📖 Bakara Suresi 57. Ayette “Üzerinize Bulutu Gölge Yaptık, Size Men Ve Selvayı İndirdik; ‘Size Verdiğimiz Temiz Rızıklardan Yiyin’ Dedik. Onlar Bize

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,732
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 57. Ayette “Üzerinize Bulutu Gölge Yaptık, Size Men Ve Selvayı İndirdik; ‘Size Verdiğimiz Temiz Rızıklardan Yiyin’ Dedik. Onlar Bize Değil, Kendilerine Zulmediyorlardı” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Çölde İlahi Koruma, Bulutun Gölgesi, Men Ve Selva Nedir, Helal Ve Temiz Rızık, Nimete Alışmak, Şükürsüzlük, İsraf, İnsanın Allah’a Zarar Verememesi Ve Yaptığı Yanlışların Sonunda Kendi Hayatına Dönmesi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsan nimeti ilk gördüğünde hayranlık duyabilir; fakat nimet sürekli hâle geldiğinde onu olağanlaştırmaya başlar. Bakara 57’nin düşündürdüğü büyük tehlike, nimetin azalması değil, insanın ona alışıp artık verilmiş bir lütuf olduğunu unutmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 57. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin elli yedinci ayetinde anlam olarak şöyle buyrulur:


“Üzerinize bulutu gölge yaptık, size men ve selvayı indirdik. ‘Size verdiğimiz temiz rızıklardan yiyin.’ dedik. Onlar bize zulmetmediler; fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.”


Bu ayet İsrailoğullarına verilen nimetlerin hatırlatılmaya devam ettiği bölümün içindedir.


Daha önce:


Firavun'dan kurtuluş,


denizin yarılması,


bağışlanma,


Kitap ve Furkan,


yeniden diriltilme


hatırlatılmıştı.


Şimdi ise daha gündelik fakat hayati iki ihtiyaç gündeme gelir:


Korunmak.


Beslenmek.



Yani Allah'ın nimeti yalnız olağanüstü mucizelerde değil, insanın her gün ihtiyaç duyduğu en temel şeylerde de görünür.


2️⃣ “Üzerinize Bulutu Gölge Yaptık” Ne Anlama Gelir ❓


İsrailoğullarının çöl yolculuğu bağlamında düşünüldüğünde gölge büyük bir nimettir.


Çöl:


yüksek sıcaklık,


güneş,


susuzluk,


barınma zorluğu


demektir.


Kur’an, onların üzerlerine bulutla gölge sağlandığını anlatır.


Bu olay klasik tefsirlerde ilahi koruma ve özel bir nimet olarak yorumlanmıştır.


Ayet fiziksel sürecin meteorolojik ayrıntısını açıklamaz.


Vurgu şudur:


Zorlu çevre şartlarında onları koruyan bir kolaylık verilmiştir.


3️⃣ Gölge Neden Bu Kadar Büyük Bir Nimet Sayılır ❓


Çünkü insan çoğu zaman nimetin değerini şartlar değiştiğinde anlar.


Ilıman bir ortamda gölge sıradan görünebilir.


Ama çölde gölge:


dinlenmek,


beden sıcaklığını korumak,


hayatta kalmak


için çok daha değerlidir.


Bu, nimetin değerinin yalnız kendi özelliğiyle değil insanın ihtiyacıyla da ilişkili olduğunu gösterir.


Bir bardak su evde sıradan olabilir.


Susuzlukta hayat anlamına gelir.


Dolayısıyla şükür, bazen sıradan gördüğümüz şeylerin hangi şartlarda ne kadar değerli olduğunu fark etmektir.


4️⃣ “Men” Nedir ❓


“Men”in tam olarak hangi maddi yiyeceği ifade ettiği konusunda tarih boyunca farklı açıklamalar yapılmıştır.


Klasik kaynaklarda:


tatlı bir madde,


ağaç veya bitkiler üzerinde oluşan yenilebilir bir öz,


göksel biçimde verilen özel bir yiyecek


gibi çeşitli yorumlar bulunur.


Modern dönemde de bazı araştırmacılar onu bölgedeki doğal tatlı salgılar veya benzeri maddelerle ilişkilendirmeye çalışmıştır.


Ancak Kur’an ayetin kendisinde menin biyolojik veya botanik kimliğini açıklamaz.


Bu nedenle en güvenli ifade şudur:


Men, İsrailoğullarına verilen özel bir rızık olarak sunulur; tam doğal karşılığı kesin biçimde belirlenmiş değildir.


5️⃣ “Selva” Nedir ❓


Selva genellikle bir kuş türü, özellikle bıldırcın benzeri bir kuş olarak yorumlanmıştır.


Klasik tefsirlerde bu yöndeki açıklama oldukça yaygındır.


Bu durumda ayette iki farklı rızık türü görülür:


Men:


daha tatlı veya bitkisel nitelikte bir yiyecek.


Selva:


et sağlayan bir kuş.


Böylece yolculuk hâlindeki topluluğun beslenme ihtiyacına farklı biçimlerde karşılık verildiği anlatılır.


Fakat yine de Kur’an'ın temel ilgisi zoolojik sınıflandırma değil rızkın ilahi nimet oluşudur.


6️⃣ “İndirdik” İfadesi Her Zaman Gökyüzünden Fiziksel Olarak Düşmek Mi Demektir ❓


Kur’an'da “indirmek” dili farklı bağlamlarda kullanılabilir.


Vahyin indirilmesi vardır.


Yağmurun indirilmesi vardır.


Rızkın verilmesi de bazen bu dille ifade edilebilir.


Bu nedenle “men ve selvayı indirdik” ifadesini yalnızca:


“Gökyüzünden fiziksel paketler hâlinde düştüler.”


şeklinde anlamak zorunlu değildir.


Klasik yorumlarda mucizevi bir rızık vurgusu güçlüdür.


Ancak dilin esas yönü şudur:


Bu rızkın kaynağı ve imkânı Allah'ın lütfu olarak gösterilir.


7️⃣ “Size Verdiğimiz Temiz Rızıklardan Yiyin” Ne Demektir ❓


Burada rızık sadece var olmakla kalmaz.


Temiz ve iyi olarak nitelendirilir.


Bu, Kur’an'daki önemli kavramlardan biri olan tayyib fikrine yakındır.


Yani insanın yediği şey sadece yenilebilir olmamalı.


Mümkün olduğunca:


temiz,


yararlı,


meşru,


sağlıklı


olmalıdır.


Bu nedenle İslam'da gıda ahlakı yalnız:


“Helal mi?”


sorusuna indirgenmez.


Aynı zamanda:


“Temiz ve iyi mi?”


sorusu da önemlidir.


8️⃣ Helal Olan Her Şey Otomatik Olarak Sağlıklı Mıdır ❓


Hayır.


Helal ile sağlıklı tamamen aynı kategori değildir.


Bir yiyecek dini açıdan helal olabilir.


Ama:


aşırı tüketimi,


kişinin sağlık durumuna uygun olmaması,


bozulmuş olması


zarar verebilir.


Bu yüzden “tayyib” kavramı, insanın sadece hukuki izin değil nitelik ve fayda boyutunu da düşünmesini sağlar.


İnsan:


“Yasak değil.”


demekle yetinmeyip:


“Bana ve çevreme gerçekten iyi geliyor mu?”


diye de sorabilir.


9️⃣ Rızık Kavramı Sadece Yiyecek Mi Demektir ❓


Hayır.


Kur’an'da rızık daha geniş bir anlam taşıyabilir.


Yiyecek ve içecek bunun en görünür kısmıdır.


Ama insanın:


sağlığı,


imkânları,


bilgisi,


kazancı,


yaşamını sürdürebileceği kaynaklar


da geniş anlamda rızık kavramıyla ilişkilendirilebilir.


Bu nedenle rızık fikri insana şunu hatırlatır:


Hayatta sahip olduğumuz birçok şey yalnız kendi kontrolümüzle oluşmaz.


Çaba vardır.


Ama imkânın kendisi de önemlidir.


🔟 İnsan Kendi Rızkını Kazanıyorsa Neden Allah’a Şükretsin ❓


Çünkü “Ben çalıştım.” cümlesi doğrudur ama bütün resmi anlatmayabilir.


İnsan çalışır.


Fakat çalışabilmek için:


beden,


zeka,


zaman,


fırsat,


toplumsal düzen,


kaynaklar


gerekir.


Bunların tamamını insan kendisi yaratmış değildir.


Bu nedenle dini perspektifte şükür, emeği küçültmez.


Tam tersine insanın emeğini daha geniş bir gerçekliğe yerleştirir.


“Ben çalıştım.”


ile:


“Her şeyi tek başıma ben yarattım.”


aynı şey değildir.


1️⃣1️⃣ Nimet Neden Zamanla Görünmez Hâle Gelir ❓


Çünkü insan alışır.


Psikolojik olarak olağanüstü olan şey bile tekrarlandıkça sıradanlaşabilir.


İlk kez sıcak suya kavuşan insan çok büyük rahatlık hisseder.


Bir süre sonra sıcak su yoksa şikâyet etmeye başlar.


İlk maaş büyük mutluluk olabilir.


Sonra gelir artar ama memnuniyet aynı hızla artmayabilir.


Bu alışma mekanizması insan hayatı için gereklidir.


Fakat şükür açısından tehlike taşır.


İnsan zamanla:


“Bu zaten olmalıydı.”


diye düşünmeye başlar.


Nimet böylece hak edilmiş zorunluluk gibi hissedilir.


1️⃣2️⃣ Şükür Nimetin Sürekli Farkında Olmak Mıdır ❓


Şükür sürekli heyecan hâli değildir.


İnsan her bardak su içerken şaşkınlık yaşamayabilir.


Ama şükür daha derin bir bilinçtir:


“Bu değerli ve garanti değil.”


diyebilmektir.


Bu bilinç:


israfı azaltabilir,


paylaşmayı artırabilir,


kibri kırabilir.


Şükreden insan nimetin kölesi olmaz.


Çünkü ona sahip olduğunda gururlanmaz, kaybettiğinde de hayatın bütün anlamının bittiğini düşünmez.


Nimeti emanet olarak görür.


1️⃣3️⃣ “Onlar Bize Zulmetmediler” Ne Demektir ❓


Bu ifade teolojik olarak çok önemlidir.


İnsan Allah'ın emrine karşı gelebilir.


Ama Allah'a gerçek anlamda zarar veremez.


İnsanın:


nankörlüğü,


günahı,


itaatsizliği


Allah'ın varlığını veya kudretini azaltmaz.


Bu nedenle ayet şöyle der:


“Bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.”


Yani günahın zararı sonunda insana döner.


Bu, dini ahlakın çok önemli ilkelerinden biridir:


İlahi emirler Allah'ın ihtiyacı için değil, insanın iyiliği için verilmiştir.


1️⃣4️⃣ İnsan Günah İşlediğinde Nasıl Kendisine Zarar Verir ❓


Her günahın sonucu anında görünmeyebilir.


Ama bazı davranışlar insanın:


karakterini,


ilişkilerini,


vicdanını,


toplumsal güveni


aşındırabilir.


Yalan:


güveni yok eder.


Açgözlülük:


insanı sürekli tatminsiz bırakabilir.


İsraf:


kaynakları tüketir.


Nankörlük:


insanın sahip olduklarını görmesini engeller.


Dolayısıyla günah sadece dışarıdan verilen bir cezanın sebebi değildir.


Bazen yanlış davranışın kendi içinde yıkıcı sonucu vardır.


1️⃣5️⃣ İsraf Bu Ayetle Nasıl İlişkilendirilebilir ❓


Ayet doğrudan “israf etmeyin” demese de rızık ve şükür bağlamı israf düşüncesini gündeme getirir.


İnsan nimeti değerli görüyorsa onu:


gereksiz yere harcamaz,


bozmaz,


çöpe atmaz,


başkalarının hakkını gözetir.


Modern dünyada gıda israfı özellikle düşündürücüdür.


Bir tarafta büyük miktarda yiyecek çöpe atılırken başka insanların temel gıdaya ulaşamaması ciddi bir ahlaki çelişkidir.


Şükür burada sadece dua değil, kaynağı doğru kullanma biçimi hâline gelir.


1️⃣6️⃣ Nimete Alışmak Neden Nankörlüğe Dönüşebilir ❓


Alışmak doğal bir psikolojik süreçtir.


Ama insan alışmanın ardından talep seviyesini sürekli yükseltirse sorun başlar.


Dün hayal ettiği şey bugün sıradanlaşır.


Bugün sahip olduğu şey yarın yetersiz görünür.


Sonra sürekli şu cümle oluşur:


“Daha fazlası.”


Bu durumda insan elindekini yaşamadan yeni şeyin peşine düşebilir.


Bakara 57'nin şükür düşüncesi modern tüketim kültürüne güçlü bir soru sorar:


“Gerçekten ihtiyacın mı arttı, yoksa alıştığın için mi artık yeterli gelmiyor?”


1️⃣7️⃣ Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Olmalıdır ❓


İnsan kendisine şu soruları sorabilir:


Her gün kullandığım hangi nimetleri artık fark etmiyorum?


Yediğim yemeğin nereden geldiğini hiç düşünüyor muyum?


İhtiyacım kadar mı tüketiyorum, yoksa alışkanlık nedeniyle mi fazlasını istiyorum?


Helal kadar temiz ve yararlı olana da dikkat ediyor muyum?


Şikâyet ettiğim şeylerin yanında hâlâ sahip olduğum nimetleri görebiliyor muyum?


Allah'ın emirlerini yalnız yük gibi mi görüyorum, yoksa kendi iyiliğim için konulmuş sınırlar olarak da düşünebiliyor muyum?



Bu sorular ayeti gündelik hayatın şükür ve tüketim ahlakına taşır.


1️⃣8️⃣ Modern Dünyada “Men Ve Selva” Bize Ne Düşündürebilir ❓


Bugün büyük şehirlerde yaşayan insanlar market raflarında dünyanın farklı yerlerinden gelen yiyeceklere birkaç dakika içinde ulaşabilir.


Bir portakal başka ülkeden gelir.


Bir kahve çekirdeği binlerce kilometre yolculuk yapar.


Soğutma sistemleri yiyeceği korur.


Ulaşım ağları dağıtır.


İnsan bütün bu sistemi görmeden yalnız ürünü raftan alır.


Bu kolaylık nimeti görünmez hâle getirebilir.


Bakara 57 modern insana adeta şunu sorar:


“Sana ulaşan rızkın arkasındaki imkân zincirini hiç düşündün mü?”


Toprak.


Yağmur.


Çiftçi.


Emek.


Enerji.


Ulaşım.


Bütün bunlar bir lokmanın arkasında bulunabilir.


Şükür bazen bir lokmanın hikâyesini fark etmektir.


1️⃣9️⃣ Nankörlüğün En Derin Biçimi Nimeti İnkâr Etmek Değil, Nimetin Artık Nimet Gibi Hissedilmemesidir​


Bakara Suresi'nin elli yedinci ayeti görünüşte çok basit bir tablo çizer:


Bulut.


Gölge.


Yiyecek.


Rızık.


Ama bütün bunların altında insanın nimetle ilişkisine dair çok derin bir problem vardır.


İnsan zorluktayken nimeti fark eder.


Güneş altında gölge arar.


Bulunca rahatlar.


Açken yiyeceğin değerini bilir.


Yediğinde şükredebilir.


Ama bu nimet sürekli hâle geldiğinde zihninde bir değişim olur.


Artık:


“Bana verildi.”


diye düşünmez.


“Zaten olmalı.”


diye düşünür.


Belki nankörlüğün başlangıcı tam da burada olabilir.


Nimet ortadan kalkmamıştır.


Farkındalık ortadan kalkmıştır.


Modern insanın hayatı bu açıdan çarpıcıdır.


Elektrik gelir.


Suyu musluktan akar.


Telefon birkaç saniyede dünyanın öbür ucuyla iletişim kurar.


Bir düğmeyle oda ısınır.


Başka bir düğmeyle soğur.


Ve bunların hiçbiri artık mucizevi görünmez.


Ama sistem birkaç saat durduğunda insan ne kadar çok şeye bağımlı olduğunu fark eder.


Belki şükür, nimetin kaybolmasını beklemeden onun değerini görebilmektir.


Ayet ayrıca önemli bir başka gerçeği söyler:


“Onlar bize zulmetmediler.”


Bu cümle insan ile Allah arasındaki ilişkiyi yeniden düzenler.


İnsan bazen ilahi emirleri sanki Allah'ın kişisel ihtiyacı varmış gibi algılayabilir.


“Neden Allah benim ibadetime ihtiyaç duysun?”


diye sorabilir.


Kur’an'ın bu ayetteki mantığı tam tersini söyler:


Allah'ın ihtiyacı yoktur.


İnsan ibadetiyle Allah'ı büyütmez.


İsyanıyla da Allah'ı küçültemez.


Sonuç insana döner.


Bu düşünce dini sorumluluğa farklı bir anlam kazandırır.


Allah:


“Bana fayda sağlayın.”


demiyor.


İnsan için iyi olan düzeni gösteriyor.


Bunun gündelik örnekleri kolaydır.


Bir ebeveyn çocuğuna:


“Ateşe dokunma.”


der.


Çocuk yasağı:


“Annem özgürlüğümü kısıtlıyor.”


gibi algılayabilir.


Ama ateşe dokunduğunda yanacak olan annesi değildir.


Kendisi yanar.


Elbette Tanrı-insan ilişkisi bundan çok daha büyük ve karmaşıktır.


Ama ahlaki mantık açısından benzer bir fikir görülebilir:


Bazı sınırlar, sınırı koyanın ihtiyacından değil sınır içindeki insanın korunmasından kaynaklanır.


Bu yüzden:


yalan söylediğinde Allah zarar görmez.


Senin karakterin zarar görebilir.


Haksızlık yaptığında ilahi kudret azalmaz.


Başka bir insanın hayatı ve senin vicdanın zarar görür.


İsraf ettiğinde Allah fakirleşmez.


Kaynaklar tükenir.


Toplum zarar görür.


Senin doyumsuzluğun büyür.


İşte:


“Kendilerine zulmediyorlardı.”


ifadesinin çağlar üstü tarafı budur.


İnsan bazen Allah'a başkaldırdığını düşünürken aslında kendi hayatının temelini aşındırıyor olabilir.


Bu ayetin belki en güçlü modern sorularından biri de tüketimle ilgilidir:


“İhtiyacın olanı mı kullanıyorsun, yoksa sahip olabildiğin her şeyi kullanmayı hak sayıyor musun?”


Çünkü nimet ile israf arasındaki fark yalnız miktar değildir.


Bilinçtir.


Şükreden insan nimetten yararlanır.


Ama onun kölesi olmaz.


Nankör insan ise çok şeye sahip olabilir ama sürekli eksiklik hisseder.


Bu nedenle şükür aslında sahip olunan şeylerin sayısını artırmadan bile insanın zenginlik algısını değiştirebilir.


İki insan aynı sofraya oturabilir.


Biri:


“Bu kadar mı?”


der.


Diğeri:


“Bunların bile ne kadar büyük nimet olduğunu fark ediyor muyum?”


diye düşünür.


Sofra aynıdır.


Ama iç dünya farklıdır.


Belki Bakara 57'nin insanı ulaştırmak istediği yer tam da burasıdır:


Nimetin miktarından önce, nimeti görebilen bir bilinç.


Çünkü insanın trajedisi bazen az şeye sahip olmak değildir.


Çok şeye sahip olduğu hâlde hiçbirini yeterli hissedememektir.


“Şükür, insanın daha az istemesi değil; elindekinin değerini kaybetmeden daha fazlasını arayabilmesidir. Nimet görünmez hâle geldiğinde dünya küçülmez, insanın bakışı daralır; bu yüzden bazen zenginleşmenin ilk adımı daha çok şeye sahip olmak değil, zaten verilmiş olanı yeniden görebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt