📖 Bakara Suresi 31. Ayette “Allah Âdem’e Bütün İsimleri Öğretti, Sonra Bunları Meleklere Göstererek ‘Eğer Doğru Söylüyorsanız Bunların İsimlerini

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,700
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 31. Ayette “Allah Âdem’e Bütün İsimleri Öğretti, Sonra Bunları Meleklere Göstererek ‘Eğer Doğru Söylüyorsanız Bunların İsimlerini Bana Bildirin’ Buyurdu” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve İsimlerin Öğretilmesi, Dil, Bilgi, Kavramlaştırma, İnsan Zekâsı, Öğrenme Yeteneği, Bilginin Güç Oluşu, Meleklerle İnsan Arasındaki Fark Ve İnsanın Yeryüzündeki Halifelik Görevi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsan yalnız dünyayı görmez; ona isim verir, sınıflandırır, anlam yükler ve sonra o anlamlardan yeni bir dünya kurar. Bakara 31, insanın büyük gücünün kaslarında değil, gördüğünü kavrama, adlandırma ve bilgiyi nesilden nesile taşıma yeteneğinde saklı olabileceğini düşündürür.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 31. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin otuz birinci ayetinde anlam olarak şöyle buyrulur:


“Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, ‘Eğer doğru söyleyenlerseniz bunların isimlerini bana bildirin’ buyurdu.”


Bu ayet, bir önceki ayette başlayan insanın yeryüzündeki halifeliği meselesinin hemen ardından gelir.


Melekler:


“Yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?”


diye sormuşlardı.


Allah ise:


“Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.”


buyurmuştu.


Şimdi o bilinmeyen yönlerden biri görünmeye başlar:


İnsanın öğrenme ve bilgi üretme kapasitesi.


Âdem’e isimlerin öğretilmesi, insanın yalnız biyolojik bir varlık değil, anlam kurabilen ve bilgiyi taşıyabilen bir varlık olduğunu gösteren son derece güçlü bir sahnedir.


2️⃣ “Bütün İsimleri Öğretti” Ne Demektir ❓


Ayetteki en önemli ifade:


“alleme Âdeme’l-esmâe küllehâ”


yani:


“Âdem’e bütün isimleri öğretti.”


ifadesidir.


Buradaki “isimler”in tam olarak neyi kapsadığı konusunda klasik tefsirlerde farklı yorumlar vardır.


Bazıları bunun:


eşyanın isimleri,


varlıkların adları,


nesnelerin özellikleri


olduğunu düşünmüştür.


Başka yorumlarda insanın:


kavramlaştırma,


isimlendirme,


bilgiyi kategorilere ayırma


yeteneği öne çıkarılmıştır.


Ayet ayrıntılı bir liste vermez.


Fakat ortak nokta şudur:


Âdem’e bir bilgi kapasitesi kazandırılmıştır.


3️⃣ İsim Vermek Neden Bu Kadar Önemlidir ❓


Bir şeye isim vermek yalnız ses çıkarmak değildir.


İsim vermek, o şeyi zihinde diğer şeylerden ayırmaktır.


Mesela insan:


su,


taş,


ağaç,


kuş,


ateş


dediğinde gerçekliği kategorilere ayırır.


Bu işlem basit görünür.


Ama aslında insan düşüncesinin temelidir.


Eğer hiçbir şeyi ayıramasaydık:


hatırlamak,


öğrenmek,


iletişim kurmak,


bilim yapmak


çok zor olurdu.


Bu nedenle isimlendirme, insanın dünyayı zihinsel olarak düzenleme yeteneğinin temelidir.


4️⃣ Dil İnsan Zekâsının En Büyük Araçlarından Biri Midir ❓


Evet.


Dil yalnız düşüncelerimizi ifade etmez.


Düşüncelerimizin şekillenmesine de yardım eder.


Bir kavram için kelime oluşturduğumuzda onu:


hatırlayabilir,


başkasına aktarabilir,


üzerinde tartışabilir,


geliştirebiliriz.


İnsan:


adalet,


özgürlük,


ölüm,


sonsuzluk,


hakikat


gibi gözle doğrudan görülemeyen soyut kavramlar hakkında bile konuşabilir.


Bu, dilin insan düşüncesini somut nesnelerin çok ötesine taşıdığını gösterir.


Bakara 31 bu açıdan insanın dilsel ve kavramsal yeteneğini son derece merkezi bir konuma yerleştirir.


5️⃣ İnsan Sadece İsim Vermekle Mi Yetinir ❓


Hayır.


İnsan isim verir.


Sonra sınıflandırır.


Sonra ilişkiler kurar.


Sonra teoriler geliştirir.


Örneğin gökyüzüne bakar:


yıldız der.


Sonra farklı yıldızları ayırır.


Hareketlerini gözlemler.


Matematik geliştirir.


Astronomi kurar.


Sonra evrenin yaşını tartışır.


Bütün bu uzun bilgi zincirinin başlangıcında çok temel bir yetenek vardır:


Gördüğünü ayırabilmek ve adlandırabilmek.


İşte isimlerin öğretilmesi bu nedenle yalnız kelime öğrenmekten çok daha geniş bir insan kapasitesine işaret edebilir.


6️⃣ Bilgi İnsanın Halifelik Göreviyle Nasıl İlişkilidir ❓


Bakara 30 ile 31'i birlikte okumak çok önemlidir.


Önce:


“Yeryüzünde bir halife yaratacağım.”


denir.


Hemen ardından:


“Âdem’e isimlerin hepsini öğretti.”


ifadesi gelir.


Bu sıralama, halifeliğin bilgiyle ilişkili olduğunu düşündürür.


İnsan dünyayı yönetebilmek için onu anlamalıdır.


Toprağı tanımalıdır.


Suyu anlamalıdır.


Canlıları gözlemlemelidir.


Sonuçları hesaplamalıdır.


Bilgisiz güç tehlikelidir.


Bu nedenle insanın yeryüzündeki sorumluluğu yalnız iradeye değil, bilgi üretme kapasitesine de dayanır.


7️⃣ Bilgi Neden Güçtür ❓


Çünkü bilen insan çevresini değiştirebilir.


Ateşi anlayan insan onu kullanır.


Tarımı öğrenen insan şehirler kurar.


Metalleri tanıyan insan araç üretir.


Tıbbı öğrenen insan hastalıkları tedavi eder.


Elektriği anlayan insan teknolojik sistemler kurar.


Bilgi insana büyük bir güç verir.


Ama tam burada Bakara 30'un uyarısı geri döner:


Bozgunculuk ve kan dökme ihtimali.


Çünkü aynı bilgi:


hastalık iyileştirmek için de,


silah üretmek için de


kullanılabilir.


Dolayısıyla bilgi tek başına ahlak değildir.


Bilgi gücü verir; ahlak gücün yönünü belirler.


8️⃣ İnsan Zekâsının Asıl Gücü Bildiklerinde Mi, Öğrenebilmesinde Mi ❓


Belki de daha çok öğrenebilmesindedir.


Bir insan doğduğunda:


fizik,


matematik,


dil,


tarih


bilmez.


Ama öğrenebilir.


Bu son derece önemli bir özellik vardır:


potansiyel.


İnsan tamamlanmış bilgiyle doğmaz.


Öğrenerek büyür.


Yanlış yapar.


Düzeltir.


Yeni bilgiler ekler.


Bu nedenle Bakara 31'in insan tasviri:


“Her şeyi bilen insan”


değildir.


Tam tersine:


**“Öğrenebilen insan”**dır.


Bu ayrım çok önemlidir.


9️⃣ Bilginin Allah Tarafından Öğretilmesi Ne Anlama Gelir ❓


Ayet:


“Âdem isimleri kendiliğinden keşfetti.”


demez.


“Allah öğretti.”


der.


Bu, İslam düşüncesinde insanın bilgi kapasitesinin de ilahi bir nimet olduğunu gösterir.


İnsan:


aklını,


hafızasını,


dil yeteneğini,


öğrenme kapasitesini


kendisi yaratmamıştır.


Dolayısıyla bilgi insanı kibirli yapmak yerine tevazuya da götürebilir.


Çünkü kişi çok şey öğrenmiş olsa bile şu gerçeği hatırlar:


Öğrenebilme yeteneğinin kendisi de ona verilmiştir.


🔟 Meleklere Neden “Bunların İsimlerini Bildirin” Denildi ❓


Bu, insan ile melekler arasındaki farkın görünür hâle getirildiği sahnedir.


Allah meleklere varlıkları gösterir ve isimlerini söylemelerini ister.


Ama ayetin devamında onların bunu bilmedikleri ortaya çıkacaktır.


Bu, meleklerin değersiz olduğu anlamına gelmez.


Daha çok farklı varlıkların farklı bilgi ve görev alanlarına sahip olduğunu gösterir.


Melekler:


tesbih,


itaat,


kutsallık


ile öne çıkarılırken,


Âdem:


öğrenme,


isimlendirme,


bilgi


kapasitesiyle öne çıkar.


Bu farklılık insanın neden yeryüzündeki görev için özel bir potansiyele sahip olduğunu açıklamaya başlar.


1️⃣1️⃣ Meleklerin Bilmemesi Bir Eksiklik Midir ❓


Her bilmemek kusur değildir.


Bir varlığın bilmesi gereken ile bilmediği arasında fark vardır.


Meleklerin görevi bütün varlık isimlerini bilmek olmayabilir.


Ayet onları küçük düşürmez.


Tam tersine daha sonraki cevaplarında:


“Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur.”


diyerek bilgi karşısında örnek bir tevazu sergilerler.


Bu son derece önemli bir ders içerir:


Bilgili olmak kadar:


“Bilmiyorum.”


diyebilmek de bilgeliktir.


Çünkü gerçek cehaletin tehlikeli biçimlerinden biri, insanın bilmediğini bilmemesidir.


1️⃣2️⃣ İnsan Bilgisi Neden Sınırsız Değildir ❓


Âdem’e isimlerin öğretilmesi insan bilgisinin büyüklüğünü gösterir.


Ama bu, insanın her şeyi bildiği anlamına gelmez.


İnsan bilimi büyüttükçe yeni sorularla karşılaşır.


Bir şeyi çözer.


On yeni soru ortaya çıkar.


Evren hakkında çok şey biliyoruz.


Ama hâlâ:


bilincin tam doğası,


evrenin bazı temel bileşenleri,


hayatın birçok karmaşık mekanizması


hakkında büyük sorularımız vardır.


Bu yüzden bilgi arttıkça aslında bilmediğimiz alanların büyüklüğünü de daha iyi fark edebiliriz.


1️⃣3️⃣ Kavramlaştırma İnsanı Diğer Canlılardan Nasıl Ayırır ❓


Hayvanların da:


iletişim,


hafıza,


problem çözme,


öğrenme


yetenekleri vardır.


Bunu küçümsemek doğru olmaz.


Fakat insan özellikle:


karmaşık sembolik dil,


soyut kavramlar,


nesiller arası birikimli bilgi,


yazı,


matematik


konularında olağanüstü bir kapasite geliştirmiştir.


İnsan hiç görmediği şey hakkında konuşabilir.


Bin yıl önce yaşayan birinin düşüncesini okuyabilir.


Bin yıl sonra yaşayacak insana mesaj bırakabilir.


Bu, bilginin bireysel beyni aşarak medeniyete dönüşmesini sağlar.


1️⃣4️⃣ Yazı Ve Medeniyet “İsimlerin Öğretilmesi” Fikrinin Devamı Olarak Düşünülebilir Mi ❓


Doğrudan ayetin:


“Yazıyı kastediyor.”


dediğini söyleyemeyiz.


Fakat insanın dil ve bilgi kapasitesinin doğal sonuçlarından biri yazıdır.


Yazı sayesinde bilgi:


ölümden kurtulur.


Bir insan ölür.


Ama kitabı kalır.


Bir nesil gider.


Ama keşfi sonraki nesle ulaşır.


Böylece insanlık her kuşakta sıfırdan başlamak zorunda kalmaz.


Bilgi birikir.


Bu birikim:


bilim,


hukuk,


edebiyat,


felsefe,


teknoloji


ve medeniyet oluşturur.


İnsanın isimlendirme gücü böylece tarih kurma gücüne dönüşür.


1️⃣5️⃣ İsim Vermek Aynı Zamanda Kontrol Etmek Anlamına Gelebilir Mi ❓


Belirli ölçüde evet.


Bir şeyi tanımladığımızda üzerinde konuşabilir ve onu yönetebiliriz.


Bir hastalığa isim vermek:


tanı koymayı,


araştırmayı,


tedavi geliştirmeyi


kolaylaştırır.


Bir psikolojik duruma kavram verdiğimizde onu fark etmek kolaylaşabilir.


Ama bunun tehlikeli bir yönü de vardır.


İnsan isim verirken gerçekliği yanlış sınıflandırabilir.


Bir insana:


“düşman”,


“değersiz”,


“öteki”


etiketi koyduğunda artık onu gerçek bir birey olarak görmek yerine etiketten ibaret sanabilir.


Dolayısıyla isimlendirme hem bilgi hem ahlaki sorumluluk taşır.


1️⃣6️⃣ Dil Gerçekliği Aydınlatabileceği Gibi Çarpıtabilir Mi ❓


Evet.


Dil hakikati açıklamak için kullanılabilir.


Ama onu gizlemek için de kullanılabilir.


Bir savaş:


“operasyon”


diye yumuşatılabilir.


Bir haksızlık:


“zorunluluk”


diye sunulabilir.


Bir manipülasyon:


“iletişim stratejisi”


olarak adlandırılabilir.


İnsan kelimelerin gücüyle gerçeği daha iyi görebilir.


Ama aynı güçle gerçeğin üzerini de örtebilir.


Bu nedenle isimlerin öğretilmesi yalnız insanın zekâsını değil, dil kullanımındaki sorumluluğunu da düşündürür.


1️⃣7️⃣ Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Öz Muhasebe Olmalıdır ❓


İnsan kendisine şu soruları sorabilir:


Bilgimi kibir için mi, fayda için mi kullanıyorum?


Bilmediğim yerde “bilmiyorum” diyebiliyor muyum?


Öğrenme merakımı koruyor muyum?


Bir konuda fikrim var diye gerçekten bilgi sahibi olduğumu mu sanıyorum?


Kullandığım kelimeler gerçeği açıklıyor mu, yoksa onu gizliyor mu?


Öğrendiğim şeyler beni daha sorumlu mu, daha kibirli mi yapıyor?



Bu sorular, Bakara 31'i yalnız Âdem'in geçmişte yaşadığı bir olay olmaktan çıkarıp bugünkü insanın bilgi ahlakına dönüştürür.


1️⃣8️⃣ Yapay Zekâ Çağında Bakara 31 Nasıl Okunabilir ❓


Bugün insanlık bilgi üretme ve işleme konusunda çok farklı bir aşamaya gelmiştir.


Yapay zekâ sistemleri:


metin üretebiliyor,


dilleri çevirebiliyor,


görüntüleri analiz edebiliyor,


büyük veri kümelerinden örüntüler çıkarabiliyor.


Bu, insanın tarih boyunca biriktirdiği isimlendirme ve kavramlaştırma mirasının teknolojiye taşınmış hâli gibi görülebilir.


Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:


Bilgi işlemek ile ahlaki sorumluluk taşımak aynı şey değildir.


Bir sistem milyonlarca bilgiye erişebilir.


Ama:


hangi bilginin adil biçimde kullanılacağı,


hangi teknolojinin geliştirilmesi gerektiği,


gücün hangi sınırlarla kullanılacağı


soruları yine ahlaki karar gerektirir.


Bu nedenle bilgi çağında asıl mesele yalnız daha çok bilmek değil, bildiğimiz şeyle ne yaptığımızdır.


1️⃣9️⃣ İnsanın Gerçek Üstünlüğü Her Şeyi Bilmesinde Değil, Öğrenebilmesinde Ve Öğrendiğinden Sorumlu Olmasında Gizlidir​


Bakara Suresi'nin otuz birinci ayeti, insanlığın hikâyesine şaşırtıcı bir cevap verir.


Bir önceki ayette melekler:


“Kan dökecek ve bozgunculuk yapacak birini mi yaratacaksın?”


diye sormuştu.


Bu soru insanlığın karanlık potansiyelini gösteriyordu.


Şimdi ise başka bir potansiyel ortaya çıkar:


Bilgi.


Allah Âdem’e isimleri öğretir.


İnsan varlıkları tanır.


İsimlendirir.


Hatırlar.


Karşılaştırır.


Anlatır.


Sonra öğrendiklerini başkasına aktarır.


Bu basit görünen yetenek zaman içinde olağanüstü sonuçlar doğurur.


Bir çocuk birkaç kelime öğrenir.


Sonra cümle kurar.


Sonra kitap okur.


Sonra matematik öğrenir.


Sonra yıldızların hareketini hesaplar.


İnsanlığın bütün medeniyeti belki de bu temel yeteneğin büyütülmüş hâlidir:


Bilgiyi adlandırmak, saklamak ve aktarmak.


Bir insan ateşi keşfeder.


Bilgi başkasına geçer.


Tarım bulunur.


Nesiller öğrenir.


Yazı geliştirilir.


Bilgi artık insan ömrünü aşmaya başlar.


Sonra kütüphaneler kurulur.


Bilim gelişir.


Milyarlarca insanın zihinsel emeği birikerek bugünkü dünyayı oluşturur.


Bu açıdan Bakara 31 insanı yalnız:


“bilen varlık”


olarak değil,


“birikimli olarak öğrenen varlık”


olarak gösterir.


Ama bu büyük güç beraberinde büyük bir problem getirir.


Bilgi insanı otomatik olarak iyi yapmaz.


Bir bilim insanı ilaç geliştirebilir.


Başka biri kimyasal silah geliştirebilir.


Fizik bilgisi elektrik üretebilir.


Aynı fizik nükleer bomba yapabilir.


Psikoloji insanlara yardım etmek için kullanılabilir.


Aynı bilgiler insanların davranışlarını manipüle etmek için kullanılabilir.


İşte Bakara 30 ve 31 birlikte okunduğunda son derece modern bir sonuç ortaya çıkar:


İnsanın problemi bilgisizlik değildir sadece; bilgisini hangi ahlaki yön için kullandığıdır.


Meleklerin sorusu hâlâ geçerlidir:


“Bu güçle bozgunculuk mu yapacak?”


Âdem'e isimlerin öğretilmesi ise başka ihtimali gösterir:


“Bu güçle dünyayı anlayabilir ve geliştirebilir.”


İnsan tam bu iki ihtimal arasında yaşar.


Bilgi:


bir araçtır.


Onu yönlendiren:


karakterdir.


Bu nedenle insanın gerçek büyüklüğü:


kaç kitap bildiğinde,


kaç veri ezberlediğinde,


kaç teknoloji ürettiğinde


değil,


bilgisini ne için kullandığında ortaya çıkar.


Bir insan çok eğitimli olabilir ve zalim olabilir.


Başka biri büyük bilgiye sahip olup insanlığa hizmet edebilir.


Aradaki fark zekâ değil, ahlaki yön olabilir.


Ayetin bize bıraktığı bir başka büyük ders ise tevazudur.


Âdem öğrenmiştir.


Yani başlangıç noktası:


bilmemektir.


İnsan öğrenebildiği için değerlidir.


Her şeyi bildiği için değil.


Bu nedenle gerçek bilgi insanı:


“Ben artık her şeyi biliyorum.”


noktasına değil,


“Öğrenecek ne kadar çok şey var.”


noktasına taşımalıdır.


Belki bilgelik tam burada başlar.


Bilmediğini bilmek.


Öğrenmeye açık olmak.


Bilgiyi gösteriş değil sorumluluk görmek.


Ve kullandığımız her kelimenin bile dünyayı biraz değiştirebileceğini fark etmek.


Çünkü isim vermek masum değildir.


Bir şeye verdiğimiz isim, onunla ilişkimizin biçimini belirleyebilir.


Bir insana:


“düşman”


dersen başka davranırsın.


“komşu”


dersen başka.


“yük”


dersen başka.


“emanet”


dersen başka.


Kelimeler yalnız dünyayı anlatmaz.


Bazen nasıl bir dünya kuracağımızı da belirler.


Bakara 31 bu nedenle yalnız insan zekâsının övgüsü değildir.


Bilginin ahlakına dair büyük bir sorudur:


“Sana öğrenme, adlandırma ve anlam kurma gücü verildi; bu güçle nasıl bir dünya kuruyorsun?”


“Bilgi insanı büyük yapabilir; fakat ancak onunla birlikte sorumluluk da büyüyorsa. Âdem’e isimlerin öğretilmesi, insanın her şeyi bildiğini değil, öğrenmeye açık bir varlık olduğunu gösterir. Gerçek bilgelik ise bildiklerinden gurur duymaktan önce, bilgisini ne uğruna kullandığını sorgulayabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt