün Yahudilere veya bütün tarih boyunca değişmez etnik özellikler gibi uygulamak ciddi bir yanlış olur.


Ayetin kendisi bu durumu belirli davranışlarla ilişkilendirir:


ayetleri inkâr,


peygamberlere yönelik suçlar,


isyan,


haddi aşma.


Yani eleştiri etnik kimliğe değil belirli tarihsel ahlaki davranışlara yöneliktir.


1️⃣4️⃣ “Allah’ın Gazabına Uğradılar” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


İlahi gazap insan öfkesi gibi kontrolsüz bir duygusal patlama olarak düşünülmemelidir.


Kur’an dilinde gazap:


bilinçli isyan,


zulüm,


hakikati reddetme


gibi davranışların ilahi hüküm ve karşılığıyla ilişkilidir.


Burada da ayet sebep verir.


Yani:


“Kimlikleri yüzünden gazaba uğradılar.”


denmez.


Belirli eylemler ve sürekli sınır aşımı nedeniyle ilahi karşılıkla yüzleştikleri anlatılır.


Bu ayrım antisemitik veya kolektif nefret üreten okumaları engellemek açısından çok önemlidir.


1️⃣5️⃣ “Allah’ın Ayetlerini İnkâr Ediyor Ve Peygamberleri Haksız Yere Öldürüyorlardı” Ne Demektir ❓


Ayetin ağır eleştirilerinden biri budur.


Kur’an, İsrailoğulları tarihindeki bazı toplulukların:


ilahi ayetlere karşı çıkmaları


ve bazı peygamberleri haksız yere öldürmeleri


üzerinden ciddi bir suçlama yapar.


Bu ifade:


“Bütün İsrailoğulları bütün peygamberleri öldürdü.”


demek değildir.


Daha da önemlisi, modern Yahudi topluluklarının bu tarihsel suçlardan otomatik olarak sorumlu olduğu anlamına gelmez.


Kur’an'ın ahlaki ilkesi açısından suç, onu işleyen kişi ve topluluklara aittir.


Tarihsel hafıza ders verir.


Kalıtsal suç üretmez.


1️⃣6️⃣ “Bu, İsyan Etmeleri Ve Haddi Aşmaları Sebebiyledir” Cümlesi Neden Önemlidir ❓


Ayet sonunda sebebi tekrar açıklar:


isyan ve sınır aşma.


Bu çok önemlidir.


Çünkü sonuçların rastgele olmadığı gösterilir.


Bir kez yapılan küçük hata değil, davranış örüntüsü vardır:


emre karşı gelmek,


sınırı aşmak,


hakikati reddetmek.


İnsan karakteri de çoğu zaman tek olayda bozulmaz.


Küçük ihlaller tekrarlandıkça normalleşir.


Bir süre sonra sınırın kendisi görünmez hâle gelir.


Bu yüzden ayetin eleştirisi yalnız tek bir yemek talebine değil, daha geniş bir itaatsizlik örüntüsüne uzanır.


1️⃣7️⃣ Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Olmalıdır ❓


İnsan kendisine şu soruları sorabilir:


Bir zamanlar dua ettiğim hangi nimet bugün bana sıradan geliyor?


Daha fazlasını isterken elimdekini küçümsüyor muyum?


Çeşitlilik arzum ihtiyaç mı, yoksa sürekli yenilik bağımlılığı mı?


Özgürlüğün sorumluluğu ağır geldiğinde eski ve kötü alışkanlıklarıma dönmek istiyor muyum?


Şükür ile gelişme arzusunu dengede tutabiliyor muyum?


Bir isteğim karşılanmadığında bütün nimetleri unutuyor muyum?



Belki en zor soru şudur:


“Dün sahip olmak için dua ettiğim şeylerden bugün hangisinden şikâyet ediyorum?”


1️⃣8️⃣ Modern Dünyada Bakara 61’in En Çarpıcı Mesajı Nedir ❓


Modern insan tarihte benzeri görülmemiş ölçüde çeşitliliğe erişebilir.


Bir şehirde dünyanın farklı mutfaklarını tadabilir.


Binlerce film izleyebilir.


Milyonlarca şarkıya ulaşabilir.


Yüzlerce ürün arasında seçim yapabilir.


Fakat seçeneklerin artması mutluluğu aynı oranda artırmayabilir.


Hatta bazen sürekli seçenek görmek:


kararsızlık,


tatminsizlik,


kaçırma korkusu


üretebilir.


İnsan artık:


“Bir şeyim yok.”


diye değil,


“Daha iyisi mutlaka vardır.”


diye huzursuz olabilir.


Bakara 61 bu nedenle bolluk çağında şaşırtıcı derecede güncel bir soru sorar:


“İstediğin şey gerçekten daha iyi mi, yoksa sadece farklı mı?”


1️⃣9️⃣ İnsanın En Büyük Yoksulluğu Bazen Az Şeye Sahip Olması Değil, Sahip Olduğu Hiçbir Şeyin Uzun Süre Yeterli Gelememesidir​


Bakara Suresi'nin altmış birinci ayeti ilk bakışta oldukça sıradan bir şikâyetle başlar:


“Tek bir yemeğe dayanamayacağız.”


İnsan bunu kolayca anlayabilir.


Her gün aynı şeyi yemek yorucu olabilir.


Ama Kur’an anlatısı meseleyi yalnız damak zevki olarak bırakmaz.


Çünkü bu insanlar sıradan koşullarda değildir.


Zorlu yolculuk içinde kendilerine özel rızık verilmiştir.


Ve bir süre sonra mucize bile monotonlaşmıştır.


İşte ayetin insan doğası hakkında ortaya koyduğu en sarsıcı gerçeklerden biri burada olabilir:


İnsan olağanüstü olana bile alışabilir.


Bir zamanlar:


“Buna sahip olsam başka hiçbir şey istemem.”


dediğimiz şeyler vardır.


Sonra sahip oluruz.


Bir hafta.


Bir ay.


Bir yıl.


Ve zihnimiz yeni standardı belirler.


Artık o şey mutluluk kaynağı değildir.


Normaldir.


Sonra yeni hedef gelir.


Bu özellik insan gelişimi için faydalı da olabilir.


Eğer hiçbir şeye alışmasaydık sürekli ilk günün heyecanında kalır, ilerleyemezdik.


Ama aynı özellik kontrol edilmezse insanı sonsuz tatminsizliğe götürebilir.


Çünkü arzu çizgisi sürekli ileri kaçar.


Şöyle bir hayat doğar:


“Şunu alınca...”


Alınır.


“Şuraya ulaşınca...”


Ulaşılır.


“Biraz daha kazanınca...”


Kazanılır.


Ama mutluluk sürekli bir sonraki koşula ertelenir.


İnsan hayatını gelecek zaman kipinde yaşamaya başlar.


Ve günün sonunda çok şeye sahip olduğu hâlde hiçbir şeyi gerçekten yaşamamış olabilir.


Bakara 61'in şükür ve kanaat açısından güçlü tarafı budur.


Kanaat:


hayallerden vazgeçmek değildir.


İnsan daha iyi bir hayat isteyebilir.


Daha güzel yemek yiyebilir.


Daha fazla kazanabilir.


Yeni yerlere gidebilir.


Ama bütün bunların yanında şu yeteneğe sahip olması gerekir:


Bugünü değersizleştirmeden yarını istemek.


Bu ince bir dengedir.


Belki gerçek şükür tam da budur.


“Daha fazlasını isteyebilirim ama şu an sahip olduğumu yok saymayacağım.”


Ayetin özgürlük boyutu da daha derindir.


İsrailoğulları Mısır'dan kurtulmuştur.


Ama talep ettikleri yiyecekler onları eski yerleşik hayatın alışkanlıklarına bağlayan şeyleri düşündürür.


İnsan bazen özgürleştiğinde bile eski düzenin küçük konforlarını özleyebilir.


Çünkü özgürlüğün bedeli vardır.


Belirsizlik.


Sorumluluk.


Yeni kararlar.


Kendi ayakları üzerinde durmak.


Kölelik korkunçtur.


Ama aynı zamanda birçok kararı efendi verir.


Özgürlükte insan kendi kararının yükünü taşır.


Bu nedenle psikolojik olarak insanın eskiye dönme arzusu bazen:


eski kötülüğü sevmesi


değil,


eski tanıdıklığı özlemesi


olabilir.


Bu çok modern bir durumdur.


Bir insan zararlı bir ilişkiden çıkar.


Sonra yalnızlık ağır gelir ve eski ilişkiyi özler.


Bir bağımlılığı bırakır.


Sonra eski rutinin güvenliğini arar.


Toksik bir işten ayrılır.


Yeni hayatın belirsizliği karşısında eski işi romantikleştirebilir.


İşte insan zihni geçmişin acısını unutup tanıdık konforunu büyütebilir.


Bakara 61, özgürlüğün sadece zincirleri kırmak değil eski zincirleri özlememeyi öğrenmek olduğunu da düşündürür.


Ayetin ikinci yarısındaki ağır tarihsel değerlendirme ise yemek şikâyetinden çok daha geniştir.


Ayetleri reddetmek.


Peygamberlere karşı suç işlemek.


İsyan.


Haddi aşmak.


Dolayısıyla bütün sonuçları:


“Soğan istediler diye başlarına bunlar geldi.”


şeklinde okumak son derece yüzeysel olur.


Kur’an burada uzun bir ahlaki örüntüyü özetlemektedir.


Yemek talebi daha büyük bir ruh hâlinin parçalarından biri olarak yer alır.


Ve bu tarihsel eleştiriyi bir etnik topluluğun değişmez karakterine dönüştürmek de aynı derecede yanlıştır.


Kur’an'ın eleştirdiği şey:


soy değil davranıştır.


Bu ayetin Müslüman için aynaya dönüşmesi gereken yer de tam burasıdır.


İsrailoğullarının nankörlüğünü anlatıp:


“Onlar ne kadar nankörmüş.”


demek kolaydır.


Ama kişi kendi hayatına baktığında:


yıllarca istediği evden,


işten,


eşten,


sağlıktan,


imkândan


bugün sürekli şikâyet ediyorsa aynı insan psikolojisinin başka biçimi karşısında duruyor olabilir.


Ayet geçmiş toplumu seyretmek için değil, bugünkü insanın kendisini görmesi için de okunmalıdır.


Belki bugün yapılabilecek en basit ama en zor egzersiz şudur:


Bir zamanlar sahip olmak için dua ettiğin üç şeyi düşün.


Şimdi onlara nasıl davranıyorsun?


Hâlâ nimet gibi mi görüyorsun?


Yoksa artık sıradan mı?


Belki insanın şükrünü ölçmenin yollarından biri budur.


Çünkü nimetin gerçek düşmanı her zaman kayıp değildir.


Alışkanlık da olabilir.


Ve Bakara 61'in bize bırakabileceği en güçlü soru belki şudur:


“Gerçekten ihtiyacın olmadığı için mi mutsuzsun, yoksa sahip olduğun şeylerin değerini artık hissedemediğin için mi?”


Bu sorunun cevabı bazen insanın daha fazlasına değil, yeniden görebilen bir göze ihtiyacı olduğunu gösterebilir.


“Kanaat, insanın hayallerini küçültmesi değil, bugünün değerini yarının arzusuna kurban etmemesidir. İnsan daha iyisini ararken elindekinin kıymetini kaybetmiyorsa ilerler; fakat her nimet alışınca değersizleşiyorsa ulaştığı hiçbir yer ona uzun süre ev olamaz.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt