Bakara Suresi 51. Ayette “Hani Musa İle Kırk Gece İçin Sözleşmiştik; Sonra Siz Onun Ardından Buzağıyı İlah Edindiniz Ve Zalimlerden Oldunuz” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Hz. Musa’nın Kırk Gecesi, Altın Buzağı, Putperestlik, Görünmeyen Allah Yerine Görülebilir Bir Nesneye Yönelme, Özgürleşmiş Bir Toplumun Eski İnanç Kalıplarına Dönmesi, Lider Yokluğunda Toplumsal Savrulma Ve İnsanın Kendi Ellerinin Ürettiği Şeyi Kutsallaştırması Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan bazen kendisini esir eden putları yıkar ama put üretme alışkanlığını içinde taşımaya devam eder. Bakara 51’in en sarsıcı tarafı, denizi geçmenin insanı otomatik olarak özgürleştirmediğini göstermesidir: Zincirlerden kurtulmak başka, zihnin yeni zincirler üretmesini engellemek başkadır.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 51. Ayet Ne Söyler
Bakara Suresi'nin elli birinci ayetinde anlam olarak şöyle buyrulur:
“Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sonra onun ardından buzağıyı ilah edindiniz ve zalimlerden oldunuz.”
Bir önceki ayette çok büyük bir kurtuluş anlatılmıştı.
Deniz yarılmıştı.
İsrailoğulları kurtulmuştu.
Firavun kuvvetleri boğulmuştu.
İnsan böyle bir mucizeden sonra toplumun artık hiçbir zaman tevhid çizgisinden uzaklaşmayacağını düşünebilir.
Fakat hemen sonraki ayet bunun böyle olmadığını gösterir.
Büyük bir mucize görmek, insan karakterini otomatik olarak değiştirmez.
Kurtulan toplum kısa süre sonra yeni bir dini kriz yaşar.
Bu durum insan psikolojisi açısından son derece düşündürücüdür.
Hz. Musa’nın “Kırk Gece” İçin Ayrılması Ne Anlama Gelir
Kur’an'ın başka bölümlerinde Hz. Musa'nın Rabbiyle belirlenen süre için buluşmaya gittiği daha ayrıntılı anlatılır.
A‘râf Suresi 142. ayette önce otuz gece, ardından on gece daha eklenerek sürenin kırk geceye tamamlandığı belirtilir.
Bu süre Hz. Musa'nın vahiy ve ilahi talimatlarla ilişkili özel bir buluşma dönemidir.
Bakara 51 ise ayrıntıları yeniden anlatmak yerine yalnız:
“Kırk gece...”
diyerek olayın bilinen çerçevesini hatırlatır.
Musa'nın bir süre toplumun başında bulunmaması ise İsrailoğulları açısından ciddi bir sınava dönüşür.
Neden “Gece” İfadesi Kullanılır
Kur’an burada süreyi geceler üzerinden ifade eder.
Bu, Arapçada zamanın günler veya geceler üzerinden sayılabilmesiyle ilişkilidir.
Fakat manevi açıdan gece:
sessizlik,
yalnızlık,
tefekkür,
ibadet
ile de güçlü çağrışımlar taşır.
Hz. Musa'nın kırk gecelik ayrılığı sıradan bir seyahat değildir.
Vahiy ve kullukla bağlantılı özel bir dönemdir.
Dolayısıyla toplum açısından Musa'nın görünürde yokluğu ile Allah'ın rehberliğinin devam etmesi arasındaki farkın anlaşılması gerekiyordu.
Buzağı Olayı Tam Olarak Nedir
Kur’an'ın farklı surelerindeki anlatı bir araya getirildiğinde İsrailoğullarından bir grubun, Hz. Musa'nın ayrılığından sonra bir buzağı heykeline yöneldiği görülür.
Tâhâ Suresi'ndeki anlatıda Sâmirî isimli kişinin süs eşyalarıyla ilişkili materyalden buzağı biçiminde bir cisim yaptığı ve bunun bir ses çıkardığı anlatılır.
Bu yüzden olay yaygın biçimde:
“Altın Buzağı”
olarak bilinir.
Fakat Bakara 51'in kendisi malzemenin ne olduğunu tartışmaz.
Buradaki temel sorun heykelin hangi metalden yapıldığı değil:
insanın kendi yaptığı bir nesneyi ilahlaştırmasıdır.
İnsan Denizin Yarılmasını Gördükten Sonra Nasıl Putperestliğe Dönebilir
İlk bakışta inanılmaz görünür.
Fakat insan psikolojisi yalnız delille işlemez.
İnsan:
alışkanlıklarından,
çevresinden,
korkularından,
eski kültürel kalıplarından
etkilenir.
İsrailoğulları uzun süre Mısır'ın dinsel ve kültürel ortamında yaşamıştı.
Böyle bir toplumun fiziksel olarak Mısır'dan çıkması, geçmişte maruz kaldığı bütün düşünce biçimlerinin bir anda zihninden silindiği anlamına gelmez.
Bu nedenle olay şu önemli gerçeği düşündürür:
Coğrafyadan çıkmak, zihniyetten çıkmaktan daha kolay olabilir.
Görünmeyen Allah Yerine Görülebilir Bir Nesne Neden Daha Çekici Olabilir
Tevhid insandan soyutlama gücü ister.
Allah:
bir heykel değildir,
bir nesne değildir,
insanın elinde tutulamaz,
görüntüye hapsedilemez.
Bu durum bazı insanlar için zor olabilir.
İnsan dokunabileceği, görebileceği ve kontrol edebileceği bir şey ister.
Put ise tam bunu sağlar.
Onu insan yapar.
İstediği yere koyar.
İstediği biçimi verir.
Sonra önünde eğilir.
Buradaki büyük paradoks şudur:
İnsan önce putu üretir, sonra ürettiği şeyin önünde kendisini küçültür.
Putperestlik Sadece Heykele Tapmak Mıdır
Dar dini anlamda putperestlik, Allah'tan başka varlıklara ilahlık veya ibadet niteliği yüklemekle ilişkilidir.
Fakat ayetin ahlaki düşüncesinden daha geniş sembolik dersler de çıkarılabilir.
İnsan bugün bir heykelin önünde eğilmese bile:
parayı,
iktidarı,
şöhreti,
ideolojiyi,
kendi egosunu
hayatının mutlak merkezine koyabilir.
Bunlara teknik anlamda her durumda “put” demek doğru olmayabilir.
Ancak insanın araç olan bir şeyi nihai değer hâline getirmesi, buzağı kıssasının düşündürdüğü güçlü bir ahlaki benzerliktir.
İnsan Kendi Ürettiği Şeye Nasıl Boyun Eğebilir
Bu yalnız din alanında görülmez.
İnsan:
parayı icat eder,
sonra hayatını tamamen para yönetir.
Teknolojiyi üretir,
sonra teknoloji dikkatini yönetir.
Sosyal medya sistemleri kurar,
sonra insanların değeri takipçi rakamlarıyla ölçülmeye başlanır.
Kurumlar kurar,
sonra kurumun kuralları insanların ihtiyaçlarından daha kutsal hâle gelebilir.
Bu, modern insanın ilginç paradokslarından biridir:
Ürettiğimiz araçlar zamanla bizi yönetmeye başlayabilir.
Buzağı kıssası bu nedenle yalnız antik putperestliği değil, insanın yarattığı şeylerle kurduğu ilişkinin bozulmasını da düşündürebilir.
Hz. Musa’nın Yokluğunda Toplum Neden Bu Kadar Hızlı Savruldu
Karizmatik veya güçlü liderlerin bulunduğu toplumlarda bazen değerler kişinin etrafında toplanabilir.
İnsanlar:
ilkeye değil,
kişiye
bağlanabilir.
Lider oradayken sistem işler.
Lider gidince yapı çöker.
Bu önemli bir toplumsal zayıflıktır.
Gerçek bir değer sistemi yalnız lider hayattayken veya göz önündeyken işlememelidir.
İnsan doğruyu:
“Musa burada olduğu için”
değil,
“Doğru olduğu için”
yaşayabilmelidir.
Aksi hâlde iman kişiye bağımlı hâle gelir.
Lider Yokluğunda Bir Toplumun Gerçek Karakteri Mi Ortaya Çıkar
Bazen evet.
Güçlü otorite davranışları düzenleyebilir.
Ama bu davranışların içselleştirildiği anlamına gelmez.
Öğretmen sınıftayken sessiz olan öğrenci, öğretmen çıkar çıkmaz tamamen değişebilir.
Yönetici varken kurallara uyan çalışan, denetim kalkınca farklı davranabilir.
Ahlakın gerçek gücü denetim yokken ortaya çıkar.
Bu nedenle Hz. Musa'nın ayrılığı topluluğun önünde şu sınavı oluşturur:
Rehbere mi bağlıydınız, yoksa rehberin gösterdiği hakikate mi?

Sâmirî’nin Rolü İnsanların Sorumluluğunu Ortadan Kaldırır Mı
Hayır.
Kur’an'ın Tâhâ Suresi'ndeki anlatısında Sâmirî olayın önemli aktörüdür.
Fakat insanların yönlendirilmiş olması onların bütün sorumluluğunu otomatik olarak yok etmez.
Manipülatörün sorumluluğu vardır.
Manipülasyona teslim olan topluluğun da kendi ölçüsünde sorumluluğu olabilir.
Bu modern dünyada da önemlidir.
Birisi propaganda üretebilir.
Ama insanın:
sorgulamak,
araştırmak,
aklını kullanmak
sorumluluğu da vardır.
Aldatanın günahı, aldatılanın düşünme sorumluluğunu her durumda tamamen kaldırmaz.

Hz. Harun Neredeydi
Kur’an'ın diğer ayetlerinde Hz. Musa ayrılırken kardeşi Hz. Harun'u toplumun başında bıraktığını öğreniriz.
Harun da buzağıya tapınmaya karşı çıkmıştır.
Tâhâ Suresi'ndeki anlatıda toplumun kendisini dinlemediğini, hatta çatışma ve şiddetten endişe ettiğini ifade eder.
Bu ayrıntı önemlidir.
Çünkü olay:
“Ortada kimse yoktu, insanlar ne yapacaklarını bilemedi.”
şeklinde açıklanamaz.
Uyarı vardı.
Fakat insanların bir bölümü uyarıya rağmen yön değiştirdi.
Bu da krizin yalnız lider eksikliği değil, itaat ve bilinç problemi olduğunu gösterir.

“Zalimlerden Oldunuz” Neden Kullanılır
Kur’an'da zulüm yalnız başkasına fiziksel haksızlık yapmak anlamına gelmez.
İnsan:
Allah'a ortak koşarak,
hakikati yerinden ederek,
kendisine yanlış yaparak
da zulüm kavramıyla ilişkilendirilebilir.
Buzağıyı ilah edinme bağlamında zulüm, tevhidin yerine insan eliyle yapılmış bir nesnenin konulmasıdır.
İnsan yaratılmış olanı yaratıcı makamına taşır.
Böylece varlıkların gerçek yerini bozar.
Bu açıdan zulüm:
“Bir şeyi ait olmadığı yere koymak”
anlamıyla da ilişkilendirilebilir.

Put Yapmanın En Derin Psikolojik Sebebi Kontrol İsteği Olabilir Mi
Bu mümkün bir düşünsel okumadır.
Görünmeyen ve aşkın Allah insanın kontrolünde değildir.
İnsan Allah'a:
şart koyamaz,
şekil veremez,
sahip olamaz.
Ama kendi yaptığı put üzerinde kontrol sahibidir.
Bu nedenle insan bazen gerçek Tanrı yerine yönetebileceği bir kutsal üretmek isteyebilir.
Daha sonra kendi arzularını o kutsal üzerinden meşrulaştırabilir.
Bu tehlike yalnız heykellerde değildir.
İnsan kendi zihninde de:
her istediğini onaylayan,
hiçbir zaman kendisini eleştirmeyen
bir Tanrı tasavvuru üretebilir.
Bu durumda kişi Allah'a değil, kendi arzusunun kutsallaştırılmış biçimine bağlanma riski taşır.

Büyük Mucize Neden Büyük İmanı Garanti Etmez
Çünkü delil ile karakter farklı şeylerdir.
İnsan bir şeyin gerçek olduğuna dair çok güçlü işaret görebilir.
Ama:
arzusu,
alışkanlığı,
grup baskısı,
korkusu
başka yönde hareket etmesine neden olabilir.
Bu nedenle iman yalnız:
“Ne gördün?”
sorusuyla oluşmaz.
Aynı zamanda:
“Gördüğün şey karşısında ne yaptın?”
sorusuyla ilgilidir.
Denizin yarılmasına şahit olmak büyük bir olaydır.
Ama hatırlamak, sadakat göstermek ve ahlaki sonuç çıkarmak başka bir süreçtir.

Özgürleşen İnsan Neden Bazen Eski Düzenine Geri Dönmek İster
Çünkü özgürlük her zaman rahat değildir.
Özgürlük:
sorumluluk,
belirsizlik,
kendi kararlarını verme zorunluluğu
getirir.
Kölelik kötü olabilir ama düzeni bellidir.
Ne yapacağını başkası söyler.
Özgürlüğün dünyasında ise insan seçim yapmak zorundadır.
Bu nedenle bazı insanlar kötü ama tanıdık olanı, iyi fakat belirsiz olana tercih edebilir.
Buzağı kıssası, özgürleşmiş toplumların eski güvenlik sembollerine geri dönme eğilimini düşündürür.

Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Olmalıdır
İnsan kendisine şu soruları sorabilir:
Allah'a mı bağlıyım, yoksa beni Allah'a yönlendiren kişilere mı aşırı bağımlıyım?
Bir dini lider hayatımdan çıkarsa inancım da çöker mi?
Para veya statüyü hayatımın mutlak ölçüsüne dönüştürüyor muyum?
Kendi ürettiğim araçların beni yönetmesine izin veriyor muyum?
Geçmişte kurtulduğum alışkanlıklara yeniden dönüyor muyum?
Görünür ve kontrol edilebilir olanı, hakikat olduğu için değil güven verdiği için mi tercih ediyorum?
Bu sorular buzağı kıssasını insanın kendi iç dünyasına taşır.

Modern Dünyanın “Buzağıları” Neler Olabilir
Burada dikkatli olmak gerekir.
Her sevilen veya değer verilen şeye dini anlamda “put” denilemez.
Fakat kıssanın sembolik uyarısı modern hayata uygulanabilir.
Bir şey:
hayatımızın bütün anlamını belirliyorsa,
ahlaki ilkelerimizi onun uğruna terk ettiriyorsa,
kaybetme korkusu bizi köleleştiriyorsa,
ona karşı eleştiriyi kabul edemiyorsak,
artık onunla sağlıklı ilişkimizi sorgulamamız gerekir.
Bu şey:
para,
şöhret,
ideoloji,
bir siyasi lider,
teknoloji,
hatta insanın kendi benliği
olabilir.
Problem nesnenin varlığı değil, ona verdiğimiz nihai değerdir.

İnsan Bazen Eski Putunu Kırar Ama Çok Geçmeden Kendisine Yeni Bir Put Yapabilir
Bakara Suresi'nin elli birinci ayeti, bir önceki ayetle birlikte okunduğunda çok çarpıcı bir insanlık tablosu oluşturur.
Bakara 50:
Deniz yarıldı.
Bakara 51:
Buzağı yapıldı.
Aradaki mesafe şaşırtıcı derecede kısadır.
Bir tarafta olağanüstü kurtuluş.
Diğer tarafta yeniden sapma.
Bu bize çok önemli bir şey anlatır:
İnsanın dış şartlarının değişmesi, iç dünyasının aynı hızda değişeceği anlamına gelmez.
Bir insan kötü bir ilişkiden çıkabilir.
Ama aynı ilişki biçimini başka biriyle yeniden kurabilir.
Bir toplum baskıcı rejimden kurtulabilir.
Ama birkaç yıl sonra aynı otoriter davranışları başka isimlerle üretebilir.
Bir insan bağımlılığını bırakabilir.
Sonra başka bir bağımlılığa sığınabilir.
Çünkü asıl mesele yalnız nesneyi değiştirmek değildir.
Neden ona ihtiyaç duyduğumuzu anlamaktır.
Buzağı bunun güçlü bir sembolüdür.
İnsan onu kendi elleriyle yapar.
Sonra:
“İşte kutsal olan budur.”
der.
Bu noktada insanın trajedisi başlar.
Çünkü kendisinin ürettiği şeyi kendisinden büyük hâle getirir.
Modern dünyada da benzer bir yapı görülebilir.
İnsan parayı alışveriş kolaylığı için oluşturmuştur.
Sonra hayatın değerini para belirlemeye başlar.
Teknolojiyi insan hayatını kolaylaştırmak için üretmiştir.
Sonra dikkatimizi teknoloji yönetir.
Kurumları insanlara hizmet etsin diye kurarız.
Sonra insanlar kurumların devamı için araç hâline gelebilir.
Araç amaç olduğunda insan kendi yaptığı şeyin hizmetkârına dönüşür.
Buzağı kıssasının çağlar üstü taraflarından biri budur.
Bir başka büyük mesele liderliktir.
Hz. Musa bir süre ayrılır.
Toplumun bir bölümü hızla savrulur.
Bu şu soruyu ortaya çıkarır:
Bir toplumu bir arada tutan şey kişi mi, ilke mi?
Eğer yalnız kişiyse sistem kırılgandır.
İyi lider gider.
Her şey dağılır.
Gerçek eğitim ise liderin yokluğunda da ilkenin yaşamasını sağlamaktır.
Bir öğretmenin en büyük başarısı öğrencisinin ömür boyu öğretmene bağımlı kalması değildir.
Öğretmen yanında yokken de doğru düşünebilmesidir.
Peygamberlik eğitimi açısından da benzer bir ilke düşünülebilir.
Peygamber insanları kendisine tapınmaya değil, Allah'a kulluğa çağırır.
Bu nedenle peygambere bağlılık, onun fiziksel varlığı olmadan da Allah'a sadakat gösterebilecek bir bilinç üretmelidir.
Buzağı olayı burada bir bağımlılık krizini de açığa çıkarır.
Musa yok.
Görünür güven merkezi kaybolmuş.
Toplum yeni görünür merkez üretmiş.
Bir buzağı.
İnsan belirsizliği sevmeyebilir.
Göremediği Allah'a güvenmek yerine, gördüğü nesneye sarılabilir.
Ama tevhid tam da insanın bu kontrol arzusunu kırar.
Allah:
senin yaptığın bir nesne değildir.
Senin grubunun mülkü değildir.
Senin arzularının sözcüsü değildir.
Senin kontrol edebileceğin bir güç değildir.
Sen O'nun kulusun; O senin aracın değildir.
Belki putperestliğin en derin tersine dönüşü burada gerçekleşir.
İnsan kendisine hizmet etsin diye bir tanrı üretir.
Sonra ürettiği tanrının hizmetkârı olur.
Gerçek tevhid ise insanı kendi üretimlerinin kölesi olmaktan kurtarır.
Bakara 51'in asıl sarsıcı sorusu bu nedenle yalnız:
“İsrailoğulları neden buzağıya taptı?”
değildir.
Daha rahatsız edici soru şudur:
“İnsan neden sürekli yeni buzağılar üretmeye ihtiyaç duyar?”
Belki cevaplardan biri şudur:
Çünkü görünmeyene güvenmek zordur.
Çünkü kontrolü bırakmak zordur.
Çünkü özgürlük zordur.
Çünkü insan bazen kendisinden büyük bir anlam ararken, sonunda kendi ellerinin yaptığı şeyleri kutsallaştırır.
Ve belki gerçek özgürlük, yalnız Firavun'dan kurtulmakla değil:
Kendi ellerimizle yeni Firavunlar ve yeni putlar üretmemeyi öğrenmekle başlar.
“İnsanın en tehlikeli putu bazen karşısında duran heykel değil, kendisini onsuz düşünemediği şeydir. Gerçek özgürlük, yalnız eski zincirleri kırmak değil; para, güç, kişi, fikir veya kendi egosu dâhil hiçbir yaratılmışı hayatının mutlak efendisi hâline getirmemektir.”
Ersan Karavelioğlu